27 Haziran 2019

Fındığın daveti












Temmuz geldi mi fındıkçılar memleketine koşar.
Köyler, bahçeler âdeta bayram yerine döner.
Artık hasret bitmiştir...
Toprakla buluşma zamanı.
Tabiat ananın yüzü güler.
Bağrından çıkan dünyanın en değerli meyvesini
kutsal ellere devretmeye hazırdır.
Neşe içinde rüzgâr eser Karadeniz'den...
Selâmlar gurbetçilerini.
Varsa yağmurunu bulutlara yükler.
Aslında sevinç gözyaşlarıdır.
Düşer damla damla toprağa.

Dile kolay, üretici bugünü bir yıl beklemiştir.
Sadık yari onu asla mahcup etmez.
Cömertçe sunar fındığını.
Kimi için geçim kapısı, kimi için hovardalık parası.
Tüccar büyük bir iştahla bekler kasabada.
Hangi gariban önce düşecek kucağıma.
Aslında dertlidir Karadenizli.
Bir taban fiyat efsanesi yayılır ortalığa.
İster inan ister inanma.
Tezgâhta 60-70 liradır Fındık.
Ya vatandaşın cebine giren?
Bazen de denize döküldüğünü hatırlarım.

Hazin bir öyküdür aktardıklarım.
Bilen bilir.
Köylünün macerası çile doludur.
Bir de gübresini, işçiliğini hesaba katarsan kazanmak hayâldir.
Ama çağlar boyu süren alışkanlıklar yok mu...
Bakmazsan, gözünün içine bakarak yalvarır,
"n'olur terk etme beni"...
Yaşanan aşktır.
Vefa duygusu girer devreye...
Dayanamaz, atalarından yadigârdır...
Sıvar kollarını, yeni yılın hazırlıklarına başlar.

İşte böyle dostlar...
Temmuz geldi çattı.
Çok uzaklardan davet var, fındığın daveti...
Benim bahçem falan yok.
Ama sevdam yeter, bayram yerinde olmalıyım.
Aslında fındık bahane, Zantara'yla yarım yüzyıl sonra buluşmalıyım...
Var mısınız dostlar?

Macit CÜNÜNOĞLU

Çağlar öncesinden...

Zantara























Yıllar ne çabuk geçiyor, geçenlerde Ali Çakır'la konuştum,

telefondan bıcır bıcır sesler geliyor...
Meğersem torununu gezdiriyormuş.
Ne güzel, en sevdiğim öğrencilerimden Ali ile torunu...
Ve rahmetli Osman dayımın torununun torunu.
Dört neslin hayat macerası, kim bilir neler yaşanmıştır.
Tabii aklıma 1970 yılı geliyor.
Zantara ve kara tahtalı devirler.
Tek derslikli okul, eğitim sabahçı-öğlenci olmak üzere
iki devre halinde.
Küçücük bir sınıf, tebeşir tozu havalarda uçuşuyor.
Şimdi akıllı tahtalar varmış, mikro
çipi yandan takıyor muşsunuz,
anında ekrana dönüşüyormuş.
Peki, bunlara akıllı deniyorsa bizim kara tahtalar aptal mıydı?
Hiç sanmam, her çağın kendine has özellikleri var.
Örneğin "lüks" denilen aydınlatma aracı.
Ne güzel de isim koymuşlar.
Adı gibi konforludur, pompasıyla basarsın havayı,
ipek gömleği anında bembeyaz olur.
Aydınlanır etraf,  gece gündüz olur, âdeta güneş doğar.
Ancak her evde bulunmaz, hali vakti yerinde olanlar kullanır.
Geri kalanda beş numara lamba.
Derdi yok tasası yok, koyarsınız gazyağını deposuna,
yansın sabaha kadar.
Işığı azdır mazdır ama kalenderdir, samimidir.
Seyrederken için ısınır, alevi sessizce dans eder...
Romantiktir, nice aşklara şahitlik etmiştir.
Benimki de yatağımın başında dururdu, birlikte
sabahlara kadar kitap okurduk...
Yoldaşım benim, o nedenle fevkâlâde bilgilidir...
Aynı zamanda derviş.

Fakat o yılların zenginliği bambaşkaydı.
Hele Zantara'da.
Hiç elektriğimiz, suyumuz kesilmezdi.
Çünkü ikisi de yoktu.
Ancak dostluk, kardeşlik, dayanışma ve muhabbet...
En kralı vardı.
Yolumuz izimiz rastgele, ancak Çanakçı deresi
bizi bağrına basar, donumuza kadar ıslatırdı.
Gel de özleme bu güzellikleri.
Telefonsuz, mesajsız hayatlar.
Göz göze, omuz omuza yaşanan...
Yüreğimiz, gönlümüz açık...
Kurşun işlemez sevdamıza...
Çünkü bizler Anadoluluyuz.

Macit Hoca

26 Haziran 2019

Kirazlıtepe'ye giderken...



Yakın zamanda Tahtakale'ye uğramıştım, belki üç dört yıl önce...
Osman'ı görmeden olmaz.
Hatırşinasdır, saygıda en ufak kusur etmez.
Tabii ki Görele ve Zantara sohbetleri yaparız.
Büyük keyif alırım.
Osman acar bir genç, âdeta piyasanın gülü.
Herkes tanıyor ve seviyor.
Doğal olarak ben de gurur duyarım.
O gün satır arası dedi ki Halit (Turp) ameliyat olmuş.
Nerede dedim...
Siyami Ersek'teymiş.
Lâfı uzatmadan hastanenin yolunu tuttum.
Bıçak altından yeni çıkmış, meğersem ikinci kez operasyon geçiriyormuş.
Odasına çıkmama izin yok, telefonla görüşüp geçmiş olsun
dileklerimi ilettim.
Çok severim kendisini, o pırıl pırıl kalbinin ikinci defa
teklemesine üzüldüm.
Neyse ki çaresiz dert değil, buna da şükür.
En azından hayat devam ediyor.

Bu arada bahçede yalnız değilim.
Bir yanımda Karabey, diğerinde Avni Turp.
Zantara sohbetleri yapıyoruz.
Yıllar sonra kavuşmanın heyecanıyla çok mutlu oldum.
Ve aklım Oscar Wilde'a gitti...
Daha doğrusu ünlü bir özdeyişine...
Diyor ki, "Savaşta babalar, barışta evlatlar ağlar."
Bu lâfını çok severim.
Lâkin bu kez işler tersine döndü, canım evladım yatakta,
ben ayaktayım.
Keşke tersi olsaydı.
Neyse, korkulan olmadı.
Halit şimdi dimdik ayakta, sık sık da görüşüyorum.
Ve Zantara ruhu yüreğime öyle bir işlemiş ki...
Asla ayrılamıyorum.
Zaten oldu bitti vedalaşmaları sevmem...
Ama kavuşmalar hayatın en tatlı anı.
O nedenle Pazar gününü iple çekiyorum...
Çünkü Kirazlıtepe'de gençliğimle buluşacağım.
Belki kirazlar kalmamıştır ama biriktirdiğimiz sevgimizi
paylaşıp, yarınları selâmlayacağız.

Macit Hoca

Haydar'a önemli NOT: Bu da mı politik arkadaş?



İyimser beklentiler

Macit CÜNÜNOĞLU










Reis kararlı...
"İmamoğlu'nu çalıştırmayacağım" diyor.
Aklı sıra ceza kesiyor.
Suçu 800 bin oy farkla İstanbul Belediye Başkanı seçilmek.
Ama ayırım göstermeden halkla bütünleşmesi çok daha önemli.
Çünkü kısır siyasi çekişmelerden bıktık.
Ayrıca Marmaray'ı, Avrasya tünelini kullanan bir vatandaşım.
Yapandan, işletmeye koyandan Allah razı olsun.
Hele Metrobüs, sanki özel arabam.
Çoğu yere onunla gidiyorum.
Fevkâlâde memnunum, ayrıca aklıma iktidarı eleştirmek de gelmiyor.
Normal değil mi?
Gel gör ki sürekli maraza çıkartıp gerginlikten medet uman
bir anlayış hakim.
Öyle ki, on yedi yıldır kavgaya doyamadılar.
Yalnız içeride değil, dışta da.
Başımızın belaya girmediği devlet kalmadı.
Haksızlık etmeyelim, elbette var...
Ama onlar da ya Güney Amerika'da, ya da Afrika'da.
Çoğu Arap ülkesiyle bile papaz olduk.

Fakat 23 Haziran aydınlık yarınlar vaat ediyor.
Moraller yüksek, umutlar yeşermiş...
Tüm Türkiye beklenti içinde.
Başta büyük bir toplumsal barışa ihtiyacımız var...
Ve hapishanelerin boşalması lâzım.
Katillerden, hırsızlardan söz etmiyorum, tabii ki düşünce suçlularından.
Bir an önce özgürlüklerine kavuşmaları gerekir.
İnanın sert rüzgârlar diner, ılıman bir iklime sahip oluruz.
Yeter ki samimi ve şeffaf olalım...
Suriye politikamız bile değişir, tekrar yıldızı yükselen 

ülke hâline geliriz.

Elbette Saraydaki ne düşünür, bilinmez.
Kafasındaki tilkiler yeni senaryolar peşinde mi...
Yoksa gerekli dersleri çıkartıp hukuk devleti inşasına niyetli mi?
Elbette zaman gösterecek.
Lâkin iyimserim, çünkü halkın sağduyusuna güveniyorum.
23 Haziran'da olduğu gibi işler şirazesinden çıktı mı,
Reis filan dinlemez, vurur tepesine tepesine...
Saraylar yıkılıp dümdüz olur.
Bu seferki başkaldırı 15 Temmuz soytarılığına da benzemez!

Bu dünyadan Sadık da geçti...

Sadık Başdağ





















Öğretmen okulu son sınıftayım.
Yıl: 1968
Siyasal tercihlerim epeyce yol almış, demek ki sol kulvardayım.
Sadık'la da böyle tanıştım.
Ayakkabı tamircisi ve TİP İl Başkanı.
Tokat'ın tarihi çarşılarının birinde iş yeri var.
Ve gidip gelmelerim sonucu dost olduk.
Sağlam bir kişilik, dik duruşlu sosyalist.
Bu arada kitap da pazarlıyor.
Hatta H. İ. Dinamo'nun Kutsal İsyan adlı sekiz ciltlik eserini
ondan almıştım.
Kitaplığımın baş köşesinde hâlâ durur.
Sonra yollarımız ayrıldı.
Ta ki İstanbul'da buluşuncaya kadar.
İTÜ Maden Fakültesi'nin salonunda okullu arkadaşlarım
bir yemek düzenlemişlerdi...
Seksenli yıllar, kalktım gittim.
Sadık da oradaydı.
Sarıldık, öpüştük ve derin sohbetlere daldık.
Ne de olsa yılların hasreti var.
Her zamanki gibi güleç yüzlü, samimi...
Özetle eskimeyen dost.

Bilahâre arkadaşlarımın düzenlediği her organizasyonda
birlikte olma fırsatı yakaladık.
Ve çağa ayak uydurarak hep birlikte sanal dünyaya geçtik.
Artık birbirimizden günlük haberler alabiliyorduk.
Fakat Sadıkcığımın sık sık hastalık görüntüleri de sayfalara
düşmeye başladı.
Bir keresinde telefonla konuştum, kansermiş...
Direnmesine rağmen gidişat iyi değilmiş.
Çok üzüldüm...
Ve kaçınılmaz son bugün gerçekleşti.
Gece yarısı bir hastane köşesinde vefat etmiş.
Kızı duyurdu ve artık Sadık yoktu.
Canım yoldaşım benim.
Haksızlıkla mücadelenin en önde gideni...
Yiğit adam...
Seni çok arayacağız çok...
Hani derler ya, "sen yoksan bir eksiğiz"...
Aslında sen yoksan çok eksiğiz.
Nurlar içinde yat dostum...
Elbet bir gün sonsuzlukta buluşacağız.

Macit CÜNÜNOĞLU





25 Haziran 2019

Benim uşaklar!

Ahmet Turp ile...

















Akşamın mucizevi sürprizi...
Bir telefon, misafirim var.
Tahmin edin bakalım, nerden ve kim?
Ben de inanamadım...
Taaa Zantara'dan.
Normaldir, o kadar çok yazdım ki köyümü...
Elbet biri çıkıp gelecekti.
Aslında bir süredir yazıştığım Recep Katırcı'yı bekliyordum...
Ama Ahmet Turp çıktı karşıma.
Medar-ı iftiharımız, başkanımız.
Mutluluğumu tahmin edersiniz...
Âdeta dört köşe oldum!
Ve başladık derin sohbete.
Önce seceresini döktü ortaya...
Tanımadığım isim yok.
Fırsat bu fırsat, köyün her bir köşesini gezdik.
Mahalle mahalle, kapı kapı.
Bu arada muhabbettin tam ortasına biri sarktı Almanya'dan.
Bizim Haydar, Hamburglu.
Artık naklen yayındayız...
Kadehler uçuşuyor havada.

Vallahi keyfim yerinde...
Sanki rüyadayım.
Fındık dikmedim Zantara'ya ama yüreğimi koydum.
Baktım yeşermiş, şimdi onları topluyorum.
Şu dünyada benden mutlu insan az bulunur...
Yanımda Ahmet, ekranda Haydar...
Verin bana silahımı, beş el havaya sıkacağım!
Desem de, şaka şaka!
İçime aktı gözyaşlarım, sevincim yüzümde.
Pazar gününe sözleştik, öğrencilerimle buluşacağım.
Belki eski günlerdeki gibi yaramazlık yaparız.
Kirazlıtepe sırtlarında kol kola girer...
Beyoğlu'nun ışıklı gecelerine akarız.

Ulan Macit hoca, sen adam olmayacaksın...
Yaşın geldi yetmişe, öğrencilerinden utanmıyor musun?
Ayrıca yukarıdaki fotoğrafı beş yaşındaki torunun çekti...
Ne diyeyim ben,
 Allah islâh etsin seni!

Macit Hoca


Amasya rüyası

Macit CÜNÜNOĞLU










İstanbul'u her yıl olduğu gibi sıcaklar bastı.
Zaten mevsimler de yolunu şaşırdı.
Ekolojik denge bozulmaya görsün, çivisi çıkar dünyanın.
Bu arada neler özlemiyor insan...
Örneğin benim favorim doğduğum topraklar, Amasya.
Yeşilırmak boyunda, selviler altında tatil yapmak.
Dört beş sene evvel bir büyüğümün bağ evinde misafir olmuştum.
Tadı damağımda kaldı.
Âdeta cenneti yaşadım.
Dalında kiraz, yanı başında vişne...
Narlar çiçek açmış, bekle beni diyor.
Kaysı, şeftali iştah kabartıyor, dokunsan düşecek.
İstanbul'un keşmekeşinden sonra masal diyarı.
Durgun akan ırmağın kenarında dingin geçen zaman.
Aklımda ne siyaset, ne sevgili.
Çok uzaklardan abimin hayâli...
"Artık bu solan bahçede bülbüllere yer yok..."
Hicaz makamından udunun davudî sesi.
Canım memleketim benim.
Ağırbaşlı, derviş kimliğinle kimleri bağrına basmadın ki...
Kaç uygarlık geçti üzerinden?
Hatırlar mısın Hititleri, Pontusluları, Bizanslıları,
Selçukluları, Osmanlıları?
Alevi isyanlarında başı çeken Baba İshak'ı, İlyas'ı...
Ve beni?
Cününoğullarından Mustafa'nın torunuyum.
Nenem Ümmü, babam Mehmet, anam Hava,
amcam Ahmet, halam Hacer...
Dayım faytoncu İskender...
Ve dağların kadar yüksektir ideallerim...
Karınca gibi yaşarım ama yüreğim ateş parçası.
Yaşlanmama rağmen aşktır hayatım...
Bunlardan biri de sensin canım Amasyam.

Felsefi dualar!

Macit CÜNÜNOĞLU










Ne demiş Sokrates:
"Önce kendini tanı." ve ilave etmiş
"Bir şeyden eminim, o da hiçbir şey bilmediğimden."
İşte hayat felsefem.
Yaşım yetmişe geldi, hâlâ kendimi tanımaya çalışıyorum...
Ve hakikatler peşinden koşarak bilgisizliğimi gidermenin
yollarını arıyorum.
Henüz bilgisayar teknolojisi icat olmadan basılan kitapların
arkasında "Doğru-Yanlış" cetveli vardı.
Bir nevi yapılan hataları düzeltme işlemi.
Hayat da öyle değil mi?
Eksiler artılar toplamından ortaya çıkan müthiş sentez.
Yeter ki farkına var, esen rüzgâra karşı dikine dikine gitme.
Ayrıca Heraklit de demiş ki, "Aynı nehir de iki kez yıkanılmaz."
Arif olana derin göndermeler var...
Öyleyse zengin tecrübelerinle yanlışları doğruya çevirmenin
yollarını keşfedeceksin...
İşte o zaman çağlar önce yaşamış düşünürlerin dünyasına girersin.
Tabii tanrıları da göz ardı etmeden.
Bilhassa Dionysos ile Afrodit önemlidir.
İlki şarap tanrısı, diğeri de aşk ve güzellik tanrıçası.
Bu ikisiyle dost olmayı becerirsen âdeta cennette yaşarsın.
Baba Zeus bile karışmaz yaşamına...
Nasıl yaşarsan yaşa.

Fakat cehalet zor zenaattır.
Bir de bilgisizliğinin farkında değilsen, kusura bakma arkadaş,
hiç çekilmezsin.
Kesin ukalalık da vardır...
Kendini beğenmişlik dersen, zaten fıtratındır.
Böylelerini çok merak ediyorsan tepelere bakman da yeterli.
Örneğin Saray ve cemaati.
Ne dersiniz, verdiğim örnekte haksız mıyım?
Bir milyona yakın oy farkıyla seçilen genç adama,
önce Sisi dediler, sonra "Vitrin süsü."
Tabii tüm bu yakıştırmalar halkın ağırına gitti...
Ve koştu sandığa, gereken cevabı verdi.
Peki, ders çıkartırlar mı?
Hiç sanmam.
Tarih ve felsefe onların ilgi alanı değil.
Bedevi kültürü olsa eyvallah.
Hele Antik Çağ'a uzanmak, cehennem azabı...
Haksızlık etmeyelim, mehteri çok severler, bir de attan düşmeyi.
Lâkin attan düşen ölmezmiş de, sandıktan düşen sizlere ömür.
Tanrı taksiratını af etsin.
Amin!

Haydar'a mektup

Kaval sesi eşliğinde...















"Zantara'ya yolculuk" yazımı sevgili Haydar Turp politik bularak
paylaşmakta tereddüt etmişti, bilahâre  Akharman Köyü sayfasında yayımladı.
Tabii ben de memnun oldum.
Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim.
Yalnız bu vesileyle politika konusunda bir açıklama yapmak isterim,
Yani samimi duygu ve düşüncelerimi.
Öncelikle hiçbir partinin üyesi veya sempatizanı değilim.
Bağımsız düşünür (kendi aklımla) bağımsız karar veririm.
Bu saatten sonra da gençliğimde düştüğüm ideolojik tuzaklara asla düşmem.

Yani "izm" olayı benim için çoktan bitmiştir.
Hele biat kültürü, çok eskilerde kaldı...
Kimseyi kutsamam, herkesin inancına saygı gösteririm.

Ya bugün...
Sadece ve sadece hakikat peşinde koşuyorum.
Ve ırkçılıktan nefret edip dünyalı olmaya çabalıyorum.
Elbette doğduğum ve yaşadığım toprakları seviyorum.
Ancak doğruluk ve dürüstlüğü çok önemsiyorum.
Bir de mütevazı olmayı, basit yaşamayı kıymetli buluyorum.
Empati kültürüyle beslenmek de değerli,
kimseyi küçük görmeden, ötekileştirmeden hayatın derinliklerinde

ilerlemek de en büyük idealim...

İşte böyle arkadaşlar. sakın ha böbürlendiğimi sanmayın...
Tahammül edemediğim davranış biçimi.
Ayrıca gösterişten, şaşadan hoşlanmam, üstelik de utanırım.
Bir de bağnazlıktan...
Fanatizm diyoruz ya, ne takım tutarım ne taraf olurum.
Oysa iyi bir spor izleyicisiyimdir.
NBA ligine kadar takip ederim.
Amacım heyecanı yüksek hoşça vakit geçirmektir.
Hepsi bu kadar.

Umarım derdimi ifade edebilmişimdir.
Ve seyahat etmeyi de çok severim.
Gezgindir gönlüm.
Zantara'ya da uğrar, Amasya'ya da.
Bazen yurt dışına çıkarım.
En çok da Hindistan'ı merak ederim.
İnşallah birgün nasip olur...
Gördüklerimi, yaşadıklarımı paylaşırım.
Tabii ki belgeleriyle, fotoğraflarımla.
Dolayısıyla dostluğumuz, arkadaşlığımız, kardeşliğimiz
hep yalansız olsun, korkusuzca sırtımızı dayamalıyız birbirimize.

Son olarak da herkese binlerce selâm, sevgi, saygı...
Varsa yanlışım, bağışlanması dileğiyle.

Macit Hoca
 

24 Haziran 2019

Zantara'ya yolculuk

Zantara

















Seçim bitti.
Beklenen sonuç, büyük bir farkla İmamoğlu İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanı oldu.
Halis Karadeniz çocuğudur, Trabzonlu.
Vatana millete hayırlı olsun.
Öyleyse rahat bir nefes aldığımıza göre köyümüze dönme vakti geldi.
Zantara'ya, gitmesem de benim sevdamdır.
Dün İmatlılı Zafer hocayla konuştum (Dandin)...
"Temmuzda oradayım" dedi.
Aslında benim de ziyaret etmem gerekir.
Görmeyeli tam 47 yıl oldu.
Ne acı?
O kadar yazı kaleme al, hasretten sevgiden söz et...
Ondan sonra da iki yıl görev yaptığın toprakları ihmal et.
Olacak iş değil ama bütün Türkiye'yi gezmeme rağmen
bir türlü yolum düşmedi.
Aslında gözümde tütüyor.
Ama ilk fırsatta, söz.
Varacağım o yeşil cennete...
Oturduğum evin bahçesine kuracağım sofrayı...
Menüyü tahmin edersiniz, mısır ekmeği eşliğinde turşu kavurması...
Varsa hamsi tava...
İçecek, elbetteki aslan sütü...
Şerefine diyeceğim uzaklardan göz kırpan Karadeniz'e...
Eminim ki dostlar beni yalnız bırakmaz.
Sohbetlerin en güzelini açacağız...
Yad edeceğiz Bekir amcayı, Ömer Osman'ı...
Ruhları şad olsun diye dua edeceğiz.
Tabii rahmetli Osman dayımı unutmadan.

Ayıptır söylemesi, hayâl dünyam zengindir.
Bir fakirhanem olsun isterim Zantara'da.
40 anahtar yaptırırım, eşim dostumla paylaşayım diye.
Deniz tatili bana uzak, artık yaşlandım...
Ama Terziali çayı ile Çanakçı deresinde yüzmek isterim...
Buz gibi sularda kulaç atarım gençliğime.

Sizlere şaka gibi gelebilir.
Unutulmaz günler yaşadım.
Her gece bir kitap okurdum, baş ucumda beş numara lamba.
Nice roman kahramanıyla orada tanışıp dost oldum.
Hele Dostoyoveski'nin Suç ve Ceza'sı...
Baş rolde Raskolnikov...
Unutulmaz karakter.
Tabii daha niceleri.

İşte böyle dostlar, yazdıklarıma "Hoca yine gönül gezdiriyor."
diyebilirsiniz...
Varsın olsun, bence mahzuru yok.
Evde kös kös oturmaktansa insan ruhunun canı çektiği yere
yolculuğa çıkması da fena değil...
En azından seyahat masrafı yok, ne bavul ister, ne eş...
Zantara'da üç gün geçirmek ömre bedel...
Hele yıllardan sonra.

Macit Hoca

THE END

İyi yolculuklar usta!










Uzun yıllar sonra umutlar yeşerdi.
Tebrikler İmamoğlu, ilaç gibi geldin.
Sayende nefes aldık, aydınlığı hissettik.
Bu arada Kılıçdaroğlu'na da bir selam çakalım.
Sarıgül, İnce tecrübelerinden sonra doğru adresi buldu.
Ve kesin zafer.
Şimdi durmak yok, yola devam.
Demir tavında dövülür.
Saray sallanıyor.
İçindekinin yüreğine korku düştü.
Bundan sonra daha da saçmalayacak.
Gidiş bileti elinde.
Tarihin çöplüğü dört göz O'nu bekliyor.

Aslında on yedi yıl uzun bir süre.
Hem insan yaşamı için, hem de ülke tarihinde.
2002 yılında "vesayet" çığlıklarıyla yola çıkıldı.
İnkâr etmeyelim, ciddi başarılar da sağlandı.
Fakat nefes çabuk tükendi, rota çağ dışı Arap kültürüne yöneldi.
Ve o tarihten sonra karanlık ülkenin kaderi oldu.
Bu arada kadim ortağı Fetö de boş durmadı.
Pespaye bir darbe senaryosuyla tepelerine binmeye çalıştıysa da...
Netice, binlerce günâhsız insan kurban edildi.
O nedenledir ki hapishanelerimiz hâlâ dolu.
İki düşman yaratıldı, barış sürecinden sonra Kürtler...
15 Temmuz'dan sonra da Fetöcüler.
O gün bu gündür başta CHP düşmanlığı olmak üzere
gergin bir atmosferin çaresiz seyircileriyiz.
Kısaca yazık oldu canım ülkemizin aydınlık geleceğine.
Ta ki bu sabaha kadar.
İstanbul'dan genç bir adam çıktı, doğru üslup, doğru strateji ile
Tek Adam'ı salladı...
Şimdi ise düşürme zamanı.
Zaten yalnızlığa doğru hızla koşuyor...
Dava arkadaşlarından Gül, Babacan ve Davutoğlu çöküşü
büyük bir iştahla bekliyor...
Ve sahnenin kapanması da çok yakın...
THE END yazısı eşliğinde perde iniyor!

Not: Emeği geçenlere teşekkürler.
Sonu iyi biten filmlerden biriydi!

Macit CÜNÜNOĞLU

23 Haziran 2019

Demokrasi destanının içinden...

On yedi yıldır adamın kazanmadığı seçim kalmadı.
Eyvallah.
Elinde Kur'an, dilinde bayrak...
Ha bire yükseliyor.
Âdeta karşısına çıkanı eziyor.
Dinime küfür eden müslüman olsa gam yemem...
Açlık, işsizlik umurunda değil.

Küba'ya cami dikiyor, Şam'da namaz kılıyor...
Tut tutabilirsen!
Gaz veriyor halka...
Yalan dolan düsturu...
Yüzde elli ikiye yakın oy topluyor.

Ancak yarınlar?
Tısss!
Söndü bitti...
Karga karga gak dedi, vaatler hayâl oldu...
23 Haziran sabahı uyandı halk...
Dur dedi gidişata!

Sonuç ezici...
Aradaki fark yüzde on.
Şımarıklığa da hiç gerek yok.
Daha yolun başlangıcı.
Hedefte Saray...
Çökerse eğer...
Güneş doğar Türkiye'ye.
Bilmem anlatabildim mi?

m.C.


İlham Perisi!

Macit Hoca











Nazara, şeytana inanmam ama "İlham Perisi"nin varlığından
şüphem yok.
Enteresan, düştü mü yüreğime klavyemin başındayım...
Harfler dans edip sözcüklere dönüşüyor...
Onlar da cümlelere...
Ve akıp gidiyor hayat.
Bazen doğduğum topraklara konuyor, bazen öğretmenlik
yaptığım köye.
Oysa elli yıla yakın süredir İstanbul'da yaşıyorum.
Çok da severim, aşkım benim.
Ancak geçmişi unutmak ne mümkün!

Fakat insanın hafızasına kodlanan anıları yok mu...
Belki de hepsinden önemli.
İşte o anda İlham Peri'si işe yaramıyor.
Çünkü yaşanan gerçekler var...
Âdeta bireysel tarihim gözlerimin önünde resmi geçit yapıyor.

Ne güzel...
Sanki dizi film...
İstediğin bölümü izle.
Baş roldeyim, mekânlar belli, figüranlar çok...
Seç beğen!
İster Amasya'ya yolculuk yap, ister Zantara'ya...
Tercih benim.

Fakat yirmili yaşlar önemli.
Çılgın çağlar geride kalmış, olgunluğa ilk adım.
Askerlik denilen dönemeç atlanmış...
Önümde koskoca bir hayat.
Ve karşımda Karadeniz dağlarının en şirin köyü Zantara.
Bıyıklarım henüz çıkıyor, sakalım yeni yeni gürleşiyor.
Tek derslikli okulum, ışıl ışıl öğrencilerim.
En önemlisi de yüksek ideallerim var.
Öncelikle iyi öğretmen olacağım, sonra da ülkeyi kurtaracağım.
Kimden mi?
Amerikan emperyalizmden ve yerli işbirlikçilerinden.
Olmadı, aslanlar gibi mücadele ettik...
Ne acıdır ki yenildik.
Hasar tespit raporu ağır...
Kayıplar çok...
Kurulan dar ağaçları son nokta.
Ama yılmadık, kavgaya devam.
Bu kez karşımızda 12 Eylül...
En kanlı senaryo.

Ondan sonrası bilinen macera.
Özal'la başlayan küresel dünyaya entegrasyon...
Yani zenginlik hastalığı, servet düşkünlüğü.
AVM saltanatı, gösterişli zaaflar...
Kısaca cipli yaşamlar!
Emin olun uymadı bana...
Arıza çıkardı bünyem...
Gözünü dikti dostluğa...
Ve kutsal topraklara, Zantara'ya...
Çünkü ıslatan yağmur, ısıtan güneş yalnız o coğrafyadaydı.
Binlerce selam olsun doğduğum memleketime ve
bana insanlığımı yaşatan Zantara'ya.

Gençlik Aşkı

Macit CÜNÜNOĞLU











İlgilenmiyorum desem de akşamı iple çekiyorum.
Ne de olsa seçim, sandıklar açılıp sonuçlar dökülmeye başlayacak.
Umarım vaat edilen güzel günler gelir, yoksa bataklıkta yaşamaya devam.
Ancak iddiamdan vazgeçmiş değilim, en az yüz bin fark.
Haydi hayırlısı!
Güneşin batmasını da bekleyemedim, doldurdum kadehimi...
Vardım You Tube'a...
Arkadaşım Şenel Dandin'in kemençesi kulağımda...
Peşinden Katip Şadi ile Kemal Yılmaz.
Şimdiden ruhum şad oldu, gönlüm şenlendi.
Aslında horon oynamayı bilmem, ama duyduğum zaman da
yerimde duramam.
Âdeta sihirli bir müziktir, sadece yürekte hissetmek gerek.
İçinde Karadeniz'in sert dalgaları vardır, Sis dağının sarp kayalıkları.
Adım adım tırmanırsınız, yükselirsin gökyüzüne.
Sonra kadın erkek eli buluşur...
Hep beraber açılırlar deryaya; dostça, kardeşçesine.
Ah Zantara ahhh!
Neler öğrettin bana?

Oysa etiketim öğretmen, ama gerçek öğretici hayatın ta kendisi.
En yüce laboratuvar.
Altın tepside sunduğunu alırsan sınıfı geçersin...
Tersi olursa, hayat öper müsait yerinden!
Nerde kalmıştık dostlar?
Evet, horonda.
Zaman zaman sosyal medyada halayların en güzeli paylaşılıyor...
İçinde insan sevgisi, dayanışmanın dorukları.
Coşku sel olmuş, hayâl dünyasındayım.
Ancak rüyamda görürüm..
Fındık bahçelerinden fışkıran altın yürekler denize akıyor.
Görele'nin yemyeşil vadilerinden sesler yükseliyor...
Şenel'in, Şadi'nin, Kemal'in kemençelerinden.
Derelerin çağıltısı eşlik ediyor, nağmelerin benzeri yok.
Horonlardan taşan yıldızlar semadaki yerini alıp
bulutlarla dansların en güzelini sergiliyor.

Belki de benim yazdıklarım gençlik aşkı...
Zantara günlerine duyduğum hasret.
İnsanlıkla yoğrulmuş yüreğim, dostlara uzattığım göz yaşlarımla ıslanmış
yaşlı elim var.

Kazansak da, kaybetsek de...

Macit CÜNÜNOĞLU










Ataletle baş etmeye çalışıyorum.
Üzerimde öyle bir yorgunluk var ki...
Ayağa kalkmam için mucize gerekli.
Oysa şikâyet eden kişiyi hiç sevmezdim...
Büyük konuşmamak lâzımmış.
Gördünüz mü, ne hâllere düştüm.

Hâlbuki sabah erken kalktım.
Büyük bir iştahla sandığa gittim.
Kahvaltı dâhi yapmamıştım.
Oyumu kullandım...
Eve dönüşte katıldığım seçimleri düşündüm.
Kimbilir kaçıncı kez vatandaşlık görevini yerine getiriyordum...
İnanın hatırlamadım.

Neyse ki beynim sağlam.
Gençlik yıllarımda öğrendiğim teoriler aklımda.
Başta Marx, 19. yüzyılın efsanesi...
Sosyalizmin mucidi.
Peşinden Bakunin, anarşizmin yaratıcısı...
Ve Babalar ve Oğullar'da Turgenyev...
Nihilizmle tanıştığımız devirler.
Çok uzaklardan da Mao el sallıyor...
Yıl: 1949...
On yıl sonra Okyanus kıyısında bir ışık parlıyor.
Devrimin önderleri Che ile Castro.

Memleketimde ise TİP, yükselen değer.
65'te on beş milletvekili.
Hayâl denizinde yüzdüğümüz yıllar.
Yaşasın, ülkemde düzen değişiyor...
İktidara yakınız derken...
12 mart, 12 Eylül...
Saha temizliği var.
Âdeta kanlı soykırım.

Ya şimdi, İmamoğlu denilen bir gencin peşine takıl...
Slogan: "Her şey güzel olacak."
Kulağa hoş geliyor.
İman tazelercesine duyulan heyecanlar...
Yorgun ruhuma hiç de fena gelmiyor.
Belki de 23 Haziran kurtuluşun başlangıcı..
Bu hızla da akşama vuracağım rakının dibine dibine...
Kazansak da, kaybetsek de!

22 Haziran 2019

Zantara'nın çığlığı

Zantara

Maviye boyadım tepeleri...
Yeşil kıskansın diye.
Benim adım Zantara.
Karadeniz dağlarına konmuş bir serçeyim.
Mini mini.
Büyüklerimi sayar küçüklerimi severim.
Yolum izim yoktur.
Patikalarım kolye gibi sarkar yola.
Tek çıkışım Gıdır geçididir...
O da Çanakçı deresi üzerinde.
Uzun yıllar elektriğim olmadı...
Suyumu ise göletlerden temin ettim.
Aslında çok dertliyim ama sesim çıkmaz...
Bağırsam hiç duyulmaz.
Kader ortaklığı yaptım doğayla...
Verdiğine şükür ettim, vermediğinde küsmedim.
Fındığını nimet bildim.
Temmuz'da topladım, onu da tüccara kaptırdım.
Neyse ki mısırım var...
Ekmeğim benim.
Karalahanam, fasulyem, ısırgan otum aşım...
Hamsi ise baş tacım.

Yıllar geçti üzerimden.
Nice siyasi iktidar, nice Cumhurbaşkanı gördüm.
Aslında tanımam hiç birini...
Gelen ağam giden paşam!
Ancak yüreğim Anadolu...
Arkamda Sis dağı, önümde Karadeniz...
Coşarım bazen...
Kâh kemençemin sesi, kâh tabancamın namlusu...
Haykırır bulutlara...
"Ben Zantara'yım, asırlardır burdayım" diye.

Evet, aynen böyle gençler.
Kırk dokuz yıl öncesinden sesleniyorum sizlere.
Ne fakir ne zengin vardı o devirlerde...
Sadece insani değerlerle yaşardık...
Okulda, harmanda, camide.
Yüzlerimiz gülerdi, acıda sevinçte birdik..
Ama ne yazık ki günümüzde hepsini yitirdik.

Macit Hoca

Amasya Tamimi'nin 100. Yılında Tankut Öktem'e saygıyla.

 22 Haziran 1919 Amasya Tamimi Anıtı.- Tankut Öktem (1981) 
                                                                                                                                       
Fotoğraf: Macit CÜNÜNOĞLU

21 Haziran 2019

Cennetin pasaportu!

Zantara

Ne güzel fotoğraf.
Yeşili, maviyi hissetmek için orada olmak lâzım.
Öyle uzun boylu değil; yüreğin varsa eğer, bir de selâm
duruyorsan doğaya...
Bırak kendini, Çanakçı deresi seni bağrına basar...
Terziali çayının yanı başında kendinden geçersin.
Çok uzaklardan el sallar Karadeniz...
Arkanda Sis dağı, tepesinde karlar...
Kucaklar seni hayat.
Ve buranın adı Zantara'dır.
Ardıç yolu üzerinde, Şahinyuva'nın koynunda.

Güzel günlerdi...
Kırkıncı kez yazıyorum, bir aşk bir sevdadır köyüm.
Çok eskilerden sesleniyorum...
Heyyy!
Duyuyor musunuz beni?
Yaşım yetmiş, uzun zamandır İstanbul'da yaşıyorum.
Nedendir bilinmez, bir köy insanın yüreğine bu kadar mı işler?
Aslında yolu yok, izi yok, çeşmeden akan suyu yok.
Varsın olsun, dostlukları güzel.
Hele mini mini yavrularım...
Yeryüzüne inmiş melekler.
Hepsi birer yıldız, hepsi birer güneş.

Sanki Zantara'da doğdum, orada öleceğim.
Akharman'daki mezarlığı da bilirim.
Söyleyin Bekir amcama, son duamı okusun.
Bir de Ömer Osman mezarım başında iki duble içerse...
Öğrencilerime söz veriyorum, kesin cennete gideceğim!

Macit Hoca

Selahattin



Antalya'da beş yıl kaldım, resmen İstanbul'a ihanet etmiştim.
Neyse ki ruhum bedenime eşlik etmedi, çabuk dönüş yaptım.
Ancak önemli dostlukları geride bırakarak.
Bunlardan biri de Selahattin.
Karaoğlan parkının içindeki Aytek büfenin yanı başında
dondurma satıyor.
Değerli Bahattin'imin iş ortağı.
Bir nevi kader birlikteliği.
Hava sıcaksa "marojna" kapışılıyor...
Tabii müthiş şov eşliğinde.
İngilizce, Rusça, Korece havada uçuşuyor.
Çalışkandır, fedakârdır, gönlü boldur Selahattin'in.
Ana rahminde babasını kaybetmiş, Anadolu Lisesi mezunu.
Çok çalışkan, emeğinin karşılığını almaya da başlamış.
Bir evi, son model arabası var.
Rus sevgili de ekstra.
En son O'na dedim ki, kendi toprağının meyvesinden başkasını düşünme.
Tecrübeyle sabit zengin gözlemlerim var.
Elbette kendi bilir, belki de benim yaptığım ırkçılık...
Yine de aynı bahçenin çiçeklerinin dansını önemserim.

Fakat en dikkat çeken özelliği meraklı olması.
İçinde zengin bir cevher...
Her fırsatta besleyip geliştirmek istiyor.
Ne güzel, hayata karşı dik durmanın en kıymetli refleksi...
Bıkmadan, usanmadan öğrenmek.
Bu da Selahattin'in yaşam felsefesi.
Gurur duydum, elim omuzunda Bey dağlarına selâm durdum...
İşte burada aydınlık geleceğimiz, işte burada Maraşlı Selahattin dedim...
Ve çok uzaklardan ses geldi:

"Kurban olurum O'na...
Gönder gelsin yanıma...
Karlarım yatağı, yaban güllerim tacı olsun."


Macit CÜNÜNOĞLU

Sisi'nin askerleriyiz...Marş marş!

Macit CÜNÜNOĞLU









Demek ki pazar günü Sisi'yi seçeceğiz.
Hem de vitrin süsü olarak.
Olsun, ne de yakışır İstanbul'a.
Mursi'den kırk kat daha iyidir.
Neydi o?
Ortaçağ karanlığından süzülüp gelen örümcek kafalı adam...
Yobazın da allahı!
Neyse, Reis istediği kadar sandığı sulandırsın,
halkımız kimi seçip, seçmeyeceğini bilir.
Evet, 23 Haziran demokrasimiz açısından tarihi bir gün.
Bütün ülkenin gözü kulağı İstanbul'da.
Vatanın geleceği oylanıyor.
31 Mart'ta başlayan kurtuluş mücadelesinin ilk aşaması tamamlanacak.
Sonra Saray'daki koltuk gündeme gelecek.
Kim ne derse desin, on yedi yıl sonra işler iyi gitmeye başladı.
Tabii yurtseverler açısından.
Hem de CHP'ye rağmen.

Dikkat ediyorum da, ne kadar özlemişiz nefes almayı.
Farkında olmadan âdeta boğulmuşuz.
Batı'ya efelenmeler, Suriye'ye sarkmalar...
S-400 alımlarıyla Rusya'ya verilen rüşvetler...
İçte mutfak yanıyor, işsizlik almış başını gitmiş...
Kaba saba propagandalar...
Elbette halkın gözünden kaçmıyor.
Hatta öylesine ki, bıçak kemiğe dayanıp isyan noktasına gelmiş.
Dolayısıyla aydınlık günler çok yakında.
Şükürler olsun ki umutlarımız boşa çıkmadı.

Ayrıca pazar günkü seçimde öyle beş on bin fark beklemiyorum...
İddia ediyorum, en az yüz bin!
Çünkü bu halk asla aptal değildir.
Bu arada çok sevdiğim bir lâfı da tekrar etmekten geri durmayacağım...
Necip milletimiz sevdiğini başına taç da yapar, kıçına tıkaç da.
Öyleyse herkes yerini ve haddini bilecek.
Şimdi haftaym zamanı...
Herkes hak ettiği yere...
Marş marş!

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...