02 Kasım 2013

Sportif Magazin!

Macit CÜNÜNOĞLU





Bir gün önce türban, dün Fenerbahçe…
Büyük Türkiye’nin yakıcı gündemi!
Ya televizyonlar, söz birliği etmişçesine naklen yayındalar…
Özeli, devleti…
Ekranlarda FB başkan adayları, hatta olmayanı (Ali Koç)…
Saatlerce konuşuyorlar, sanırsınız anlattıkları dünya meseleleri!

Konu milyonları ilgilendiren bir asgari ücret…
Veya emekliye yapılacak üç-beş kuruş zam olsa medyada bu ölçüde karşılık bulur mu?
Ayrıca yorumcular, duayen geçinen Fenerbahçeliler boy boy ekrandalar…
Hele biri var ki, söyledikleri ilgimi çekti…
Tanırsınız; Ömer Çavuşoğlu, demokrat Nazlı’nın akrabası…
Ûstâd ülkemizdeki hiyerarşik sıralamayı yapıp üç makamın
“dokunulmaz” olduğunu iddia ediyor…
Birincisi Cumhurbaşkanı, ikincisi Başbakan, üçüncüsü FB başkanı imiş!
Şaşırdım kaldım, nasıl ama?

Belki de haklı…
Futbolla yatıp kalkan ülkemizde gündem ne olacaktı?
Necip halkımız sanat mı, çevre sorunlarını mı konuşacaktı?
Yakışır sporsever millete, zararlı hiçbir mevzuyla iştigal etmemekte!

Ancak bu fotoğraftan utanması gereken kurumlar da var…
Başta siyaset, ne diyor Atatürkçü Aziz Yıldırım…
“Eğitim siyasete alet edilmemeli, din gibi…”
Gördünüz mü? Kimlerin diline düştü eğitim ve din?
Takıldık memleket olarak; türbanın, Cüppelinin kuyruğuna…
Çıkan sonuç ne kadar ürkütücü, ne kadar acı!

Ve devam ediyor Çavuşoğlu;
Futbol kulüplerinde cemaatler var!
Referansı da sağlam, Fethullah’ın has adamı İhsan Kalkavan!
İçimden geçirdim, cemaatlerin girmediği delik kaldı mı?
Aman ha, yatak odalarımızın perdesini iyi kapatın…
Yoksa ebedî şefin başına gelenler (hani vardı ya, CHP’li)
sizin de başınıza gelir!

Şaka bir yana, Fenerbahçe’nin iki günlük kongresini dikkatle izleyin…
Satır aralarını da asla kaçırmayın…
Çünkü gördükleriniz, duyduklarınız “Yeni Ankara”nın izdüşümüdür…
Siyaset, TÜSİAD, MÜSİAD, cemaatler, müteahhitler, ihaleler, çeteler,
sarı güller, mor güller, selamiler tekmili birden orda…
Hayırlı işler Türkiye…
Hayatımız oldu sportif M A G A Z İ N!  

01 Kasım 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
01/11/2013 07:10

CHP'li Kadıköy'den...

A+
A-
Selami Öztürk’ü tanırım…
Allah uzun ömürler versin, benden önce vefat ederse oylarımı helâl etmeyeceğim!
Nedir çektiğimiz, beş değil on değil…
Dile kolay, tamı tamamına yirmi yıl…
Bir de başkan yardımcılığını ekleyin; eder yirmi beş yıl!
Pes doğrusu, bu kadar ihtirasa açgözlülük derler…
Hatta siyasî yamyamlık!

Ancak kime ne anlatacaksınız?
Adamın partisi CHP, seçime katıldığı bölge Kadıköy…
Rahmetli Nenem mezardan çıkıp aday olsa kazanacağı kesin olduğu yer!
Sallamıyorum…
Dilerseniz son seçim sonuçlarına bakalım…
CHP: Yüzde 68,4
AKP: 21 9…
Varın gerisini siz hesap edin!

Üstelik Kadıköylü seçmen Şişliliyi bile sollamış…
Sağlam, damardan ilerici…
Veyahut anti AKP’ci…
Müstesna, halis Beyaz Türkler diyarı…
Suyun içinde oyları yüzde ellinin üzeri…
Dolayısıyla Selami’nin karizması hikâye!

Lâkin bu siyaset, bu rant yok mu?
Bir de koltuk sevdası, ölüyü bile mezarında ters çevirir!
Ancak insan yargılamadan edemiyor…
Diyor ki Selami: “Kadıköy’de yaşamak ayrıcalık!”…
Yerden göğe haklı, “ya sana katlanmak?”
İşte zurnanın son deliği!

Ben de açizane düşünüp taşındım…
Ve bir karara vardım; Kadıköy’e bundan böyle bir kadın eli değmeli…
Tarihsel Kalkedon’a, İstanbul’un karşı yakasına…
Hem de bugünden, şimdiden.

Yoksa tahammülüm kalmadı…
Ne Selami’ye ne CHP’ye!
Yeter artık, bıktıkkk…
Duymuyor musunuz?
Alın başkanınızı müzeye koyun…
Veya heykelini yapıp Altıyol’a, “Boğa”nın yanına yerleştirin…
Yeter ki bu semte kadın eli değsin…
Namuslu, zarif, estetik, oy veren seçmenin hissiyatına lâyık.

Yakışır Kadıköy’e laiklik, özgürlük, demokrasi, eşitlik…
Kurtarılmış bölge…
Ülke türbana, karanlığa teslim olmuşken…
Örnek olur memlekete acilen!

Not: Beyefendi beşinci kez aday, hâlâ “bitmeyen projelerim var”  diyor!
         Ne hikmetse?

31 Ekim 2013

 
Macit CÜNÜNOĞLU
31/10/2013 08:56

Yakın tarihin penceresinden...

A+
A-
Cumhuriyetimiz doksanıncı yıl münasebetiyle bir kez daha masaya yatırıldı.
Normaldir, çünkü her düşüncenin algısı farklı…
Daha doğrusu herkesin bir Cumhuriyet tarifi var, asla birbirine benzemeyen!

Neyse, mevzumuz bu değil, kim nasıl düşünürse düşünsün.
Fakat 20. Yüzyılın en şahane devrimine değinmeden geçemeyeceğim…
Bolşevik İhtilâli, komşuda tarih sahnesine çıkan…
Yıl 1917, Talat ile Enver’in komplosuyla girilen bir savaş…
I. Dünya Savaşı…
Sona yaklaşılmış, çöken bir imparatorluğun ayak sesleri…
Ve kuzeyde darbe, yüzlerce yıllık çarlık nizamı yıkılıyor…
Hareketin önderi Lenin ve arkadaşları…
İnsanlık selâmlıyor proletarya diktatörlüğünü…
Savulun, Marx’ın rüyası gerçekleşip sosyalizm geliyor!

Asıl hikâye de bundan sonra başlıyor…
Devrim kansız olur mu?
Bir iç savaş, kökü kazınıyor muhaliflerin!
Kuruluyor yeni düzen, olmayan işçi sınıfı mutlu!
Çörekleniyor parti sosyalist devletin başına…
Hedef belli, sınıfsız sömürüsüz toplum!
Bir de olmazsa olmaz, cumhurun iktidarı…
Yaşasın Cumhuriyet, adı oluyor Sovyet!

O tarih bu tarihtir emekçiler komşuda iktidar yüzü göremedi…
Ve komünist partinin egemenliği yetmiş yıl sürdü...
Ta ki duvarlar yıkılana kadar!

Artık ulus-devlet modeli aşılmış, kapitalizm küreselleşmişti…
Dayanamadı Sovyetler-Sosyalist Sistem, birer birer yıkıldı.
Geriye yeni liderler kaldı…
Globalizme uyumlu, hepsi birer diktatör!

Düğün değil, bayram değil…
Nerden geldi aklıma Sovyetler, diktatörlükler, Putinler?
Ekim ayındayız, “7 Kasım” tarihi yakın…
“Büyük Oktober Devrimi”nin gerçekleştiği günler…
Dünyayı derinden sarsan, yeni bir çağın başlangıcı…
Halkın katılmadığı Cumhuriyetler devri!

Ne acıdır ki dünyanın çoğu bu macerayı
“sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış” toplum uğruna verilen mücadele zannetti!

Ya sonuç; koskoca bir hüzün ve hüsran…
Ah bu insanlık; neleri ıskalamadı ki, nelere inanmadı ki?
İşte bizim memleket, işte bizim Sultan…
Bu sohbetlerimiz hayırlara vesile olur inşallah!

30 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
30/10/2013 08:29

Görev başına!

A+
A-
Her şey o kadar kötü değil.
İyimser olmak için birçok neden var.
Örneğin Cumhuriyet kutlamaları, yüzbinler meydanlarda…
Öfkeli, umutlu kalabalıklar.

Ne güzel işte…
Marmaray’ın gölgesinde kalmadı Cumhuriyet.
Bir isyan ruhu var kitlelerde…
İktidara, sultana, haksızlığa, adaletsizliğe, karanlığa karşı…
Dik duruş sergileniyor alanlarda, caddelerde.

Yeter ki muhalefet bu gerçeği görsün…
Üreteceği doğru politikalarla vatandaşı sarıp sarmalayıp yeniden umut olsun.
Yoksa AKP’nin saltanatı daha uzun yıllar sürüp gider.

Ayrıca çok umurumuzda değil yapay gündemler…
Parlamentoya türbanlı girilse ne olur girilmese ne olur?
Neticede orası özgür bir platform değil mi?
Dokunulmazlıkların olduğu arena, koyverin gitsin!

Çünkü biz unutmadık Leyla Zana’ya yapılanları…
Saçından sürüklenip kodese tıkıldığını, yıllarca mahpus yatırıldığını…
Merve Kavakçı’nın ihracını, hız kesmeyip vatandaşlıktan çıkarıldığını…
Şarkılarıyla, türküleriyle bir sevda adamı Ahmet Kaya’ya bu vatanı dar ettik…
Utanmadık sürgüne gönderirken…
Ölümünden sonra şeref madalyası verdik!
Sanki yaşadıkları Nâzım’ın bitmeyen çilesi!

Tükenmez bizde acıların hikâyesi…
Bugün bir teğmen evleniyor Hasdal Askerî Cezaevi’nde…
Adı: Mehmet Ali Çelebi
Cezası: 16 yıl 6 ay
Suçu: Darbeye teşebbüs!

Ve yüzlerce günâhsız…
Yirmi birinci yüzyılda yatar durur hapishanelerde…
Cumhuriyet 90 yaşında…
Ayıpları milyonlar…
Dünün sahte mağdurları bugün iktidar…
Ne acıdır ki insanlığın yüzüne baka baka insanlık suçu işliyorlar…
“İleri demokrasi” yalanıyla…
Düşünceyi binlerce kez mahkûm ediyorlar!

Evet, gün uyanış vakti, uyanık olma zamanı…
İktidarın açtığı kör kuyulara düşmeden safları sıklaştırmak lâzım…
Devrimci, demokrat, laik cumhuriyeti kurmak için…
Görev başına!

29 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
29/10/2013 07:30

Devrimci Cumhuriyet

A+
A-
Siz ne düşünüyorsunuz bilmem ama…
Cumhuriyet’in tadı kaçalı çok oldu.
Kuruluş süreci bir yana demokrasiye geçiş yılları bir yana…
M.Kemal mirâsı Cumhuriyet’e üç buçuk darbe reva mı?

Başta laiklik golü yedi, dincilik yükseldi yükseldi…
Geldi tepemize oturdu!
Hem de nasıl?
Bir “sandık” teranesi tutturuldu, varsa yoksa seçim zaferi…
İnsan hakları, özgürlük, evrensel hukuk rastgele!

Aslında bizdeki Cumhuriyet’in hazzetmediği üç muhalif var…
Birincisi solcular… (Bkz: M.Suphi-N.Hikmet, TKP tarihi.)
İkincisi Kürtler… (Teferruata gerek yok, yalnız Dersim yeter.)
Üçüncüsü tarikatçılar… (Örnek çok, hangi birini yazsam ki?)

Ve mücadele uzun yıllar devam etti…
Yenildi solcular, acıyla kanla gözyaşıyla acımasızca zalimce…
Aynı kaderi paylaşan Kürtler direndi…
Milliyetçilik bayrağıyla yeniden yükselişe geçti…
Ya üçüncüsü?..
Şeriatçı mı, dinci mi dersiniz?
Kurnazdılar, sinsiydiler…
Vakti zamanı gelince su yüzüne çıktılar!
Çöreklendiler toplumun başına…
Makarnayla, bulgurla, kömürle, Kur’an’la, askerî payandayla!

Hedef koydular 2023’ü…
Cumhuriyet’in doksanıncı yılında!

Bu saatten sonra ne yapmalı bilmem ki?
Halis solcuların nesli tükendi.
Geriye CHP ile BDP kaldı…
MHP’yi ciddiye almıyorum, söylemi ıvır zıvır, ülküleri iktidara angaje!
Sesleniyorum sonsuzluğa: “Oh my god”…
Sen bize yardım et!

Bir de son umut:
“Gezi ruhu”…
Bağımsız, yenilikçi, heyecanlı, duru, yaratıcı, isyankâr, genç ve gelecek…
İşte yarınların Türkiye’si…
Özgür, laik, demokrat, paylaşımcı…
Yakışır bu ülkeye “Gezi”nin ellerinde yükselen devrimci C U M H U R İ Y E T…
Öyleyse ha gayret!

28 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
28/10/2013 07:45

Sarıgül Mustafa

A+
A-
Topbaş favori…
Sarıgül plase…
Sırrı Süreyya bomba!
Ne isimler değil mi?

Evet, İstanbulluları renkli bir seçim süreci bekliyor…
Her ne kadar Sarıgül’ün durumu belli olmasa da,
sanki karşımıza böyle bir tablo çıkacakmış gibi duruyor.

Fakat Mustafa’nın pozisyonu hakikaten karışık…
Eee, ne de olsa muhatabı CHP.
Dile kolay, doksan yıllık çınar.
İttihat Terakki geleneğinden geliyor, devlet kurmuş…
Cumhuriyet ilân etmiş, demokrasisiz yirmi yedi yıl ülke yönetmiş…
Böyle bir partiyle aşık katmak kolay mı?

Belki Baykal işbaşında olsa rahattı…
Kurardı TDH’yı, şahlanmış bir tay gibi iktidara yürürdü!
Olmadı işte, o meşum kaset politik dengeleri alt üst etti…
Üstelik Kılıçdaroğlu’nu sürpriz bir şekilde başa getirdi.
Dolayısıyla CHP’de işler (entrikalar) eskisi gibi değil…
Parti artık kırk yamalı bohça!

Makul miktarda milliyetçi (ulusalcı)…
Azıcık fakat etkili sağdan transfer…
Üç beş radikal solcu…
Seyrek oranda sosyal demokrat…
Ve geriye kalanlar da millî bakiye…
Zaten partinin alayı kaç kişi?

İşte bu yapı karşısında Sarıgül’ün hevesi her geçen gün b.ka sarıyor…
Gel diyorlar, gitmiyor…
Yılların kaçın kurası, giderse Şişli’den olmakta var!
Aday da göstermiyorlar, partide deve dişi gibi kurtlar…
İstanbul dukalığına iştahla göz dikmişler…
Tekinler, kendilerinden eminler…
Ya tutarsa!
Ayrıca önemli mi seçmenin rüyası?

Yine de bir Sarıgül efsanesi sürüp gidiyor…
Seveni de çok sevmeyeni de...
Fethullahçı diyen var, Amerikan projesi diyen…
Sosyal demokrat mı, orasını bilemem…
Lâkin iyi koşucu, ipi göğüslemesini bilen türden.
Bir de nefret edenlere bakıyorum…
Aralarında AKP’lileri gördükçe bu adam doğru yolda diyorum…
Öyleyse dinsizin hakkından Mustafa gelir…
Ne dersiniz?

26 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
26/10/2013 08:19

Kara delikler tükenmez!

A+
A-
Televizyon kanalı Ülke Tv…
Yorumcu konuşuyor: “Faşist Türkiye!”…
Adı: Mustafa Şen.
Derdi tek parti dönemini eleştirmek…
Esirgemiyor lâfını, cepheden vuruyor CHP’ye.
Kimdir, kimin fesidir tanımam…
Lâkin ağzı var, üstelik ailesi de (ifadesine göre) sosyal demokrat!

On dört yıl öncesine gittim…
Yıl bin dokuz yüz doksan dokuz…
Almanya’dayım, dostların sofrasında…
Geziyorum, kucaklaşıyorum…
Ne de olsa hasret!

Yer Berlin…
Kreuzburg, Türk mahallesi…
Dağa taşa yazılmış “Faşist T.C”…
Sordum soruşturdum, yoldaşlarla muhabbet ettim…
“Ne iş?”
El cevap; “bizim buralarda devrimcilik böyle bir iş!”

Şaşırdım kaldım…
Ve dedim ki, “ya siz faşizmi bilmiyorsunuz”…
“Ya da Almanlara şirin gözüküyorsunuz.”

Bu girizgâhtan sonra gelelim sadede…
Doksan yıllık cumhuriyette CHP’nin 27 yıllık iktidarı var.
O da 1923-1950 arası.
Kuruluş yılları, bunalım yılları, savaş yılları.
Eksiği gediği ile tamı tamamı yirmi yedi yıl.
Sağcısıyla, solcusuyla gelen geçen çakıyor CHP’ye…
“Faşist Türkiye!”

Asıl hedef kurucu önder M.Kemal’i gönüllerden söküp atmak…
Ki yerine Sultanımız yerleşsin!
Aslında eleştiri sahipleri faşizmle tanışmamışlar…
Irkçı, dinci baskı rejimleriyle…
İşte bu gerçeği anlamak için de bir ülkenin hapishanelerine bakmak gerekir…
Kimler var içerde?

Sakın darbecileri savunduğum filân anlaşılmasın…
Sözünü ettiğim düşünce suçluları, kurunun yanında yanan iyi insanlar…
Görünen manzara faşizmden izler taşıyor mu taşımıyor mu?
İşte bütün mesele bu!
Evet, şimdilik üç nokta…
Çünkü Sultanımızın nizamında kara delikler tükenmez!

24 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
24/10/2013 15:06

Hayırlı işler Patron!

A+
A-
Üstüme vazife değil, ama yine de yazmadan geri durmayacağım…
Söz konusu bizim patron Dağıstanlı ile “araştırmacı-yazar-gazeteci” Celal Kazdağlı.
Biliyorsunuz ikisi birlikte “kanal a” da “Manşetlerin dili” adlı program yapıyorlar.
Karşılıklı muhabbetleri 11.30’da başlayıp bir saat sürüyor…
Tüm okurlara şiddetle tavsiye ediyorum.

Yalnız bir özellikleri var…
İkisi de Tayyip ve AKP hayranı…
Lâf aramızda, ayrıca Baykalcılar!

Hakikaten enteresan bir durum…
Hem iktidar yanlısı olup hem de Deniz Bey’i sevmek…
Anlaşılır gibi değil!

Gene de harikalar…
Fidan’ı sulayıp Özel’den besleniyorlar!
Bir de “Yeni Türkiye” düsturları yok mu?
Hayâl gibi, pembe bir dünya…
Duygulanıyorum, iyi ki varlar!

Az kalsın unutuyordum; Sarıgül’den de nefret ediyorlar…
İddiaları “Baronların” adamı olması…
Ne demekse?
Başlıyorlar oymaya; Reha Muhtar’ı referans göstererek yükleniyorlar Mustafa’ya…
Şişlili başkanın bütün niyeti CHP’nin başına geçmekmiş…
“Size ne” de diyemiyorsunuz…
Kameraların önünde onlar.

Varsın olsun, mademki ana muhalefet partisini tehlike görmüşler…
ABD elçisiyle Kılıçdaroğlu’nun legal yemeğini dert etmişler…
Öyleyse CHP ile Sarıgül doğru yolda.

Fakat politika mevzusu yok mu?
Kişisel çıkarlar, geçmiş, aidiyet, siyasî ikbâl…
Medyanın namuslu kalemlerini döndürüyor maskaraya!

Örneğin bizimkiler, “Gazetemen”ciler…
Düet yapıyor ekürilerimiz…
“kanal a” da, “Bağımsız Türkiye” adına…
Akşamı da var…
Barlas’ı da almışlar kadroya…
Hep birlikte sesleniyorlar kamuoyuna:
“Padişahım çok yaşa!”
Ne diyelim, “hayırlı işler” sevgili PATRON!

Son söz: Demokrattır Fatin, bu yazıya da dokunmaz.

23 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
23/10/2013 18:45

Umudumuz Cüppeli!

A+
A-
Cüppeli Hoca’yı giderek daha fazla sevmeye başladım.
Sağolsun Haber-Türk’e…
Hani şu DSP’nin iki numarası Hüsamettin Özkan beyefendinin
damadına ait televizyon!
Bayram münasebetiyle olsa gerek, iki gün üst üste (sonuncusu tekrar)
Hoca’nın değerli görüşlerini yayınladılar…
Vatandaş olarak bizler de zevkle izledik, feyz aldık(!)

Yalnız Hüsamettin Bey deyince aklıma rahmetli Ecevit ile DSP geldi.
Sahi neydi o devirler?
Yıl bin dokuz yüz doksan dokuz…
Yirminci yüzyılın sonu...
Ecevit hasta, lâkin başbakan…
Ülkeyi yöneten Hüsamettin Özkan!
Derviş ekonominin başına transfer edilmiş…
Baykal’ın partisi parlamento dışı…
Kriz, kaos, belirsizlik…
Kısaca hâl ve gidiş kötü!

Sisli havayı seven politik kurt boş durur mu?
Cem-Derviş ikilisini kafaya alarak çıktı siyasî arenaya…
Partisinin adı: YTP (Yeni Türkiye Partisi)
Tabii ki sonuç hüsran!

Elbette üzüldüm, bir de empati yaptım…
Haddimi aşarak kendimi Ecevit’in yerine koydum…
Hani derler ya: “Besle Brütüs’ü dön sırtını!”…
Karıncaezmez’e de acıdım, yerli malı haine de!

Neyse, dönersek başa…
Değerli Hoca’yı bizlerle buluşturduğu için Ciner’in televizyonuna binlerce teşekkür!
Hoca samimi, tramvaydan falan seslenmiyor…
Direkt cepheden, damardan, şeriat penceresinden!
Rol yapmıyor, inancı doğrultusunda takır takır konuşuyor.

Politikayla da işi yok, aylık geliri 80 bin lira (eski parayla seksen milyar)…
İyi para, en az dört milletvekilininkine eşit.
Ben de diyorum ki, kılık kıyafet yönetmenliği hazır değişmişken…
Sevgili hocamızı parlamentoya itelesek mi?

Valla yakışır, en azından çalıp çırpmaz…
Üstelik halkımızın ufukları açılır!
Ne dersiniz, ülkemizin sahtekârlardan kurtulması için bu proje desteklenmez mi?

21 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
21/10/2013 19:03

Çukurun sesi!

A+
A-
 MHP kökenli Melih Gökçek buyurmuşlar ki,
“MHP Ak Partiye katılsın!”
Harika bir öneri, neden olmasın?

Hatırlarsınız, CHP kökenli Ertuğrul Günay da bir tarihte
CHP’nin müze yapılmasını önermişti…
Bu da müthiş, derhal hayata geçirmeli!

Yalnız son seçimlerde iki partinin aldığı toplam oy’a dikkatinizi çekmek isterim…
17 milyona yakın…
İktidar partisinden 4 milyon kûsur eksik…
Yine de elin oğlunun (politikacının) ağzı torba değil ki…
Gönlünden geçeni samimiyetle konuşuyor.

Elbette konuşsunlar, hiçbir mahzuru yok…
Lâkin bir de demokrat kesilmezler mi?
İnanın bu durum insanın kanına dokunuyor.

Nasıl mı?
Anlatayım, başta bu iki şahsiyeti liderleri iyi eğitmiş…
Kendisi gibi “ileri demokrasi” aşığılar!
Varsa yoksa dincilik-milliyetçilik…
Kısaca Türk-İslâm sentezi…
Öyleyse teokratik iktidarın dümen suyuna devam!

Gelelim muhalefete…
Gökçek ile Günay’ı haklı çıkarmak için ellerinden geleni ardına koymuyorlar.
Nasıl mı?
Örneğin “türban”…
MHP kesin iktidar destekçisi…
Ya CHP?
Yarısı türban yanlısı, yarısı karşıtı…
Aynen Mustafa Sarıgül…
Bu durumda enteresan!

Haydi bir adım ileri gidelim…
CHP’ye bulanık bir parti dersem haksız mıyım?
Net değil; milliyetçi mi, sosyal demokrat mı, dinci mi…
Veya hepsi mi?
O nedenledir ki ahkâm kesiyor fosseptik çukurları…
Hedef aldıkları plastik!

20 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
20/10/2013 11:07

Seçim zamanı

A+
A-
Bayram geçti, şimdi seçim zamanı.
Hedefte “30 Mart 2014”…
Çekilsin kılıçlar, hodri meydan!

Ancak sandığın eski neşesi yok…
Galip belli mağlup belli!
Hani “top yuvarlak” deriz ya, o kadar da heyecanımız yok.

Hâlbuki seçim demek; düşünmek, yargılamak, karar vermek…
Boş verin anketlerin üfürmesini…
Esas olan partidir diyeceğim ama…
Nerdeee?

İktidar saldırgan, hoşgörüsüz, gözü kara…
Muhalefet paramparça…
Çaresiz, şaşkın, orantısız güç karşısında debelenip tutunmaya çalışıyor.

Örneğin Ankara…
Yirmi yıldır insan müsveddesine mahkûm olmuşsa…
Neye yarar hakikatler, neye yarar sandık?

Ya İstanbul…
Adı megapol, aslında koskoca bir köy!
Sevimli olmasına sevimli, rakipsiz dünya kenti…
Doğa, tarih, sanat ve de aşk…
Hepsi burada, üstelik cömertçe…
Lâkin gel gör ki, son yirmi yılda ruhu katledildi.

Nasıl mı?
Dip köşe gezmeye gerek yok…
Bakın fotoğraflara, arsızca yükselen gökdelenlere…
Sıralandılar sahilde, devlet arazilerinde…
Ağaoğlu, Amcaoğlu, Dayıoğlu…
Görülen manzara iktidarın yarattığı sömürgenlerin resmî geçidi!

Evet, çağımızın tanrısı para…
Hani şu Lidyalıların bulduğu körolasıca nesne…
Dinden de üstün, milliyetten de…
Saltanat aracı, sığ aklın kılavuzu, karanlık düşüncenin ışığı…
Yaşanan dünyayı cennete çeviren illet…
İnsanı kul yapan, ihtirasları körükleyen bencilliğin hamuru…
Geldi seçim zamanı…
Koşun bezirgânlar koşun…
Bir elinizde bayrak, bir elinizde Kur’an!

16 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
16/10/2013 08:45

Bayramlık!

A+
A-
Önce Olimpiyat uçtu, sonra Dünya Kupası…
Öyleyse izlemeye devam!
Aslında sportif faaliyetlerde demokrasimize benziyor…
Bir yere kadar…
Daha doğrusu modern dünyanın kapısında stop…
Kırmızı kartla oyun dışı kalıyorsunuz!

Suriye maceramızda böyle sonuçlanmadı mı?
Efelendik, celâllendik…
Elin oğlu oturdu masaya; “bu iş buraya kadar, nokta”…
Bir güzel kıçımızın üstüne oturduk!

En iyisi mi annemizin ligine bakalım…
İmralı’ya, Kandil’e, Dersim’e…
Efendim, her şeyden önemlisi seçimlere!

Altı ay sonra belediyecileri seçeceğiz…
Ankara’da değil asıl köfte burada!
Ayıptır söylemesi, yedi sülaleye köşe döndürecek makamlar!
Küçümsemeyin sakın ha, yerel yönetimler çok mühim.
Yeter ki o mekanizma içerisinde kapının mandalı olun…
Gelsin son model arabalar, evler, lüküs hayat!

Zaten ülkemiz güllük gülistanlık…
Ne işsizlik, ne yokluk, ne kriz…
Medara iftiharımız, umudumuz ve de yegâne “gül”ümüz hac yollarında…
Sultanımız dört köşe, müritleriyle gönül eğlendirmekte!

Çatlasın düşmanlar, Geziciler, çapulcular, faiz lobicileri, Beyaz Türkler…
Eğitim hâl yoluna konuldu, türban kesin sonuç…
Halk mutlu, anketlerde müjdeleniyor zafer!

Bir de evlere şenlik muhalefetimiz var…
Mustafa Sarıgül’e endexli (“x” artık serbest)…
Aday mı değil mi?

Neyse, bayram günü siyasete fazla dalmayalım…
Televizyon ekranlarından yeteri kadar kan damlıyor…
Diyorlar ki vatandaş yollarda kurban!

Ne kadar acı…
Olimpiyatımız, Dünya Kupamız yok…
Şu yalancı dünyada gönüllerimiz hep hüzünlü…
Yoksa haram mı bayramlar?

13 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
13/10/2013 10:13

Türban!

A+
A-
Bayram arifesinde türban meselesi yazılır mı?
Evet, yazılır…
Çünkü bu mesele toplumun başına öyle çoraplar örecek ki,
bu günleri mumla arayacağız
Ayrıca daha bunlar başlangıç, hele türban bir dal budak sarsın,
kadınımız, kız çocuklarımız üniformalı yaşayacak.
İnancın, iffetin simgesi türbanı(!) takmayan başta devlet-i âli tarafından dışlanacak.

Gördünüz mü, nereden nereye geldik?
Masum bir istekle başlayan türban hareketi günümüzün vazgeçilmezi oldu.
Nasıl mı?
Bundan böyle yaşamın her alanında türban takanlar bir adım öndeler…
Kamuda, özelde, genelde…
Üstün sınıf, kast…
Sıkıysa yan bakın, yasal güvence altındalar, âdeta zırhla çevrilmişçesine!

Hâlbuki modern toplumlarda giyim-kuşam dert olmaz.
Mutlak özgürlük vardır, kimsenin umurunda da değildir.
Ta ki hizmet üreten mekanizmalarda yer alana kadar.
Başta türbanlı öğretmen, düşüncesi bile ilerlemeye ihânet.
Ayrıca her türlü dinsel simge, öğretmen denilen ışığı
gölgelemeye yetmez mi?
İster Hristiyan olsun, ister ateist.

Yalnız TBMM’ni ayrı tutmak lâzım.
Orası zirve, toplumsal renklerin izdüşümü…
Türbanlı, sakallı (zaten var), kravatsız, şalvarlı milletvekili…
Hiçbir mahzuru yok.
Ancak türbanlı bürokrat, öğretmen, dekan, rektör…
Olacak iş mi?

Artık bu saatten sonra türbancıların nihai hedefinin
ne olduğunu yazmaya da gerek yok…
Çünkü sistem dönüştü, akıl çağı sona erip ulemanın kandili kılavuz oldu…
Ki bu konuda taze örnek de vermek isterim…
İlköğretimde görev yapan bir öğretmenin gözlemlerinden:
“7-8 yaşlarında türbanlı öğrencilerimiz var, babalar karar vermiş…
Ve okul idaresi eğitim uğruna hoşgörüyle bakıyor.”


İşte manzara, yorumsuz, karar sizin.
Kurbansız iyi bayramlar dilerim.

09 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
09/10/2013 15:38

Kahrolsun Faşizm!

A+
A-
“Balyoz” deyince ilk aklıma gelen 12 Mart süreci.
Aylardan Mayıs…
Mahir (Çayan) ve arkadaşları İsrail Başkonsolosu Elrom’u kaçırmış…
Nihat Erim önderliğindeki iktidar cadı (solcu) avını başlatmış…
Altı ilde sıkıyönetim, İstanbul’da sokağa çıkma yasağı…
Ve askerî faşizmin ayak sesleri!

Aradan yıllar geçti…
Yıl: 2010
Taraf gazetesi, bavul, Mehmet Baransu…
Ve onlarca belge…
Tesadüf bu ya, yine karşımıza çıkıyor “Balyoz”.

Bu kez figüranlar değişik…
Paşalar 2003 yılında oturup karar vermiş,
“Yıkalım bu iktidarı, bombalayalım, yerle bir edelim!”
Maalesef yemedi…
Çuvala sığmadı süngü, karaya vurdu Fenerbahçe komutanları…
Düştü yelkenler, yıldızlar söküldü…
Yargıtay son seslenişini yaptı: “Tarih önünde suçlusunuz.”
Milâd: 9 Ekim 2013

Düşünsenize, ne kadar hazin bir durum.
Halkın gücüne güvenmeyip namlunun ucundan geçen demokrasi…
Ve devam edelim; “Cumhuriyet mitingleri”, “27 Nisan mailleri”…
Hani diyordu ya Sultan: “Sandık”…
İşte bu konunun altı çizilmeli.

Karar açıklandı, yüzlerce yıllık mahkûmiyetler…
Ağlayanlar, sızlayanlar.
Genel Kurmay önünde protesto…
Dikkatinizi çekerim, yüz binler değil, alayı 50 (yazıyla da ELLİ) kişi…
İşte ben buna yanarım…
Yapılmamış bir darbeye ağır hapis…
Benim “çiçek” albayıma on altı yıl…
Üstelik zurnanın son deliği…
Öyleyse koyver gitsin!

Az mı çektik militarizmden?
Ancak sesimiz çıkmadı, bedel ödedi gençler…
Piyasa artık sahte mağdurların…
Dört ay hapisliğini pazarlayanların…
Tramvaydan indi büyük USTA…
“Kahrolsun her türlü FAŞİZM”…
Nokta!

08 Ekim 2013

Macit CÜNÜNOĞLU
08/10/2013 08:52

Yalan Dünya!

A+
A-
Değerli Nadir Nadi “Dostum Mozart” adlı kitabında diyor ki,
“Klasik müzik dinleyicileri yeryüzünde mutlu azınlık.”
Ezber bozan bir tespit, çünkü bizce; mırın kırın…
“Mutlu azınlık” başta ûstâdımız Marx’a göre üretim araçlarını
elinde bulunduran sınıf, kısaca sömürgenler!

Ancak farklı düşünüyor Nadi ve ilâve ediyor:
“Klasik düşkünlerinin çok fazla olduğunu sanmayın”…
“Onlar bir avuçlar.”


Gel de çık işin içinden...
Klasik müzik tutkunu olmak insana böylesi paye sağlar mı?
Yoksa züğürt tesellisi mi?

Fakat, yine de üzerinde derin derin düşünmeye değer.
Sanattan söz ediyoruz, en sıkı olanından, zirvesinden.
Mevzuu “müzik”…
Üstelik hası, evrenseli…
Bach, Beethoven, Mozart ve onlarcası…
Eserler yaratmışlar…
Çılgın ruhlar yedi notaya dans ettirmişler…
Sonsuzluğun resitali…
Gökyüzüne serpmişler.

Ayıptır söylemesi, ben de seviyorum…
Aşkla olmasa bile zevkle dinliyorum.
Favorilerimde var; Puccini ile Brahms…
Bu iki ustayı ayrı bir yere koyuyorum.

Ayrıca umutsuzluk, karamsarlık günlerine iyi geliyorlar…
Karanlıkta yanan bir ışık, hasta yatağında sızlayan bedenlere ilâç…
Tabii, bir de mutlu azınlık üyesi olmanın keyfi…
Tüm bu kazanımlar az şey mi?
Bilhassa siyasetin, demokrasinin süründüğü devirlerde!

Evet, iyi ki sanat var.
Kaos ortamında bir romanın sayfalarında gezinmek…
Bir tuvalin başında saatlerce yolculuğa çıkmak…
Veya bir tiyatro salonunda “olmak ya da olmamak…” repliğinin peşinden koşmak…
Fonda da klasik müziğin doyumsuz nağmeleri varsa…
Umurumda mı “Paket”, umurumda mı “Yalan Dünya”.

03 Ekim 2013

Usta'nın marifetleri!

Macit CÜNÜNOĞLU
03/10/2013 13:31

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
A+
A-
Evet, gerçekte “Yetmez ama evet” Sultan’ın sloganı.
Ne derseniz deyin, damardan yürekten.
Bakmayın seslendirmediğine, daha bunlar başlangıç.

Şimdilik iyi gidiyor, en azından on bir yıldır.
34, 47, 50 derken…
Üst sınırları zorluyor, seçeneksiz muhalefetsiz.

Yazık oluyor bu topluma…
Bu ülkeye…
Bu topraklara…
Bölünmüş halk, parçalanmış vatan!

Değer mi?
Zenginlik, gemicik, saltanat vesaire…
Bir din, bir mezhep uğruna yıkıp geçti ortalığı!

Türban ha?
Arzın merkezi, özgürlüğün karanlık şemsiyesi…
Bilemiyorum, kimlere söz verdi?
Yoksa Cumhuriyet’ten kalan tüm değerleri yok etmeye yemin mi etti?

Paketmiş, ilerlemeymiş…
İnsanlığın yüzyıl önce çözdüğü meseleler.
Haklısın Sultan, çağdışı lekeleri pişirip pişirip sür piyasaya…
Ve adını da “İleri demokrasi” de…
Nasıl olsa bu seçmen yer!

Yetmedi, bir de komşunun iç işlerine burnunu sok…
Taşı topraklarımıza sefilleri; vatandaş yap, seçmen yap…
Umudun olsun…
Merak etme çökmüyorsun.

Ne diyor anketler?
Yüzde 51,9…
Doğrudur, ben inanırım.
Bileşik kap usulü memleketin içine ettiğin sürece…
Yükselir oyların, yükselir piarın!

Evet, gerçek “Yetmez ama evet”çi Sultan…
Ayrıca daha bunlar başlangıç…
Dilim varmıyor söylemeye ama yaşadıklarımız iyi günler.
Çünkü izlenen siyaset Makyavel’e pabucunu ters giydirir…
Bilinen ne kadar siyasî terminoloji varsa alayını çürütür.
Örneğin “oportünizm”, “pragmatizm”, “oryantalizm”...
Hepsi sultanın bünyesinde mevcuttur!

01 Ekim 2013

Paket!

Macit CÜNÜNOĞLU
01/10/2013 09:00

 

A+
A-
İktidar ve destekçileri pazarlama işini ustaca yapıyorlar.
Medya da büyük ölçüde ellerinde…
Ondan sonra gelsin “Yeni Türkiye!”…
Bir de “Devrimci Tayyip” var ki, ne demeli bilmem ki?

Evet, meşhur paket açıklandı…
Her derde deva, yoksula aş, işsize iş, zıplatacak ülkeyi!
Hakikaten ne demeli bilmem ki?

Ancak paketten anladığım türban meselesi sağlam kazığa bağlanmış…
Gözün aydın halkımız, artık kadınlarımızın millî giysisi var…
Tesettürlü, türbanlı…
Parlamentodan başlayarak hayatın her alanında onlar…
Savulun geliyorlar!

İşte dünün hikâyesi…
Bir lokma Hacı Bektaş Veli,
Bir tutam Dersim,
Azıcık Kürtçe,
Dirhem azınlıklar,
Yalancıktan seçim barajı,
Gerisi büyüklere masallar!

Kim ne derse desin, iyi pazarlıyorlar…
Destek yağıyor iktidara…
Bırakın yandaşları, onlar zaten aslî görevini yapıyorlar!
Ya AB’ye ne demeli?
Tuzu kuru köftehorlar, olumlu bulmuşlar paketi…
Sanki bize sormuşlar, muhalif yüzde elliye…
İşlerine geldiği gibi davranıyorlar!

Anlaşılıyor ki gerçek demokrasi Kaf dağının arkasında…
Hele bu iktidarın egemenliğinde…
Hayâl, hayâlden de öte!

Bunların bildiği en iyi iş arabesk kapitalizmin kuyruğuna takılmak…
Cami ile AVM arasında köprü…
İman et, tüket…
Gerisini merak etme, “Yeni Ankara”da devrimci önderler var!

Paketli demokrasi böyle gelmiş böyle gider mi?
Bir süre daha, “Evet”…
Vakti zamanı gelince de bu halk öylesine bir derdest eder ki…
Tarih bile şaşırır tekerleğin gidişine…
Sultan biner oğlunun gemiciklerine, okyanusa doğru yelken açar!

30 Eylül 2013

Palalı Demokrasi!

Macit CÜNÜNOĞLU
30/09/2013 09:06

 

A+
A-
BDP’li üç milletvekili Kandil’e gitmiş…
Genel başkan Demirtaş dâhil.
“Demokratik Paket” açıklamadan önce istişarede bulunacaklarmış…
Hayırlısı olur inşallah!

Yalnız aklıma “yataklık” denilen bir kavram takıldı…
Binlerce ocak söndüren!
Yıllardır bu ülkede teröriste “dokunmak”, “görüşmek” ağır yasak…
Hem de nasıl?
Anandan doğduğuna pişman olur, mahpuslarda sürünürsün!

Eee, madem öyle, milletvekillerinin ne işi var Kandil’de?
İmralı’yı anladık…
Orası Kâbe, “İleri demokrasi”nin mihenk taşı…
Sultanın çıkış noktası…
Yalanın dolanın resmî adresi…
Yerseniz aydınlık geleceğimizin teminatı!

Elbette “barış” güzel…
PKK ile başka nasıl uzlaşacaksınız?
Lâkin çifte standart yok mu?
İşte o gerçek insanı kahrediyor!

Devlet teröristle halvet oldu mu adı barış…
Vatandaş tokalaştı mı hapsi boyluyor!
Ayrıca denemesi bedava, el verin Karayılan’a…
Yolunu bulursanız mesaj çekin…
Bakın başınıza neler gelecek?

İşte o nedenledir ki ülkemizde bu işler tuhaf…
Akıl sır ermez.
“X-Q-W” harflerine endekslenmiştir açılım…
12 Eylül patentli barajlar durur orta yerde…
Varsa türban, yoksa türban…
Amaç olmayan demokrasinin başını örtmektir!

Yine de bekleyelim saat 11.00’i…
Bakalım sultanımız neler yumurtlayacak?
Sırrı Abim Kandil’de, heyecanlı…
Sermaye sınıfı rahat, çünkü onları ırgalayan bir durum yok…
Meraklansın yoksul halkım…
Usta hangi süper projeler açıklayacak?
Yoksa kar mı yağacak umutlarına?
Endişelenmeyin, battaniye de dağıtır bu iktidar…
Üşümesin, donmasın, sürünsün diye!

Yine de yataklık etmek zor zanaattır.
Kol kanat germe dostuna…
Ha, yoldaşın “Palalı”ysa…
O zaman mesele yok, devam et yoluna!

28 Eylül 2013

"Birgün"

Macit CÜNÜNOĞLU
28/09/2013 16:14

 

 
 
“Birgün” gazetesi de vedalaşmaya hazırlanıyor.
Ne kadar hazin?
Elbette zil takıp oynayacaklar da var…
İktidar yanlısı, hepsi birer demokrat(!)

Aslında umutlanmıştık…
Fikri Sağlar, Nuray Mert, Yıldırım Türker, Ece Temelkuran ve Can Dündar…
Kadroya bakar mısınız?
ÖDP’nin yayın organıymış, önemli mi?
Varsın olsun, yeter ki on binler satsın…
Lâkin zor, aç kurtlar sofrasında dans etmek kolay mı?

Bir de sosyalizm pazarlıyorsan, tarih öncesi ideolojiyi…
Kim takar “Birgün”ü, kim takar alın terini?
Çünkü devir Kasımpaşalının!

Evet, son on bir yılda ülkemizde çok şey değişti…
Başta medya düzeni…
Merkezdeki başka bir âleme sürüklendi…
Hele aydın doğanlarınınki?
Alçaldıkça alçaldı, boyun eğdi karanlığa!

Patron ilk iş olarak “Vatan” ile “Milliyet”i tüpçüye sattı…
Peşinden “Hürriyet”…
Ne “Coşkun” ne “İnce” kaldı…
Budadı, düzene uyum sağladı…
Basının “Armada Gemisi” kıvrak Özkök ile tosuncuk Akyol’a…
Bir de son transfer millî danışman Beki’ye kaldı!
Diğerleri malum…
Koro hâlinde yükseliyor sesleri: “Padişahım çok yaşa!”

Geriye Emin’in “Sözcü”sü, Doğu’nun “Aydınlık”ı ile
solcu olmayanların sesi “SoL” gazetesi kalıyor ki…
Alayını koy çuvala, ulusalcılık muhabbetiyle yarışsınlar ağa babaları “Cumhuriyet”le!

İşte bu nedenledir ki “Birgün”ün yaşaması, sesinin çok duyulması lâzımdı.
Ancak heyhat, muhalefet cephesinde bir kale daha düştü…
Gerçek aydınlığın sesi, marjinallerin onuru, çapulcuların bayrağı…
Yaşamadı, yaşayamadı…
Çünkü devir onların, iktidar çanakçılarının…
Tomalar önlerinde, kalemleri biber gazı…
Halkımızı zehirlemeye devam ediyorlar!

27 Eylül 2013

Tuncel Kurtiz

Macit CÜNÜNOĞLU
27/09/2013 16:04

 

 
 
-
“Umut”, “Sürü”, “Duvar”…
Yılmaz Güney imzalı üç film ve…
Tuncel KURTİZ.

Tiyatronun efsanevî oyuncusu yaşamını yitirdi.
77 yaş erken mi, geç mi?
Göç edene bağlı, gönüllerde yaşıyorsa erken…
Fazlalıksa koyver !

İşte Tuncel Kurtiz böylesi bir şahsiyetti…
Gönül bağından öte kuşağımın akrabasıydı…
Baba, abi, amca, Ramiz Dayı…
Nasıl da yüreğimiz yandı!

Hangi özelliğini anlatsam bilmem…
Tiyatroculuğunu mu, sinemacılığını mı?
Ya şiirsel sahneleri…
Mısralar dilinden dökülürken…
Eşlik eden yüreği vardı…
Sular, seller…
Çağlayan gibi akan!

Tuncel Kurtiz İda dağını hatırlatır…
Yaşadığı mekân.
Mitolojinin içinden kopup gelen insan…
Tanrı Zeus…
Kardeşi Poseidon.

Çıktı mı sahneye…
Söz o’nun, mizansen o’nun…
Artık tarihtir o.

El sallar emeğe, aydınlığa, dostlarına…
Bütünleşir yarınlarla…
Sımsıcak, dostça, kardeşçe…
Çok çoook büyüktür USTA.

Nasıl da acıyla kıvranır yüreğimiz…
Öldü!
Aslında söz vermişti…
87’yi, 97’yi görecekti…
Bizle beraber yürüyecekti!

Acelen neydi Usta?
Nasıl düştün sonsuzluğa?
“Görecek güzel günler” vardı derdin…
Hepsi şaka mıydı?

25 Eylül 2013

İyi seyirler!

Macit CÜNÜNOĞLU
25/09/2013 10:16

 

 
 
Siyasete bulaşmadan spor yorumu yazmak zor iş…
Hakkını teslim etmek lâzım, bu işi komşumuz değerli Zuhal Nakay ustalıkla beceriyor.
Lâkin bendeniz taraftar değilim, üstelik iyi bir spor izleyicisi olmama rağmen.
Nedenine gelince, gençlik yıllarında bünyemize yerleşen ideolojik virüs
öylesine metastaz yapmış ki, takım tutmak âdeta ayıp sayılmış!
Elbette şimdi tuhaf geliyor ama maalesef o devirlerin raconu böyleydi.

Yine de bir önceki yazımda “Çarşı” grubundan söz ettim…
Lütfedip göz attıysanız fazlaca siyaset sosuna bulaştırdığımı okumuşsunuzdur.
Tekrar aynı kulvardan yürüyeceğim, malum konu; Fatih Terim meselesi.
Nam-ı diğer “İmparator”… İmparatorların arkadaşı.
İbo’nun, Mehmet Ağar’ın biricik kankası!

Evet, Galatasaray yönetimi Fatih Hoca’nın işine son verdi.
Kafadan söyleyeyim, doğrusunu yaptılar.
İradelerine sağlık, tehlikeyi şimdiden görmüşler.
Yoksa -maazallah- gidişat kötüydü…
Hatta, Hoca’nın dizginlenemez egosu yakın tarihte tarihî kulübü teslim alacaktı.
Çünkü adam tanrı katına terfii etti…
Daha doğrusu müritleri şeyh gibi uçurdular!

Neymiş efendim; Türkiye’nin en büyük hocasıymış…
Uluslararası başarıları varmış falan filan!
Ayrıca yerlerde sürünen, can çekişen millilere el atmış…
Vınnn!.. Şaha kalkıp uçmuş milli takım!
En başta bu durum meslektaşlarına haksızlık, hatta saygısızlık…
Bir de Yılmaz Hoca’nın (Vural) tespitleri yok mu?
Severim çift diplomalı keratayı, yorumlarında yerden göğe haklı!
Ne yani, Fatih bulunmaz Hint kumaşı mı?

Ayrıca GS’ye -diğer büyüklere olduğu kadar- az buçuk sempatimiz vardı…
O’nu da elimizden Şükürler, Terimler aldı.
Bir de Fener’in, Beşiktaş’ın başına gelenler?
İktidarın sinsi, kurnaz politikaları sporun her dalına el attı!
Ya Biliç’in uğradığı azizlik?
Sen misin “sosyalist” takım yaratan?
Müslüman mahallesinde salyangoz satmak ha!
Al sana halis Türk malı 1453, tepe tepe kullan!

Sonuç itibariyle devir Kasımpaşalının…
Doğal olarak gözde kulüp Kasımpaşa, stepnesi Rize…
Bir de başkanı akça pakça Trabzon var…
Sporsevere bu üçünden başkasını tutmak haram!
Hadi bakalım canım Türkiyem, herkese iyi seyirler!

23 Eylül 2013

"Çarşı"

Macit CÜNÜNOĞLU
23/09/2013 19:11

 

 
 
Sosyal medyayla ilişkisi olan herkes “Çarşı” grubunu tanır.
Kurucusu, yöneticisi kimdir bilinmez.
Hayalet gibi bir şey, hem var hem yoklar.
Yalnız bir özellikleri var ki, klasik taraftardan öte…
Mizah yapıyorlar, hayatı tiye alıyorlar…
Kısaca lâfı doksana takıyorlar!

Bu grup Beşiktaşlı…
Bir de her şeye karşı!
Daha doğrusu müthiş bir akıl süzgeçleri var…
Basmadı mı kafaları, basıyorlar kalayı…
İncitmeden, örselemeden, okşar gibi!

Böylesi gruba can kurban…
Üstelik kitlesel, arkasında milyonlar.
Damarlarında siyah beyaz renkler…
Aynı zamanda centilmen, fair playler.
Yalnız bir kusurları var, hoş görülmeyen bağışlanmayan…
O da sultanı ve iktidarını sevmiyorlar.
Zorla güzellik olmaz ya, nedendir bilinmez…
Gıcık oluyorlar işte.

Vay sen misin?
Taksim Gezi’de boy gösteren?
Bittiler…
Kimin gözünde?
Sultanın…
Ve o andan itibaren başladı hisseli harikalar kumpanyası.

“Çarşı” oldu tu kaka.
Ne anarşistliği kaldı ne terörü…
Gezi’nin sembolü, başkaldırının bayrağı…
“Her yer Taksim, her yer direniş”in bir numaralı örgütleyicisi…
Ülkenin başında ne kadar dolaşıyorsa belâ…
Bilin ki “Çarşı” vardır mutlaka!

Kim söylüyor, kim yazıp çiziyor?
Dedik ya, kumpanyanın hisseli çocukları!
Koro hâlinde giydiriyorlar “Çarşı”ya;
“Sizi gidi sizi, CHP’nin çapulcuları!”
“DHKP-C militanları…”
“Görürsünüz dünyanın kaç bucak olduğunu!”

Ve uzayıp gidiyor böylesi nefret söylemleri.

Hikâye bu…
İzlediğimiz cambazın maceraları…
Maçtaki olaylar bahane…
1453 sürülmüştür piyasaya…
Tekbir getiren civanmertler…
Ustalık dönemi ürünleri…
Siyasetleri kara…
Yürekleri kara…
Ülkenin içine etmekte ustalar!

Not: Bekleyin görün, hikâyemizde daha ne maceralar var.

20 Eylül 2013

Feodalizme doğru...

Macit CÜNÜNOĞLU
20/09/2013 09:56

 

 
 
Bir kez daha inandım ki, Türkiye siyasette “Soğuk Savaş” yıllarını yaşıyor.
Özellikle “Gezi” olaylarından sonra.
Siyah&Beyaz gibi kutuplaşmış, gergin ve de tahammülsüz.

İktidar bunundan kıl aldırmıyor, üstelik kibirli.
Onca başarısızlığına rağmen bir afra tafra, sanırsınız Fatih’in torunları!
Dünya haritası önlerinde, bölge ülkelerine rol biçmeye çalışıyorlar!
Bir de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni yok saymazlar mı?
Zavallı hâlimize güler misiniz, ağlar mısınız?

Muhalefet derseniz, o da ayrı bir âlem!
Hele “Ana” olanı yok mu?
Şaşkın, çaresiz, el yordamı ile karanlıkta yolunu bulmaya çalışıyor!
Tutturmuşlar bir Mustafa Sarıgül…
Üstelik adamı bir tarihte partiden ihraç etmişler (II. Millî Şef dönemi)…
Dertleri aday olsun mu, olmasın mı?
Bin bir hesap kitap, doluya koyuyorlar almıyor, boşa koyuyorlar dolmuyor!
Çünkü parti genel başkanı dâhil herkesin altındaki koltuk tatlı.
Oralara da ebedî şefin bir iş kazası sonucu oturmuşlar…
Tam tadını almışken kalkıp gitmek olur mu?

Başta da ifade ettiğim gibi siyaset sert, insafsız, gergin.
Vitrine çıkıp aşık atmak için mangal gibi yürek lâzım.
Geçmişin tertemiz olması da mühim değil…
Yetenek, beceri, birikim; o da ne ki?
Kıvrak mısın, esnek misin? Lütfen haber ver!
Bir de ilkesizsen, kimin işine yarar sosyal demokrasi, özgürlük, insan hakları?

İşte devir böylesi zenginlikleri kapsıyor(!)
Ayrıca sultanımız on bir yılda çok şey öğretti toplumumuza…
Demokrasi iğdiş edilerek nasıl muktedir olunur?
Üretmeyen ülkede Cami-AVM nasıl kutsanır?
Eğitim öğretim denilen o gereksiz sistem medrese kültürüne nasıl terfii ettirilir?
Tüm bu gerçekler az şey mi?

Dolayısıyla iktidarıyla muhalefetiyle evrensel değerlerden uzak bir yaşam dayatılıyor…
Çağdışı, arabesk, feodal…
Hatta bırakın bu ülkede yaşamaktan acı çeken biz çapulcu takımını…
Uluslararası kapitalizm de Türkiye’de gördüklerinden utanıyormuş…
Varın gerisini siz düşünün!

18 Eylül 2013

Eğitim ve Kaos

Macit CÜNÜNOĞLU
18/09/2013 09:16

 

 
 
Anlaşıldı ki Suriye sorunu daha uzun yıllar gündemi meşgul edecek.
Çünkü Sultanımız prestij meselesi hâline getirdi.
İllâki Esad gidecek, gerici cihad örgütleri işbaşına gelecek!
Amerika’ya, Rusya’ya ve AB ülkelerine rağmen…
Olur mu? Olur, elbet bir bildiği vardır!

Fakat asıl üzerinde durmak istediğim konu eğitim.
Malumunuz okullar açıldı, ancak kaos bitmedi.
Hatta sistem öylesine çorbaya dönmüş ki, cılkı çıkmış!

Öncelikle İmam-Hatip denilen bir olgu var…
İktidar tarafından merkeze konulan!
Ali Şen’in Fenerbahçe ile ilgili ünlü deyişi gerçek olacakmış gibi…
“Herkes bir gün İmam-Hatipli olacak!”

Sultanımız havuzda kadınla erkeği şimdilik ayıramadı ama…
Görünen o ki, okullarda bu işi başarmış.
İşte ispatı; “Kız İmam-Hatip Lisesi” sayılarının hızla çoğalması.
Îslâm’da kadından “imam” olur mu olmaz mı tartışmalarına hiç girmeden
belirtmek isterim ki, gidişat çok fena!

Ayrıca “düz lise” kalmadı falan derken, seçmeli dersler aracılığıyla
evlâtlarımız hidayete erip düzlüğe çıkacak!
Kısaca eğitim öğretimin omurgası-ruhu “din” olmuş…
İnanç özgürlüğüne sıkça vurgu yapıldığı çağımızda!

Evet, “biz ötekiyiz”, “biz zenciyiz”, “biz mağduruz” diyenlerin geldiği nokta…
Tek tip öğrenci yetiştirmek, geleceğin dindar ordularının temellerini atmak!
Aktardıklarım endişe, korku, panik sonucu değil…
Bizatihi gördüklerimi, duyduklarımı paylaşıyorum.
Badem bıyıklıların egemen olduğu eğitim dünyasını!

Yıllar önceydi, üstelik iktidarda DSP-MHP-ANAP koalisyonu var.
İstanbul Göztepe’deki Atatürk Fen Lisesi de çok meşhur…
Okulun başarıları hakikaten dillere destan!
Bir yakınımın çocuğu nedeniyle müdürü makamında ziyaret ettim.
Masasısın üstü Kur’an başta olmak üzere dini yayınlarla doluydu.
Hocanın branşını sordum, matematikmiş…
Başka gözlemlerimde oldu, okul okul değil, tekkeye dönmüş!
Hem de tabelasında Atatürk, Fen adını taşıyan eğitim kurumu!

Dolayısıyla “bindik bir âlamete...” derken boşa yazmıyoruz…
Sultanımız plânlı projeli yarınları hazırlıyor…
Dindar nesiller ustalık döneminin ürünü olarak karşımıza çıkıyor…
Gidişata haydi hayırlısı diyelim de…
Yine de şapkamızı önümüze koyup kırk kere düşünelim!

14 Eylül 2013

Büyük Yalan!

Macit CÜNÜNOĞLU
14/09/2013 09:11

 

 
 
Basından okuyoruz: “Uluslararası Af Örgütü; Brezilya, Hindistan, Güney Kore,
ve ABD’ye Türkiye’ye biber gazı ile zırhlı sevkiyatını durdur çağrısı yaptı.”

Vay benim köse sakalım dedirtecek türden bir haber.
Zavallı ülkem, ne hâllere düştün sen?
Üstelik bu utanç yetmezmiş gibi bir de elektroşok cihazı devreye giriyormuş…
Onun da imâl yeri ABD, 10 metre menzilli…
Kolluk kuvvetlerimiz kullanacakmış!

İnsana yönelik bu tür çağdışı silahları üreten ülkeler bir tarafa…
Çünkü onlar işin ticaretine, paraya bakar…
Ya bize ne oluyor, “ileri demokrasi” yaratıcılarına?

Evet, başta İstanbul olmak üzere bir takım kentlerde Gezi direnişinin artçıları var…
İktidar destekçisi medyaya göre bunlar üç-beş çapulcu…
Ciddiye alınacak sayıda değil.
Durum bu merkezde ise bu telaş bu kontrolsüzlük bu saldırganlık niye?

Bildiğim kadarıyla “Uluslararası Af Örgütü” dünyanın en saygın kuruluşlarından biri…”
Önemsenen, sözü dinlenen, barışçı ve de insanî değerleri ön plânda tutan…
Yakışıyor mu bu örgütün diline düşmek, gündemine girmek?

Aslında “büyük yalan” 12 Eylül referandum sürecinde başladı…
“Ülkeyi askerî vesayetten kurtaracağız.”
 Kurtardılar da, ancak yerine konan ne?
Boşluk yok, bir vesayetten çıkıp sultanın egemenliği altına girmek…
İşte, topluma dayatılan gerçek!

Güçlü bir polis ordusu ve uyguladığı şiddet, yaydığı korku…
Hep birlikte ilerliyoruz kıyamete doğru!

Ne diyelim, tanrı sonumuzu aydınlık eylesin...
Anketçilere de akıl-fikir ihsan etsin…
Ki ikide bir iktidarın oyunu yüzde 50’lerin üzerinde göstermesinler.
Yoksa şüpheye düşeceğim, halkımız biber gazı manyağı oldu mu diye!
Bir de alışırlarsa elektroşok aletine…
Bu ülkede ağız tadıyla kalpten gitmek mümkün değil!

12 Eylül 2013

Cemevi

Macit CÜNÜNOĞLU
12/09/2013 09:39

 

 
 
Proje Atlantik ötesinden geliyor, Pensilvanyalıdan…
“Camiyle cemevi aynı bahçede buluşsun.”
Emir büyük yerden, İzzettin efendi balıklama atlıyor; “derhal!”…
Ve proje start alıyor, Mamak’ta…
Bir bakan önderliğinde cümbür cemaat temel atılıyor…
Ne diyelim, hayırlara vesile olsun!

Fakat kazın ayağı öyle mi?
Başta aleviler itiraz ediyor; “ne saçma iç bu”…
Derin düşündüğünüzde hakikaten saçma, hatta abesle iştigal.
Başta namaz ile semah yan yana olur mu?
Bir de ekleyin sazı, sözü…
Sunnî huşu içinde rükuya varırken, yan taraftan yükseliyor Pir Sultan deyişleri!
Evet, olacak iş değil ama biz yaptık oldu türden!

Ayrıca madem niyet hoşgörü; kucaklaşmak, sevişmek ise…
Şart mıdır aynı bahçe içinde meşk yapmak?
Üstelik insanın ibadet anlayışına dayatarak karışmak reva mıdır?
Alışkanlık işte, başkalarının hayatına müdahaleyi iktidarımız huy edindi…
Hem de nasıl, hızını alamayıp rotayı Mısır’a, Suriye’ye çevirdi!

Lâkin aleviyle sunnîyi aynı potada eritmek hassas mevzuu.
Tarihsel kökler, gelenekler görenekler apayrı dünya.
Sayılar bir şey ifade etmez, deyin ki on milyon, on beş milyon alevî…
Ya yüzyıllardır çektikleri, bastırılmaları, ezilmeleri…
Tüm bu gerçekleri ne yapacağız, çuvala mı sokacağız?

Anlaşılıyor ki proje başka…
Cemevi bahanesiyle milyonlarca alevîyi resmî ideolojinin,
diyanetin şemsiyesi altına almak.
Nasıl olsa bu işin taşeronları hazır, sayları da epeyce fazla...
İktidarın dümen suyuna girip nemalanacak, ranttan nasiplenecek
inanç sömürücüleri, milletvekilliği hayâliye yanıp tutuşan tufeyliler ordusu!

Peki, bunca olan biteni laikliğin emniyet supabı alevîler yer mi?
Elbette tuzağa düşen de çıkar, düşmeyen de.
Ancak bu çağda hâlâ sultandan medet umanlar varsa onların aklına şaşmam,
toplumun geleceğini ipotek altına aldığı için bağışlamam…
Kişisel ikbâl uğruna çamuroğullarının, doğanların izinden yürüdüğü için de
kınarım, ilaveten de eski solcu Ertuğrul Günay’ın düştüğü ibretlik hâllerine bakmalarını
şiddetle tavsiye ederim.

10 Eylül 2013

Olimpiyat Ruhu

Macit CÜNÜNOĞLU
10/09/2013 09:44

 

 
 
Olimpiyatların omurgasını oluşturan spor dalı atletizmdir.
Yıllar önceydi, seksenler ortası.
Balkan atletizm şampiyonası ülkemizde, İstanbul’da yapılıyor.
Yer Burhan Felek stadyumu.
Stadyum deyince dört dörtlük bir spor tesisi olarak algılamayın,
derme çatma tribünü ve koşu pisti olan minik bir antrenman sahası.
Pist de tartan cinsinden miydi, inanın o kadarını da hatırlamıyorum.

Her neyse, Balkan ülkelerinden epeyce atlet gelmiş.
Ben de spora meraklıyım, ayrıca ilk defa uluslararası yarışma izleyeceğim.
Fakat, o da ne?
Sahadaki sporcular seyircilerden kalabalık, hem de az buz değil.
Biz ise toplam elli-altmış civarındayız…
Geçmiş tarih, tam arkamda da Mehmet Ali Aybar oturuyor.
1928-1935 arası atletizm millî takımımızın rekortmen sporcusu…
Bilâhare Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanı ve “güler yüzlü sosyalizm”in
mucidi ve yılmaz savunucusu…
Ne şahsiyetti, tam bir demokrasi aşığı…
Sovyetlerin Çekoslovakya işgaline karşı çıkan halis bir solcu…
Ne yazık ki döneminde yeterince anlaşılamamış İstanbul beyefendisi profesör.
Nurlar içinde yatsın, keşke yaşarken ideolojik olarak yakın olabilseydik.

Dönersek Burhan Felek’e, ta o zamanlar düşünmüştüm;
olimpiyatlar bize ne kadar uzak?
Aradan otuz yıl geçti, işte geldiğimiz nokta…
Şikeli, dopingli bir yapılanma, üstelik millî takım düzeyinde…
Bir gün süper başarılar, ertesi gün yerlerde sürünen takım sporları…
Kısaca, memleketimizde tuhaftır bu işler!

Gelelim çok taze kaybettiğimiz olimpiyat ruhuna…
Hani şu spor bakanının deyimiyle kınaya endeksli olan!
O ruha sahip olmak o kadar zor ki…
Birincisi ülken sorunsuz, ızdırapsız olacak.
Vatandaşın sırtı pek karnı tok olacak.
Her şeyden önemlisi ülkende barış ve demokrasi olacak.
Ötekiler ve ötekileştirme olmayacak.
Ezilen, sömürülen olmayacak.
Hukukun egemen olduğu toplumda A’dan Z’ye her çalışan örgütlü olacak…
Derken bu liste daha çok uzayıp gider…

Veya Dünya Futbol Şampiyonası’nda olduğu gibi ev sahipliği yapan
Güney Afrika Cumhuriyeti’ne dönersin ki…
Halk yalnız tencere-tava değil, vuvuzela çalar!

O nedenle 2020 Olimpiyat Oyunları’nın Japonya’ya gitmesi iyi olmuştur…
Bakarsınız sultanımız insanlık onurunun değerini öğrenir!

08 Eylül 2013

Yalnız Ülkem!

Macit CÜNÜNOĞLU
08/09/2013 10:49

 

 
 
96 oy’un yaklaşık üçte birini almak…
Üstelik Madrid’i eleyerek…
Fena sayılmaz, belki 2032’ye olur bu iş…
AKP iktidarının otuzuncu yılında!
Şimdi izleyin curcunayı, derin analizleri…
Epeydir süren antisemitizmden sonra Hristiyan lobilerine veryansın etmek…
Bir de Budizm, Taoizm, Brahmanizm, Şintoizm’e (Japonların dinidir) giydirmek…
Aman da aman, iç politikada öylesine iş yapar ki!
Yerel seçimlere beş ay kalmış…
Seyreyleyin sultanı, seyreyleyin avenesini…

Çünkü dünyanın merkezi biziz, güneşin doğduğu memleketiz.
Üstelik Türk ve Müslümanız.
Sultanımız yeryüzünün yegâne efendisi, demokrasisiz de ülke yönetiriz.
Düşünceyi suç sayar, eli kalem tutanı hapse atarız.
Tek bir özgürlük vardır diyarımızda, hayatı dinsel olarak algılayıp yorumlamak…
Gerisi de zaten hikâye!

Evet, bir Olimpiyat maceramız daha hüsranla sonuçlandı…
Şaşırdım mı?
Asla, çünkü göz var nizam var…
Topraklarımızda yarım milyon Suriyeli var.
Savaşa gidiyoruz savaşa, farkında mısınız?

Sultanımızın savaş çığlıkları Olimpiyat ile taçlansaydı tadından yenmeyecekti…
Ancak yanlış hesap Bağdat’tan döndü…
Hem de öyle bir dönüş ki, tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde…
Altmış oy’la gitti Tokya’ya…
İkinci kez, Asya’nın en uç köşesine…
Bir bakmak lâzım, Japonya’da insan hakları ne âlemde?

Ayrıca G-20 zirvesinde de golü yedi sultan…
Bir ABD, o da yarım porsiyon…
Suriye’ye müdahalede yalnız kaldı Türkiye…
Ancak ne gam ne kasavet…
Belediye seçimleri yok mu, peşinden Anayasal değişiklik ve başkanlık…
Bastır Usta bastır…
Gerçeği tersyüz ederek…
Yalanla dolanla gemini yüzdür…
Ta ki karaya vurana kadar!..

Son söz: Tanrım 2032’ye kadar bu topluma sabır…
Ve birazcık da muhalefete akıl ihsan et!

Âmin!

06 Eylül 2013

Barış Denizi

Macit CÜNÜNOĞLU
06/09/2013 21:17

 

 
 
Alın size üç gündem…
Birincisinin mazisi otuz yıllık, PKK meselesi.
Lideri diyor ki, “çekilmiyoruz!”
İkincisi iki yıllık, sultanımızın Suriye seferi…
Birleşmiş Milletler’e rağmen kararlı…
Obama ve O…
Saldıracaklar komşuya!
Üçüncüsü Olimpiyatlar…
Rakibimiz Tokyo ile Madrid…
Ne dersiniz, verirler mi İstanbul’a?

Evet, hayati dertlerimiz sayılacak üç konu…
Meselâ Olimpiyatlar, baldırı çıplak vatandaşın umurunda mı?
Diğer taraftan Suriye ile Esad, işsiz takımını ırgalar mı?
Ya Cemil Bayık’ın kararı…
İşte burada rölans!

Çünkü terör kurbanı otuz yıldır fakir-fukara…
Toprağa düşen kınalı kuzular…
Ağlayan analar, babalar, kardeşler, sevgililer.

Peki, bu ülkenin efendileri olan bitenin farkında mı?
Yoksa yakın tarihte yapılacak yerel seçimler daha mı önemli?..
Veya bu seçim ardılı cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri etkiler mi?
Aslında cevabı belirsiz o kadar çok soru var ki…
Yine de merak etmek lâzım.

Sonuç itibariyle gelirsek sadede…
Barış, insan hakları sultanımıza uzak.
Aynen -dolar hariç- yeşil sevdası gibi…
Ayrıca derdi de değil…
Ve bilinen tek bir hedefi var…
Sahip olduğu yüzde elliyi tekrar avlamak…
Ama din uğruna, ama milliyetçilik aşkına!

Dolayısıyla bunca rezillikten halkımızı kurtarmak istiyorsa muhalefet…
Kırk değil, yüzlerce kez düşünmesi lâzım…
Ki bu ülke lâyık olduğu itibara, huzura kavuşsun…
Kürdüyle, Türkiyle, Arabıyla ve tüm komşularıyla…
Barış denizinde buluşsun.

Aman Dikkat!

“Gezi direnişine” rezillik diyen kafa ile nasıl baş edersiniz?
Üstelik bu kadarla kalsa, “baskın basanındır” zihniyetinden hareketle
makarnacı-kömürcü kitleyi eyleme davet ediyorlar…
Ki savaş çığırtkanlığı sürecinde ülke iyice karışsın ve yüzde ellilik
seçmen dağılmasın, safları sıklaştırsın!

Evet, Eylül ayı geldi çattı ve “Dünya Barış Günü”nden giriş yaptı.
Birileri diyor ki, “tüm hazırlıklar tamam, devrim günleri yakın”…
Gülüp geçilecek tespitler de değil, antidemokratik eylemlerden
sonuç alınacağını uman ciddi odaklar var…
Ve bunların çoğunluğu sol görünümlü tekkeler!
Biraz Atatürk, biraz Bayrak, biraz antiemperyalist söyleme dayalı milliyetçilik…
Müthiş harman, itinayla hazırlanıp servise hazır!

Diğer taraftan da yitip giden canlar, kör olan gözler…
“Feda olsun” diyen kaşarlar memnun, katledenler memnun…
Dolayısıyla bir başkadır benim memleketim.

Ancak camilere çağrı yapan o alçaklar yok mu?
Maraş artıkları, Çorum özlemcileri, Sivas zebanileri…
Utanmadan “ey cemaat-i müslimin” diye haykırıp
“Gezici” gençleri hedef gösteren provokatörler…
İşte o reziller boş durmuyorlar.

İşleri güçleri ayaklanma iddialarıyla sessiz çoğunluğu kışkırtmak.
Daha açıkçası atalarından mirâs kalan cepheciliği yeniden örgütlemek…
Ki karşıdevrimci ateş daha gür yansın, yakıp kül etsin aydınlığı!

Tutar mı?
Elbette tutar, insanlık tarihinde örnekleri yok mu?
Ve Goebbelslerin türü tükenir mi?
Yalandan beslenen kara politikacılar, hükümet uşağı satılık kalemler…
Yeter ki iktidarları sürsün, sürsün nemalar kesilmesin rantlar!

Dönersek başa, Eylül ay’ı ile birlikte zor günler bekliyor memleketi.
Savaş bulutları tepemizde, gemi azıya almış sultanın iradesi…
Esad/Suriye bahane…
Kontrolsüz gelişiyor siyaset…
Yerel seçimler, Anayasa, başkanlık sistemi…
Haydi hayırlısı…
“Bindik alâmete, gidiyoruz kıyamete” derken…
Aman DİKKAT!

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...