29 Nisan 2017

İlkbahar




Bir Orhan Veli, bir Cahit Sıtkı, bir Behçet Necatigil...
Öyle özlüyorum ki...
Ne kadar samimi, sıradandılar...
İçimize akardı mısraları...
Sevgi olurdu, hasret olurdu...
İnsana dair ne varsa...
Ya şimdi?
Bir başka yaşanıyor dünya...
Baksanıza mevsimler bile değişti...
Iskaladı İstanbul’u İlkbahar...
Yalnız bugün randevum var, Boğaz’da...
Emirgân’da...
Lalelerle...
Mevsim her şeye rağmen İlkbahar!

m.C.

25 Nisan 2017

"1 Mayıs"a doğru...



















Çok değil, 1 Mayıs'a az kaldı.
Ankara'dan sevgili yoldaşım Aybars sendikacılık
günlerimizi hatırlayarak mesaj çekmiş...
"İrade beyanı" günlerimizi de yaz.
O devirlerde işyerlerinde referandum yasak.
Üstelik iktidarda CHP...
Ecevit başbakan , Çalışma Bakanı Türk-İş'li Bahir Ersoy.
Tuhaf bir durum.
İşçi sendikasını seçemiyor.
Biz de DİSK'liyiz.

Sarı sendikacılığa karşı amansız mücadele veriyoruz.
Rakibimiz Yol-İş...
Ve bağlı sendikanın yöneticisi de İsmet Acar.
Nam-ı diğer Topal İsmet.
Akıllı adam.
"12 Eylül" zenginlerinden...
Acarlar Holding'in patronu.

Aybars müthiş, çok çalışkan.
O topalı ikna edip 1 Mayıs'a bile götürdü!
Sonradan İsmet'le aramız bozuldu.
İşyeri yetkisi yüzünden.
İş Mahkemesi "İrade beyanı"na karar verdi.
Noter ayarlandı.
Aybars yine iş başında.
Önünde listeler...
Neredeyse işçilerin parmak izi eksik.
Tüm çalışanları fişlemiş.
Yanlış anlaşılmasın, "kim kimden yana?" diye.

Sevgili Aybars ile Ben.
Sonuçta kazandık...
Tabii az bir farkla.

Hey gidi günler, sendikacılığın bile kalitesi vardı.
Dünyayı DSF (Dünya Sendikalar Federasyonu),
ülkemizi aldığı kararlarla DİSK sallardı.
Şimdi hepsi hayâl.
Veya nostalji.
Aybars Ankara'da, bendeniz İstanbul'da şişelerin
dibinde geziniyoruz...
"Bu son fasıldır" şarkısını terennüm ederek.
Yanaklarından öperim can dostum...
İyi ki varsın, iyi ki güzel günler yaşamışız...
Dostlukla, kardeşlikle...
Merak etme, yenilsek de yarınlar bizim...
Ben demiyorum: Tarih Baba söylüyor...
Sevgiyle kucaklıyorum.

M.C.






24 Nisan 2017

İyi ki umut var

Macit CÜNÜNOĞLU




Bunalımlı günlerin en iyi ilacı
sanata sığınmak.
Özellikle klasik müzik.
Okyanusa açılmak gibi geliyor.
Ne Tayyip, ne AKP kimin umurunda!
Herşey oluruna varıp su çatlağını buluyor.
Yeter ki yaşama sevinci kaybolmasın.
Son günlerde yeni bir radyo keşfettim.
Adı: Slow Time, 91,2.
Sabah erken kalkıyorum.
İlk işim Berna ile buluşmak.
Müthiş donanımlı, iyi repertuvar sunuyor.
Yorumlarıyla ezgilerin tadını çıkartmak ayrı bir zevk.
Ömür denen de zaman değil mi?
Aç parantez, kapa parantez...
Arasını nasıl doldurursan doldur.

Bazen geçmişe gidiyorum.
Doğduğum topraklara.
Amasya'ya, Yeşilırmak'ta yüzmeyi öğrendim.
Ne korkardım annemden.
Kara donumu yoklardı; ıslak mı değil mi diye...
Babam dokuz yaşındayken ölmüştü.
Asıl özgürlük o zaman başladı.

Teoman diyor ya: "Babamın öldüğü yaştayım"...
Ben ise yetmişine merdiven dayadım.
Yüreğimde hâlâ umut, gönlümde heyecan.
Güneşi bekliyorum...
Elbette doğacak, zalimlerin iktidarına rağmen.



23 Nisan 2017

Kutlu olsun BAYRAM!

Torunlarım Nehir ile Su
Bugün "23 Nisan"
Ancak neşe dolmuyor insan.
Doksan yedi yıl önce M. Kemal
meclis kuruyor.
Halkın iradesi ülkeyi yönetsin diye.
Padişahlık yok sayılıyor, varsa yoksa
ulusun egemenliği.
Ya günümüzde, "16 Nisan"dan sonra?
Bir başka Türkiye...
Tek adamlık ve diktatörlük.
Torunlarım dedelerini ziyaret ettiler.
Pamuk elleri yüzümü okşadı.
İkisi de kız.
Büyüğü okula başlayacak, küçük onun izinde.
Umutlandım, hüzünlendim...
Karmakarışık duygular.
Hele de kız çocuğu olunca.
Yine de içimde bir sevinç, bir heyecan.
Nasıl olmasın ki, iki tane cıvıl cıvıl can.
Gülüştük, oynaştık...
Biraz müzik yaptım.
Mandolin çaldım onlara.
Mozart'tan "Daha dün annemizin kollarında yaşarken...

"
Evet, ülkemizde çiçekli bahçeler yok artık.
Kapkaranlık İmam Hatip gerçeği.
Ve mehter kültürü.
Bakalım, yarınlar ne gösterecek?

Bazen Arşimet'i, Beethoven'ı çok özlüyorum.
Bilim ile sanatın dorukları.
Lâkin Galille de var.
Engizisyondan  yalanıyla kıçı kurtaran.
Tercih meselesi.
Erasmus ise bambaşka bir dünya...
Ölümü kafasına takmayan...
Ve "Yaşarken düşünmüyorum, geldiğinde ben yokum"
diyecek kadar engin...
Haydi bakalım, kolay gelsin Türkiye...
Ya zalim kazanacak, ya da halk!
Bugün günlerden "23 Nisan"...
Kutlu olsun BAYRAM!











22 Nisan 2017

41 yıl önce...

Macit CÜNÜNOĞLU
Bugün oğlumuz oldu.
Adını Çağdaş koyduk.
Altı yıl sonra da annesini kaybettik.
Acı yıllardı.
Siyaset hayatımızı belirlemişti.
"Ben" duygusu yoktu; "Biz" vardık.
Hâlbuki insan öncelikle kendisini, sonra ailesini sevmeli.
Nerdeee?
Varsa yoksa politika.
Bir boka yarasa!
Gûya devrim yapacaktık.
Sosyalist devrim.
Sonuç ortada.
İktidarı dinci faşizme teslim ettik!
Neyse.
Bu da "gelip geçer" deyip umut tazeleyelim.
Yalnız dünyalı insanların işi zor.
Öncelikle özgürlük meselesi...
Elbette kafamızda silah, ensemizde dipçik yok.
Yine de ruh hâlimiz kötü.
Dışardayken tutuklu hissetme durumu.


Hapishaneler namuslu aydınlarla dolu.

İçimiz sızlıyor.
Fethullahçılık yaftasıyla yargılanıyorlar.
Biliyorum ve de eminim.
Çünkü pek çoğunu yazılarından izlerdim; ateistler.
Ancak faşizm böyle bir şey.
Akıl, mantık, hukuk tedavûlden kalkıyor.
Vellhasılı kelâm karanlık günlerden geçiyoruz.
Umutlu olmak için neden çok, umutsuz olmak için
daha fazlası.
Yine de insanlık tarihi yolumuzu aydınlatıyor.
Nice diktatörler, nice Ortaçağlar gördük.
Bu dünya ne Sezar'a, ne Hitler'e, ne de Stalin'e kaldı.
Devir meselesi
En güzeli demokrasi.
Çörçil Amcamın söylediği gibi;
"Daha iyisi bulunana kadar."

20 Nisan 2017

Nafile namazı eşliğinde...

Macit CÜNÜNOĞLU
Sanatla yaşayamayan toplumun
sancılarını yaşıyoruz.
Diyanet bile gündem belirliyor.
Edebiyat, müzik, tiyatro yaşamımızdan
o kadar uzak ki!
Varsa yoksa siyaset...
Özellikle Padişah'ın belirlediği konuları tartışmak.
Elbette sığ ve sıkıcı.
İnsanlık âlemi neyle uğraşıyor, biz neyle.
Amerika'yı sevmeyiz ama adamların Silikon Vadisi var.
Sabah akşam buluş peşindeler.
Ya bizde?
İmam Hatip kültürüyle yoğrulmuş sistemde ışığın
peşinde koşuyoruz.

Zor iş!
Dincilerin düzeninde ancak buraya kadar.
Bir de dört milyon Suriyeli hayatımıza katıldı.
Bakalım yarınlar neler gösterecek?

CHP'nin de işi zor.
Mühürsüz oy pusulası peşinde koşuyorlar.

Belki haklılar, ancak Sultan'ın söylediği gibi:
"Atı alan Üsküdar'ı geçti."
Adım adım başkanlık sistemi örülüyor.
Yani hukuksuzluk, tek adam düzeni!
Dediğim dedik, çaldığım düdük!
İstikâmet Arap çölleri, şiarımız bedevi kültürü.
Tabii mutlak biat şartıyla.
Zaten memleket yalaka bolluğuyla dolu.
Ak Saray'a sürtünen köşeyi dönüyor.
Örneğin dopinkçi Hidayet TBF'nin tepesinde...
Karanlık Yıldırım futbolu yönetiyor!
Katlanması zor.
Yine de umut var.
Nasıl mı?
Evrensel kapitalizm erinde, gecinde büyük ustayı boğacak.
Hem de kendi koyduğu kurallarla.
Bırakalım işçi sınıfı edebiyatını.
Onlar sizlere ömür...
İmamın peşinde saf tutmuş, sabah akşam
nafile namazı kılıyorlar!

19 Nisan 2017

Karganın izinde!

Macit CÜNÜNOĞLU

Çivisi çıkmış toplumda yaşamak
nasıl bir şey?
Zat-ı muhtereme "Padişahım" dedik,
en sonunda muradına erdi.
Peki, ülkeyi ne bekliyor?
"İdam" şovla" açılış yapıldı.
Sanki ilk önceliğimiz!
Ancak taraftarı çok, belki yüzde elliden öte.
Güya APO asılacak.
Hiç sanmam, özellikle AKP'ye akan Kürt oylar artmışken.
Lâf aramızda, Kürtler de tuhaf.
Ya dinci, ya da milliyetçi...
Bir türlü solcu, evrensel olamıyorlar.
Tabii CHP'ye oy vermelerinden söz etmiyorum.
Kandil ile cami arasında gidip geliyorlar.
Yani Mevlâna gibi dönüyorlar.
Veya dansöz Nana!

Kıvırtsınlar bakalım...
Milliyetçilik, dincilik erinde geçinde mağlup olacak.
Tarih bunun örnekleriyle dolu.
Fakat CHP'nin işi epeyce zor.
Yüzde 25 endeksiyle nereye kadar?
Tamam, Kılıçdaroğlu iyi adam, lâkin lider değil.
Bürokrat, genel müdür.
İnisiyatif, kararları 657'nin ötesine geçemiyor.
Sanki Muharrem İnce daha etkili, çekim gücü yüksek.
Tamam, popülist, ama herkes Marx olacak değil ya!

Evet, ülkemizde siyaset sığ zeminlerde yapılıyor.
Derinliği yok, hele dünyalığı...
Kapıkule'nin ötesi karanlık ve tehlikeli...
Varsa yoksa iç politika.
ABD'ye AB'ye kafa tutmak...
İsrail'i şamar oğlanı görmek...
Arap'a şirinlik, Rus'a yalakalık...
Kısaca İran bile olamadık...
Kılavuzumuz KARGA olunca!




18 Nisan 2017

Acı, ama gerçek!

Macit CÜNÜNOĞLU









Peşinen yazayım, Türkiye burjuvazisi iki yüzlü...
Âli menfaatleri uğruna oturmayacağı kucak yok.
"12 Eylül" faşizminin dümen suyuna da girer...
Dinci egemenliğin de.
Yeter ki dünyevî çıkarları engellenmesin.
Örneğin Koçlar TÜPRAŞ'ı kapatır, Sabancılar enerjiye balıklama dalar.
Belki de kapitalizmin ruhu!
Pekî; ya halk, ya emekçi, ya namuslu vatandaş?
Kimin umurunda, altta kalanın canı çıksın.
Hâlbuki Fransız Devrimi'nin öncüsü burjuvaydı.
"Kardeşlik-Özgürlük-Eşitlik" prensibine dayalı modern devletin,
yani cumhuriyetin kurucusu oldular.
Ve insanlık çağdaş dünyanın kurulmasında onlara
çok şey borçlular.
Dikkât ediniz; büyük dönüşümde asker, bürokrat yok.
Yalnızca BURJUVAZİ var...
Ve O'nu destekleyen emekçi sınıf.
Demek ki ülkemizin talihsizliği sahte dincilerin,
sahte milliyetçilerin seslerinin çok yükselmesi değil...
Evrensel bir burjuva sınıfının olmamasıdır.
Çünkü dürüst değiller...

Ve maalesef soysuzlar...
Yanlış anlaşılmasın, "soysuz" olmaları köksüz olmalarından...
Gelenekleri, tarihleri yok.

Daha dünkü çocuk, ARÇELİK bile kırk sekiz yılın da kurulmuş.

Gelelim referandum sonuçlarına...
Ülkemizin geleceğine, yarınlarına.
"EVET" veya "HAYIR" üzerinde durmayacağım...
TÜSİAD nerede?
Bilen, gören, duyan var mı?
Arazi olmuşlar!
Sinsice, kurnazca Ak Saray eteklerinde devleti sömürmeye devam...
Tabii ihâle yoluyla?
Özet olarak, zenginden yoksula fayda yok.
Bu böyle biline.
Okul da, cami de yaptırsalar.
Onlar ki sürüngendir.

Halkını satan, paraya tapan...
NOKTA!











17 Nisan 2017

Bir umut

Macit CÜNÜNOĞLU







Evet, bir umuda ihtiyaç var.
Kabul ediyorum; yenildik.
Ama kıl payı, ama hileyle.
Fakat üç büyük kentte öndeydik.
"HAYIR" demeyi de becerdik.
Haydi bakalım, önümüzde yerel seçimler...
Göster kendini muhalefet.
İşte fırsat, işte meydan.
Yüzde elli bire ramak kaldı.
Bence tarihi fırsat.
Boşver diktatörün peşine takılmayı.
Üsküdar'ı atıyla geçen şahsiyete de "iyi yolculuklar" dileyelim.
Ancak hayatın gerçekleri var.
Emin olun, kimse yenilmedi.
Bozmayın moralinizi, takmayın kafanızı.
Şimdiden büyük şehirlerde adayımızı belirleyin.
Örneğin İstanbul'da Şafak Pavey...
Neden olmasın?
Bir kez olsun inanın, güvenin halkımıza.
Çünkü Türkiye demek İstanbul, Ankara, İzmir, Adana,
Antalya, Mersin demek...
Bakın sonuçlara...
İyi yorumlayın.
Çarpın, bölün...
Hesap ortada; neden olmasın?
Büyük şehirlerde belediyeleri alan siyaset ilk seçimlerde
iktidar olur...
Hem de sandığı "Demokrasi" sanan tahta kafaların yasalarıyla!
Öyleyse HODRİ MEYDAN...
Yeter ki yılmayın, sinmeyin, dik durun...
Bu halk korkaktır, kurnazdır ama asla mahcup etmez.

12 Ocak 2017

Eğer bu ülkeyi seviyorsak.


Belki de son yazım...
Maksat anayasa değişikliği değil...
Cumhuriyet'i sonlandırmak.
Sultan'ın halka güveni sonsuz.
Her referandumdan zaferle çıkmış.
Ha keza seçimler.
Demokrasiden sandığı anlıyor.
Yani salt çoğunluk.
Azınlığın, O'nun deyimiyle ötekilerin önemi yok.
Lâf aramızda başarılı da.
Amerikalı yazar Arthur Miller bu konuda haklı.
Diyor ki,
"Bir toplumun gözüne mil çektikten sonra ağlamanın
faydası yok."

Aynen öyle.
Yüzlerce İmam Hatip, binlerce Kuran kursu hangi amaca
hizmet ediyor sanıyorsunuz?
Cumhuriyet'in kazanımlarını yok edip tarihin akışını tersine
çevirmek için...
Ve devletin resmî organizasyonu.
Peki, bu saatten sonra ne yapılabilir?
Hiç bir şey.
Nutuk atmayla, cilalı sözlerle bir yere varılmaz.
Hele muhalefetle....
Meydanları terk etmiş, halktan kopmuş.
Geçiniz bunları.
Tek çare yeniden devrimci ruhun şahlanışa geçmesi.
Referans: M. Kemal...
Referans: Kurtuluş Savaşı...
Bütün mesele özgür insan, vatandaş olabilmek..
Fransız Devrimi'nde olduğu gibi...
68 ruhuna ihtiyaç var...
Bir kuşak boşuna ölmedi...
Kavgaları geleceğimizi aydınlatmalı...
Eğer vicdanımız varsa...
Ve bu ülkeyi seviyorsak.





14 Ekim 2016

Şeref Gülsün, hem de çoook...

Üstâd Şeref Gülsün















"Gecenin matemini aşkıma örtüp sarayım

Gittin artık seni ben nerde bulup yalvarayım
Şimde ben tıpkı şifasız kanayan bir yarayım
Gittin artık seni ben nerde bulup yalvarıyım"



Hüzzamdan giriş yaptı Şeref.
Gerçek keman virtüözü.
Selahattin Pınar'ın eşsiz eseri...
Ve hediyelerin en değerlisi...
Âdeta keman ağlıyor...
Parmakların dansını görmek ne mümkün.
İnanın; nağmeler O'nun elinde bulutlara yükseliyor.

Ülkenin hâli malûm.
Ne yazacak iştah, ne konuşacak takat var.
Arada sırada müziğin limanlarına sığınıyorum.
Aslında Şeref'in bu yılki programı Uşşak faslı.
Tatyos'la başlayıp Sürmeliyle sonlandırmış.
Tabii finalde nefis bir oyun havası.
Beste kendisinin.

İyi ki  varlar, insana oksijen gibi geliyor.
Yeniden heyecanlanıp umutlanıyorum.
Hele koroyu gördükten sonra...
Şeref'in enerjisi, katılımcıların coşkusu...
Alın size cennet mekân.

Evet, karar aldım...
Daha sık gideceğim.
Ara gazı, yaşam sevinci.
Şeref'le dostluğun tadı başka.
Bir de kanunî Deli Sezgin'le arkadaşımı bir araya getirip
dinleme şansı bulabilirsem...
Kendimi Zeki Müren hissedeceğim.
Ne mutlu bana...
Galiba aşkların en güzelini yaşıyorum...
Sanat aşkı, insan aşkı...
Hümanistlik bu olsa gerek...
Duygulandım; "yaşasın hayat" diyerek  kadehimi
dostlarımın şerefine kaldırıyorum.
Tekrar iyi ki varlar, iyi ki dünya dönüyor...
Elbette O'nların sayesinde!

Macit CÜNÜNOĞLU


03 Ekim 2016

Yeniden doğmak!

Amerika'ya posta koyuyor;
"Feto'yu ver!".
Velev ki verdi...
Ne yapacaksın?
Adam yıllardır ortağın...
Yediğin, içtiğin ayrı gitmemiş...
Ve ülkenin içine etmişsin...
Bir de konuşursa;
"Benim kabahatim yok, "herşeyi O plânladı" derse...

Evet, tuhaf bir ülkede yaşıyoruz.
Ne demokrasi demokrasiye benziyor, ne darbe darbeye.
Hâlbuki "darbe" dediğin kodu mu oturtur...
Nerede solcu varsa canını okur.
Tecrübeyle sabittir.
İşte 12 Mart, işte 12 Eylül...
Tayyip kim ki onunla uğraşsın?

Dolayısıyla Erdoğan ucuz kahramanlık şovlarını bıraksın....
Yemezler....
Yüzde 52 yese bile namuslu vatandaş yemez...
Yani vicdan sahipleri.
Ayrıca Feto'nun pisliklerini yıllardır haykırdık...
Yazdık, çizdik, nutuklar attık.
Ancak nafile...
Tek hamisi vardı; o da 14 yıllık iktidar...
AKP ile başındaki Erdoğan.
Şimdi de kalkmış demokrasi havariliği yapıyor.
İnanın ülke ülke olmaktan çıkıp tiyatro sahnesine döndü.
Başrol de O...
Soytarısı çok...
Hangi birini sayalım?

Bu arada birileri yazıyor...
"Umut hâlâ var"...
Bağışlayın ama umudum tükendi...
Tanrı'ya güvenim de kalmadı...
Tek çarem aşklarım ile şarkılarım...
İçinde özgürlük olan, fırtınalar esen...
Ve insanlığın en güzel resitallerini sergileyen...
Oradayım ben
Ve artık o dünyada yaşıyorum...
Sessizce, gülümseyerek, yeniden doğacağım günü bekleyerek!












11 Eylül 2016

Yaşasın Hayat!

Müziğin sessiz dokunuşları.
Arife akşamı.
Sokağımdan akordeon sesleri yükseliyor.
Sahnede Romen çingeneleri.
Aman tanrım; bu ne ustalık.
Mavi Tuna'nın en güzel eserleri...
Resital yaparcasına çılgınca akıyor.

Mozart, Bach, Johann Strauss
...
Ve Enternasyonal.
Gözlerim nemli...
Yarın 12 Eylül.
Ülkemin kara günü.
Dostlarım geliyor aklıma.
Yitirdiklerim, sürgündekiler ve sonsuzluğa göçenler.
Tarihin sayfalarına gömdüğümüz ne çok acı var.
Aslında yüreğimiz nasırlı değil, yufka mı yufka.
Kelebeğin kanat sesleriyle dans edip, suların çağlayanıyla coşarız.
Yeter ki bizden olsun, yeter ki insanla yoğrulsun.

Ancak hayat acımasız.
Namerde ülkeyi de teslim eder, yarınları da.
Balkonumun önünden müzik sesleri yükseliyor.
Karışıyor karanlıklara.

Of offf dostlar.
Efkârlıyım bu akşam.
Elimde kadeh, gönlümde ezgiler.
Beethoven'i özlüyorum, çağını...
Fransız devrimini, on dokuzuncu yüzyılı.
Darwin'i, Freud'u, Marx'ı, Engels'i...
Ve Tanzimat devrini.
Yarın II. Mahmut'la randevum var.
Piyerloti caddesinde...
Hasbıhal edeceğiz bugünden, dünden.
Haberler vereceğim soytarılarından....
Bıraktıkları mirası ne hâllere getirdiler diye.

Yarın Bayram...
Ancak kime?
Deliyim, biliyorum; bendenize hergün bayram.
Elimde değil, belgeli, soyadımla tescilli...
Yalnız mecnunum ezelden beri.
Varsın olsun...
Gülümseyerek yaşamayı seviyorum...
Elimde değil...
Işıl ışıl gözlerin, ıslak ıslak sevdaların hayranıyım ben.
Herşeye rağmen hayatı seviyorum.

10 Eylül 2016

Tehlikenin sınırında

Yirmi günlük tatil iyi geldi.
Torunlarımla sarmaş dolaş üç hafta.
Öyle bir özlemişim ki...
Yeniden hayat buldum, sanki diriliş masalı.
Ülkenin hâli de malûm, cadı avı son sürat devam ediyor.
Aslında 15 Temmuz darbeye de benzemiyordu ama Feto'nun
olağan rezillikleri.
Yazık oldu günahsızlara.
Ömür boyu hapis yatmak...
Olacak iş mi?

Ya Suriye macerasına ne demeli?
Varsın olsun, beklenen hamleydi...
Zaten en ucuz malzeme insan...
İçerde olduğu gibi kıyarsan gencecik evlâtlarımıza...
Peşinden "Vatan-Millet-Sakarya"...
Suyundan da koy Usta!

İnanır mısınız, gidişat trajikomik...
Değme senaryo yazarı yönetenlerin ellerine su dökemez.
Güya Sultanımız Ortadoğu'nun lideri olacak.
Bak bak bak!
ABD, AB, hatta Rusya da öyle diyordu.
Allahaşkına koskoca coğrafyayı yedirirler mi size?
Ancak inanan çok.
Birlik beraberlik teraneleri altında Sultanın peşine düştüler.
Ne diyelim; bahtları açık olsun!

Gelgelim Hırant cinayeti yok mu...
Her şeyi gün ışığına çıkartıyor...
Devlet terörist el ele.
Kahramanımız Ogün; henüz 16 yaşında...
Arkasında Emniyet, Jandarma...
Vurun kahpeye...
Katledilen insan; hümanist, vatansever
Tek amacı kardeşçe yaşamak...
Ancak ne mümkün?

Evet, bu ülkenin kirli sayfaları çok.
Hangi birini sayalım?
Hiç birine yürek dayanmaz.
Yine de belâ büyük.
Göreceksiniz besleyip büyüttüğümüz Özgür Suriye Ordusu
yakın tarihte başımıza ne çoraplar örecek.
Belki Ortadoğu'nun yeni El-Kaide'si...
İŞİD'in bir başka versiyonu.
Çünkü damarlarında cihat kültürü...
Ruhlarında mücahitlik hülyası...
Ve arkalarında T.C.

Temel ülküsü "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" diye çırpınan
bir avuç azınlığın haykırışını duymayan sessiz çoğunluğun
kurbanı olan canım ülkem...
Derdimizi kime anlatsak?
Emin olun belâ çok büyük...
Kana bürünecek memleketim...
Ancak tehlikeyi halkımız fark edebilirse...
Barışın güneşi doğar topraklarımızda.









22 Ağustos 2016

Hipokrat Yemini

On iki yaşındaki çocuğa bomba sarmak...
Patlatmak...
54 insanın ölümüne neden olmak...
Bu vahşetin adı yok.

Ne dinde, ne ideolojilerde.
Ancak insanlık tarihi nice katliam gördü...
Hitler'in toplama kamplarında, Pol Pot'un Kamboçya'sında...

Milyonlar, milyonlar yok edildi...
Lâkin 21'inci yüzyıldayız...
Soğuk Savaş bitti, artık barış konuşuluyor...
İklim bahar, kapitalizm mutlak zaferini kutluyor...
"Yaşasın tüketen insan!"


Fakat Ortadoğu...
Takdiri ilâhi mi nedir, kaderi değişmiyor.
Hep kan, hep gözyaşı!
Siyaset de para etmiyor...
Tek yol şiddet.
Devlet vuruyor, PKK vuruyor, İŞİD vuruyor...
Olan yoksul halk kesimlerine oluyor...
Ama kime neyi anlatacaksınız?

Evet, insanın her gün bir parçası ölüyor...
Dün 54 kişi...
Yarın kimbilir?
Yalnız değişmeyen tek gerçek sahte yorumlar...
Kürt ölürse Türk, Türk ölürse Kürt seviniyor.
İnsanî değerler tedavülden kalkalı çok olmuş...
Kriter; bayrak ile din, hatta mezhep...
Tipik Ortadoğu manzaraları...
Yürek parçalayıcı, insanlık dışı...
Ve işin hazin tarafı suç ortağı o kadar çok ki...
Baş tacı ettiğimiz, saraylarda yaşattığımız...
M. Kemal'le yarıştırdığımız!
Lânet olsun bu zihniyete...
Yeni Anayasa yapacaklarmış...
Önerim Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi ile Hipokrat Yemini...
Çağlar öncesinden kopup gelen asalet...
Odağında insan, yüreğinde barış...
Ve onurumuza en çok yakışan...
Var mı başka önerisi olan?






21 Ağustos 2016

Sisler arasından...

Nobelli Aziz Sancar ülkemizde yaşasaydı bu ödüle ulaşabilir miydi?
Hiç sanmam!
Aynı şekilde Aslı Erdoğan...
Dünya çapında geleceğin en iyi 50 yazarı arasında gözetiliyor...
Şimdi terör, halkı kışkırtma gerekçesiyle tutuklandı.
Ne kadar büyük talihsizlik; yazık, çok yazık!
Parlayan yıldızları karartmada üstümüze yok.
Dar ettik Nazım'a ülkeyi...
Sabahattin Ali'yi sopalarla öldürdük...
Zavallının mezarı bile yok.
Vahşet ortamındayız...
Düğün alayı bombalanıyor; 51 ölü, onlarca yaralı.
Kan kokusu dört bir tarafa yayılıyor.

Benim anlamadığım; "savaş" sevilesi bir enstrüman mıdır?
Paşa paşa siyaset yapmak varken, katliamlar niye?
"Oy getiriyor" diyebilirsiniz...
Ancak nereye kadar?
Biliyorsunuz; Uludere ile hesaplaşamadık...
Kapandı gitti.
Ve daha nice olay, hepsi hazin, hepsi feci!
Ayrıca insan yaşadıkça insanlığından utanıyor.
Barbar bir zihniyet tarafından yönetildiğinin endişesine kapılıyor.
Bir nevi İŞİD kafası...
İşkenceden, kesmekten, yakıp yıkmaktan hoşlanan hastalıklı yapı.
Adını da koymuşlar: Cihat kültürü!

Evet, bu gidişle topraklarımızda barışı özlemek hayâl.
Demokrasi, insan hakları kâğıt üzerinde birer fantezi.
Ancak İmam-Hatipler gerçek.
Çünkü gelecek oralardan inşa edilecek.
Dile kolay, doksan küsur yıllık kin...
Hedef Cumhuriyet'i yıkmak, M. Kemal'i bilinçlerden kazımak.
Baksanıza; her taraftan artezyen gibi cemaat, tarikat fışkırıyor.
Uygarlık bugünkü şartlarda vatanımıza o kadar uzak ki.
Tabii beton imparatorluğunu, AVM saltanatını kastetmiyorum.
En büyük tehlike gericilik...
Tarihin akışını tersine çevirmek...
Başarabilirler mi?
Yazarları içeride, senfoni orkestraları kapatılmış, tiyatrolarına
kilit vurulmuş toplumda yaşamaya gönüllüyseniz EVET...
Hayır, ben özgür insanım ve onurluyum diyorsanız işleri zor...
Çünkü milyonlarız...
Şimdilik sessiz ve sakin...
Sadece kırılma noktasını bekliyoruz...
İşte o zaman sarıldığımız yılanın kuyruğunu bırakacağız...
Halk düşmanlarını saraylarına mahkûm ederek!





 

20 Ağustos 2016

Cehennem çukurundan önce!

Uzunca süredir Kadıköy'e uğramamıştım.
Kısmet bugüneymiş.
Dostlarımla sohbeti özlemişim.
Doğal olarak gündem darbe.
Ne düşünceler, ne tespitler...
Hepsi birbirinden renkli, orijinal.
İnanın televizyon maymunları ellerine su dökemezler.
Çünkü özgürler, kimseyle göbek bağları yok.
Hele biat kültürü; o kadar uzak ki.
Doğal olarak keyiflenip, umutlandım.
Ülkemizin sırtının yere gelmeyeceğine bir kez daha inandım...
Ve ilave ettim, "Büyüksün Mustafa Kemal...
Senin devrimciliğinden feyz alan milyonlar var"


Evet, ülkemize, halkımıza kim ne kadar kötülük yaparsa yapsın...
İster Feto, ister iktidar...
Yılmayacak, dik duracak ve direnecek pırıl pırıl beyinler var...
Elbette azınlığız, ama şimdilik.
Ya yarın, ya yarından sonra?
Kimbilir?
Mademki güneş bu topraklardan doğdu...
Ne güneşi utandırırız, ne M. Kemal'i.
Er ya da geç zafer aydınlığın, uygarlığın olacaktır...
Yani çağdaşlığın.
Ülkümüz demokrasi, şiarımız insan haklarıdır...
Kula kulluk etmezse insanımız...
İdealimiz, özgürlüğümüz; geleceğimizdir.
Bu böyle biline.
Çünkü onurluyuz...
Yüreğimiz bayraktan, dinlerden önce de vardı...
Ve gülümsüyorduk hayata...
Hiç bir canlıda olmayan özellik.
Şarkılar da dinleriz ara sıra: "Hayat bayram olsa"...
Bataklık olduğunu bile bile
Çektiklerimiz yetmez mi be güzel insanımız...
Bir de sen fark edebilsen...
Cehennem çukurundan önce!






18 Ağustos 2016

Erol Abim.

Kökleriyle buluşma isteği insanın doğasında var.
Çok merak ederim; kaç kişi doğduğu evde yaşar?
Yıllara bağlı olarak geçmişle gelecek arasında köprü kurmak.
Bahçede Gülbahar çiçekleri, belki kiraz ağacı...
Hatta süs havuzu, fıskiyesinde  pinpon topu.
En köşede kümes, şimşirlerin dibinde.
Film şeridi gibi akıp gidiyor gözlerimin önünden.

Halamın oğlu değerli Erol Çevikçe Amasya'ya yerleşmiş.
Daha doğrusu kesin dönüş yapmış.
Hayatının büyük kısmını doğduğu topraklardan uzak yaşayan biri.
Kâh bürokrasi, kâh siyaset...
Kitabının başlığında da ifade ettiği gibi "CHP ile geçen bir ömür"...
Önce sevgili eşinin toprakla buluşması...
Peşinden genç düşünce adamının memleket sevdası.
Kimbilir mırıldanıyordur: "My Way".

İşte hayat, işte parantezler...
Arasını nasıl doldurursan doldur...
Şairin dediği gibi "Son fasıldır" yaşanan, yaşanacaklar.
Ne mutlu O'na ki...
Kalan ömrünün harmanı ata diyarı...
Kurtuluş sürecinin başlayıp güneşin doğduğu topraklar...
Ve adı Amasya...
Halamın oğlu değerli Erol Çevikçe'yi bağrına basan...
Her ikisi de gururumdur, onurumdur benim...
Saygılarımla, sevgilerimle.







.

17 Ağustos 2016

Umutsuzluğa düşmeden

Yarın doğum günüm.
Geçtiğimiz yüzyılın ortasından geliyorum.
Yaşadığım süreçte neler gördüm neler.
Öncelikle toprakla tanıştım.
Gençtim, fişek gibiydim.
Belim büküldü.
İki çocukla yalnızlığa mahkûm oldum.
Ne acı.
İşsizlik, siyasî kaçaklık derken mahkûmiyet.
Şikâyetim de yok hani...
Her şeye rağmen yaşam sevincine sarıldım...
Belki de dik durmanın sırrı.
Yine de iyi bir hayat yaşadığım söylenebilir.
Şimdi emekliyim.
İki torunum var.
Biliyorsunuz; adları Su ile Nehir.
Kızımdan.
İnsan Facebook arsızı olunca fotoğraflarını da sık sık paylaşıyor...
Aynen benim yaptığım gibi.
Zaten zaaflarımdan biri torunlarım, ikincisi İstanbul.
Bir de memleketim ama lütfen o konuyu açtırmayın.
Yaş yetmişe dayandı...
Geldik gidiyoruz işte.
Elimde kâdehim, kucağımda udum.
İnceden inceye takılıyorum...
Kâh geçmiş, kâh gelecek...
Tabii dostlarımla birlikte.
Gönüldaşlarım benim, can yoldaşlarım.
İyi ki varsınız...
Sizleri hissetmekte güzel.
Nerden esti bilmem.
Belki akşamın hüznü, belki 17 Ağustos'un derin acıları...
Biliyorum, e
ngin hoşgörünüze sığınarak kendi filmimde
ilk kez oynuyorum

Doğduk, yaşlanıyoruz...
Asla umutsuzluğa düşmeden.


15 Ağustos 2016

Adını da sen koy!

İktidar ile Feto ortaklığını tarih yazacaktır.
"Ne istediniz de vermedik?"in macerasını.
Uzun yıllara dayanan köklü ilişki, sarmal yapı!
Tabii mühim olan netice.
Her iki tarafta muradına erdi.
Ucu ormana açık OHAL düzeniyle devlet devletlikten çıktı.
Asker derseniz; bırakınız itibarı, mevcudu da sıfırladı.
Tahminimce bu duruma en fazla Fethullah gülüyordur...
İşte darbe
, işte manzara.
O zaman kimi kime şikâyet edeceksiniz?
Bazıları diyor ki, Üst akıl projesi...
Kesinlikle katılmıyorum.
Son gelişmelerle zaten yaralı olan seküler hayatımız
dibine kadar golü yemiştir.
Bundan böyle gericilik devlet eliyle ilmek ilmek örülecektir.
Gerisi de lâf-ı güzaf!
Ya muhalefetin hâli, özellikle medyamız?
Elbette tarih onları da yargılayacaktır...
Gördüğüm kadarıyla tam bir fiyasko, teslim oluş.
CNN tarafsızlığını yitirip AKP'nin bahçesine dönüşmüş...
Sultan fetva veriyor, Abdülkadir'in yüzünde güller açıyor.
Bir de demokrasi dersi vermeye kalkmazlar mı?
Hukuk perperişan...
Parlamento çoktan tatile çıkmış...
Varsa yoksa Ak Saray...
Tek adam, tek irade!
"Başlarım böyle düzene..." deme hakkınızda yok...
Ensenizde dipçik, bileklerinizde kelepçe...
Bu filmi daha önce de görmüştüm...
12 Mart'ın, 12 Eylül'ün vahşi sahnelerinde...
Hoş geldin faşizm...
Öyleyse adını da sen koy!

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...