09 Haziran 2023
BORABOY YOLUNDA
08 Haziran 2023
TARİHİN IŞIĞINDA
Yıllardır yaşadığım kenti yazdım.
İstanbul'u, ömrümün geçtiği eşsiz şehri.
Son bir kaç yıldır da doğduğum toprakları yazıyorum.
Amasya'yı, Anadolu'nun müstesna kentini.
Benim için o kadar değerli ki her bir köşesini anlatmaktan
müthiş keyif alıyorum.
Hele Yeşilırmak vadisini dile getirmek aşkların en güzel ifadesi.
Tabii ara sıra dağlarına tırmanmaktan da geri durmuyorum.
Çocukluğumdan beri yüksekleri severim.
Sert esen rüzgârlarla birlikte ruhumda özgürlüğü hissederim.
Olağanüstü bir duygudur.
Tüm yaşanmışlıkları geride bırakarak bulutları yakın olmak...
Hayâl dünyamın derinliklerinde seyahat etmek...
Mutluluktan öte zevke dönüşür.
Ayrıca yaşayanlarına anlamlı değer katmak hiçbir kente nasip olmamıştır.
İşte Amasya böyle bir yerdir.
Yeter ki ona sevgiyle bakıp gönlünüzü açın.
Dostlukla sarıp sarmalar sizi, bir de sevda ateşi düşürür yüreğinize...
Artık hiç ayrılamazsınız.
Evet, değerli hemşerilerim…
Şarkı da olduğu gibi Amasya’yı uzaktan sevmek aşkların en güzeli…
Diye göndermelerde bulunsam da yine de birebir yaşamak apayrı bir heyecan olsa
gerek.
Düşünsenize, çıplak gözle durgun akan Yeşilırmak’ı seyretmek…
Dağlarında çiğdemler toplamanın sevincini duymak…
Çınar altlarında semaver çaylarını doya doya içmek…
Tarihe merakınız varsa, ziyaret ettiğiniz kaya mezarlarında saatlerce krallarla
sohbet etmek…
Medreselerin labirentlerinde dolaşıp çilehanelerinde tefekküre durmak…
Söylesenize, kaç kula nasip olur?
Ah Amasya ah!
Aşkım, sevdam benim.
O kadar çok şey öğrendim ki senden.
Aslında çok birlikte olamadık, ben de biliyorum.
Yine de karakterimi belirledin.
Hepsinden önemlisi de bereketli toprağının kıymetini anladım.
Yalnız meyven sebzenle değil, yetiştirdiğin insanlarınla da yol gösterici
oldun.
Hatta biraz abartarak söyleyeyim, ışık saçtın uygarlığa.
Selçuklu devirlerinde isyanların en kralı sende yaşandı…
Osmanlı’nın şehzadeleri vadinde yetişti…
Cumhuriyet’in işaret fişeği de sende çaktı…
Ve bugünlere geldik.
Ancak son halinden memnun değilim.
Zaten benim gibi düşünen de epeyce fazla.
Belki sesleri duyulmuyor ama eski Amasya’ya duyulan özlem giderek artıyor.
Çünkü geçmiş mimari büyük ölçüde yok edildi.
Onun yerine Türklerin çok sevdiği beton canavarı egemen oldu.
Hatta sokaklar, mahalleler yıkımdan nasibini aldı.
İmar alanları yaratacağım diye kentin kalbine âdeta hançer soktular.
Tarihsel hafızası olan bir yığın mekân politik hırslar uğruna ortadan
kaldırıldı.
Cehaletin, insafsızlığın adı modernleşme oldu.
Bağlar bahçeler zararlı mecralar olarak görülüp rant uğruna görgüsüz
müteahhitlere teslim edildi.
Bu arada çirkin görünüşlü camiler yapılması da ihmal edilmedi.
Oysa önlerinde Selçuklu’nun Burma Minaresi, Osmanlı’nın Beyazıd Paşa’sı gibi
güzel örnekler vardı…
Ancak niyetler bozuk olunca, oy devşirmek için her mahalleye mavi boncuk
dağıtıldı.
Ve geldik bugüne.
Amasya ağlar biz ağlarız sessizce…
Yeşilırmak Karadeniz yolculuğunda yine durgun akar…
Tarih baba boş durmaz, olan biteni kaleme alıp bir köşeye yazar…
Benim yaptığım gibi.
Macit CÜNÜNOĞLU
07 Haziran 2023
BÜYÜKLERE MASALLAR!
Sanki masal dünyasında yaşıyoruz.
Hikâyeler var gerçek değil, kahramanlar var hiç yaşamamışlar.
Bilgiye ulaşmanın metotları değişmiş, belge dokümanın hükmü kalmamış…
Kulaktan duyulanlarla düşünce dünyamız, hayat görüşlerimiz oluşuyor.
En kötüsü de önyargılar tarih karşısında objektif bakış açımızı engelliyor.
Ama farkında değiliz.
Taktığımız at gözlükleri öylesine bağımlılık yaratmış ki, empati yeteneğimizi
köreltmiş.
Tüm bunları niçin mi yazdım?
Evet, bilgi sahibi olmadan fikir üreten insan sayısı toplumda her geçen gün
maalesef artıyor.
Ama her konuda, tamam; halkımız iyi bir futbol
yorumcusudur, bu özelliğini anladık…
Ya tarih mevzularına ne demeli?
Şaşılacak derecede görüş zenginliği var!
Hatta o seviyede ki, mevzu Sümerlerin Türk’lüğüne kadar varıyor!
Tabii beyinsel dokular milliyetçilikten beslendiği ölçüde de Kızılderililerin Türk’lüğü
bile tartışılıyor!
Hâl böyle olunca entelektüel düzey yerlerde sürünüyor.
Sanılıyor ki “Tarih” dediğimiz geçmişin yazılı metinleri futbol taraftarı gibi
bizi kamplara bölüyor.
Evet, maalesef de bölüyor.
Çünkü resmi ideoloji baştan aşağı yalan üzerine kurgulanmış…
Karşımıza kutsanan, kusursuz bir devlet anlayışı çıkıyor…
Ama her alanda, 1915’de, Koçgiri’de, Dersim’de…
Yapılan katliamların haddi hesabı yok.
Tarihi gerçekleri sergileyince yaygara kopartan çok.
Sanırsınız ki itirazcıların pek çoğu Bardakçı zadenin rahle-i tedrisatında
yetişmiş!
Normaldir, her yerde onlar var.
Okullarda, kitaplarda, televizyonlarda ve siyasette…
Tek tahammül gösteremedikleri “akıl”.
Ancak bugüne kadar “tarih” diye
anaokulundan başlayarak okutulan eksik ve yanlış geçmiş hikâyelerin, söyletilen
marşların, çocuktan, yetişkin kişiye kadar toplumsal bellekte yarattığı derin
tahribatı görmezden gelemeyiz.
Bu tahribat iledir ki; hafızası boşaltılmış ve yeniden yüklenmiş, hakikati
öğrenmekten ve hatırlatılmasından korkan, hamasete tapan insanlar yetiştirilir,
yetiştirilmiştir, yetiştirilmektedir.
Bu yolla yetişen, kendine benzemeyenden nefret etmeyi
“vatanseverlik” diye beller.
Nefret, vatanseverlik ve “milli birlik-beraberlik” için olmazsa olmaz kabul
edilir!
Eşit haklı yurttaşlar olarak, başka din ve dilden
insanlarla bir arada yaşamayı istemek “ihanet” sayılır!
Macit CÜNÜNOĞLU
05 Haziran 2023
YAŞASIN HAYAT
Torunum Nehir dünyaya geleli dokuz yıl olmuş.
Zaman ne de çabuk geçiyor.Doğal olarak ben de onların büyümelerini bekliyorum
Ayrıca geçen hafta bir torunum daha hayatımıza katıldı.
Oh ne güzel, habire çoğalıyoruz.
Oysa Amasya’dan gençlik yıllarımda ayrılmıştım…
Ver elini İstanbul.
Aradan yarım yüzyıl geçmiş.
Şimdi 73’lük bir dede, iki evlat, dört torun.
Ahenk içinde sonsuzluğa ilerliyoruz.
Bütün mesele her şeye rağmen mutlu olmayı becerebilmek.
Zaten hayatın sırrı da burada gizli değil mi?
Ama zor, belki bireysel olarak mümkün.
Fakat ülkenin gidişatı, canım halkımın çektiği sıkıntılar…
Düşündükçe iç sıkıntılarımın başlıca sebebi oluyor.
Elbette vurdum duymaz kişilikler için tespitlerim geçerli değil.
Sadece insan olmayı başarmış karakterlerden söz ediyorum.
Vicdan sahibi, hak hukuk adalet eşitlik özgürlük isteyenlerden.
İşte böyle dostlar, yeni yıl dedik ortasına geldik, bahar dedik
yazın kapısını araladık.
Bir biçimiyle ömürler geçiyor.
Tahminimce Amasya’nın en güzel mevsimi bu zamanlar.
Kirazlar, kayısılar, şeftaliler…
Bereketli topraklarımızın lezzetli ürünleri.
Sofralardaki yerini çoktan almışlardır.
Bu arada Amasya’nın kadim halklarından Ermeni kardeşlerimiz
kentimizi ziyarete gelmişler.
Çok mutlu oldum, keşke birlikte olma şansını yakalayabilseydim…
Olmadı işte, belki başka bir zaman.
Yine de gönlüm onlarla birlikte.
Ester’le, Piyer’le, Kevork’la, Artin’le…
Dilerim doya doya gezip eğlenirler.
Aslında böylesi renkliliğin zenginlik olduğunu pek çoğumuz
yaşarken fark etmedi.
Ne zaman ki kökleri sıfırlandı, o zaman kıymete bindi.
Veya yaşlar kemale erince geçmişin değerleri daha da özlenir oldu.
Çünkü büyük kentlerin yaşam temposu gerçekten yorucu.
İnsanca mı yaşıyoruz, eksik gedikleri görmez isek evet.
Ama dostluk, yakınlık, sıcak ilişkiler…
Nerdeee!
Dün Kadıköy’de bir sitenin bahçesinde torunumun yaş gününü kutladık.
Ve orada düşündüm ki, dünürümün aile bireylerini yılda iki kez görüyorum.
Oysa entelektüel seviyeleri üst düzeyde, gençler iyi yetişmiş,
herkes işinde gücünde.
Ama ayrı ayrı hayatlar yaşandığı için kazına kazına muhabbet yok.
İşte çağın dayattığı koşullar.
Yalnız bireyler, apartmanla sınırlanmış çevre ilişkileri.
Ve önemlisi de sohbetin içinde sanat yok.
Sadece bıktırıcı siyaset, 28 Mayıs depreminin derin muhasebesi…
Offf!
Hiç haz etmediğim mevzular.
Halbuki bulunduğumuz ortam bahçe içinde, papatyalar sarmış dört bir tarafı.
Az ilerde sakura ağaçları, koyu kırmızı yapraklarıyla bizlere el sallıyor.
Büyük torunum 12 yaşında, boy 1.80’e yaklaştı, ayak numarası 42.
FB’li voleybolcu babaannesi ile manşet çalışıyor.
Ben de kalabalığın arasında arpacık kumrusu gibi düşünerek…
Yarınlara umut dolu selâm yolluyorum…
Ve diyorum ki her şeye rağmen hayat güzel.
Macit CÜNÜNOĞLU
03 Haziran 2023
MUTLULUK SANATI
Bu sabah Andrea Bocelli şarkılarıyla güne merhaba dedim.
Dünyaca ünlü tenor 58 doğumlu olup Toskanalıdır.
Hani şu bağlarıyla şaraplarıyla ünlü İtalyan şehri.
Ancak sanatçımız kördür, aynı zamanda da hukukçu.
Fakat müthiş sesiyle insanı sarar başka dünyalara götürür.
Hatta Celine Dion demiştir ki,
“Tanrının şarkı söyleyecek bir sesi olsaydı,
Andrea Bocelli’ye çok benzerdi.”
Bu tür ustalar; Pavarotti, Domingo, Carreras gibiler operayı
gerçekten dünyaya tanıtıp sevdirmişlerdir.
Ben de sıkı takipçilerindenim, fırsat buldukça dinlerim.
Evet, her zamanki gibi müzik eşliğinde hafta sonuna giriş yaptım.
Doğal olarak günlük gazete başlıklarına göz attım.
Bu arada Instagram’da dostlarımın sayfasını ziyaret ettim…
Bir de ne göreyim, çok sevdiğim yakın dostum kardiyolog demiş ki,
“Cehaletin mutluluk getirdiği yerde, zeki olmak aptallıktır.”
Haydaaa, bu lafın neresinden tutacaksın?
Kadın, üstelik profesör resmen iktidara oy verenlere çakıyor,
muhalifleri de çaktırmadan zeki sınıfına koyuyor.
Özetle mutlu olmanın sihirli formüllerine aklı sıra gönderme yapıyor.
Sevsinler, demek ki Tayyip’e üçte iki oranında oy veren
sevgili hemşerilerim cahiller, ben de Kadıköy’de yaşadığım için,
ki bay Kemal’e % 82 destek çıktı, hem zekiyim hem de aptal
olmak hakkına sahibim.
Öncelikle vurgulamak isterim ki hayat bu kadar basit değil.
Tamam, memleketim Amasya kitap okuma oranı sıralamasında
en altlarda…
Eyvallah, ancak bu halkın cahil olduğunu göstermez.
Ayrıca zeka seviyesi vatandaşın oy tercihlerine göre belirlenmez.
Örneğin rahmetli anacığım ilkokul mezunu bile değildi,
okuma yazmayı kardeşlerinden öğrenmişti.
Ama kocasından öğrendiği Osmanlı tarihini ezbere bilirdi.
Hatta otorite sayılacak kadar Padişah ailelerini torun torbaya
kadar anlatırdı.
Dolayısıyla bu dünyada mutlu olmak apayrı bir iştir.
Diploma da saadetin pasaportu değildir.
Siyasetle de uzaktan yakından ilişkisi yoktur.
Nice entelektüel tanıdım, evinde huzur dirlik rastgele…
Nice maraba, çoban tanıdım…
Gülümsemeleri, yaşam sevinçleri ömre bedel.
O nedenle ne demiş atalarımız: “Büyük lokma ye, büyük laf etme.”
Aynen katılıyorum.
Neyse bu akşam davetliyim.
Atlayacağım TOGG’uma, ver elini Çankaya…
Reisimiz üçüncü kez oturacak tahtına.
Yedi düvelin temsilcileri orda, mehteran çalıyor,
Ceddin deden, neslin baban…
Ohhh, gel keyfim gel.
Şampanya kadehim elimde, zevkten dört köşeyim.
Elbette cahilim, üstelik zeki de değilim.
Ama mutluyum…
Bu da kapak olsun entel dostlarıma!
Macit CÜNÜNOĞLU
02 Haziran 2023
HAYAT PAYLAŞTIKÇA GÜZEL
Güne Fransız şansonları dinleyerek başladım.
Ruhuma iyi geliyor, müziğin derinliğini hissettikçe
uzun yolculuklara çıkıyorum.
Madem Reis servet beyanında bulunmuş, ben de bulunayım.
Gönül gezgini olarak tek servetim hayâl dünyam.
Müthiş bir duygu, ayrıca vergi talep eden de yok.
Elbette banka kredisi kullanarak al takke ver külah
zor da olsa günlük hayatımı sürdürüyorum.
Şikâyet ettiğim yok, bu hâlime de şükür, beterin beteri var.
Evet, kitaplarım sayesinde dünya turlarım devam ediyor.
Okudukça yeni yeni şeyler öğreniyorum:
Ve yaşım ilerlediği için hızlı davranıyorum, ki eksik kalmasın.
Tabii bilgi sınır tanımıyor, okyanuslar kadar sonsuz…
Benim mütevazı çabam da ancak kendime yetecek kadar.
Ulaştığım hedefe vardıkça olağanüstü mutlu oluyorum.
Bazı bilgiler de ezberimi bozuyor.
Örneğin geçenlerde “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.”
özdeyişine Tevfik Fikret’in satırlarında rastladım…
Aynı şekilde 19. yüzyılı incelerken Ali Suavi ile tanıştım.
Adam ciddi ciddi Cumhuriyetçi…
Hem de mücadeleci, şaştım kaldım.
Ben de sanırdım ki birilerine vahiy yoluyla gelmiş…
Meğer kökleri varmış.
Ya “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” tespitine ne demeli.
Rahmetli Uğur Mumcu’dan iki bin küsur yıl önce
Konfüçyüs amca söylemiş.
Evet, buna benzer binlerce örnek.
Dolayısıyla okumak güzeldir, merakla şevkle.
Öncelikle insan farklılaşıyor, yazının sihirli dünyasını keşfediyorsunuz.
Sürekli oku oku, bir yere kadar…
Ancak birikimleri, düşünceleri yazı ile paylaşmak hayatın en güzel işi.
Bu arada geçenlerde Engin Ardıç’ın, bugün de Mehmet Barlas’ın
ölümlerini öğrendim.
İkisi de yazı ustasıydı, ancak ciddi anlamda ahlâk sorunları vardı.
Soldan sağa savrulan, iktidar yalakalığında zirveye ulaşan şahsiyetler.
Bu tipler dönekliği sanat olarak topluma lanse ettiler.
Rol model olarak da epeyce hayran kitlesi oluşturdular.
Tabii yaşam standartları değişip Boğaz yalılarına terfi ettiler.
Ne de olsa sahibinin sesiydiler, önce Özal’ın kulübesinde, sonra
Erdoğan’ın bahçesinde görevlerini yerine getirdiler.
Ama tarihte kalemlerini maddi çıkarlar için satan köşe yazarları
listesine eklemlendiler.
Bazıları peşleri sıra methiyeler düzebilir, ama benim tavrım açık ve net.
Zalimin zulmüne kalemiyle de olsa ortak olanlar lanetlenmeyi
fazlasıyla hak etmişlerdir.
Batı’da bu türlerin çok örneği vardır.
Mussolini, Hitler, Franko, Salazar destekçileri…
Şimdi hiçbiri hatırlanmazlar, ama bir Stefan Zweig, bir Bertolt Brecht
insanlığın hafızlarında yaşar.
Ne mutlu onlara, ezilenlerin yanında yer aldıkları için.
Ben de vicdanımın sesini dinleyerek klavyemin başına geçiyorum…
Başım dik, düşüncelerim özgür, paylaştıkça güzelleşiyorum.
Macit CÜNÜNOĞLU
31 Mayıs 2023
TEFEKKÜR ZAMANI
Bu ara seçim atmosferine kendimi çok kaptırdım,
Amasya’yı unuttum.Oysa bu sayfanın asıl amacı memleket fotoğrafları ile
birlikte hasret duygularımı paylaşmaktı.
Lütfen bağışlayın, koptuğumu da zannetmeyin,
bugünden itibaren yine Selağzı’nda, ırmak kenarında olacağım.
Daha konuşacak çok mevzu var.
Öncelikle eski Amasya’ya olan özlemimi bir kez daha hatırlatayım.
Çünkü yalnız çocukluğum gençliğim değil, yüzlerce yıllık
tarihimiz burada.
Böylesi zengin bir geçmiş olunca da yazacak epeyce konu çıkıyor.
Her bir sokak, mahalle renkli anılarla dolu.
Bakmayın siz mabetlerin, türbelerin, medreselerin dilsiz olduğuna,
bir dokunun duvarlarına, anlatacak o kadar çok hikayeleri vardır ki…
Yeter ki samimi olun, merakınızı diri tutun ve de yüreğinizdeki
heyecan hiç eksilmesin.
O zaman tarih bütün cömertliği ile size kapılarını açacaktır…
Hatta sarıp sarmalar, başlarsınız zaman tünelinde yolculuk yapmaya.
Elbette istediğiniz durakta inmekte özgürsünüz, ama dersinize iyi
çalışmak koşuluyla.
Öyleyse ilk durağımız Büyük Ağa Medresesi olsun.
Bilindiği gibi XV. yüzyılda Fatih’in oğlu Beyazıd şehrimizin valisidir.
Kapı ağası da Hüseyin Ağa.
Bu ağa kendi unvanını taşıyan medreseyi 1488 yılında inşa ettirmiştir.
Kapı Ağa Medresesi.
Selçuklu mezar anıtlarında görülen sekizgen şema ilk kez
bu yapıda kullanılmıştır.
Medrese eğitim ve öğretim konusunda birçok faaliyet göstermiştir.
Aralarında en bilineni Taşköprülü zade Mustafa Müslihiddin efendi
olmak üzere birçok bilim adamı öğretmenlik (müderrislik) yapmıştır.
Yaşanan depremler sonucunda hasar gören medrese 1878 yılında
restore edilerek günümüze kadar ulaşmıştır.
İnşallah bundan sonra başına bir şey gelmez. (Amin)
Neyse gelelim günümüze…
Sağ olsun Reisimiz, ülkemizdeki üniversite sayısını 200’ün
ürerine çıkarttı.
Tabii Amasya’da nasiplendi, 2006 yılında üniversitesine kavuştu.
Ya kalite, eğitimdeki seviyesi?
Elbette Oxford, Harvard başarısı beklemiyoruz…
Ama en azından referansı Büyük Ağa Medresesi olabilirdi…
Osmanlı’dan çağımıza uzanan bilimin sesi.
Düşünsenize Ali Kuşçu’lar, İbni Haldun’lar bu topraklarda yeniden
hayat buluyor.
Yok, “istemezük” diye düşünüyorsanız Selağzı meydanında
TOGG tavaflarına devam edebilirsiniz…
Ve avazın çıktığı kadar da bağırırsınız:
“Bayraklar inmez, ezanlar susmaz!”
Öyleyse bana müsaade, Kapı Ağa Medresesi’nde tefekkür edeceğim
ve tanrıya beni baştan yaratması için dua edeceğim.
Macit CÜNÜNOĞLU
MAYIS’IN İÇİNDEN
Her mayıs gelişinde hüzünlenir, içim burkulur.
Kırk bir yıl önce çocuklarımın annesini genç yaşta kaybetmiştim.
Ancak bu mayıs farklı oldu.
Dün dördüncü kez dede oldum.
Tabii ki çok mutluyum, gönlüm gerçek baharı yaşıyor.
Ayrıca hissettiğim duygularım öylesine derin ki,
aklıma ne Pirus zaferi geliyor, ne de kaybettiğimiz seçim.
Hayat nasıl olsa devam ediyor.
Zaten yeteri kadar seçim analizi yaptım.
Son olarak da mevzuyu fazla uzatmadan bir konuya daha
değinmek isterim.
O da “samimiyet”…
Ne güzel insani davranıştır, içinin dışının bir olması…
Aklından geçeni amasız, fakatsız bir çırpıda söylemek.
Ve gözlerin gülümsemesi, gezegene ışıl ışıl bakmak.
Gel gör ki bu özelliği hiçbir siyasi liderde göremedim.
Hepsinin kafasında kırk tilki dolaşıyor ve rahmetli İnönü’ye
rahmet okuturcasına kuyrukları birbirine değmiyor.
Çünkü dertleri partilerinin siyasi ikbali…
Vatandaşın çektiği sıkıntılar ise teferruat.
Yalnızca dincilik, milliyetçilik üzerinden kurgulanmış rezil
bir propaganda…
Karşı cephede de pembe dünya hayalleri…
Netice itibariyle yirmi bir yıllık saltanat kazandı.
Kaybeden de umut, vicdan oldu…
Bir de gerçek vatanseverlerin iyimserliği.
Elbette bu sarsıntılar da gelip geçer.
Fakat kaybedenlerin lanet okuyan zehirli dilinden fevkalade rahatsızım.
Öyle ki kurucusu olduğum sayfam da bile iktidara oy veren kitleye
veryansın ediliyor.
Onca uyarım da fayda etmiyor, salvo atışlarına devam.
Halbuki aynı toplumun bireyleriyiz, siyasi tercihlerimiz nedeniyle
birbirimizi aşağılamaya ne gerek var.
Hiç mi birbirimizin yüzüne bakmayacağız.
Anlıyorum, tepedekilerin çamur söylemleri bizlere de sirayet etti…
Ancak biz halkız…
Gönlümüzde siyasi beklenti yok…
Azıcık aşım, kaygısız başım prensibiyle yaşama tutunmaya çalışıyoruz.
Bir de muhannete muhtaç olmamak gibi bir hasletimiz var…
Şan şöhret, yatlar saraylar onların olsun…
Bize ağız tadıyla yenilen zeytin ekmek yeter.
En azından ben böyle düşünüyorum.
Kalp kırmak bana göre işler değil, elbette insanın iyisini doğrusunu severim.
Sevgiyle sarılırım dostluğuna, dil din ırk farkı gözetmeden.
Yeter ki yüreklerdeki sevgi ışığını fark edeyim…
Dünyalar benim olur, sevdikçe çoğalır, coştukça şarkılar ruhumun
derinliklerine akar.
Başka ne isterim ki.
Daha dün torunum dünyaya geldi, dördüncü kez dede oldum.
Amasya kökenli ailem büyüyor.
Ve kendimi yeryüzünün en zengin insanı olarak görüyorum…
Bu mutluluk da bana fazlasıyla yeter.
Sağlıkla, sevgiyle kalın değerli dostlar.
Macit CÜNÜNOĞLU
30 Mayıs 2023
UMUT DÜNYASI
29 Mayıs 2023
YUMRUKLAR HAVAYA
Geçmiş olsun Türkiye, bir bahar daha geçti.
Kimilerinin yüzü güldü, kimileri de derin üzüntü yaşadı.
Seçim bu, sandık sonuçları önceden kestirilemez.
Sadece umut vardır, gönlünden geçen adayın kazanmasını arzulamak.
Ama bizim ülkede siyaset hiçbir zaman “er meydanı” olmadı.
Çünkü provokasyon, kara propaganda, iftira…
Meydanların, medyanın âdeta dili haline geldi.
Yine de dünkü yarış başa baş geçti…
% 52’ye % 48 oranı bile güçler dengesini gösteriyor.
Öyleyse Amasya seçim sonuçlarına bir göz atalım:
Toplam seçmen: 256.833
Kullanılan oy: 230.579
Katılım oranı: % 89.78
Erdoğan: % 59.16 - 134.428 oy
Kılıçdaroğlu: % 40.84 - 92.811 oy
Tablo bu, yalnız dikkat çeken bir husus katılım oranı…
% 90’a yakın, bu da seçmenin ne kadar politize olduğunu gösterir.
Üstelik ülke ortalamasının üzerinde.
Demek ki necip halkımız sandığa gitmeyi seviyor…
Bir de reislerini.
Erdoğan Amasya’da rakibine 20 puana yakın fark atmış.
Milli irade, elbette saygı duyacağız.
Ancak mevzuyu fazla uzatmadan son seçimleri kısaca
değerlendirmek isterim.
Öncelikle 70’lerin “Milliyetçi Cephe” ruhu yeniden dirilip
siyasi arenaya sürülmüştür.
Netice itibariyle başarılı da olmuştur.
Aynı şeyleri muhalefet cenahı için söyleyemeyeceğim…
Yanlış aday, yanlış ittifaklar…
Klasik CHP’yi iyice yörüngeden çıkartmıştır.
Parti aşure çorbasına dönmüş, dincisi-liberali-milliyetçisi…
Top yekûn sahaya sürülmüştür.
Sonuç hüsran, bir başka bahara ertelenen hedefler.
Yazık oldu, ülkenin bir beş yılı daha çalındı.
Fakat umut hiçbir zaman bitmez, en düşkün hallerimizden
yeniden doğmasını biliriz.
Ayrıca ülke yangın yeri, problem çok.
Dincilik, milliyetçilik almış başını gidiyor…
Mutfak derseniz, konuşmaya gerek yok.
Geriye Gezi ruhunu canlandırmak kalıyor.
Bu kez en geniş cepheyi oluşturarak.
Haklı talepler gündeme getirilip doğru anlatılırsa
halkın örgütlü gücü önünde kimse duramaz.
Yeter ki sokağa çıkacak inancı, morali toplumun ezici
çoğunluğuna taşıyalım.
Bir de görüldü ki kalp işareti ile öpücük dağıtmak işe yaramıyor…
Eğer emeğin, aydınlığın, isyanın sesi olacaksanız
sağ yumruklar havaya kalkmalıdır…
Ve şarkılar dalga dalga yayılmalıdır…
“Geliyoruz zincirleri kıra kıra…”
Macit CÜNÜNOĞLU
26 Mayıs 2023
HATIRALARIN İÇİNDEN
Birkaç gün önce davet aldım.
Beni Amasya’ya çağırıyor ve diyordu ki,
“Bırak şu siyaset işlerini, yaşın geldi 73’e, hâlâ bıkmadın mı?”
Haklıydı, arayan babamdı.
Oysa öleli atmış üç yıl olmuştu, Şamlar mezarlığında ikamet ediyordu.
Yine de gelmemi istiyordu.
Mesajına not da düşmüştü: “Erteleme, çabuk davran, yarenlik ederiz.”
Emir büyük yerden, ne de olsa babamdı.
Merak ettim bunca yıldan sonra bana neler söyleyecekti.
Herhalde mezarlık hakkında son bilgileri verecekti.
Tahminimce toprak altında huzurla yatarken iş makinalarının
üzerinden geçtiğinden söz edecekti.
Nitekim düşüncem doğru çıktı.
Vardım türbenin yanına, babamın mezar komşusuydu.
Babam sazı ele alıp başladı anlatmaya:
“Evlat” dedi, “yıllardır bu toprak parçasının altında yatar dururum.”
“Komşularım Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar…”
“Ve 23’ten sonra TC. vatandaşları.”
“Asırlara dayanan bir dünya kurduk kendimize”.
“Her ne kadar toprağın üstü cazibeliyse de kader bizi böyle
bir sona layık gördü.”
“Ama alemimize yeni katılan genç bedenler herkes gibi
biz mezarlık sakinlerini de fevkalade üzdü.”
“Yine de dayanmaya çalışıyoruz.”
“Bu arada sırt üstü yattığımızı sanma, yıllar içinde toprakla
bütünleştik, çayır çimen olup yine yeryüzüne çıktık.”
“Kimimizin üzerinden apartmanların temeli geçti,
kimimizin üzerinden bahçelerin çiçekleri.”
“Geç de olsa anladım ki, hayat alt üst oluşlarla devam edecek.”
“Demek ki tümden yok oluş masal, doğanın diyalektiği yürürlükte
tıkır tıkır işliyor, mutasyona uğrayıp servi ağaçlarına can veriyoruz.”
“Ve semaya doğru arkadaşlarla yarışırcasına uzayıp gidiyoruz.”
Derken bu arada Menderes ile Macit Zeren’i sormaz mı?
Ağabeyim Adnan ile benim adaşlarım.
Dedim ki Menderes’i bir darbe sonucu astılar, Macit amca ise
vadesiyle vefat etti.
Tesadüf bu ya bugün Mayıs’ın 26’sı, yarın 27’si…
İlk darbe ile tanıştığımız gün, sonrası malum…
Bu arada iki gün sonra da 28 Mayıs, yine seçim, ülkemizin kader günü.
Neyse, dönelim babamla sohbete.
Duyarlı hemşerilerim gibi mezarlığın yok edilmesine çok kızmış…
Ve diyor ki “tarihe kültüre bu kadar saygısız olunur mu?”
Ayrıca “mezarlıklar bir kentin en önemli mirasıdır, geçmişidir.”
“Hazine kadar kıymetlidir, yaşayanlar gözü gibi korumalıdır.”
Cevap veremedim, sustum…
Öfkemi içime akıtarak türbenin bahçesinden bir papatya koparttım…
Babamla tekrar buluşmak üzere vedalaşırken kalbimin üzerinde
papatya, başladım yapraklarını saymaya…
Gözlerim nemli çok uzaklara bakarak selam gönderdim çocukluğuma
mahalleme, Gümüşlü’ye, ve camimizin musalla taşına…
Babamı son yolculuğuna uğurladığım hatıralarıma.
Aylardan Şubat, sene bin dokuz yüz atmış…
Şadırvanın bir köşesinde bir çocuk ağlar sessizce, adı Mustafa…
Aradan yıllar geçmiştir, ruhu dolaşır Şamlar’da…
Babasının mezarını hâlâ arar.
Macit CÜNÜNOĞLU
25 Mayıs 2023
HOŞ BİR SEDA
Sel gider kum kalır…
Seçim biter acı gerçeklerin hükmü sürer.
Nedir bunlar derseniz…
Hepimizin bildiği mevzular.
Öncelikle enflasyon, hayat pahalılığı, satın alma gücü
ve işsizlik.
Özetle yaşam kalitemizin sürekli düşmesi.
Sonra ülkenin sıralanacak bir yığın derdi var.
Suriyeliler meselesi, Kürt sorunu…
Hak hukuk adaleti yazmıyorum bile…
Çünkü çivisi çıkmış vaziyette.
Bilhassa AİHM kararlarını tanımayan bir zihniyetten
ne beklenebilir ki…
Ayrıca Cumhurbaşkanı şu veya bu nedenle 200 bine yakın
vatandaşımıza dava açmış…
Sanki anayasal görevini yerine getiriyor.
Eleştirene, kızana başlat soruşturmayı, mahkemelerde süründür…
Sonra da hoşgörüden, insanlıktan söz et.
Dolayısıyla ülkemizde yaşamak, yapılan haksız uygulamalara
tahammül etmek giderek zorlaşıyor.
Sizi bilmem ama kendi adıma gelecekten ciddi manada
endişelerim var.
Tek adam rejimi halkı yordu, en azından yüzde ellisini.
Parlamenter sistemi özler olduk.
Ya iyimserliğimiz, umutlarımız, mücadele azmimiz…
Yitip gitti dersem öfkelenen çok oluyor…
Devam ediyor dersem düşüncelerimi inkar etmiş olurum ki…
İş yine dönüp dolaşıp sandığa geliyor.
Tamam, 28 Mayıs’ta gidip oy vereceğim…
Ama neticeyi şimdiden görüyorum dersem…
Nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?
Elbette şiir okumak, şarkı söylemek güzel…
Hatta mahalle içi ajitasyon yapmak da keyifli.
Fakat kırk katır mı kırk satır mı durumlarını yaşamak sıkıntılı.
İnanın zihin bulanıklığı yaşamıyorum…
Ama oy vereceğim ittifakta o kadar çok ayrık otu var ki…
Diğer tarafta da cehennem zebanisi.
İşte bu haleti ruhiye içinde ciddi anlamda içimi karalar bağlıyor.
Ve tanrı Kibele’ye yakararak…
“Bu insanların çilesi nedir?” diye haykırıyorum.
Evet, yeryüzü cennetinde yaşıyoruz, doğanın nimetleri sınırsız.
Ben de biliyorum ki güneşin doğduğu topraklar.
Lakin narkozu damardan yemiş Tayyip sever yüzde elli yok mu…
Aynı kaderi paylaşmak ağırıma gidiyor.
Muhteremlere diyorum ki “Batı standardı.”
Cevapları hazır: “Şam’da Cuma namazı.”
Peki, “halkımız yoksulluk girdabında çırpınıyor.”
Koro halinde bir ses yükseliyor:
“Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.”
Oysa şu anda Mahler dinliyorum, sırada Dadaloğlu…
Sonra Tatyos şarkıları, rembetikodan “Ödemiş’in kavakları”,
sona da Ahmet Kaya’yı bırakıyorum…
“Kafama kurşun sıkar giderim…”
Evet hayat güzel dostlar, yaşamak bir ağaç gibi tek başına…
Seçimler gelip geçer.
Şarkılar kalır hayatta, gök kubbede hoş bir seda misali.
Macit CÜNÜNOĞLU
24 Mayıs 2023
YA KARANLIK YA DA UMUT
Tahminimce seçim sonrası Amasya sakindir.
Çünkü oy deposu değil, sonuçları etkileyecek potansiyeli de yok.
Ortalıkta yalnızca milletvekilleri vardır, onlar da liderleri için
oy peşindedirler.
Bu saatten sonra ne kadar etkili olabilirler, bilemem…
Yalnız halkımızın kamplaştığı kesindir, bir tarafta Erdoğancılar,
diğer tarafta Kemalciler.
Oğan efendiye gelince…
Ki Amasya’dan 12.301 oy almıştır, tabii elendi.
O da Cumhur’un sofrasında soğan olmayı tercih etti.
Vatana millete hayırlısı olalım diyelim geçelim asıl mevzuya.
Evet, seçim atmosferi gergin geçti, hâlâ da hız kesmeden devam ediyor.
Aşırı kutuplaşma, siyasetin zehirli dili halkı yordu.
Çirkin iftiralar, trajikomik montajlar rezilliklerin üzerine tüy dikti.
Yine de taraflar sert üsluplarından bir adım geri adım atmadılar.
Ve gündemi terör ile Suriyeliler belirledi.
Oysa “aş-iş” sorunu, çarşı pazardaki yangın…
Enflasyonun ezici etkisi, dar gelirlinin ekmek kavgası kulak ardı edildi.
Ülkemizin kaderi midir nedir, hep aynı terane…
Toplumun asıl meseleleri kampanyaların ilk sıralarında yer almadı…
Hatta Kemal beyin 15 bin liralık vaadi bile karşılık bulmadı…
Enteresan biçimde oylar %49.5 oranında Reis’e yöneldi.
Halbuki ekonomik çıkarlar, yaşam kalitesi çok önemli.
Hatta Ümit Özdağ gibi ırkçı kafalarla yapılan müzakerelerden de…
Sanki her derdimiz bitmiş gibi Suriyelilerle uğraşmak niye?
Önce bir insanın karnının doyması, gelecek kaygısı taşımaması
önceliğimiz değil midir?
Bir tutturulmuş “beka” sorunu, on yıldır aynı masalı dinliyoruz.
Diğer taraftan da 86 milyonluk ülke olduğumuzdan dem vurulur,
askeri gücümüzle sabah akşam övünülür…
Sonuç, halkımızın kahir ekseriyeti sürünür.
Ama seçim neticelerine bakınca statükonun zaferini görürsünüz.
Gerçekten tuhaf bir durum, akıl sır ermiyor.
En son elli binin üzerinde vatandaşımızı kaybettik…
Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür hesabı acılar hafızamızdan
üç ayda silindi,
Erdoğan yine umudumuz oldu.
Üstelik 21 yıllık iktidarından sonra.
Neyse, 28 Mayıs sabahı yine sandıkların başında olacağız.
Oy verirken bir kez değil bin kez düşünmek lazım.
“EVET” mührünü basarken vicdanımızın sesini dinlemek gerekir.
Aklımıza etin, soğanın, patatesin fiyatı gelsin.
Ayrıca doların nerelere tırmanacağı.
Bir de banka kredi kartlarıyla nasıl yaşadığımızı unutmadan.
Mutlaka sandığa gidin, bir adaya da EVET deyin…
Ya karanlık kazansın ya da UMUT.
Macit CÜNÜNOĞLU
23 Mayıs 2023
YAŞASIN ÖZGÜRLÜK
Demokrasisi kurumsallaşamamış toplumlarda seçim atmosferi
duyarlı vatandaşların kimyasını bozuyor.
Oysa Batı ülkelerinde sistem tıkır tıkır işlediği için
devlet mekanizmalarında büyük kırılmalar yaşanmıyor.
Bizde ise özellikle son yirmi bir yılda yörüngesinden çıkmayan
kurum kalmadı.
Örneğin son depremlerde akıl almaz aksaklıklar, uyarılara rağmen
çarpık yapılaşmalar binlerce can kaybına neden oldu.
Ve halk olarak büyük bir faciayı an be an izledik.
Elbette yürekler parçalandı, gözyaşları sel olup aktı.
Ama iş başındaki iktidar 14 Mayıs’tan yine başarı ile çıktı.
Tuhaf bir durum ama ne yaparsınız, vatandaşın tercihi bu yönde
tecelli etti.
Kızmaya, aşağılamaya asla hakkımız yok…
Bir bildikleri var deyip geçmek mecburiyetindeyiz.
Halbuki her bahar mevsimi gelişinde içim kıpırdamaya başlar…
Duygusal dünyam daha da zenginleşerek şiirsel üslubumla
gönüllere dokunmaya çalışırdım.
Ama şimdi elim gitmiyor, acılarla yoğrulmuş yüreğim
âdeta ellerimi kelepçeleyerek yazınsal özgürlüğümü kısıtlıyor.
Bir de sıkça duyduğum bir uyarı sinir sistemimi bozuyor.
O da “köprüden önce son çıkış”…
Elbette siyasi olarak kullanılıyor ve 28 Mayıs milat olarak
kabul ediliyor.
Sanki dünyanın sonu gelecekmiş gibi sürekli kulağım çekiliyor.
Anlıyorum uyarı sahiplerinin ruh halini…
Fakat benim minik bir dünyam var…
İçinde küçücük adacıklar bulunan.
Onlar arasında gelgitler yaşıyorum, bazen tarihin sayfalarında
geziniyorum, bazen de sanatın sımsıcak kulvarına sığınıyorum.
Ve her iki mecrada da mutluyum…
Biliyorum ki 1922’de Mussolini, 1933’de Hitler iktidara geldiğinde
her iki ülkede karanlık çağ başladı…
Halklar derin acılar çekti, ağır bedeller ödedi.
Ta ki faşist liderlerin ipleri çekilene kadar.
Bizde 21 yıldır düştük benzeri bir duruma.
Zalime git diyorsun gitmiyor, kal diyorsun…
O da memnuniyetle diyerek sandık demokrasisinin keyfini yaşıyor.
Ama nereye kadar?
Şahsen ben kestiremiyorum, belki de tanrıya havale etmek en garantisi.
Yüce mevlam bilir işini…
Hikmetinden sual olunmaz, bakarsınız terfi ettirip yanına alır…
Cennet mekanına!
İşte o zaman “köprüden önce son çıkış” uyarısı bir anlam ifade eder…
Kalan ömrümüzü yaşarız doya doya.
Ve başlarız bahar şarkıları yazmaya, dağlara bayırlara çıkıp
haykırırız semaya: “Yaşasın özgürlük.”
Macit CÜNÜNOĞLU
22 Mayıs 2023
DÜŞÜNCENİN IŞIĞINDA
“Nokta” başlıklı yazım tahmin ettiğim gibi zamansız bulundu.
Olabilir, ancak oldu bitti testi kırılmadan fikir beyan etmeyi severim.Bazen de kendimi kilisede nikah kıyan papaz gibi hissederim…
Ve çiftlere derim ki, “ya şimdi konuşun ya da ömür boyu susun.”
Dolayısıyla aklıma gelen ilk düşüncelerimi sizlerle paylaştım.
Bu arada ben de biliyorum ki görüş ve yorumlarımın etkileri
bu sayfa ile sınırlı.
Neticede YouTube üzerinden yayın yapmıyorum, milyonlarca
takipçim de yok…
Kanaat önderi de değilim, sadece okyanustaki bir damla gibi
tarihe not düşüyorum.
Nitekim Kemal bey ikinci tur söylemleriyle makas değiştirdi,
Kürt oylarını hesaba katmadan milliyetçilik kulvarına sürüklendi.
Yani Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma hali.
Tüm bu olumsuz gelişmeleri yazmayayım mı?
Veya susma hakkımı kullanıp goygoycu kervanına mı katılayım?
Yok arkadaş yok, bu işler beni bozar, ahlakıma ters düşer.
Ayrıca dokuz köyden kovulacağımı bilsem de doğruya doğru,
eğriye eğri deme gibi bir hasletim var….
O nedenle aklıma geleni, hissettiklerimi yazmak zorundayım.
Üstelik sade bir vatandaşım, ne politikacıyım ne de siyasetten
beklendim var…
Derdim hepimiz gibi ülkemizin geleceği, yarınları.
Ama söz hakkımdan da asla vaz geçmem.
Şimdi aklıma geldi, sene 1977…
Ankara’da DİSK’e bağlı bir sendikanın yöneticisiyim.
Daha doğrusu “Eğitim Basın-Yayın Dairesi” başkanıyım.
Doğal olarak çıkarttığımız gazetenin yazı işleri müdürüyüm.
Bir gün sendikaya Ağır Ceza Mahkemesi’nden tebligat geldi.
Hakkımda meşhur 141-142’den dava açılmış, duruşmaya
davet ediyorlar.
Suçum komünizm propagandası yapmak!
Kalktım gittim, bir savcı üç hakimin önündeyim.
Hepsi ağır abi, ben gencim.
Mahkeme heyeti başkanı sordu: “Suçunu biliyor musun?”
Tek bir yanıt verdim: “Evet, düşünmek.”
Derken duruşma ertelendi, bir yol sonra da beraatle sonuçlandı.
Demem o ki düşünceden korkmamak lazım…
Yeter ki medeni ve insani olsun.
Elbette eleştiri yapılacaktır, seviye düşmeden her türlü görüşe
sonuna kadar saygılıyım…
O da bir noktaya kadar, ne zamanki Tayyip güzellemesi üzerinden
hakarete varıyor, işte o zaman ben yokum.
Ve gereğini yapıp kırmızı kartı anında gösteriyorum.
Ayrıca seçim dönemlerinin gelip geçici olduğunu biliyorum.
Bu nedenle gönül kırmaya, dost kaybetmeye hiç gerek yok.
Sonuç itibariyle Tayyip de bizim, Kemal de…
Belki HÜDA-PAR’ı kucaklayamam ama ona da bir iyilik düşünürüm…
Ne de olsa Gonca Kuriş’i severdim…
Bir devrin televizyon gülüydü…
Feminist İslamcıydı, kadın haklarını nasıl da savunurdu?
Samimiydi, sahiciydi…
Ama karanlık ellerin domuz bağına kurban gitti…
Ve o eller şimdi parlamentoda…
Ülkenin kaderini belirleyecekler…
Yaşasın Türk tipi demokrasi, sen nelere kadirsin…
Ne öpmeye gelirsin ne de sevmeye!
Macit CÜNÜNOĞLU
NOKTA!
19 Mayıs 2023
KAHİR EKSERİYET
Ezici çoğunluk demek.
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...