21 Mayıs 2019

Ramazanda Amasya

Macit CÜNÜNOĞLU












Amasya'da ramazanı yaşamak en basit deyimiyle hissetmektir
Dinsel açıdan inanlar tarafından bu ay kutsanmıştır.
Bir nevi içsel dünyaya yolculuktur, günah-sevap denklemi üzerine
kafa patlatıldığı süreçtir.
Tutulan oruçlar, kılınan teravih namazları cennete yapılacak
yolculukta tanrısal vize anlamını da taşır.
Hâl böyle olunca iftar vakti caddelerde, sokaklarda el ayak çekilir.
Huşu içinde ezan sesi beklenir.
Tabii bir de kaleden atılacak topun sarsıcı patlaması.
Sahi, çocukken ne çok korkardım top sesinden.
Kulaklarımı kapatır, pencerelerdeki macunları çürümüş
camların sarsıntısının geçmesini beklerdim.
Yine de özlemle hatırlıyorum o yılları.
Hayatımdaki en güzel zenginlikler...
Yoksulluğun aileme karabasan gibi çöktüğü, dokuz yaşımda

babasız kalmanın derin acıları.
Anamız ve kardeşlerim tanrının verdiği nimetlere şükrediyoruz.
Bir de cankurtaranımız vardı.
Bildiğiniz "pişi"...
Kızgın yağda pişirilen hamur bulamacı.
Anne derdim; "içine azıcık peynir de koysana"
Dolu gözlerle bakardı yüzüme.

Evet, geçmişinden kurtulamıyor insan.
Hele de çocukluk yılları.
Bir bir sıralanıyor.
Doğduğum toprakların her bir köşesini özlüyorum.
Yeşlırmak vadisini, hemen hemen hepsinde teravih namazı
kıldığım camilerini...
Bavulla gidilen hamamları...
Güzel memeli kadınları...
Gelin kurnasını...
Ahhh!.. Ne değerli devirlermiş.
Ya şimdi?
Yetmiş yaşın yorgunluğunu yaşıyorum.
Bir el de kadeh, diğerin de sigaram...
Nemli gözlerimle geçmişe el sallıyorum.
Ve çok uzaklardan ezan sesi geliyor...
Namaza davet...
Fakat ben de gidecek ne gönül, ne de arzu var.
Herkesin inancı kendine diyerek dua ediyorum.

18 Mayıs 2019

Bir bahar sabahı

Macit CÜNÜNOĞLU














Bugün Pazar, güneşli bir İstanbul sabahı.
Masmavi gökyüzü, hafif serinlik ürpertiyor.
Bahar tüm güzellikleriyle içimizde…
Doğa uyanmış, gülümsüyor çiçekler…
Kuşlar bile bir başka ötüyor…
Davet ediyor denizlere…
Gönüller yorgun, yürekler yaralı…
Söz dinlemiyor bahar…
En derinden hayatı sarmalıyor…
Sımsıcak, bırakmamacasına…
Bahar geldi İstanbul’a.

Nazım’ın ceviz ağacı coşmuş Gülhane’de…
Şiirler doluyor gölgesine.
Orhan Veli İstanbul’u dinliyor…
Kanat çırpıyor Yelkovan kuşları.
Aşiyan'da Fikret…
Eteklerinde saltanatın kalemi Yahya…
Yanı başında huzursuz huzurlu Tanpınar…
Az aşağıda aşkın ölümsüz tanığı Atilla İlhan.
Yeşilçam geçmişte kalan bir rüya…
Onurlu sefaletin senaryoları elde…
Orhan Kemal yine işsiz, yine ekmek parası peşinde…
En yakın dostu Otyam…
İnadına üretiyor, sergiler açıyor doya doya…
Akdeniz’den selâm gönderiyor çılgın İstanbul’a.
Ada vapurları Melih Cevdet’e nazire yaparcasına sessiz…
Tadı yok yolcuların…
Gözler Sait Faik’i arıyor Burgaz’da…
Komşusu Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi hüzünlü…
Şarkı dinliyor Yesari Asım’dan…
Heybeli’de mehtap yalnız…
Lüle saçlı sarışın artık hayâl…
Sonsuzluğa göç edeli asırlar olmuş.
Yıllara rağmen hafızalar dipdiri.
Resmî geçit yapıyor dostlar birer birer…
Martıların çığlığı eşliğinde.
Ahmet Rasim köşe başında, çilingir sofrası önünde…
Bab-ı âli yokuşunu tırmanıyor Aziz usta.
Sen çok yaşa Mehmet Kemal..
Sayesinde insan öğlen rakılarını özlüyor.
Şemsi Paşa neşeli bugün…
Sahilinde eski yüzler…
Kimler mi?
Biz, bizler…
Yetmez mi?
Gözlerim, ellerim, yarınlarım kömür karası…
Teslim olmuşum Güzel Marmara’ya…
Boğaz’daki saraylara haykırıyorum;
“Sultan sultan, çık dışarı oynayalım!”
Duyuyor İstanbul, başı öne eğik, mahcup…
Utanıyor böyle bir alçağı bağrından çıkarttığı için…
Utanıyor delikanlısından…
Sınıfına ihanet eden bir insan müsveddesi yarattığı için!

13 Mayıs 2019

Halk mı yaman, Saray mı?

Macit CÜNÜNOĞLU












"Yemenimde hâre var
  Yüreğimde yâre var..."


İnsan bazen tükenip çaresiz kalıyor.
Son zamanlardaki ruh hâlim.
Yüksel'i arıyorum; göç etmiş.
Mehmet Ali de sonsuzlukta.
Ağabeyim Adnan da aynı adreste...
Ya Aybars'a ne demeli...
Ne acelen vardı kardeşim?
Hani yüz yaşına kadar yaşayacaktın...
Ne güzel şarkılar terennüm ediyorduk...
En sevdiğin şarkı da: "Kimseye etmem şikâyet etmem..." di...
Hepsi yalan oldu!
Geriye ben kaldım, yapayalnız.
Reva mı bu?

İnanın içimde büyük bir boşluk var.
Okyanus çukuru gibi.
Dolması da asla mümkün değil.
Ha eş kaybetmişsin ha dost.
Yara aynı yara.
Yine de hatıralara sığınıyorum.
Solculuk yaptığımız yıllara.
Çoluğumuzu çocuğumuzu ihmâl ettiğimiz yüksek idealler.
Ülkeyi kurtardığımız gibi Vietnam'a Angola'ya da yetişiyoruz!
Bireysel gelecek umurumuzda değildi.
Ya hep beraber, ya hiç...
Gözümüz bu derece karaydı.
Hâlbuki evde bekleyen Özgürler, Çağdaşlar, Evrimler vardı...
Kimin umurunda...
Neyse, güzel devirlerdi.
Binlerce selâm olsun.

Gelelim günümüze...
Kavga yine aynı kavga...
Ancak bu sefer hedefe koyduğumuz kişi alıştığımız
sağcı liderlere benzemiyor.
Menderes, Demirel, Özal'ı mumla arıyorum...
Ne klas adamlarmış.
Bu farklı mı farklı.
Bir elinde Kur'an, kıçında devlet patentli soytarı...
Ülkenin geleceğini karartmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Yapsınlar bakalım.
23 Haziran'da sandık başındayız.
Çakacağız mührü, umutlarımıza yarınlara...
"Her şey güzel olacak" sevdamıza.
Bakalım halk mı yaman, Saray mı?

12 Mayıs 2019

23 Haziran'ı düşlerken...

Macit CÜNÜNOĞLU












"Arabaya taş koydum civanım

Ben bu yola baş koydum civanım
Seni gelecek diye civanım
Bir yanımı boş koydum civanım..."

İtiraf etmem gerekir ki 31 Mart seçimlerinde sandığa gitmedim.
Çünkü CHP'den umudumu kesmiş, izlediği yolu da onaylamıyordum.
Hâlâ da öyle düşünüyorum.
Ancak Ekrem İmamoğlu ve İstanbul seçiminin yenilenmesi
kararımı değiştirdi.

Bir kere RTE ve partisinin izlediği politikalar Ortaçağ'a ait.

Yani çağ dışı...
Ve on yedi yıllık uygulamaları da en açık kanıtı.
Ne yaparsınız, yaş yetmiş olunca ülkeyi terk edecek
halimiz de yok.
"Çile bülbülüm çile..." diyerek şarkılara sığınıyorum.

Ada sahilleri ruhuma iyi geliyor.
Sanki Türk müziği bunalımlar için icat edilmiş.
Aşk çilesi mi yaşıyorsunuz; ilâcı şarkılar.
Çok mu çaresizsiniz; alınız elinize udunuzu.
Patlatın bir iki nihavend...
"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin..."
Uzanın Kalamış'a...
Emin olun ki Münir Nurettin oradadır.
Sarılın O'na: "Ey ömrüm, bu son fasıldır" nağmeleri
eşiliğinde yolculuğa çıkın.

Yine akşamın içindeyim.
Günün bu saatlerini çok seviyorum.
Tahmin edersiniz; güneş batmaya yüz tutmuş...
El de kadeh, Bimen Şen faslı gönlümde...
Her zaman ki gibi ağabeyimleyim...
Âdeta uçuyoruz.
Ve İmamoğlu'nun söylemini hissederek...
Gözlerim nemli;
"Her şey güzel olacak." diye 23 Haziran'ı selâmlıyorum

07 Mayıs 2019

Akşamın içinden..

Özlemle, ağabeyim Adnan









Demek ki yaşlılık böyle bir şey.
Ne kadar yarınlara bakmaya çalışsam da
geçmiş peşimi bırakmıyor.
Biraz önce mesenger sayesinde Amerika ile görüştüm.
Tam yarım saat.
Para yok, pul yok.
Ne saadet!
Karşımda Amasya'nın Ermeni güzellerinden Agavni.
Namı diğer Ann Simon.
Göç edeli elli yılın üzerinde olmuş.
Massachusetts'de yaşıyor.
Sohbetin öznesi tahmin edeceğiniz gibi doğduğumuz topraklar.
Belli ki ikimizin de burnunda tütüyor.
Ve başladık konuşmaya...
Öncelikle o güzelim yıllar.
Kardeşçe yaşanan...
Aşklar, sevdalar.
Babası Zakar amcadan girdik, terzi Mari'den çıktık.

Gerçekten de bu toplum çirkin siyaset uğruna bir halkı harcadı.
İttihat Terakki geleneği işte.
Gün ortasında değerli Ohannes amcamızı katletti.
Ve sonun başlangıcı.
Memleketimde köklerini kazıdılar.
Kaldı ki onların ana vatanıydı.
Biz Türklerden çok önce Anadolu'nun kadim zenginlikleriydi.
Ağırnaslı Mimar Sinanlar, Balyanlardı...
Osmanlı'yı günümüze taşıyan.

Binlerce kilometre öteden Agavni'nin güzel gözlerini hissettim.
Duygu yüklüydü, içinde hasret vardı.
Nemliydi, elini tuttuğu ilk erkek arkadaşının sıcaklığını
hâlâ hissediyordu.
Savadiye mahallesinde doğmuştu.
Komşuları Lokumcu Hasan.
Çocuklarını tek tek sıraladı.
Bir de (..?..)
O toprağın altında şimdi.
Uduyla el sallıyor bizlere.
Hiç dilinden düşürmediği Agavni'ye.

Evet, "insan insana kavuşmaz" derler...
Bir uzay çağı var ki...
Yakın zamanda öbür dünyayla iletişim kurarsa şaşmam.
Düşünsenize, açıyorsunuz mesengere, karşınızda Huri...
Şarap ırmağı yanı başınızda...
"Ne yapayım abime?"

Her zamanki gibi sonsuzluğa uçuyorum bu akşam.
Gönlüm divane, soyadım Cünûn...
Ne mutlu bana.

Macit CÜNÜNOĞLU

01 Mayıs 2019

Yaşasın 1 Mayıs














Kırk yıl önce bugün İzmir'deydim.
Taksim meydanı iktidar tarafından yasaklanmış,
1 Mayıs kutlamaları için Ege yollarına düşmüştük.
Yaş 29, devrim ideali yüreğimde...
DİSK'e bağlı BAYSEN-İŞ Sendikası'nın Yürütme Kurulu üyesiyim.
Hey gidi gençlik yılları!
Şimdi 70 yaşındayım...
Torun torbaya karıştık, ideolojim tüm dünyada olduğu gibi
ağır yaralar aldı...
Kapitalizm gezegenin mutlak efendisi...
Nereden nereye, yaşlı yüreğimi minik sevinçlerle mutlu
etmeye çalışıyorum.
Ancak "umut hep var" ilkesinden hareketle yarınlara
aydınlık düşüncelerle bakıyorum.
Yeter ki sol mememin altındaki cevahir kararmasın,
gözlerimdeki ışıltı sönmesin, yüzümdeki
gülümseme eksik olmasın.
Elbette insanlığın yeryüzündeki yıldızları er ya da geç
güneşi zapt edecektir.

Bugün 1 Mayıs, emeğin bayramı.
Cem Karaca'dan işçi sınıfı marşları dinliyorum.
Gözlerim nemli, geçmişe binlerce selâm göndererek
torunlarımızın geleceğini düşlüyorum.
Açlığın, sefaletin olmadığı çiçekli günler.
Savaşsız sömürüsüz bir dünya.
İnancım tam.
Ve Marx yeniden keşfedilecek.
Çünkü dünya nizamı bu kadar adaletsizliği kaldırmaz.
Tayyip falan da hikâye...
Gideceği yer tarihin çöplüğü...
Hatta bekleme salonuna girdi bile...
Ve kadehimi güneşli günlere kaldırıyorum...
Heyecanla yumruğum havada "Yaşasın 1 Mayıs"
diyerek sonsuzluğa haykırıyorum.

Macit CÜNÜNOĞLU



08 Nisan 2019

Usta'nın demokrasi tecrübesi!

Macit CÜNÜNOĞLU







Öncelikle belirtmek isterim ki, bunun adı seçim değil.
Anlaşıldı ki sandık demokrasisi bile değil.
Artık sistemin tek bir sahibi var...
Reis mi dersiniz padişah mı, keyfinize kalmış.
1957 seçimlerinde rahmetli Menderes de aynı tuzağa düşmüştü.
Oyları yüzde 50'nin altına düşünce kontrolünü kaybetti.
Yeni serpilen demokrasiyi hukuk dışı kararlarıyla iğdiş etti.
Ve hazin son!

Ancak 21. yüzyıldayız, mızıkçılık yapıp çamura yatmanın da

bir sınırı var.
Dünya soğuk savaş döneminde değil.
Herkesin herkesten haberi var.
Doğru yanlış ülkemizin sandık tecrübesi var.
En azından seçmenin ezici çoğunluğu oy vermeye gidiyor.
Ve çıkan iradeye saygı duymak lâzım.
Hayır demenin de anlamı yok.
Olsa olsa tramvaydan inersin...
Tabii gücün yetiyorsa!

Tuhaf ve sıkıntılı süreçten geçiyoruz.
Alt üstü belediye seçimleri.
Ancak büyük şehirlerde rant o kadar büyük ki,
iktidar kaybetmek istemiyor.
Tadını almış bir kez...
Hele de İstanbul gibi metropoller...
Çoğu ülkenin bütçesinden büyük.
Âdeta yağma Hasan'ın böreği...
Yemeyeni dövüyorlar!

Elbette bu travmalar da aşılır.
Yeter ki iyimserliği bırakmayalım.
Bir de halkımıza güveni.
Dinine bağlıdır, bayrağını sever.
Tabii kurnazlığı da.
Ne zaman ne yapacağı belli olmaz.
Sevdiği lideri başına taç da yapar kıçına (..?..) da...
Dolayısıyla büyük Usta'yı tıkaçlık dönemine mahkûm etti.
Haydi hayırlısı, sonu nereye varacak, yaşayıp göreceğiz.





01 Nisan 2019

İzlenimlerim

Macit CÜNÜNOĞLU










Seçim sonrası yorum yapmak adettendir.
Açizane ben de düşüncelerimi yazmak istedim.
Öncelikle belirtmek isterim ki sandığa gitmedim.
Hem de ilk kez.
Tabii evlâtlarım tarafından şiddetli protestoya maruz kaldım.
Hatta ülkeyi terk etmem bile söylendi(!)
Açıkça itiraf etmem gerekirse siyasetten fevkâlâde soğudum.
Başta iktidar, (iktidar demek bile yanlış) yani Reis...
Namuslu vatandaşa ülkeyi dar etti.
Ya CHP, sağcılık yapmayı şiar edindi.
Adayları arasında milliyetçi artıklar mı istersiniz...
Değme dindarlara taş çıkartanlar mı!
Özetle bayrak ile din arasında gidip geldiler.
Tabii bu tarz beni bozar.
Çünkü hakikat peşinde koşan dünyalıyım.
Ayrıca siyasetin değerleri umurumda da değil.
Bilime inanırım, bir de namuslu akla.
Gerisi de hikâye.

Yine de açıklanan sonuçlara göre ülkemiz derin bir nefes aldı.
Hatta on yedi yıl sonra topraklarımızda kara bulutlar aralanıp
güneş doğdu.
Ama sağ partilerin oy oranı yüzde 62'den aşağı düşmedi.
Emek cephesi, enternasyonal düşünce bir kez daha yenildi.
Alper Taş'ımız kaybetti...
Kahramanımız Maçoğlu Dersim'de kazandı.
Başta İstanbul, Ankara düştü.
Sağolsun Kürtlerin oyları...
Doğudan daha çok batıda işe yaradı.
Mansur da bozkurt işaretiyle onlara el salladı(!)

Kısaca mutluyum, mutluyuz.
Ne mutlu insanım diyene.
Artık Bel-Tur tesislerinde bira içebileceğim.
Toplu ulaşım araçları ve su ucuzlayacak.
Trafik rahatlayıp hayat kolaylaşacak.
Benim gibi yaşlılar için de cennet ayağımıza gelecek.
Daha ne isteriz.

İyi ki sosyal demokrasi büyük şehirleri ele geçirdi.
Halkımızın büyük çoğunluğu için her yer Eskişehir,
her yer kurtarılmış bölge.
Yaşasın sandık demokrasisi...
Yaşasın aydınlık geleceğimiz.
Sırada SARAY var.
Bastır Millet İttifakı...
Arkanızda olmayan oyum var!

10 Mart 2019

Tansiyon 19!

Macit CÜNÜNOĞLU












Toprak anadır da devlet niçin babadır?
Aşık Veysel'e göre birincisi sadık yardır.
İkincisi ise, bir avuç azınlığın çıkarlarını koruyup
kollayan organizasyondur.
Ya "Üç Ye"...
Yasama, Yürütme, Yargı.
Fransız Devrim'inde şekillenen modern devletin temelleri.
Demokrasinin, adaletin, özgürlüklerin vazgeçilmezi.
Gerçekte var mı?
Ayrıca devletin sahibi olur mu?
Örneğin askerler, aydınlar kurdukları devletin
doğal mirasçıları mıdır?
Veya polis, sahibinin sesi olabilir mi?
En önemlisi de iktidardaki siyasi parti devleti
ele geçirebilir mi?
Elbette bu soruların cevabını bulmak hem kolay hem zor.
Özellikle de ülkemizde.

Sistem tek adamlık üzerine kurulu, yasamanın
ruhuna çoktan Fatiha...
Yargı allahlık Ali bey!
Elle tutulur hiçbir mekanizma kalmamış.
Ülke ülke olmaktan çıkmış...
Âdeta can pazarı.
Muhalif olmak suç, Kürt olmak zaten suç...
Hapishaneler tıka basa dolu...
Ama demokrasi nutukları meydanlarda uçuşuyor!

Evet, sıkıntılı günler yaşıyoruz.
Bir de seçim atmosferi...
Gelse de 31 Mart, ne olacaksa olsun.
Kendi adıma bendeniz aşırı bunaldım.
Tarihin sayfalarına sığınıyorum.
Biraz sanat, bolca da müzik.
İşte müsekkin ilaçlarım.
Yoksa çıldıracağım...
En son Gezi iddianamesine göz attım...
Hukukun karikatürize edilmiş belgesi.
İstinaf mahkemelerinin kararlarına bakıyorum...
Engizisyonun bir alt kademesi!
Tabii bunalıma girip bir büyüğe danışıyorum...
O da "Büyük Rakı"...
Şairin dediği gibi balık olup dalıyorum içine...
Keyfime bakmaya çalışıyorum...
Bu arada tansiyonum 19!

06 Mart 2019

Kabahatin çoğu...

Macit CÜNÜNOĞLU










Ehlileşmemiş siyasilerle, evcilleşmemiş köşe yazarlarıyla
demokrasi ancak bu kadar oluyor.
Konuştuklarını dinlediğimizde, yazdıklarını okuduğumuzda
 sanıyoruz ki insanlığın en alt basamaklarında yaşıyoruz
Kürtleri kovan bir zihniyet!
Aynı zamanda oy için kırk takla atan politikalar!
Gerçekten inanılması zor.
HDP diye bir parti var, seversiniz sevmezsiniz.
Ancak altı milyon seçmeni olduğunu unutmamak lâzım.
Onlarca belediyede de iş başındaydı...
Ta ki kayyumlar atanana kadar.
Netice de halkın iradesi yok sayıldı.
Pek çoğu da terörist muamelesi gördü.
Şu anda binlerce Kürt çeşitli bahanelerle hapislerde.
Ve tüm olan biten de Barış Süreci'nden sonra başladı.
Çünkü böyle buyurdu büyük Sultan!

Aslında "Barış" ve "Hapis" birbirine ne kadar uzak kavramlar.
Ama ülkemizde barışı savunmak bile suç.
Kandil'e bulaşmanıza gerek yok...
Suçlanmanız için bir dilekçeye imza atmanız da yeterli.
İşte "Gezi Davası"...
Altı yıl önce gerçekleşen eylem bugün ülkenin gündeminde.
On altı kişi tespit edilmiş...
Başta Osman Kavala...
Ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor.
Vay demokrasi vay...
Azınlıkların haklarını koruyamazsın, sıradan bir başkaldırıyı
isyanla eş tutarsın...
Ondan sonra da "en ilerisi" bu topraklarda diye hava atarsın!
Belki de haklısın, cennetin pazarlandığı bir ülkede normaldir.
Çünkü çivisi çıkmış bir toplumda yaşıyoruz.
Üstelik sistemin adını da koyamıyoruz.
Liberalizm deseniz değil, parlamenter düzen deseniz; hiç değil...
Geriye de teokratik istibdat idaresi kalıyor ki...
Modern dünyada bu modele "Tek Adamlık" deniyor...
Ve onun içindir ki GATA'nın adı: Abdulhamid Han oluyor.
Ne diyelim, yazık oluyor bu ülkeye çok yazık ama...
Boşuna mı söylemiş Nazım usta da...
"Kabahatin çoğu sende..."

03 Mart 2019

Rembetiko eşliğinde...

Aman Doktor

2017 yılı Fransız yapımı 

film ülkemizde "Aman Doktor"
adıyla gösterilmiş.
Değerli büyüğüm Erol Çevikçe
önerdi, ben de izledim.
Ve bir kez daha "Rembetiko"
müziğin eşsiz nağmeleri 
arasında kaybolup yıllar yıllar
öncesine gittim.
Ta 1920'lere, mübadele devirlerine.
Evet, savaşlar olur, birileri karar verir, bedelini
insanlar öder.
Bu toprakların öz evladı Rumlar Lozan sonrası
Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmışlardı.
Ve bu zoraki sürgün 1964 yılına kadar devam etti.
Yalnızca çoluk çocuklarını, değerli eşyalarını götürmemişlerdi
karşı kıyıya...

Bir de müzikleri vardı, adı: Rembetiko.
Anadolu halklarından ortaya çıkmış Rum ezgileri,
ağıtla karışık şarkılar.
İzmir'in kavaklarından dökülen ve o zamanki rüzgârların
etkisiyle Batı'ya doğru yüz binlerin dilinde gönlünde dalga dalga yayılan nağmeler.
Kâh udun tellerinde, kâh kanunun gövdesinde, kâh klarnetin 
sesinde çığlık olup yükseldiler Ege'nin iki yakasında.
Tarihe tanıklık etmek istiyorsanız "Rembetiko" 
filmini izleyin.
Tutmayın gözyaşlarınızı, doya doya ağlayın.
Hüzün vardır, acı vardır...
İzmir, İstanbul, Selanik vardır.
Anlatılanlar Yorgi'den Mari'ye uzanan hazin hikâyelerdir.
O nedenledir ki ülkem kopartılan çiçekler nedeniyle
öksüz kalmıştır.
Özlerim Ermeni komşularımı mahalle arkadaşlarımı; Agop'u, Kevork'u, Artin'i.
Ya Rum meyhaneleri...
Mezelerin en güzeliyle rakı bütünleşir...
Udun sesi eşliğinde miraça yolculuk başlar.
Bir de karşınızda sevdiğiniz kadın varsa, gözlerine
bakmaya doyamadığınız...
Merak etmeyin, artık cennettesinizdir...
Yudumlayın hayatı doya doya, aşk ile sevda ile...
Müzik asla sizi yalnız bırakmaz.

Macit CÜNÜNOĞLU

28 Şubat 2019

42 yıl sonra...

Amasya










CHP memleketim Amasya'da en son 1977 seçimlerinde
belediye başkanlığını kazanmıştı...
Ve 12 Eylül darbesiyle de başkan Gündüz abi (Türem)
faşist Cunta tarafından görevinden alınmıştı.
Yerine de ismi lâzım değil emekli bir subay atanmıştı.
Sonrası malûm, ANAP'lı yıllar.
Canım memleketim yol, inşaat uğruna yerle bir edilmişti.
Dalan'ın İstanbul'da yaptığını Hatipoğlu Amasya'da gerçekleştiriyordu.
Tarihî doku tarumar edilirken canını kurtaran
yalnızca ırmak boyu evleri olmuştu.
Birkaç da konak.
Eğri Cami bile yıkımdan nasibini almıştı.
Demek ki CHP'nin başarısının üzerinden 42 yıl geçmiş.
O güzelim kent, çarpık yapılaşma sonucu şimdilerde
nefes olmakta bile zorlanıyor.
Daracık Yeşilırmak vadisi beton canavarına
teslim olmuş durumda.
Kent içi bağların yerinde artık apartmanlar var.
Hatta merkeze bağlı yakın köyler bile tehdit altında.
Onlarca yıldır sağ iktidarların boyunduruğu altında kalan
müze-kentin önce yeşili soldu, artan nüfusla birlikte
trafik sorunu oluştu ve Yeşilırmak da giderek mahzunlaştı.
Hâlbuki Osmanlılıkla çok övünen sultanımız var...
Ve Amasya da Osmanlı mirası kentlerin başında gelir.
II. Beyazıd valimiz, Yavuz Sultan Selim hemşerimizdir...
Onlarca camisiyle, medreseleriyle ilim irfan yuvasıdır.
On üç şehzadenin gelip geçmesi de tesadüfü değildir.
Bir de ünlü coğrafyacı Strabon'u ekleyin,
Gözbebeği gibi korunup kollanması gereken kenttir Amasya.
CHP bu kez bir kadın adayla halkın karşısına çıkıyor.
Serpil Saraçoğlu.
İstanbul'da yaşayan bir Amasyalı olarak başarılı
olması için dua ediyorum...
Elimden de başka bir şey gelmiyor.
Gündüz abinin kazandığı seçimlerdeki soldan esen
rüzgârların tekrarlanması umudunu taşıyorum,
Kılıçdaroğlu'na rağmen.
Haydi Amasya, 1 Nisan sabahı Cumhuriyet bayrağını çek kaleye...
Kadın eli dokunsun doğduğum topraklara, berekettir, estetiktir...
En azından Vandallardan kalan güzellikler korunsun.

Macit CÜNÜNOĞLU

 

27 Şubat 2019

Son Nokta!

Macit CÜNÜNOĞLU









Demokrasinin çamura battığı, hukukun tedavülden kalktığı
bir ortamda seçime gidiyoruz.
Üstelik tek adamın otoritesi altında.
Millet İttifakı'nın adı oldu "Zillet"...
Muhalefet de ya terörist işbirlikçisi, ya da dış güçlerle
ortak hareket eden vatan haini.
Fetöcü yaftalama ise vaka-ı adiyeden.
Özetle siyasî üslup yerlerde sürünüyor.
İşte bu koşullarda sandığa gidiyoruz.
Yalnız büyük heyecanlar yaşanmıyor.
Her partinin içsel çekişmeleri seçimlerden daha
popüler şekilde pazarlanıyor.
Magazin malzemesi gibi mevzular uzatılıyor da uzatılıyor.
Normaldir, projelerin ortalıkta uçuştuğu atmosferde
tercih yapacak değiliz ya...
Önümüze iki seçenek sunuluyor:
Bir: Ülkenin bekaası, ki iktidarın tezi...
İki: İnsan haklarının, özgürlüklerin savunulması,
bu da benim tezim.
Yoksa yerel yönetimleri teslim edeceğimiz kadrolar
kimsenin umurunda değil.
Eğer öyle olsaydı Mansur Yavaş'la, İyi Parti ile
CHP sevdalısı seçmenin işi olur muydu?
Sayın Kılıçdaroğlu'nun taktiksel hesapları...
Bakalım tutacak mı?

Lâkin bu seçimlerde pek bir iştahsızım.
Tabii kendi adıma düşünüyorum.
Batı tipi demokrasilerden her geçen gün uzaklaşıyoruz.
Ayrıca umutlarımda tükenmeye başladı.
Yıllardır oy verdiğim CHP de kötü yöneticileri
sayesinde iyiden iyiye yormaya başladı.
Ülke de ise siyasetin geldiği nokta,
"sağın alternatifi sağcılık."
Bir yarış, bir yarış...
Bu arada bataklığa iki yıldız düşüyor:
Biri Alper Taş, diğeri Komünist Başkan Maçoğlu...
Derin bir nefes alıyorum, çünkü ruh sağlığıma iyi geliyor.
Birazdan da evimin yakınında bulunan Ovacık Market'e gideceğim, hem yürüyüş olur hem de nohut, fasulye alacağım.
Teselli ikramiyesi niyetine benim gibi fakire bu da yeter.
Yemişim seçiminizi, yemişim bekaanızı, gerisi de hikâye.
Nokta!




 

25 Şubat 2019

Ağabeyim Adnan Cününoğlu

Adnan CÜNÜNOĞLU











Uzun süre şarkılarımızı dinleyemedim.
Hele de ud taksimlerini, âdeta sustu yüreğim.
Tıkandım, gözlerim nemlendi.
İtiraf etmeliyim ki ağabeyimi çok özlüyorum.
Rahmetli faslı çok severdi.
Bilhassa Bimen Şen bestelerinin ayrı bir yeri vardı.
Bir araya geldik mi, tabii rakı masasının başında.
Başlardı hicazdan "Yıllar ne çabuk geçti..." adlı
eseri çalmaya...
Hüzzamla devam ederdi, "Hâleli gözlerin hayâle döndü..."
Olmazsa olmaz şarkılarımızdan
"Açmam açamam söyleyemem, çünkü derinde..." 
ile sürüp giderdi meşkimiz.
Sigara molalarımızda ise derin musiki bilgisinden pasajlar aktarırdı.

Evet, insanın birinci derece yakınını kaybetmesi
ağır acılara sebep oluyor...
Hele de arkadaş olmayı becerebildiyseniz hasret
daha da artıyor.
Ah Adnan Cününoğlu ah, canım abim...
73 yaşında bu dünyayı terk ettin ama...
Çok erken, inan ki şarkılar öksüz kaldı.
Senin udundan, sesinden dinlediğim binlerce eser
gönlümde ayrı bir karşılık buluyordu...
Benim için sevgi pınarıydı.
Kâh hüzünlendiğim, kâh coştuğum...
Bazen de kalkıp doya doya oynadığım.
Mızrabın kıvrak, parmakların oynak...
Yorumların lezzetli mi lezzetliydi.

Geldik gidiyoruz işte.
Abim bu dünyada iz bırakanlar listesine girebilecek
özelliklere sahipti.
Müthiş hafızasıyla çevresindekileri şaşkınlığa düşürürdü.
Olağanüstü matematik zekasıyla kağıt kalem olmadan
problem çözme yeteneğine sahipti.
İyi bir fotoğrafçıydı, üstelik ustası hiç olmamıştı...
Eline aldığı her enstrümanı çalardı...
Ne kurs, ne eğitim...
Hani derler ya, tanrı vergisi...
Özel mi özeldi.

Nurlar içinde yatsın.
Çok özlüyorum çoook.

Macit CÜNÜNOĞLU

23 Şubat 2019

31 Mart'a doğru...

S. SARAÇOĞLU










Ülke sathında seçim çalışmaları son sürat ilerliyor.
Kılıçdaroğlu'nun densizliklerine rağmen CHP,
başta İstanbul, Ankara olmak üzere birçok büyük
ilde favori konuma geldiği anlaşılıyor.
Özellikle Büyük Reis'in takındığı üslup ve korkularından sonra Millet İttifakı'nın başarıya yakın olduğu gözlemleniyor.
Zaten çoğu anket şirketi de bu doğrultuda tahminlerde bulunuyor.
Fakat bir de küskünler var, CHP'den umudunu kesenler.
İşte onların oranı muhalefetin kaderini belirleyecek.
Ayrıca İyi Parti ile yapılan işbirliğini içine sindirememiş
geniş bir kitle de var.
Özellikle sol değerlere bağlı, ilkeli, dünü unutmayan,
evrensel dünya görüşleriyle yarınlara bakan...
Ama asla umutsuzluğa düşmeyen seçmen topluluğu...
CHP'ye tekrar oy verir mi, hiç sanmam.
Bu arada Alper Taş gibi aradan sıyrılacak isimler de olabilir.
Ve Amasya, doğduğum topraklar.
Nasıl olduysa parti kadın aday çıkartmış...
İyi de olmuş.
Adı: Serpil Saraçoğlu.
Aktivist kimlik, referansları sağlam...
Hele de Strabon Restoran'ın işletmecisi olması bile
en büyük güvence.
Büyük şehirlerde kadının adının geçmediği
bu seçimlerde Amasya'dan bir kadın adayın sesinin
yükselmesi yüreğimize su serpiyor.
Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı bu kente
bir kadın başkan ne de yakışır.
O nedenle Serpil Saraçoğlu'nun başarılı olmasını
İstanbul'da yaşayan bir hemşerisi olarak can-ı gönülden
arzu ediyorum.
Hatta CHP ülke çapında bizleri utandırsa bile,
Amasya'da bayrağın Yeşilırmak vadisine dikilmesi
yepyeni ufuklara yol açacaktır...
Aynen 22 Haziran 1919 ruhu ile.

Macit CÜNÜNOĞLU

Miki Oshita

Eminönü'nde geziyorum.
Yeni Cami'nin duvarındaki
afiş dikkatimi çekti.
Sergi duyurusu.
Hünkâr Kasrı'nın içindeki
galeride.
İstanbul Ticaret Odası
restore edip kente
kazandırmış.
Hoş bir mekân, tarihsel dokusuyla etkileyici.
Ebru sanatının çarpıcı örnekleri sergileniyor.
İmza Osaka doğumlu Miki Oshita.
Şaşırdım, afişte de vurgulandığı gibi "Nereden nereye".
Kızımızın özgeçmişini okudum, şaşkınlığım daha da arttı.
Memleketinde engelli öğretmeni, seyahatlerinden
birinde yolu ülkemize düşüyor, bir vesileyle ebru
sanatını keşfedip peşinden gidiyor.
Ve bu işin ustalarından Hikmet Barutçugil ile buluşup
Ebristan'da (İstanbul Ebru Evi) sekiz yıldır süren
kurslar, eğitimler...
Derken Yeni Cami Hünkâr Kasrı'nda karşımıza çıkıyor.
Yalnız bununla da yetinmeyip uluslararası platformlarda
Türk Ebru Sanatını tanıtıyor...
Ve Japonya'daki engelli çocuklara da bu sanatı öğretiyor.
Demek ki merak duygusuyla başlayan öğrenme
isteği ne sınır tanıyor ne de yaş.
Çok sevdiğim ailevi bir dostum da Ebru öğrenmeye başladı...
Konuşmalarındaki heyecanı, sevinci, mutluluğu
ifade edemem.
Hani büyüklerimiz demiş ya;
"yaşlılıkta hobin ve lobin" olacak...
Uğraş alanı bir de sanatsa değme yaşamın keyfine.
Evet, zamanınız varsa Miki Oshita'nın sergisini gezin,
asla pişman olmazsınız.
Çıkışta da köprü altında bir bira (tabii ki Arjantin)
bir midye tava hiç fena olmaz.
Seyredin İstanbul'u da doya doya.




 
İlgili resim

Macit CÜNÜNOĞLU

21 Şubat 2019

Can'ın çığlığı

Şerafettin Can ATALAY







Avukat Şerafettin Can Atalay ekranlarda konuşuyor;
"Gezi karalanamaz..."
Aslanım benim, Mustafa'nın oğlu...
Annesi Şükran, dayısı Kemal...
Ve amcası katledilen Amasya TİP İl Başkanı Şerafettin abi.
Diğer amcası da dünya tatlısı Hüseyin...
12 Mart'ın devrimci subaylarından...
Nurlar içinde yatsın, özel mi özeldi.
Evladımıza ağırlaştırılmış müebbet istemişler...
Suçu devleti ortadan kaldırmak!
Vay be, ne ülkeymişiz?
Evet, üç beş ağaç için ayaklandık...
Elimizde karanfil, yüreğimizde özgürlük...
Sevdamız demokrasi, ruhumuzda insanlık onuru...
Al sana kurşun, al sana mahpus...
Altı yıl sonra kurban arayan gözü dönmüş zalimler...
İşimiz zor usta, hem de çok zor...
Adaleti inek içti, hukuk dağa kaçtı...
Memleketin üzerine saray çöktü...
Vay benim köse sakalım vay!

İçim acıyor içim...
Düşünüyorum taşınıyorum...
"Nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?"
Aslında soracak o kadar çok hesabımız var ki...
Maraş'tan Çorum'a...
1 Mayıs'tan Sivas'a...
Yangın yeri günler, haftalar, aylar, yıllar...
Kanla tarih yazılıyor...
Soma'da, Ankara'da.
Avukat Can haykırıyor;
"Gezi bu toprakların umududur."
İnşallah haklı çıkarsın çocuk...
Yoksa kahrolacağız...
Kavala içerde, Dündar sürgünde...
Bir de sen...
Tanrım yardım et...
Artık nefes alamıyorum!

Macit CÜNÜNOĞLU

20 Şubat 2019

"Aziz İstanbul"








Uzun süredir İstanbul turlarımı ihmal etmiştim...
Şükürler olsun, dün yeniden başladım.
İlk durak Beyoğlu, birkaç sergi, birkaç foto...
Ve halkın arasına karışmak, sel gibi akmak...
Ne mutluluk.
Demek ki insan kaybolmayı da özlüyor...
Hele de büyük kalabalıklar arasında...
Küçülüyorsun, küçülüyorsun...
Ta ki nokta olana kadar.

Ondan sonra ver elini Boğaz.
Beşiktaş'tan motor kalkıyor...
Önce Arnavutköy, peşinden Emirgan İstinye derken
son iskele Sarıyer.
Hava güzel, güneş iyiden iyiye ısıtıyor.
Öyleyse Anadolu Kavağı'na da merhaba demek lâzım.
Belki bir midye tava...
Hiç de fena olmaz hani.
Fakat "Rakı&Balık" diyemiyorum...
Büyük Reis'in yaptığı zamlar sonucu meyhaneleri unutup
hepimiz kimyagerliğe terfi ettik.
Atık kendi içkimizi kendimiz yapıyoruz.
YouTube'da ne formüller...
En son viski ürettim, beş çayının yanında nefis gidiyor!

Derken Kavak'tayım, moladan sonra bir motor daha keşfettim.
Herhalde yeni konulmuş.
Boğaz'ın doğu yakasından Üsküdar'a uzanan rota.
Arada tüm iskeleler.
Tek kelimeyle harika.
Tam iki saat sürüyor.
Doyumsuz yolculuk.

Evet, yaşadığım kenti çok özlemişim.
Arayı bir daha asla bu kadar açmam.
Ne de olsa "Aziz İstanbul"...
Dünyayı yarattığına utanan tanrının gurur duyduğu tek nokta.
İyi ki kollarındayım!

Macit CÜNÜNOĞLU

17 Şubat 2019

Cemal abi


Cemal Kıral

Cemal abi de sonsuzluğa göçmüş.
Sendikacılık yıllarımda DİSK'in Ege Bölge Temsilcisi'ydi.
Yetmişli yıllar, tabii o zamanlar genciz.
Soldan esiyor rüzgâr.
Devrim yolunda "İleri Demokratik Düzen" için kavga veriyoruz.
En ön safta DİSK ve bağlaşıklıkları.
Zincirleri kıra kıra iktidara yürüyoruz!









Fakat komşudan (Bulgaristan) kötü kokular geliyor.
Türkler baskı altında, komünist devlet tarafından
asimilasyona zorlanıyorlar.
Başta da hayranlıkla izlediğimiz Jivkov var.
İzahı zor ama sosyalizmin cilvesi...
Hem de "ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı" 
ilkesine sıkı sıkıya bağlı ülkede!

Yıl: 1977
Beyoğlu'ndayız.
Galatasaray Kulüp binasının karşındaki kebapçıda.
Cemal abi, rahmetli Aybars (Güner) ve ben; ocakbaşındaki
Sadık ustanın "canım benim" seslenişleri altında
siyasî sohbete dalmışız...
Soruyorum bilge adam Cemal abiye:
"N'olacak Bulgaristan'nın hâli?"
Kendinden emin ifadeyle cevaplıyor:
"Üst kültür alt kültürleri asimile eder."
Hımmm! Demek böyle...
Marksist teoriyi de yeni yeni öğreniyoruz.
Büyük usta diyorsa kesin doğrudur!
Koyver gitsin azınlıkları!
Hem TKP Merkez Komitesi Üyesi Cemal Kıral
abimizden daha iyi mi bileceğiz?

Hey gidi yıllar, nereden nereye...
Şimdi karıncanın hakkını bile savunuyoruz.
Çünkü inancımızdan önce insanlık geldiğini,
özgürlük için demokrasinin vazgeçilmez olduğunu
 geç de olsa öğrenmiştik.

Cemal abi de ölmüş, 86 yaşında...
İzmir denince aklıma gelen ilk isim...
Ve ocakbaşındaki rakı sohbetimiz.
Kimler geldi kimler geçti hayatımızdan...
Unutamayacağım karakterlerden biri de Cemal abi...
Nurlar içinde yatsın.

Macit CÜNÜNOĞLU


09 Şubat 2019

CHP'nin dayanılmaz hâlleri!

Macit CÜNÜNOĞLU








CHP adayları üzerinden tartışılmaya devam ediyor.
Haksız da değiller.
Siverek'te öyle bir aday gösterdi ki, batıdaki seçmenini dâhi
çileden çıkarttı.
Adam Bucak aşiretinden, MHP artığı, üstelik
mezar kazıcılığına meraklı!
Ne diyelim, parti yöneticilerine tanrı akıl fikir versin.

Ya İzmir Büyük Şehir Belediyesi başkan adayına ne demeli?
Kanlı 12 Eylül savcılarından babasıyla hâlâ gurur
duyduğunu söylüyor.
Yapma etme kardeşim denilse de fayda etmiyor.
İnadım inat!
Ayrıca savunmasıyla parlak kariyerine de gölge düşürüyor ama farkında değil.
Öyleyse koyver gitsin CHP'yi.
Sıktı artık, üstelik icatlarıyla canımızı acıtıyor.

Ha, bir de Alper Taş var.
Beyoğlu için düşünmüşler.
Hayret, nasıl akıl etmişler!
Gerçekten de heyecan yaratan bir kimlik.
Onca rezilliği düşününce yıldız gibi parlıyor.
Keşke başarılı olsa...
Sergileyeceği icraatlardan en ufak şüphem yok.
Çünkü kaliteli sosyalist.
Ancak bir tehlike var,
Bakarsınız "sen bize fazla geldin" deyip partiden
ihraç ederler.
Eee, ne de olsa CHP, sağı solu belli olmaz.
Kurtuluş diye dinciye de sarılır, milliyetçiye de...
En son Yaşar Okuyan partiyi şereflendirmiş.
Vatana millete hayırlı olsun!

07 Şubat 2019

Hatıralar eşliğinde...

Nurten hala, ben ve kızım








Caddebostan sahilinde bir restorandayız, yanımda kızım Sıla,

karşımda rahmetli eşimin halasının kızı Nurten hala.
New-York'taki Empire State binasının gölgesinde hatıraların derinliğine dalmışız...
Sevginin gücünü, aşkın büyüsünü ve insan üzerindeki etkilerini konuşuyoruz.
Tabii duygusal sahneler, gözler nemli, yıllar öncesinden
kopup gelen enstantaneler.
Nurten hala kardeşinin cenaze töreni için Amerika'dan geldi.
Cami avlusunda buluştuk ve Üstün ağabeyi sonsuzluğa uğurladık.
Bilahare birlikte olup hasbıhal etme kararı aldık.
İyi de oldu, kızımın örgütlediği ortam bizleri zaman tünelinde eşsiz bir yolculuğa çıkardı.
Anlatıcı 1935 doğumlu profesör halamız olunca,
hiçbir ayrıntı ıskalanmadı.
Bir de kuşaklar arası eşsiz randevu.
Demek ki hepimizin ihtiyacı varmış.

Sohbetin öznesi Onur, 27 yaşında hayata veda eden eşim...
Çocuklarımın annesi.
Yani bizleri bir araya getiren asil kadın.
Geçmiş sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
Her yönüyle zor yıllar...
Ve şimdi kadeh kaldırdığım kızım hemen yanı başımda.
Karşımda da efsanevi bir hayat yaşamış Nurten hala.
Elli beş yıllık ABD serüveni de dahil mükemmel
Türkçesiyle yaşamından kesitler aktarıyor.
Elbette masada sevinç de hüzün de vardı.
Ancak en çok umudu paylaştık.
Güzel ülkemde yetişen torunlarımız adına.

Ayrılırken bir kez daha sarıldık...
Vedalaşmak için değil de tekrar kavuşmak umuduyla.

Macit CÜNÜNOĞLU
 

30 Ocak 2019

Aradaki fark!

Macit CÜNÜNOĞLU







CHP'nin İzmir belediye başkan adayı nihayet

açıklandı: Tunç Soyer.
Parlak bir özgeçmişi var.
Umut vadediyor, dilerim seçmenlerini utandırmayıp
çok başarılı olur.
Lâkin kimilerine göre ciddi kusuru var.
Babası 12 Eylül'ün başsavcılarından biri.
Yani onlarca davayı açan Nurettin Soyer.
Başta MHP olmak üzere AKP'li bazı zevat da
oğul Soyer'e babasının icraatları üzerinden giydiriyor.
Hem de mahkemelerde "fikirlerimiz iktidarda,
bizler içerideyiz"
 
diyecek kadar demokrat(!)
olanların soyundan gelenler.
Atış serbest, ağzı olan konuşuyor.
Hele de mevzubahis CHP ise yalan, yanlış
vur abalıya!
Nasıl olsa günahı çok.

Geçenlerde Netflix patentli "Operasyon Finale"
filmini izledim.
Savaş sonrası Arjantin'e yerleşen Nazi subayı
Adolf Erichmann yakalanıp İsrail'e götürülüşü
konu ediliyor.
Ki bu adam milyonlarca Yahudi'nin ölümünden
sorumlu, uygulamaları tam bir vahşet örneği.

Ancak 1955 doğumlu oğlu Ortadoğu Arkeolojisi
Profesörü Ricardo Eichmann babasının İsrail'de
yargılanıp idam edilmesi hakkında diyor ki,
"idama karşıyım ama babamın idamı normaldir."
Ve bu evlat 1996'dan beri Alman Arkeoloji Enstitüsü Doğu
Bölümü'nün direktörü. 


Siz ne dersiniz?

Tunç Soyer'i babasından dolayı yargılayan zihniyetin
Alman toplumunda karşılığı var mıdır...
Yoksa cennet pazarlayan bezirganların ülkesiyle
Almanya'yı karıştırmamak mı lâzım.

T. Soyer'e minik bir not:
Babasıyla övünmeyi sürdüren sevgili adayımız
inşallah bu yazıyla karşılaşır da, tarihi gafletten
bir önce kurtulur.

28 Ocak 2019

Ecevit'in hayâli

Macit CÜNÜNOĞLU














Rahmetli Ecevit yetmişli yıllarda sıkça İskandinav tipi
demokrasilerden söz ederdi.
Yine o devirlerde keskin solcularımız kapitalizm ile sosyalizm
arasında orta yolun olamayacağına dair vurgu yaparlardı.
Günümüzde de Maduro üzerinden Venezuella
 tartışılınca aklıma hep o yıllar geliyor.
Benim de dahil olduğum radikal sol düşüncenin
hedefinde Sovyet tipi bir ülke yaratmaktı!
Tabii muazzam bir enerji harcandı...
Hem altmışlarda hem yetmişlerde.
Netice ortada.
Elbette gidenlere, ağır bedel ödeyenlere yazık oldu.
Bir ütopyaydı, bir masaldı...
Ancak "zamanın ruhu" denilen o sihirli kavram yok mu,
bir kuşağı içine alıp acımasızca öğüttü.

Ya günümüzde, Maduro dünya gündemine oturdu.
Varlık içinde yokluk çeken ülkenin lideri.
Sosyalist mi, değil mi?
Çok da umurumda olmamasına rağmen despot
olduğu kesin.
Bakınız destekleyen ülkelerin liderlerine...
Bir biçimiyle kahramanımızla kan bağı var!

Ya Ecevit'in söylemi...
Grigoriy Petrov'un "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"
hayat nasıl?
Ki söz konusu kitap 1936 yılında Tükçe'ye çevrilmiş
ve M. Kemal'in emriyle okul müfredatlarına girmişti.
Bugünlerde sıkça YouTube üzerinden Norveç'i,
İsveç'i, Finlandiya'yı ziyaret ediyorum.
Bir başka dünya.
İzlediklerim ne kapitalizm ne sosyalizm...
İllâ bir isim konulacaksa da insan odaklı hakça bir düzen.
Ve bizim için şimdilik çok uzak ama bizde de bolca
umut bir de rahmetli Ecevit'in hayâli var.

21 Ocak 2019

Tabii anlayana!

Macit CÜNÜNOĞLU







Kemalist ideolojinin idollerinden biri Fazıl Say da
golü yedi.
Suçu RTE'yi konserine davet etmek.
Kısa bir süre önce de rahmetli Ara Güler nasibini almıştı...
Suçu Saray'a yakın olmak.
Aynı şekilde İlber Ortaylı...
O da harcandı.
Vay benim köse sakalım vay!

Siz kıyım makinelerini devreye soktukça,
sağcı kalemşörlere gün doğuyor.
Ortada ne Fazıl ne Ara ne İlber kalıyor.
Kına yakın e mi...
Yüreğiniz soğudu mu?

Allah aşkına vazgeçin Mozzart, bira tavsiyelerinizden...
Adam diyor ki, "ben hadımım"...
Siz diyorsunuz, "niye oğlun kızın yok?"

Ya M. Kemal pazarlamaya ne dersiniz?
Yılmaz Özdil denilen hödük "Cin Ali" serisi gibi
Atatürk bezirganlığı yapıyor...
Ve milyonlarca alkış!
Yapmayın etmeyin, aklınızı başına alın.
Kurtuluş Savaşı önderi bu ülkenin kurucusudur...
Asla ticari meta değildir.

Dolayısıyla aktüel magazin sayfaları arasında
yer almanın faydası yok.
Olsa olsa Özdiller gibi cebiniz dolar.
Hem de toplumsal değerleri harcayarak.
Öyleyse ne farkınız kalır dinci haramilerden?

Özetle "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir."
Tabii anlayana!

19 Ocak 2019

Ah ahparig!

Macit CÜNÜNOĞLU









Sabahattin Ali'nin, Hrant Dink'in de aralarında bulunduğu

Cumhuriyet tarihi siyasî cinayetlerle, acılarla doludur.
Denilebilir ki doksan kûsur yılda binlerce faili meçhul
cinayetler yarattık her yaştan!
Özetle İttihat Terakki'nin ruhu hiç ölmedi,
Azrail olarak hep yaşadı...
Ve varlığını da sürdürecek.

Hukuk, adalet, insan hakları olmayan ülkelerin kaderidir bu.
Yaşadıklarımız demokrasiyle sandığı özdeşleştiren zihniyetin önlenemeyen sonuçlarıdır.
Nazım yıllarca hapis yatmış, gencecik fidanlar
darağacına gönderilmiş; kimin umurunda?
Dolayısıyla bu topraklarda insan hayatının
değeri hiç olmamıştır, olmayacak da.

Bugün 19 Ocak, Hrant'ın katledilişinin 12. yıl dönümü.
Ogün adlı bir çocuk hapiste, azmettiriciler aramızda.
Asıl önemlisi ötekileştirme, nefret söylemi
artarak devam ediyor.
31 Mart'ta da yerel seçimler var.
Büyük Reis Fazıl Say konserine giderek aklı sıra
şirinlik yapıyor.
Tabii yerseniz!
Ama ruhu, hasreti...
Arap çöllerinde, bedevi kültüründe...
Çünkü fıtrat meselesi!

Ne yazık ki vatanımız son yarım yüzyılda çok değer kaybetti.
Özellikle 12 Eylül'ün yaptığı ağır tahribatlardan sonra.
Âdeta ülke dinciliğe, milliyetçiliğe teslim edildi.
Daha doğrusu siyaset tepeden tırnağa erozyona uğradı.
Artık Batı'nın evrensel değerleri çok uzakta.
Demokrasi, laiklik hak getire!

Bizler de 12 yıldır Hırant için gözyaşı döküyo
ruz...
İnsanlık onuru, sızlayan vicdanımız adına...
Ama nafile.
Kör olmuş gözler, kararmış yürekler...
Üstelik on altı yıldır iktidarda! 


13 Ocak 2019

Milada Horakova

Milada poster.jpg




















Bir filmin düşündürdükleri.
Sağ olsun Netfliks, zengin arşivi sayesinde
yüzlerce filme, diziye, belgesele ulaşmama imkân veriyor.
En son Çek yapımı "Milada" filmini izledim.
Konusu antifaşist, insan hakları savunucusu, özgürlük düşkünü demokrat bir kadının hikâyesi.
1901 doğumlu kahramanımız hukukçu.
Ve ülkesinin Nazi Almanyası tarafından işgaline
şiddetle karşı çıkmış, ancak toplama kamplarına
gönderilmekten kurtulamamış.
Savaşın bitimiyle serbest kalmış,  ilk seçimde de
milletvekili seçilmiş.
Özgürlük savaşçısı Milada kavgasını sürdürmüş,
bu kez de iktidarı ele geçiren komünistlerin hedefi
hâline gelmiş...
Ve düzmece davalar sonucu 1950 yılında idam edilmiştir.

İşte demokrat olmanın ağır bedeli.
Faşizme karşı direnen, komünizme karşı direnen...
Özetle her türlü diktaya karşı savaşan yürek...
Sonuçta ipe gidiyor.

Evet, insanlık tarihi bu ve benzeri acılarla doludur.
Özellikle de ideolojilerden beslenen diktalar insanlık
suçu işlemekte sınır tanımıyorlar.
İster sağ, ister sol olsun...
Ve bir de dincilik-milliyetçilik temelliyse tanrı
yardımcınız olsun!
Örneğin bizde olduğu gibi.
Ne Miladalarımız var, 21. yüzyılda maphuslarda çürüyorlar.

O nedenledir ki sözünü ettiğim filmi izleyin ve
üzerinde düşünün...
İnsanlık neler yaşadı, neler yaşayacak diye...
Ve yüzünüzü güneşe çevirip dua edin...
İyilikler, güzellikler adına...
Sadece ve sadece vicdanınızın sesini dinleyin...
İnsan olmanın onuruyla.

Macit CÜNÜNOĞLU


04 Ocak 2019

Kara lastik!

Macit CÜNÜNOĞLU







Lastik ayakkabıdan naylon poşete uzanan çileli bir yolun macerası...
Marka: Gislavet, mam-ı diğer Cizlavet.
Menşei: İsveç.
Hikâye otuzlu yıllarda başlar ve günümüze kadar sürer.
Aslında oto lastik markası olan ürün ülkemizde
"kara lastik" olarak ünlenmiştir.
Monoblok tasarım, fevkalâde işlevsel...
365 gün giyilecek özellikte, altı delinmediği sürece yaz-kış kullanım...
Bir de mes lastiği alırsanız duble ayak koruma!
Yoksulluğun simgesidir ama ne zaman sınıfsız
toplum olduk ki?
Zaten milletin efendisi köylümüz kara lastikle,
çarıkla anılırdı...
Nazım bile şiirlerinde yaşanan sefaleti dile getirmedi mi?
Şimdilerde de moda olmuş, genç kızlarımız
lastik çizme giyiyorlar, tabii çağa ayak uydurup cilalanmış.
Pek de yakışıyor haspalara, pırıl pırıl, geçmişe nazire yaparcasına!

Petrol türevlerini yaygınlaşmasıyla plastik çağın
başlangıcını geçtiğimiz yüzyıl yaşadık.
Hem de mutfaklarımızda.
O güzel bakır kaplarımız, tepsilerimiz melamin

denilen illetin kurbanı oldu.
Biliyorsunuz, son noktayı da alüminyum koydu!
Daha bitmedi, naylon çorap, naylon don-gömlek
derken geldik naylon poşete.
Kızılca kıyamet.
Ortalık gürültüden geçilmiyor.
Neymiş efendim; doğayı kirletiyormuş.
Doğru, var mı itirazınız?
Eskiden file, zembil, kesekâğıtı, bez torba vardı...
N'oldu onlara?
Unutuldu mu?
Tabii cam şişe, kavanoz da vardı...
Zaman zaman hatırlanan.
Öyleyse paralı poşete karşı çıkmanın bir manası yok.
Hele çevreciliğin bir ucundan tutalım...
Bakın görün, hayatımızdan çıkartılacak ne çok malzeme var.
Ayrıca iki de bir Kızılderililerden örnek veririz...
Torunlarımıza bırakacağımız miras hakkında...
En çok da gezegenimizi kullanırız...
Matah bir nesilmişiz gibi!

03 Ocak 2019

Gezi(yorum)!



Hafızanın en güzel geri dönüşüm aracı fotoğraflar.
İstanbul'un gitmediğim köşesi kalmadı.
Özellikle de tarihi mekanlar.
Zaman zaman arşivimde gezintiye çıkarım...
Ve yürümenin insan için ne kadar kıymetli bir
aktivite olduğuna inanırım.
Bu arada Mısırlı edebiyatçı Necip Mahfuz aklıma gelir.
1988 yılında Nobel aldığında 77 yaşındaydı...
Ve demişti ki, "gezmeyi hep çok istedim, şimdi ise
param pulum şöhretim var, ancak sağlığım yok." 
Okuyunca içim sızlamıştı.
O nedenledir ki insan imkânları ve sağlığı
elverdiği ölçüde gezip tozmalı...
Tabii merak, keşif duygusuyla.
Yoksa hayat çabuk geçiyor.
Bir de bakmışsınız Toprak Ana davetiye çıkartıp,
sizi çağırıyor.

Evet, arzuları idealleri ertelemek kötü.
Siyasette öyle değil midir?
Partilerin nihai amacı nedir ki?
Elbette iktidar olmak.
Ve işbaşına gelip hükümet marifetiyle toplumu yönetmek.
En azından belediyeler aracılığıyla kentlere, ilçelere hizmet vermek.
İşte CHP'nin geldiği nokta.

İktidarından çoktan vazgeçtik...
Zaten İzmir çantada keklik, İstanbul Ankara'yı alır mı?
Zor ama imkânsız değil.
İttifaklara da aklım ermez, hele de İyi Parti gibi milliyetçilik hamuruyla yoğrulmuş olanına!
Yine de MHP artığı oylardan umut beklendiği aşikâr.
Öyleyse 1 Nisan'ı bekleyip görmekten başka çare yok.

Fakat insanlık tarihin derinliklerinde büyük mesafeler katetti.
Bilhassa bilimde, teknolojide.
Haksızlık etmeyelim, biz de çağ atladık;
Kurnazlıkta, yalanda, dolanda.
Hele hukuk, adalet alanlarında...
Dünyaya örnek olacak demokrasiler oluşturduk(!)
Ve TEK ADAM rejimine geçtik.
Artık her kafadan ses çıkmıyor...
"O" düşünüyor, "O" karar veriyor.
Alan razı, satan razı.
Ve hepsinden önemlisi necip halkımız mutlu ve huzurlu.

Bir anlamda tarih yazıyoruz tarih.
Hırsızı bu kadar çok seven millet eliyle.
Kusuruma bakmayın, mevzu nereye savruldu...
Geziden girdik, haramilerden çıktık...
Sürçü lisân ettiysem afola!


Macit CÜNÜNOĞLU

31 Aralık 2018

Tarih Baba'ya selâm!

Çağdaş-Sıla-Ben




























Bir yıl daha geride kalıyor.
2022'un Ağustos ayında da yetmiş üç yaşıma giriyorum.
Hatırı sayılır bir ömür.
Çocuklarıma, torunlarıma bakınca fena yaşamadık
hissi ağır basıyor.
Hayatım boyunca da nice genç ölümlere şahitlik ettim.
İçimi kavuran, derinden sarsan.
Ancak sanat her zaman imdadıma yetişti.
Müzik eşliğinde kitaplar arasında yolculuğa çıkmak
en büyük ilacım oldu.
Fakat hiçbir zaman memleketimi güllük gülistanlık görmedim.
Hep bir darbe, hep bir antidemokratik uygulama...
Belki de hukuksuz, adaletsiz ülkede yaşamanın doğal sonuçları.
Eğitim çare olur sandık, İmam-Hatip kültürüyle
bataklığın çapı büyüdü, ülkeyi sardı.
Bir dönem de Nazım'ın "Kerem gibi" şiirine sarıldık...
Yana yana bihâl olduk ve yitirdiğimiz yoldaşlarımızı
çabuk unuttuk.

Toplumun üzerine kapitalizm öyle bir çöktü ki,
altta kalanın canı gerçekten çıktı.     
Bu arada siyaset de çağa ayak uydurup modifiye
tezgâhında makyajlandı.
Solcu esneyerek plastikleşti, sağcı dinciliğin-milliyetçiliğin zirvelerinde başarıdan başarıya koştu.
Geriye de Tarih Baba'nın şefkatli kollarına sığınmak kaldı.
Elbette zaman kötüleri cezalandıracaktır.
Tüm faşist diktatörlerin başına geldiği gibi.

İşte bu duygular içinde siz dostlarıma sağlıklı 
huzurlu ömürler diliyorum.
İnanıyorum ki güneş bu toprakları asla terk etmeyecektir.

Macit CÜNÜNOĞLU

29 Aralık 2018

Yıldızların şerefine!

Ben ve Aybars
















Bir zamanlar DİSK vardı, 67 yılında kurulmuş,
hızla büyümüştü. Temel ilkesi sınıf ve kitle
sendikacılığıydı. Yetmişli yıllarda dalga dalga
ülke sathına yayıldı, yalnız işverenlerin değil
iktidarların da korkulu rüyası olmuştu.
Üye sayısı artık yüz binlerle ifade ediliyordu.
Ve soldan esiyordu rüzgâr. Türkiye devrimci
hareketine öncülük yapıyordu.
Faşizme karşı, sermayeye karşı ve Milliyetçi Cephe
hükümetlerine karşı.

İşte bu koşullarda yiğit arkadaşım Aybars'la tanıştım.
Müthiş donanımlı, sıkı arşivci, tam bir entelektüeldi.
Çok dinleyen, çok konuşmayan pos bıyıklı dostum
rakı masalarında güzel yorumlarıyla sık sık
mehtaba çıkardı.
Kavga adamıydı, aşk adamıydı, korkusuz bir yoldaştı.

Mücadele bizi halef selef yapmıştı.
Sendikal görevimizde yer değiştirmiştik.
O Ankara'nın ben İstanbul'un yolunu tutmuştum.
Ancak kadere bakın ki yoldaşımı 12 Eylül faşizmi
İstanbul'da yakaladı.
1 Mayısların yılmaz neferi Taksim-Gümüşsuyu'nda
polislerin kolundaydı.
Bilahare işkenceler, Mamak maceraları...
Ve kırk yaşında askere gitmeler.

Ve dün gece öldü.
Kanser illeti onu da bulmuştu.
İçim yandı, derinden sarsıldım.
Önce Yüksel, peşinden Mehmet Ali...
Şimdi de Aybars...
Sendikamın gülleri tek tek soluyordu.
Devrimci canlarım benim.

Yaşadığım sürece sizleri çok özleyeceğim...
Ve asla unutmayacağım.
İyi ki yoldaşınız olmuşum, ne mutlu bana.
Kadehimi de yıldızlara kaldırıyorum...
Biliyorum ki sizler oralardasınız.

Macit CÜNÜNOĞLU








 

11 Aralık 2018

Canım benim

Celal SONUŞEN



Dayıoğlum Celal'i de sonsuzluğa uğurladık.
Ailenin beşinci çocuğuydu.
Doğumunu hatırlarım, sarı saçlı sevimli bir bebekti.
Faytoncu olan İskender dayım, vefakâr eşi
Sündüs yengemle birlikte bin bir güçlüğe
göğüs gererek altı evlatlarını büyüttüler.
Fakat ismiyle müsemma Celal farklıydı.
Gözü kara, yiğit bir gençti.
Korkusuzdu ve kalıbının adamıydı.
12 Eylül öncesi eylemlerdeki fedakârlığını
duyduğumda çok gururlanmıştım.
Ve doğduğum topraklar olan Amasya'ya
gidişlerim sıklaştıkça Celal ile arkadaşlığım
derinleşti ve kadim dostluğa dönüştü.
Sevgili karısı Ayşe, dünya tatlısı yavruları
Sıla ile Ozan benim için yakından da öte
aile niteliğine büründü.

Evet, değerli Celal'i amansız hastalığın pençesinde
dün kaybettik, bugün de yıldızlara yolcu ettik.
Elbette çok sarsıldım, yokluğunun acısını
şimdiden içimde hissetmeye başladım.
Yaşadığımız anılar film şeridi gibi bir bir
gözlerimin önünden geçti.
İçtiğimiz onca rakı, Ebemü sefalarımız,
Ballıca mağarasına yolculuğumuz, Tokat kebapları,
döner tezgâhının başına geçmeleri...
Kardeşim yok artık, sanki hayâl.

Çok özleyeceğim çoook.
Yalnızca bir akraba, bir dost kaybetmedim...
Canımdan bir parça kopup gitti.
Nurlar içinde yat Celalim...
Bekle beni, yarım bıraktığımız âlemi
sonsuzlukta da sürdürürüz...
Söz, sensiz bu dünyada geçirdiğim ilk günüm...
Gözlerinden öperim, canım benim.

Macit CÜNÜNOĞLU





07 Aralık 2018

"Nereye gidiyorsun dede?"

Yaşlandık be usta.
Hani derler ya; gönül yorgunu...
Ondan da öte.
Çok şey sığdırdık bu hayata.
Nice devrimler, nice kavgalar, nice sevdalar, nice aşklar.
Lâkin elde kalan hüzün!
Hem de nasıl?
Yürek paramparça, eller nasırlı, gözler ıslak...
Geriye kalan sadece umut...
Ve sımsıcak yarınlar.
Yeniden doğacak güneş, gökyüzü pırıl pırıl, yıldızlar yoldaşım.
Her zamanki gibi güneşle dostum.

Oldu bitti tanrıyla aram iyi olmadı.
Sevmedim adaletini, tepeden bakan üslubunu.
Hele de cehennem ateşini.
Zaten yangınlardayız; yoksulluk, göçler, insanlığın trajedesi...
Bu mudur dünya?

Yine de çok yorgunum usta.
Ufak ufak hazırlık yapıyordum sonsuzluğa.
Ayaklarıma yapıştı torunlar...
Seslendiler; "nereye gidiyorsun dede?"
Dayanamadım, karar verdim...
Bir süre daha rakı şişesinde balık olmaya...
Nefesimde tütün, sol mememin altındaki cevahiri söndürmemeye!

Macit CÜNÜNOĞLU

16 Kasım 2018

Son durum!

Macit CÜNÜNOĞLU









Çok değerli bir büyüğüm "arada sırada yaz bari" dedi.
Evet, uzun zamandır klavyenin başına geçmiyorum.
Başlıca nedeni uzun bir içsel yolculuğa çıkmam.
Özellikle ağabeyimin vefatından sonra derin sarsıntılar geçirdim.
Dile kolay, yarım yüzyıldan fazla zamanı ortak paylaşmışız,
Hem de çok yönlü.
Siyaset derseniz; malûm.
Adı konmamış berbat bir düzende yaşıyoruz.
Bize kalan ise birazcık umut, her şeye rağmen yaşam sevinci.
Tıngır mıngır yuvarlanıyoruz işte.

Neyse ki sanat var.
Okuma tutkum canlı ve diri.
Bir de müzik sevdam.
Gözüm açık olduğu sürece radyolardan dünya müzikleri dinliyorum.
Mozambik'ten Latin Amerika'ya.
Tabii favorim caz, akşamları da öze dönüyorum...
Nihaventten hüzzama...
İki duble eşliğinde semaya çıkıyorum...
Belki tanıdığa rastlarım diye.

Bu arada hayat su gibi akıp gidiyor.
Cami avlularından arkadaş uğurlamaları da arttı.
Bakalım sıra bize ne zaman gelecek?
Fiziksel yorgunluğuma rağmen hâlâ gözlerimdeki
ışıltıyı karartmamaya çaba gösteriyorum.
Bir de insanlığın yaşadığı tarihsel serüvene güveniyorum
Kimler gelip geçmiş bu dünyadan.
Kara bulutlar dolaşmış ülkelerin tepesinde.
Diktatörler, kan emici zalimler...
Din sömürücüleri, milliyetçi bezirgânlar ve de çağdaşımız Makyeveller.

Fakat umut yok mu...
Her türden karamsarlığın panzehiri.
Boş verin muhalefeti, CHP'yi...
Çoktan vazgeçtim.
Sandık da umurumda değil...
Tek bir aşkım var...
Kitap...
Benim kitabım.
İçinde vicdan, ahlâk, insan olan kitap.

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...