Uzun Mehmet bulmuş kömürü, Ereğli’de, yıl 1829…
İlk üretim de 1848’de…
Taşeron “Galata sarrafları”…
Koşullar ilkel, başlangıçta 40-50 bin ton civarında kömür çıkartılmış.
Bilâhare “Kırım Harbi”, İngiliz saltanatı devrede…
Asilzadeler üretime devam etmişler.
Nihayetinde devrin Kaptan-ı Deryası’na (ne âlâka?) devredilmiş
ve Maden Nazırlığı kurulmuş (1864).
Bu süreçte havzada büyük atılımlar gerçekleşmiş, üretim 1907 yılında 735.000 tona erişmiş…
I. Dünya Savaşı’nda ise faaliyet gerilemiş, bölge Fransızlar tarafından işgal edilmiş…
Bu arada Çinlilerin kömürü milattan önce bulduğunu hatırlatalım…
Avrupa’da kullanımı ise on sekizinci yüzyılda, sanayi devriminin hemen öncesinde.
Zaten bu bilgiler ışığında manzaraya baktığımızda geri kalmamızın başlıca
nedenlerinden birine şahit oluyoruz…
O da ENERJİ.
Enerji mühim mesele, endüstriyel devrimin katalizörü…
Karanlığı aydınlık yapan güç…
Toplumsal ilerlemenin temel unsuru…
Üretim ilişkilerinde sınıfsal ayrışmanın kalite belgesi…
Bağımsız ülkelerin vazgeçilmezi…
Onurlu dış politikanın teminatı…
Daha da ötesi; devrimlerin canı, kanı!
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk elektrik santrali (kömürle çalışan) yirminci yüzyılın
başlarında açılmıştı. Silahtar’daki santralin işletme hakkı da Avrupalı şirketlere ihale edildi.
İlk elektrik de Dolmabahçe’ye verildi, Padişah Hazretleri cariyeleriyle kesintisiz oynaşsın diye!
Anadolu yakası 1926, Göztepe ise 30’lu yıllarda elektriğe kavuştu…
O tarihlerde gençlik çağını yaşayan üstat Çetin Altan dedesinin köşkünde Marx okuyor,
sosyalist Türkiye’nin hayâllerini kuruyordu!
Dedim ya, bir ülke için enerji önemli.
Bazı toplumlarda endüstriye dayanmayan devrimler bile benimsenip kökleşemiyor…
Örneğin yetmiş yıllık Sovyet deneyimi; geldiği nokta ortada…
Çin: Komünist parti eliyle kapitalizme tam teslimiyet…
Hindistan: Gandi’nin ruhuna rahmet okutan denemeler…
Küba: Liderin sağlığına endeksli, ondan sonrası allah kerim!
Kuzey Kore: Tahammülü zor manyak bir diktatörün zalim pençesinde…
Türk devrimi: O özel, sanki darbeler silsilesi, tarihin akışına inat geri viteste…
Şu anda da sultanın “ustalık” döneminde!
Ne kaldı geriye?
Kömür karası vatan, Soma, yitip giden 301 can…
Yemişim demokrasiyi, yemişim cumhuriyeti…
Ne diyor diyalektik: “Her şey zıttıyla mevcuttur.”
Nerde adam gibi patron, nerde örgütlü işçi?
Böyle başa böyle tarak misali…
Tencere yuvarlanıp kapağını buluyor…
Sonra ikisi birden Tayyip’e koşuyor!
Söylesenize; “hak, hukuk, adalet, eşitlik, uygarlık” bu işin neresinde?
Yeter ki lastik patlamasın, kaza olmasın…
Alan razı veren razı…
Hele hele de SENDİKA…
Sözün bittiği yer; ne kitaba sığar ne vicdana…
Yalnız kirli cüzdanlar, ahlâksız servetlerde yaşar ki…
İşte bütün mesele!
21 Mayıs 2014
.
CNN'de Ahmet HAKAN programı...
Kurtarma ekibinde görev alan bir işçi anlatıyor:
"El ele ölmüşler..."
Tanrım; bu nasıl manzara, bu nasıl acı?
Dayanamadım, televizyonu kapattım...
İçimde derin bir sızı...
Nazizm'in gaz odaları geldi aklıma...
Vahşet, vahşet, vahşet...
Ve canım ülkemin yoksul çocuklarına...
Bir avuç kömür, bir lokma ekmek için...
Layık görülenler reva mı?
Lânet olsun sebep olanlara, kahrolsunlar...
Yansın yürekleri, dilerim kömür aleviyle...
İşte o zaman, ilahi adalete inanırım!
M.C.
20 Mayıs 2014
YORUMSUZ
.

Torunum geldi bugün…
Her zamanki gibi neşesi yerinde….
Güldü, oynadı, zıpladı…
Zaman ilerledi ve durgunluğumu fark etti…
Dedi ki “Neyin var Dede, hasta mısın?”
Gel de cevap ver; Soma’yı, maden işçilerinin dramını anlat.
Sustum…
Bir torunuma baktım bir de geleceğe…
İçim acıdı derinden, gözlerim nemlendi…
Sessizce ağladım, gözyaşlarım aktı yüreğime.
M.C.
13 Mayıs 2014-Feneryolu
.
Her zamanki gibi neşesi yerinde….
Güldü, oynadı, zıpladı…
Zaman ilerledi ve durgunluğumu fark etti…
Dedi ki “Neyin var Dede, hasta mısın?”
Gel de cevap ver; Soma’yı, maden işçilerinin dramını anlat.
Sustum…
Bir torunuma baktım bir de geleceğe…
İçim acıdı derinden, gözlerim nemlendi…
Sessizce ağladım, gözyaşlarım aktı yüreğime.
M.C.
13 Mayıs 2014-Feneryolu
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
19 Mayıs 2014
Sessiz yalnızlık!
.Duruşun belli olsun arkadaş.
Lütfen kıvırtma.
Çık ortaya…
Babalar gibi “seviyorum” de.
Kim karışabilir ki…
Alt üstü sahip olduğun bir oy…
Onu da tepe tepe kullan.
Ayrıca Tayyip’i sevmek suç değil.
Belki körleşme belki çıkar…
Her neyse.
Anlıyorum bencilsin…
Yoksul halkını dert etmiyorsun..
Yine de 301 rakamının altını çiz.
Düşün üzerinde derin derin…
Dikkat et, 301 kurban…
Kömüre feda edilen can…
Farkında mısın?
Maden ocağında…
Kömür karası alın terine karışır.
Dans eder ölüm…
Artık insanî değerler yoktur…
Hırs, ihtiras, kâr…
Zil takıp oynar.
İşçi hüzünlü ve korkak…
Yüreğinde tanrısı!
Patron mutlu ve alçak…
Elinde banka cüzdanı!
Şerefsiz bir ilişkidir bu…
Emekçi masum, işveren hain…
Kader bu ya…
İkisi buluşmuştur yerin altında…
Birinin bedeni, diğerinin istikbâli…
Cennettir patronun dünyası…
Toprağın altıysa zor ve çetin…
Üretim yapmak eziyetli…
Tehlike çok, ölüm kokar maden.
Gecikir mi kaza…
Adı: Kaza, aslında ihmal, ilkellik, vahşet…
Başlıyor katliam…
Güvenlik için esirgenen paralar kan olarak fışkırıyor...
Yangın var yangın…
Maden ocağı cehennem…
Genç bedenler alevlere karışıyor.
Bir ses duyuluyor ocaktan…
Dua sesi…
Yardımdan umudu kesenler tanrıya yalvarıyor…
“Kurtar bizi!”…
Ve sonra ölüm kokan sessizlik…
Evet arkadaş…
Duruşun belli olsun.
Patronlardan, Tayyip’ten yana mısın?
Yoksa emekten, insanlık onurundan mı…
Yalvarırım karar ver…
Eğer tercihin işveren-devletten yanaysa…
N’olur uzaklaş, git, defol, kahrol…
Beni acımla, çaresizliğimle, yalnızlığımla baş başa bırak!
Macit CÜNÜNOĞLU
.
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
18 Mayıs 2014
Bir bahar sabahı...

.
Bugün Pazar, güneşli bir İstanbul sabahı.
Masmavi gökyüzü, hafif serinlik insanı ürpertiyor.
Bahar tüm güzellikleriyle içimizde…
Doğa uyanmış, gülümsüyor çiçekler…
Kuşlar bile bir başka ötüyor…
Davet ediyor denizlere…
Gönüller yorgun, yürekler yaralı…
Söz dinlemiyor bahar…...
En derinden hayatı sarmalıyor…
Sımsıcak, bırakmamacasına…
Bahar geldi İstanbul’a.
Nazım’ın ceviz ağacı coşmuş Gülhane’de…
Şiirler saçıyor gölgesine.
Orhan Veli İstanbul’u dinliyor…
Kanat çırpıyor Yelkovan kuşları.
Aşiyan'da Fikret…
Eteklerinde saltanatın kalemi Yahya…
Yanı başında huzursuz huzurlu Tanpınar…
Az aşağıda aşkın ölümsüz tanığı Atilla.
Yeşilçam geçmişte kalan bir rüya…
Onurlu sefaletin senaryoları elde…
Orhan Kemal yine işsiz, yine ekmek parası peşinde…
En yakın dostu Otyam…
İnadına üretiyor, sergiler açıyor doya doya…
Akdeniz’den selâm gönderiyor çılgın İstanbul’a.
Ada vapurları Melih Cevdet’e nazire yaparcasına sessiz…
Tadı yok yolcuların…
Gözler Sait Faik’i arıyor Burgaz’da…
Komşusu Hüseyin Rahmi her zamanki gibi hüzünlü…
Şarkı dinliyor Yesari Asım’dan…
Heybeli’de mehtap yalnız…
Lüle saçlı sarışın hayâl artık…
Sonsuzluğa göç edeli asırlar olmuş.
Yıllara rağmen hafızalar yaşıyor.
Resmî geçit yapıyor dostlar birer birer…
Martıların çığlığı eşliğinde.
Ahmet Rasim köşe başında, çilingir sofrası önünde…
Bab-ı âli yokuşunu tırmanıyor Aziz usta.
Sen çok yaşa Mehmet Kemal..
Sayende insan öğlen rakılarını özlüyor.
Şemsi Paşa neşeli bugün…
Sahilinde eski yüzler…
Kimler mi?
Biz, bizler…
Yetmez mi?
Gözlerim, ellerim, yarınlarım kömür karası…
Teslim olmuşum Güzel Marmara’ya…
Boğaz’daki saraylara haykırıyorum;
“Sultan sultan, çık dışarı oynayalım!”
Duyuyor İstanbul, başı öne eğik, mahcup…
Utanıyor böyle bir alçağı bağrından çıkarttığı için…
Utanıyor Kasımpaşalısından, delikanlısından…
Sınıfına ihanet eden adi bir insan müsveddesi yarattığı için!
Macit CÜNÜNOĞLU
www.gazetemarjinal.com
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
17 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
16 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||||
| ||||||||||||
15 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
14 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
13 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
11 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
10 Mayıs 2014
Batılılaş(ma)!
.
“Batılılaşma”, daha doğrusu kendin olmaktan vazgeçme.
Tanzimat’tan günümüze tartışılan kavram!
Dile kolay, yaklaşık 200 yıllık süreçten söz ediyoruz.
Son yarım yüzyıldır da AB kapısı önünde atmadığımız takla, girmediğimiz kılık kalmadı.
Sonuç hüsran!
Hatta vize belâsı dâhi kalkmadı, elçiliklerin, konsoloslukların önünde kümelenmeye devam…
Ve binlerce öykü: yok efendim İtalyan görevli kaşımı, İspanyol duruşumu,
İngiliz asaletimi, Alman hesap cüzdanını beğenmedi türünden!
M.Kemal de batıyı işaret ederek hedef koymuştu: “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı”… Lâkin toplumsal yaşam kalitesini yükseltmek ideali başka bir şey…
Çünkü kimseye batı için ruhunuzu satın dememişti!
O bir nevi Anadolulu Meiji, ünlü Japon imparatoruydu.
Meiji 1868 - 1912 yılları arasında saltanat sürmüş ve 44 yıl da Japonya’ya çağ atlatmıştı…
Gecikmeli Rönesans (aydınlanma), endüstri toplumuna hızla yöneliş…
Ancak bu devirde çekik gözlülerin ne huyu ne suyu değişti…
Değerlerini de koruyarak tarih sahnesinde onurla yerlerini almışlardı
ve hâlâ da bu özelliklerini kararlılıkla sürdürüyorlar.
Bir de Osmanlı’ya bakalım, Tanzimat sonrasına…
Padişahların izniyle yabancılar ha bire okullar açmışlar,
Hristiyan kültürünün egemen olduğu…
Bu bağlamda:
İngilizlerin yaklaşık 30 okulunda 3 bin,
Fransızların 60 okulunda 9 bine yakın,
Almanların 13 okulunda bin,
Amerikalıların 190 okulunda 15 bin civarında Osmanlı öğrencisi okumaktaydı.
Niçin?
Cevap açık ve kesin, hedef sadece ve sadece Batılılaşmak…
Ve bu okullarda yabancı dil bilen aydınlar yetiştirerek feodal yapıdan kurtuluş için
halkın eğitimini sağlamak, peşinden de Avrupalı gibi yaşayan toplum yaratmak!
Öperim seni, okulların sahibi Batı da öyle diyordu:
“Hele şu sürünen Osmanlı’yı uyandırıp kalkındıralım…
Onlar da hak ettikleri safta, yanı başımızda yer alsın!”
Sorarım size; yeryüzünde, insanlık tarihinde böyle güzellik var mı?
Kardeşin kardeşe yapmadığını yedi düvel düşene yapacak…
Üstelik Müslüman ağırlıklı topluma!
Geçiniz, zaten bu yolla ilerleme sağlansaydı ne Afrika kara kaderine,
ne de Hindistan, Çin gibi ülkeler alçak sürünmeye mahkûm olurdu!
Gelelim düne, Cumhurbaşkanı hazretlerimiz lütfedip Batı hakkında demeç vermiş…
Diyor ki, “İçe kapanarak bu işler yürümez!”
Millî iradenin biricik sevgilisi Başbakanımız da “Batı ırkçılık yapıyor, bizim de gururumuz zedeleniyor!” diyerek mevzuyu zenginleştirmiş.
Ne kadar haklılar, ne kadar veciz sözler!
Gel gör ki on iki yıldır İskilipli Hoca’nın akıbetini dillendirenler (ki İskilipliyi yakinen tanırım, hemşerim sayılır) Uludere üzerine bombaları yağdırırken karanfil attıklarını mı sanıyorlardı?
Yoksa ırkçılığın derin izlerinden giderek tarihsel görevlerini mi ifa ediyorlardı?
Ayrıca içe kapanma meselesi; ayıptır söylemesi, biz toplum olarak uzun yıllardır içe dönük yaşıyoruz, dünyadan izole olmuş…
Yüzümüz yalnızca Malezya’ya, Hamas’a, İhvan’a, Mekke’ye, Medine’ye yönelik… ;
Ne Freedom House raporu, ne insan hakları, ne özgürlükler umurumuzda!
Macit CÜNÜNOĞLU
.
“Batılılaşma”, daha doğrusu kendin olmaktan vazgeçme.
Tanzimat’tan günümüze tartışılan kavram!
Dile kolay, yaklaşık 200 yıllık süreçten söz ediyoruz.
Son yarım yüzyıldır da AB kapısı önünde atmadığımız takla, girmediğimiz kılık kalmadı.
Sonuç hüsran!
Hatta vize belâsı dâhi kalkmadı, elçiliklerin, konsoloslukların önünde kümelenmeye devam…
Ve binlerce öykü: yok efendim İtalyan görevli kaşımı, İspanyol duruşumu,
İngiliz asaletimi, Alman hesap cüzdanını beğenmedi türünden!
M.Kemal de batıyı işaret ederek hedef koymuştu: “Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmayı”… Lâkin toplumsal yaşam kalitesini yükseltmek ideali başka bir şey…
Çünkü kimseye batı için ruhunuzu satın dememişti!
O bir nevi Anadolulu Meiji, ünlü Japon imparatoruydu.
Meiji 1868 - 1912 yılları arasında saltanat sürmüş ve 44 yıl da Japonya’ya çağ atlatmıştı…
Gecikmeli Rönesans (aydınlanma), endüstri toplumuna hızla yöneliş…
Ancak bu devirde çekik gözlülerin ne huyu ne suyu değişti…
Değerlerini de koruyarak tarih sahnesinde onurla yerlerini almışlardı
ve hâlâ da bu özelliklerini kararlılıkla sürdürüyorlar.
Bir de Osmanlı’ya bakalım, Tanzimat sonrasına…
Padişahların izniyle yabancılar ha bire okullar açmışlar,
Hristiyan kültürünün egemen olduğu…
Bu bağlamda:
İngilizlerin yaklaşık 30 okulunda 3 bin,
Fransızların 60 okulunda 9 bine yakın,
Almanların 13 okulunda bin,
Amerikalıların 190 okulunda 15 bin civarında Osmanlı öğrencisi okumaktaydı.
Niçin?
Cevap açık ve kesin, hedef sadece ve sadece Batılılaşmak…
Ve bu okullarda yabancı dil bilen aydınlar yetiştirerek feodal yapıdan kurtuluş için
halkın eğitimini sağlamak, peşinden de Avrupalı gibi yaşayan toplum yaratmak!
Öperim seni, okulların sahibi Batı da öyle diyordu:
“Hele şu sürünen Osmanlı’yı uyandırıp kalkındıralım…
Onlar da hak ettikleri safta, yanı başımızda yer alsın!”
Sorarım size; yeryüzünde, insanlık tarihinde böyle güzellik var mı?
Kardeşin kardeşe yapmadığını yedi düvel düşene yapacak…
Üstelik Müslüman ağırlıklı topluma!
Geçiniz, zaten bu yolla ilerleme sağlansaydı ne Afrika kara kaderine,
ne de Hindistan, Çin gibi ülkeler alçak sürünmeye mahkûm olurdu!
Gelelim düne, Cumhurbaşkanı hazretlerimiz lütfedip Batı hakkında demeç vermiş…
Diyor ki, “İçe kapanarak bu işler yürümez!”
Millî iradenin biricik sevgilisi Başbakanımız da “Batı ırkçılık yapıyor, bizim de gururumuz zedeleniyor!” diyerek mevzuyu zenginleştirmiş.
Ne kadar haklılar, ne kadar veciz sözler!
Gel gör ki on iki yıldır İskilipli Hoca’nın akıbetini dillendirenler (ki İskilipliyi yakinen tanırım, hemşerim sayılır) Uludere üzerine bombaları yağdırırken karanfil attıklarını mı sanıyorlardı?
Yoksa ırkçılığın derin izlerinden giderek tarihsel görevlerini mi ifa ediyorlardı?
Ayrıca içe kapanma meselesi; ayıptır söylemesi, biz toplum olarak uzun yıllardır içe dönük yaşıyoruz, dünyadan izole olmuş…
Yüzümüz yalnızca Malezya’ya, Hamas’a, İhvan’a, Mekke’ye, Medine’ye yönelik… ;
Ne Freedom House raporu, ne insan hakları, ne özgürlükler umurumuzda!
Macit CÜNÜNOĞLU
.
09 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
08 Mayıs 2014
Ayasofya'dan çıktım yola...
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
05 Mayıs 2014
Yarın 6 Mayıs
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
02 Mayıs 2014
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...
