Başlığa “Eksi sıfır” yazacaktım da ayıp olur diye vazgeçtim.
Bu aralar Bütçe görüşmelerine takılıyorum, fena gelmiyor…
Onca diziden, eğlence programından daha keyifli…
Meclis-i Mebusan’dan naklen yayın!
Vuruyor Kemal Abi, elinde belgeler Sayıştay raporları…
Performansı pörfekt, ilk defa benden tam not alıyor.
Gel gör ki muhatabı pişkin, o “A” diyor, öbürü “ze”…
Garip bir durum ama n’aparsınız, adamın işi bu!
Fakat en çok “özgürlük” meselesine üzüldüm.
“Dört yıl dokuz ay” hapis yatmış milletvekili, “pardon” diyor devlet…
Kürsüden de rötarlı yemin ediyor…
Aymazlık, pişkinlik üst seviyede!
“Ayıp, günâh” diyeceğim ama nafile, maalesef “guguk” işte!
Sultan ekmekten, simitten, asgâri ücretten söz ediyor…
Meclis salonunda yankılanıyor rakamlar…
Palavranın bini bir para!
Bu arada İstanbul’a kar yağıyor…
Hem de nasıl, tarihin en büyük felâketi!
Boyu bir santim ya var ya yok…
Lâkin hayat felç…
Yetkililer utanmasalar olağanüstü hâl ilân edecek!
İşte böyle değerli okurlar…
Bir düzenin çivisi çıkmaya görsün…
Parlamentosundan vatandaşa, belediyesinden sokağa…
Yeter ki ayar bozulmasın!
Peki, sorumlu?
Elbette ben değilim.
Daha iki gün önce en yüce makamdan utanmadan, sıkılmadan
peş peşe yalan/iftira stoklarından harcama yapan mücahit…
Erbakan’nın yetiştirmesi, cemaatlerin gözde evlâdı…
Sesleniyor cümle âleme: “Ben dünya lideriyim!”
Haklısın Usta, itirazımız yok.
Yalnız Van, hani depremzedeler var ya?
Konteynırlarda yaşayanlar…
Bir de Mursi’ye, Özgür Suriye Ordusu’na, El-Kaide’ye yaptığın yardımlar…
Dikkatini çekerim, Somali’yi katmıyorum, ne de olsa insanî görev…
El insaf, hiç mi vicdanınız sızlamaz?
İşte gerçekler; halk sürünüyor…
Yüzde 20 krallar gibi yaşıyor.
Soruyor Kılıçdaroğu, “Japonya’dan daha fazla dolar milyarderimiz var.”
Samimiyetle cevap verin, ne düşünüyorsunuz bu hususta?
Bir de özgürlük meselesi; davalar, hapishaneler, tutuklular, mahkûmlar vesaire…
Tanrı aşkına, gelinen durum yakışıyor mu Türkiye’ye?
On yılın üzerinde mahpus yatan yoldaşım var…
Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin arkadaşı…
Beş yılın üzerinde kalan dostum ise Mahirlerden…
İkisini de kırk yıldır tanırım, Allah için bir gün olsun gıkları çıkmadı…
Ne bir anı, ne bir hikâye…
Olsa olsa birkaç dam türküsü…
O da acılı, hüzün dolu.
Heyyy, yazdıklarımızı duyuyor musun başımızın püsküllü belâsı?
Sabah kalkıyorsun “4 ay”, akşam yatıyorsun “4 ay”…
Otur yerine, demokrasiye olan saygın “0” (yazıyla da SIFIR)…
Ve bir daha “ÖZGÜRLÜK” lâfını ağzına alma…
Kirlenir ve kötü yola düştüğü için utanır, NOKTA!
.
12 Aralık 2013
Selâm olsun Adana’ya…
Hey gidi Adana hey, efsanevî şehir…
Göçün toprakla harmanlandığı, nasırlı ellerin güneşe uzandığı diyar.
Yaşar Kemal ne güzel anlatmış Torosları, direnişin simgesi İnce Memed’i…
Ya Orhan Kemal, ilmek ilmek dokumuş yoksulluğu alın terini…
Unutulmaz eserinin adı: “Bereketli Topraklar Üzerinde”…
40’lı, 50’li yıllar, Çukurova’ya endüstrinin güneşi henüz doğmakta…
Tan vakti, kartopu pamuk tarlada, sabırsızlıkla bekliyor emekçinin ellerini…
Çünkü toplayan, taşıyan, işleyen, yaratan o.
Tez zamanda buluşmalı çırçırla, çekirdeği bir tarafa, yumuşacık meyvesi tezgâha…
Fakir aşına katacak yağı, dokunan iplik pazen, patiska, basma olup emekçinin
kıçına don, üstüne mintan olacak…
Ve üzerinde ışık eksik olmayan Adana’mızın tarihsel serüveni yüksek huzurlarınızda…
Acılı, hüzünlü, Sapmazlı, Bossalı, Duraklı…
Öyleyse başlayalım kıyısından köşesinden yazmaya, karınca kararınca…
Dokunursak zülfiyare, şimdiden affola!
Adana’ya 70’li yılların ortasında geldim, birer haftalık konaklamalarla,
en az dört beş sefer…
O tarihler sendika işleriyle uğraşıyorum, bugünkü layt hâlimden eser yok…
Kısaca siyasiyim, şanlı işçi sınıfımızı aydınlatmakla meşgulüm ki sormayın gitsin.
Daha “ampul” icat edilmemiş, Sultanımız kısa şortlu, Kasımpaşa arsalarında top peşinde!
Ortalık kan gölü, kahrolası kör siyaset, gençlerimiz bir bir toprağa düşmekte…
Tanrı o günleri bir daha göstermesin, evlât acısını çeken bilir.
Bu arada Selahattin Çolak rüzgârı esiyor Adana’da…
Şöhreti tüm ülkeye yayılmış, devrimci kardeşim benim!
Sözün özü; her taraf politika, her taraf yangın yeri, her taraf direniş!
Sağolsun işçi kardeşlerim şehri gezdirdiler…
Hayatımızda değişiklik olsun diyerek şalgam suyu eşliğinde bol bol rakı içip
kebap yedik, üzerine bir de pavyon, niyet kötü değil…
Maksat Kürdilihicazkâr faslı dinlemek, ne de olsa serde udilik var…
Fakat ne mümkün, sazendeler çalıyor “Adana’nın yolları taştan”…
Yoldaşlarım istiyorlar “İşçi sınıfı marşı”…
Sahnede de dansöz bir güzel kıvırtıyor, yanılmıyorsam Leyla Sayar…
Henüz hidayete ermemiş, bastırıyorum beşliği münasip yerine!
Ha, unutmadan söyleyeyim, dostlarım Adana’nın en zengin mahallesini de gezdirdiler…
Dediler ki, “madem buralara kadar geldin, gör servetin azametini, ihtişamını.”
Haklıymışlar, bu yaşıma geldim, o kadar saltanatı Amerikan arabayı
bir arada görmedim…
Ki devir Anadol, Murat, Reno egemenliğinde…
Bir de Amerikan malı, “Yankee go home” diye bir yerlerimizi yırtıyoruz…
Hırsımız, öfkemiz bir kez daha bilendi…
Pavyondan çıkmışız, saat sabahın beşi, işkembeyi de çekmişiz…
Bir güzel arabaların üzerine işedik…
Ohhh!..
Sefamız olsun!
Lâkin şimdi olsa yapar mıyım?
Asla, keşke bir Amerikan arabam olsa da, (bilhassa Buick)…
Ağzımda puro (halis Küba malı-Fidel markalı) kurulsam direksiyona…
Aydınlattığımız işçi sınıfının burnuna burnuna üflesem…
Ve desem ki, “sürünmek kader değil, siz devam edin AKP’ye oy vermeye”…
“Hünkârınız İstanbul’dan komşumdur, gelin görün yaşadığı hayatı”…
“Cihan padişahı Sultan Süleyman yanında ancak köle kalır!”
Bugünlük bu kadar…
Tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalın değerli “Marjinal” okurları…
Sizlerle birlikte olmak gerçekten güzel, sevgiler saygılar…
Gazete Marjinal-ADANA
.
11 Aralık 2013
Aranan Demokrasi!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
10 Aralık 2013
Merhaba
Çukurova’ya, Adana’ya MERHABA…
Marjinal okurlarına da saygılar, sevgiler.
“İlk yazı” sıkıntılı iştir, yabancı olduğun çevreyi ilk kez selâmlamak gibi bir şey…
Lâkin ortak paydamız insanlık, insana dair ne varsa…
Öyleyse bir kez daha “MERHABA”, İstanbul’dan gönül dolusu selâmlar.
Sevgili Mustafa Kımıl’ı şahsen tanımam, bir dönem bir yerlerde köşe komşumdu…
Ayrıntılarını bilmiyorum ama çekti gitti…
Ancak gıyabi dostluğumuz sosyal medya üzerinden sürdü.
Geçenlerde mesaj çekmiş; “Biz de yazar mısın?”
“Etme, eyleme…” Hele benim gibi önemsiz yorumcuya bu teklif…
Olacak iş değil ama lütfetmiş, davetkâr, biliyorum ki tüm samimiyetiyle çağırıyor.
Yine de havaya girmeden üslubuyla kıvırttım…
Dedim ki, “ben serseri mayın gibiyim, kültürümde biat yok, geleneğim itirazcılık…”
Ve devam ettim, “ne ırka ne milliyetçiliğe ne dinciliğe takılırım…”
Zaten piyasada yeterince var, haksız mıyım?
“Benim yazdığım özgür düşünceler, belki de marjinal!”…
İşte bu noktada rölans, sıvışmanın gerekçesi olarak ne yazmıştım; “Marjinal”
Yahu yazacağın adresin adı da MARJİNAL…
“Daha ne bekliyorsun” diyerek balıklama atladım…
İşte bu ilk buluşmanın kısa serüveni.
Âdettendir, önce kendimi tanıtayım…
3,5 evlilik yapmış İstanbul’da kırk bir yıldır yaşayan (sürgün dönemleri dâhil)
sade bir vatandaşım. Hobilerim arasında sigara-rakı-musikî-aşk ve seyahat başlıcaları…
(Önemli not ve “Yasal Uyarı”: Uyuşturucu/Kumar yok, zaten iş bu yazı
18 yaş üzeri okurlar için kaleme alınmıştır, kamuoyuna ilânen duyurulur.)
Diğer hobilerimi, zaaflarımı ilerleyen zaman dilimi içinde aktarırım, söz…
Şimdiden dökülmek ağırlığımla ters orantılı, biliyorum…
Lâkin merak etmeyin, çok yakında öterim, bilen bilir, ağzımda bakla ıslanmaz…
Veya “karnından konuşmayı sevmem” diyelim de zevahiri kurtarıp konuyu dağıtmayalım.
Gelelim en önemli hususa yani telif haklarına, ücrete…
İstanbul’daki sitelerde (ne kadar yanlış, internete düşenin vatanı mı olur?
Benimki de lâf işte!)
Neyse, ne diyordum? Ücret mevzuu…
İnanmayacaksınız ama gazoz parasına yazı üretiyorum…
Dilerim ve umarım bu kez öyle olmaz…
Ayrıca ağanın da eli tutulmaz!…
Ağa bir de Çukurovalıysa, bakarsınız bir küçük rakıya terfi ettirir…
Günde değil canım, ay da yıl da bir veya paşa gönlü ne zaman isterse!
Ne dersiniz, tanışmak için fena sohbet olmadı?
Öyleyse lâfı daha fazla uzatmadan görüşmek üzere…
Yağmurlu bir İstanbul gününden sıcak Adana’ya tekrar selâmlar, sevgiler…
Dostlukla…
Not: Başlamadan kovulursam haberiniz olmaz...
Peşin peşin hoşçakalın, yok, patron “devam” derse…
Her türlü eleştirilerinizi beklerim efendim…
Saygılarımla.
macitcununoglu@gmail.com
Not: gazetemarjinal@com.tr sitesindeki ilk yazım.
.
Bütün mesele...
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
09 Aralık 2013
Kürtler
“Mahabad Cumhuriyeti” Kürtlerin ilk ve son resmî devleti.
Sovyetler’in desteğiyle İran topraklarında kurulmuş, yıl: 1946
Lâkin ömrü bir yıl bile sürmemiş, 9 ayda yıkılmış.
Kürtlerle ilgili epeyce kitap okuyup araştırdım...
Bizzat kendi tarihçileri tarafından kaleme alınmış, belgeli yayınlar.
Ancak kafa karışıklığım hâlâ sürüyor, çünkü köken konusunda tek bir görüş yok.
Bazı tarihçiler köklerini Medlere, Urartu’ya bağlıyor…
Bazıları da işi Babil’e, Sümerlere kadar götürüyor!
İyi ki Adem’e kadar uzanmamışlar, o iddia ile de karşılaşsaydım asla şaşırmazdım.
Ne de olsa toplumların kaderinde daha eski daha daha kıdemli olmak var!
Biz Türklerde öyle değil miyiz?
Sekiz bin, on bin rakamları havada uçuşuyor…
Nasılsa sallamak serbest, Kara Kuvvetleri’nin yaşı bile 2200 yıllık,
brövelerinde öyle yazıyor!
Yalnız ilk yarattığımız eser Orhun Kitabeleri, ne tuhaftır ki MS. 8’inci yüzyıl…
Olur böyle böbürlenmeler, hayatın realitesi, Emin Oktay tarihi utansın!
Gelelim asıl meseleye; büyük şehirlerde Kürtler kime oy verecek?
Hadi Güneydoğu’yu anladık, silip süpürsünler AKP’yi…
Bizce mahsuru yok, zaten üçüncü partide yok!
Fakat üç büyük kent öyle mi?
Bilhassa İstanbul, tam bir cadı kazanı, çok bilinmeyenli denklem!
Ağır top Kadir Abi meydanda, dünya tatlısı Sırrı Süreyya peşinde…
CHP hâlâ kabız, ABD’den aldığı müshil hapları işe yararsa eli kulağında…
Bugün, yarın adayını lütfedip açıklar…
Ayrıca sosyal demokratlarda peşrev olmaz, bakalım kim çıkacak karşımıza!
Ganyan oynamak gerekirse favorim Sarıgül, plase Tekin, bomba Ataklı…
Haydi hayırlısı!
Fakat seçim sonuçları üzerinde Kürtler yine de belirleyici.
Türkiye genelinde sayıları 10-15 milyon olduğu rivayet ediliyor…
Belki de 20 milyon, kim bilebilir?
Bir de yeni parti kurdular, HDP, batı ligi takımları…
Elbette PAF kadrosu değil, epeyce kaliteli transferleri var…
Onlara da yürekten başarılar.
Son olarak 2009 İstanbul Büyükşehir seçimlerine bir göz atalım.
AKP: % 44,71
CHP: % 36,98
BDP: % 4,52
Tablo bu, gerisi hikâye.
Öyleyse şekilde görüldüğü gibi Kürtlerin oyu her zamankinden daha önemli…
Birincisi adayları sanatçı, karizmatik, popüler…
İkincisi baraj sorunu yok, AKP’ye giden emanet oylar geri dönerse neden olmasın?
Çünkü milliyetçi CHP’liden HDP’ye oy gitmez…
HDP’liden de CHP’ye oy gelmez…
Geriye kalıyor AKP, kırk yamalı bohça parçalanırsa eğer kazançlı çıkar muhalefet...
Ve RTE üzerinde yarattığı etki, moral çöküşü…
Marmara depremi şokundan daha mı az olur?
Evet, bugün yine iyimserim…
Bal akıyor kalemimden, karamsarlıkta hoş değil hani…
Yazmaya devam, karanlıklar boğuluncaya kadar.
Kürt kardeşlerimin gözlerinden de öperim…
Bu sefer AKP’ye oy yok değil mi?
Söz mü?
Beklediğim cevabı duydum…
Sağolun, varolun, haydi sandık başına, bu defa işi sıkı tutun…
Emin olun, despotik şımarıklar yıkıldı yıkılacak!
macitcununoglu@gmail.com
08 Aralık 2013
Demokratlar aranıyor!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
07 Aralık 2013
"Umut" emekçinin ekmeği!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
06 Aralık 2013
Kiev
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
05 Aralık 2013
İlkesizliğin dayanılmaz cilveleri!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
04 Aralık 2013
Dijital Çağ
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
03 Aralık 2013
Muhalefete muhalefet!
Hadi be CHP…
Böyle de muhalefet olmaz ki…
Vallahi kabak tadı verdiniz…
Kapıya dayandı yumurta…
Adam sapır sapır adaylarını açıklıyor…
Sizde tık yok!
Bana ne Kandilli’den…
Mühim olan İstanbul, Ankara, İzmir…
Ha gayret, elini sıkı tut…
Bas gaza, bir an önce adaylarını açıkla.
Yoksa fena olacak…
Biz biliriz parti içi çekişmeleri…
Tecrübeyle sabittir.
Ne de olsa CHP, yılların Terakki’si…
Parti içi entrikaların en güzeli…
Ulusalcısı, darbecisi, liberali, solun nadide örnekleri...
Alayı sizde!
Belki de haklısınız…
Bu kadar çeşitle baş etmek kolay değil!
Yine de iyi düşün taşın…
Fazla gecikme.
Aslında aylar önce söylemiştim…
Batı toplumlarında örnekleri var.
Plânıyla, projesiyle dersine sıkı çalışanlar…
Göğsünü gere gere çıkıyorlar seçmenin karşısına.
Maksat ikna etmek…
Mademki yerel seçim, memleketi kurtarmaya lüzum yok…
Hele Tekin’e, başkan vekillerine…
Otursun oturdukları yerde…
Zaten kaç kişisiniz mecliste?
Yine de muhalefetin anası sizsiniz…
Oyların dörtte biri, M. Kemal’in altı ok’u...
Efendime söyleyeyim; kırık elli seçmenin en kralı…
Daha sayayım mı?
Uzun etme, açıkla gitsin adaylarını be koca Çınar…
Yalvarırım, bilirsin ki, dereye su gelene kadar karganın gözü patlamış…
“Yanlış” mı?
“Kuş” mu?
Hadi canım sen de, ayrıca sen ne anlarsın mizahtan…
Bir Kamer’ine bile sahip çıkamadın, yem ettin Arap’ın yalellisine!
Son söz: Dost var düşman var Sultan var, ayıp oluyor valla…
Ele güne daha fazla rezil olmayın…
Çıkın meydana, babalar gibi açıklayın.
Boş verin delegeyle yapılan ön seçim ayaklarını…
Yemezler!
Gözünüz kesiyorsa gerçek üyelerle hâkim huzurunda
hesaplaşmaya var mısınız?
N’oldu?
Cevap: Koskocaman bir tısss!
Biz biliriz malımızı, bırakın katakulliyi…
Takkeyi önünüze koyup düşünün dürüstçe, mertçe…
Beyinsel kıvrımları plastikten hazreti nasıl alt edeceksiniz?
Adamın bir eli Pensilvanya’da, bir eli Erbil’de…
Yumuşak karnı El-Kaide, İhvan, Hamas, Hizbullah vesaire…
Aslında bütün kozlar sizde…
Ah bir anlatabilseniz gerçekleri ince ince…
Emin olun yarınlar hepimizin, aydınlığındır…
Daha ne demeli bilmem ki?
Mühim Not: Madem Kemal Abimiz ABD’de…
Bir uzansın Hoca Efendi Hazretleri’ne.
Bakarsınız okur üfler muska yazar…
Bir de tutarsa, değme keyfime…
Ondan sonra gelsin lingo lingo şişeler!
Macit CÜNÜNOĞLU
.
Böyle de muhalefet olmaz ki…
Vallahi kabak tadı verdiniz…
Kapıya dayandı yumurta…
Adam sapır sapır adaylarını açıklıyor…
Sizde tık yok!
Bana ne Kandilli’den…
Mühim olan İstanbul, Ankara, İzmir…
Ha gayret, elini sıkı tut…
Bas gaza, bir an önce adaylarını açıkla.
Yoksa fena olacak…
Biz biliriz parti içi çekişmeleri…
Tecrübeyle sabittir.
Ne de olsa CHP, yılların Terakki’si…
Parti içi entrikaların en güzeli…
Ulusalcısı, darbecisi, liberali, solun nadide örnekleri...
Alayı sizde!
Belki de haklısınız…
Bu kadar çeşitle baş etmek kolay değil!
Yine de iyi düşün taşın…
Fazla gecikme.
Aslında aylar önce söylemiştim…
Batı toplumlarında örnekleri var.
Plânıyla, projesiyle dersine sıkı çalışanlar…
Göğsünü gere gere çıkıyorlar seçmenin karşısına.
Maksat ikna etmek…
Mademki yerel seçim, memleketi kurtarmaya lüzum yok…
Hele Tekin’e, başkan vekillerine…
Otursun oturdukları yerde…
Zaten kaç kişisiniz mecliste?
Yine de muhalefetin anası sizsiniz…
Oyların dörtte biri, M. Kemal’in altı ok’u...
Efendime söyleyeyim; kırık elli seçmenin en kralı…
Daha sayayım mı?
Uzun etme, açıkla gitsin adaylarını be koca Çınar…
Yalvarırım, bilirsin ki, dereye su gelene kadar karganın gözü patlamış…
“Yanlış” mı?
“Kuş” mu?
Hadi canım sen de, ayrıca sen ne anlarsın mizahtan…
Bir Kamer’ine bile sahip çıkamadın, yem ettin Arap’ın yalellisine!
Son söz: Dost var düşman var Sultan var, ayıp oluyor valla…
Ele güne daha fazla rezil olmayın…
Çıkın meydana, babalar gibi açıklayın.
Boş verin delegeyle yapılan ön seçim ayaklarını…
Yemezler!
Gözünüz kesiyorsa gerçek üyelerle hâkim huzurunda
hesaplaşmaya var mısınız?
N’oldu?
Cevap: Koskocaman bir tısss!
Biz biliriz malımızı, bırakın katakulliyi…
Takkeyi önünüze koyup düşünün dürüstçe, mertçe…
Beyinsel kıvrımları plastikten hazreti nasıl alt edeceksiniz?
Adamın bir eli Pensilvanya’da, bir eli Erbil’de…
Yumuşak karnı El-Kaide, İhvan, Hamas, Hizbullah vesaire…
Aslında bütün kozlar sizde…
Ah bir anlatabilseniz gerçekleri ince ince…
Emin olun yarınlar hepimizin, aydınlığındır…
Daha ne demeli bilmem ki?
Mühim Not: Madem Kemal Abimiz ABD’de…
Bir uzansın Hoca Efendi Hazretleri’ne.
Bakarsınız okur üfler muska yazar…
Bir de tutarsa, değme keyfime…
Ondan sonra gelsin lingo lingo şişeler!
Macit CÜNÜNOĞLU
.
02 Aralık 2013
*"İt dalaşı"
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
01 Aralık 2013
Dedenin rüyası
Torunumun bugün yaş günü, üç yıldır gezegende.
Zaten uzak yakın çevremde tanımayan kalmadı.
Nedenine gelince; ah bu sanal dünya yok mu?
Bir de benim gibi görmemiş olursanız, bir yerlerini koparmaya da
lüzum yok, çek fotoları koy Face’e…
Cümle âlem tanısın!
Bazen düşünüyorum da, kuşağımın bebeklik, çocukluk devirlerinden
kaç fotoğrafı var veya ilki kaç yaşında çekilmiştir?
Belki ilkokula başlarken, haydi abartayım, askere giderken!
Üstelik benimki kız torun, ne koparılacak burnu, ne askere gidecek hali var…
Sadece ve sadece fotoğraf çekmeyi hastalık derecesinde seven bir dedesi var!
Lâkin torun büyüdükçe ailede hakîm olan rüzgâr ve haklı olarak…
“Yavrumuz hangi ortamda yetişecek?”…
Laik demokrat sorgulayan bir eğitim sistemi mi?
Yoksa dinci, dogmatik, biat kültüründen esinlenen mi?
Ateş bacayı şimdiden sarmış, bir korkular bir endişeler…
Sormayın gitsin!
Dede yüreği işte, çaresizliklerine umutsuzluklarına dayanamıyorum.
Eski ideallerim olsa, gençlik günlerindeki gibi…
“Dayanın evlâtlarım, devrim günleri yakın” diyeceğim ama…
Heyhat!
Nerde o devirler?
Hayâllerimizin hepsi yalan oldu…
Üstelik kâlp teklemiş, bel bükülmüş, hastane köşelerinde geçiyor ömürler!
Yine de bu halimize şükür, beterin beteri var!
Bir de başımızda Sultan, öylesine mutlu ediyor ki halkımızı…
İnkâr etmek için nankör olmak lâzım!
Dostlarım tanır, okurlar için yazayım…
Torunumun adı: Su
Doğuştan solak, bütün üstün zekâlılar gibi…
Yabancı mürebbiye yüzünden derdini anlatamazsa da…
O I-Pet denilen nesne yok mu, her fonksiyonunu bilir!
Hele Ayiştayın amcasının izafiyet teorisini…
Sitefan Havkink’in “Kara Delikler”ini...
Bir de Azimov’un “Patlayan Güneşler”ini…
Sular seller gibi anlatır, canım benim; her şeyin farkında!
Anlaşılıyor ki dedesinin martılarının peşine düşüp yüzünü semaya çevirmiş…
Kesin geleceğin astroloğu, ne de olsa zamane çocuğu, almış paranın kokusunu!
İşin garip tarafı; “Inti-Illimani” hayranı, nerden duymuşsa sürekli dinliyor…
Ailecek Hasan Abimizi (Mutlucan) tavsiye etsek de, pek itibar etmiyor!
Neyse, ben her zaman söylemişimdir; “şimdiki çocuklar harika!”
Bizimki de aynen öyle!
Fakat ve de maalesef yetmiyor işte.
Kızım ve damadım bakıyorlar günümüze, gidişata…
Her geçen gün karanlığa sürükleniyor Türkiye!
Aslında güveniyorlar sultanımıza…
İkinci çocuk garanti, üçüncü potada…
Ne de olsa itimat meselesi…
Türbanı da taktın mı biricik torunuma, bir de koca…
Ne gerek var eğitime, birey olmaya, özgürlüğe, ekmek parasına…
Kul köle olsun herifine!
Allah yazdıysa bozsun diyeceğim ama artık kocadım…
Ahir ömrümde torunlarımın saadetini görmek isterim!
Niye olmasın?
Lâkin yarın bir gün Su Hanım çıkar da:
“Dede, dede… Bırak her şeyi, M.Kemal’den utanmadın mı?” derse…
İşte o an bittim, hem aydınlığımdan hem insanlık onurumdan
vazgeçtiğim için yerin dibine geçerim…
Bir daha çıkmamacasına!
İyi ki doğdun Su, iyi ki varsın!
Sevgili okurlarım görgüsüzlüğümü lütfen bağışlasın…
Tüm çocuklarımıza aydınlık günler dilerim…
Tez zamanda, bugünden yarına, acilen…
Çünkü onların gülmelerine, barış çığlıklarına tanık olmak
hayatın en büyük mutluluğu olsa gerek…
Bu duygular içinde iyi pazarlar efendim…
Sürç-i lisan ettiysem affola!
30 Kasım 2013
Tarih affetmez!
Kaçıncı gidişim bilmiyorum, ama her ziyaretimde ayrı bir zevk alıyorum.
Uluslararası şöhreti her geçen gün artan Kariye Müzesi’nden söz ediyorum. Doğum tarihi VI. yüzyıla (536) uzanan manastır, Ayasofya gibi Bizans İmparatoru I. Jüstinyen döneminde inşa edilmiş, orijinal adı: Chora (Kora). En önemli özelliği de Türkiye’deki kiliselerin içinde en fazla mozaik ve fresklere sahip olması. Dikilen minaresiyle 1511 yılından 1948’e kadar cami olarak hizmet etmiş… Ve müzeye dönüşmesiyle birlikte turizmin gözbebeği olmuş. Ne mutluluk, inançlara gösterdiğimiz saygı sevgiden ötürü kadirşinas milletizdir vesselâm! Keşke bu özelliğimiz başta siyasete, hayatın diğer alanlarına yayılsa diyeceğim ama görünen köy kılavuz istemez, işimiz gerçekten zor! Sağlık olsun, büyük ideallerin peşinden koşan gönlümüzü minik heveslerle hoşnut etmek de ayrıca bir keyif… Hele bir de İstanbul gibi hazinenin kucağında yaşıyorsanız. Hiç unutmam, genç bir mühendis arkadaşım sormuştu… “Kariye diye duyarız da, bu mekân nerde?” Kendisi uzun yıllardır bu kentte yaşayan entelektüel, hemen hemen her alanda bilgili, donanımlı, bilhassa kadın-aşk-sanat ve spiritüel mevzularda. Vazgeçtim gitmesinden, adresi dahi bilmeyişine gerçekten çok şaşırmıştım! Kora Karagümrük/Edirnekapı Fatih ilçesi sınırları içinde, surlara çok yakın. Fırsat bulursanız gidin görün, dokunun duvarlarına… Bir de Hz. İsa ile göz göze gelirseniz, emin olun Nirvana’ya ulaşırsınız… Tabii benim gibi inancınız itikatınız varsa! Ayrıca Tekfur Sarayı’na da komşu, selâmlayacaktım ama orası bugünlerde restore ediliyor, inşallah bir dahaki sefere. Bu kadar antik paylaşım yeter, şimdi gelelim asıl meseleye… Yoksulluk akıyor tarihî dokuda, sur içinde, gerçek İstanbul’da. Balat’ta, Fener’de, Çarşamba’da, Zeyrek’te, Ayvansaray’da… Onca kültürel zenginliğe karşın bölge teslim olmuş açlığa, çarşafa! Hani büyük Usta sık sık diyor ya; ulusal gelirimiz 11 bin kûsur dolar… Gel de inan, dünya mirası coğrafyada küçük hayatlar yaşanıyor gecekonduda… Aslında görünen manzara ne kadar hazin, yürek parçalayıcı… Üstelik burası Adıyaman, Hakkari değil… Canım İstanbul’umun tam orta yeri, kâlbi, ruhu, omurgası! Hadi, dikilen gökdelenlere verdiğiniz izinlerle (belki ortağısınız) bu güzelim kentin siluetinin içine ettiniz… Kara çarşafı gösterip türbanı benimsettiniz… Eski eserlere saygı adına yaptığınız restorasyonlarla epey takdir topladınız… Hepsine eyvallah! Ya insan, insanımız? Utanmadan, sıkılmadan makarnaya-kömüre mahkûm ettiniz ki… Yüzde elli değil yüzde doksan oy verse bile… Asla tarih affetmeyecektir, emin olun! Macit CÜNÜNOĞLU . | |||
29 Kasım 2013
Dava!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
28 Kasım 2013
Ankara'ya mektup!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
27 Kasım 2013
Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi
Siyaset tam gaz, yerel seçimlere endeksli bodoslama ilerliyor…
Bir de dershaneler; inatlaşma kanlı mı, kansız mı bitecek?
Merakımızı elbette zaman yenecek.
Haydi hayırlısı diyelim ve geçelim insanlık hallerine.
İnanın gündem yoruyor, hele de İstanbul’da yaşıyorsanız.
Bir tarafta biteviye kaos, diğer tarafta çözümsüz hengâme!
Seç beğen al, tepe tepe kullan!
O nedenledir ki insanın ara sıra huzura, kaçamağa ihtiyacı var.
İşte bu adreslerden birisi “Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi”
1995 yılında Ali Nihat Gökyiğit beyefendi tarafından eşi adına kurulmuş.
Anadolu yakasında, Ataşehir’e komşu.
Atatürk ve Fatih köprüsünden gelen otoyollarla, Ankara otoyolunun
birleştiği kavşakta…
Bahçe için ANG Vakfı, Karayollarıyla süresi 2025’te bitecek bir protokol yapmış…
Ondan sonrası Allah kerim!
Toplam 32 hektar…
Takribi 50 bin ağaç, çalı çırpı ve kazlar, ördekler, tavus kuşları.
Giriş bedava, otopark bedava, oksijen bedava, su bedava, helâ bedava…
Piknik bedava, masalar bedava, çardaklar bedava, manzara bedava…
Büyük ûstâdımız Orhan Veli’nin ünlü dizelerine nazire yaparcasına…
Daha ne olsun?
Kesinlikle Tayyipsiz mekân, sinirler cımbızla toplanmış, yumuşak ve ılıman…
Deyin ki kurtarılmış bölge veya özgürlük adası…
Kısaca mutluluk hormonu; tonik, doping, afrodizyak…
Nasıl tarif edersiniz edin, ama mutlaka gezin.
Yaşayın, dibine kadar o eşsiz atmosferi soluyun.
Ruhunuz dinlenip yürüyüş parkurlarında hayâl dünyasına dalacaksınız.
Bilgi deposu tünelleri var ki…
Mozart’ın, Itrî’nin, Ertaş’ın eşsiz müzikleri eşliğinde âdeta sonsuzluğa seyahat…
İnanın ömre bedel!
Tomurcuklar, çiçekler, gelinler/damatlar ne ararsanız…
Yeryüzünün en güzel en romantik platosu; fon da dereler, göller, kelebekler…
İnsan sevdalısı Diyojen fenerleri, çocuk seslerinin yükseldiği oyun parkları…
Ve müthiş doğa, selâmlıyor konuklarını birer birer!
Ya çevre?
Ne siz sorun, ne ben anlatayım, dilerseniz ucundan dokunayım.
Otobanın, Ataşehir’in yanındaki bahçemiz, âdeta insanlığa ders verircesine haykırıyor…
“Ben burdayım, n’olur fark edin, dokunun bana, dost olalım kardeşçe, insanca.”
Aslında seslenen yakıp yıktığımız doğa…
Yarınlarımıza, evlâtlarımıza torunlarımıza bırakacağımız mirâs!
Lâkin baykuşlar, leş kargaları tünemiş etrafa…
Bin bir çeşit, başta BOKİ, Daryap, Daşyapı, Emmioğlu ve benzerleri…
Arkalarında vahşi kapitalizmin yerel versiyonu Sultan’s A.Ş.
Dinci, tarikatçı, cemaatçi, Nakşî, mezhepçi, milliyetçi!
Bir de tüy dikmişler bölgeye, inanç sömürüsünün belgesi…
Nam-ı diğer Fatih Sultan Mehmet Camii!
En iyisi mi boş verin, dönün sırtınızı karanlığa, soysuzluğa…
Özgürce, insanca nefes almak istiyorsanız değerli Gökyiğitlerin
yarattığı cenneti ziyaret edin…
Açizane tavsiyemdir, emin olun pişman olmazsınız…
Yeter ki sevgiyle bakın toprağa, bakın neler neler verecektir dokunan ellere...
Siz ziyaretçi dostlarına…
Macit CÜNÜNOĞLU
.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...



