11 Haziran 2019

Tarihin ışığında


Bir bavula sığan sürgün.

Yıl: 1964
Kıbrıs meselesi alevlenmiş.
Yunanistan ile aramızdaki gerginlik savaşın eşiğinde..
"Ya Taksim, Ya Ölüm" sloganları dağa taşa yazılıyor.
Kent meydanlarında Makarios'un çaputtan heykelleri 
çarmıha gerilip yakılıyor.
Amasya'dayım, gençlik yıllarımın başlangıcı.
Hemen hemen her gün Selağzı meydanında gösteri var.
Kale'de bulunan Pontus kalıntısı duvarlar âdeta ilân tahtası.
Rumlara veryansın ediyoruz.

Bu arada hükümet de karar almakta gecikmiyor.
"20 Dolar, 20 Kilo Yük" ile ülkeyi 24 saat içinde terk et.
Mesaj, tahmin edebileceğiniz gibi Rumlara.
Ne acı!
Doğup büyüdüğün topraklardan ayrılmak...
Daha açıkçası, binlerce yıllık vatanından kovulmak...
Hâlâ aklım almıyor.
İster siyaset deyin, ister konjonktür...
Yine de uygulama insanlık dışı.
45 bin Rum vatandaşımız sürgüne gönderiliyor.
Gidenlerden dinledim, gözyaşları sel olup akmış.

Evet, Osmanlı gibi yakın tarihimiz de trajik.
Farkında olmadan yüzlerce kara lekeyle yaşıyoruz.
Bir de kötü huyumuz var...
Hep haklıyız.
Acı gerçekleri sergileyene kızıp, övgüler düzeni alkışlıyoruz.
Tarih de böyle bir şey yok.
Belgelere neyse hakikat o.

Balıklı Rum Kilisesi papazıyla sohbet ediyorum...
Cemaat yokluğundan şikâyet ediyor.
Nasıl olsun ki, ülkemizde yaşayan Rumların sayısı
iki binin altında.
Ayia Eufemia Kilisesi de Kadıköy çarşıda...
Çoğu zaman kapalı.                                   
Pazar ayinine katılanların sayısı on beşi geçmiyor.
Bir de ben, tabii figüran olarak!

Bütün bunlar nerden mi aklıma geldi.

Amasyalı Zakar amcamın kızından, Agavni'den...
Amerika'ya göç etmiş.
Bir ay önce mesenger aracılığıyla sohbet ettim.
Gözlerindeki nemi titreyen sesinden hissettim.
Belli ki hasret duygularıyla içi yanıyordu.
Yaşanan ilk gençlik aşkı, yasemin kokulu mektuplar...
Yeşilırmak'ın dili olsa da konuşsa...
Hepsi birer unutulmaz heyecanlar.
Keşke toplumumuz Osmanlı'da olduğu gibi çok uluslu
yaşamayı becerebilseydi...
Siyasetçimiz de, biz de çok daha insan olurduk.

Macit CÜNÜNOĞLU





Zantara sevdası

Zantara
















İnsanın hayatta unutamadığı anılar vardır.
Ve bunlar toprağa gidene kadar hafızalarda kalır.
İki yıl görev yaptığım Görele'nin Zantara köyü de
benim için derin anlamlar taşır.
En güzel yıllar, öncelikle gençlik var.
Ortaçay'da futbol oynuyoruz, Çanakçı deresi şırıl şırıl akıyor.
Bu arada köyün bıçkın delikanlısı Avni (Kargacı) elinde dinamit,
balık avı peşinde...
Belinde de 7,65'lik Parabelllum marka tabanca, Alman şaheseri.
Attığını da vuruyor.
Ben de O'na özenip Belçika onlusu (Browning) almıştım.
Ne gerek varsa!
Ancak Halit (Turp) o tarihlerde 14-15 yaşlarında.
Okulun en uzunu, ele avuca sığmıyor.
Ve tabanca taşıyor.
Olacak iş değil ama mezun olduğu gün okulun önünde
bir şarjör mermiyi boşaltmıştı.
Hey gidi günler hey!
İsak dayımız ise müteşebbis adam.
Akharman'a yörenin ilk marketini ve cafesini açmıştı.
Biz de "anastra" müşterisiydik.
Gece yarılarına kadar vururduk kağıdın gözüne gözüne.

Köy fotoğrafta görüldüğü gibi bir tepenin eteklerine kurulmuş.
Oturduğum ev kuzey burnunda...
Karadeniz manzaralı.
Doğa yemyeşil.
Sağ yanındaki Terziali çayı nazlı nazlı akıyor.
Âdeta cennette yaşıyoruz...
Ancak kim farkında?

İstiklâl madalyalı Yunus amcamız zaman zaman anlatırdı...
Rus işgalini, açtıkları yolları ve Kurtuluş Savaşı'nı...
Zevkle dinlerdim, keşke kayıt altına almak aklıma gelseydi.
Fakat mutluluk kadar pişmanlık da çok.
O zamanda profesyonel fotoğrafçıydım.
En azından köyü ve çevreyi resimlerdim...
Tarihsel belge niyetine de yaşayan büyüklerimizin portrelerini
objektifimle kadrajlardım.
Olmadı işte...
Görev yaptığım köyümüz sadece gönlümde yaşıyor.
Tek tek öğrencilerimi hatırlıyorum.
Ve hepsini sevgiyle bağrıma basıyorum.
İyi ki Zantara ile yolum kesişmiş...
Belki de tanrının lütfu...
Güzel insanlarla tanışıp dostluk kurayım diye.
Öyleyse ne mutlu bana.
Zantaralı tüm canlarımı tekrar sevgiyle kucaklıyorum.

Macit Hoca

10 Haziran 2019

Cepheden hissi yazılar!

Macit CÜNÜNOĞLU









Kalbimiz yumruğumuz büyüklüğündeki kas yumağı.
Beynimiz de milyarlaca hücreden oluşmuş sekiz yüz gramlık pelte.
Yani komuta merkezi.
Gerisi de biri hariç teferruat, daha doğrusu olması gerekenler.
Yaşayıp gidiyoruz işte.
Yeter ki sistem aksamları teklemesin.
Yine de hâlimize şükür, en azından yetmiş yaşımı gördüm.
Kalan ömrüm hakkında da bir fikrim yok.
Fakat bir de manevi dünyamız var.
Hemen aklınıza din gelmesin, ondan söz etmiyorum.
Yaşadığımız acılar, sevinçler mutluluklar.
Bazen her iki duyguyu tartıyorum da...
Pozitif taraf ağır basıyor.
Belki de hiç kötümser olmadığım içindir.
Bugüne kadar yaratıcı güç hep gönlüme göre verdi.
Mahpus damlarında bile menfezlerin arkasına gizlenmiş ışığı hissettim.
Güneş yüreğime daima doğdu.

Aynı duyguları şimdi de taşıyorum...
Hatta çok daha fazlasını.
Ne de olsa imbikten süzülürcesine gelen yılların birikimi var...
Bu arada Tek Adam ile Genç Adam'ın mücadelesini ilgiyle izliyorum.
Kimlerden söz ettiğimi anlamışsınızdır.
Büyük Reis ile İmamoğlu.
İlki Arap fantazisi, siyaset de eşi benzeri olmayan.
Düşünsel yapısı Ortaçağ'dan bir adım sonrası.
Sakın ha, rönesans falan anlaşılmasın...
Aydınlanma kim, O kim...
Olanı karartmakla meşgul.

İkincisi de modern dünyanın yakışıklı genci.
Yaşam biçimi, söylemleri M.Kemal'den derin izler taşıyor.
Kırk yılda bir gelecek türden.
Sarıldık O'na, İstanbul'a başkan seçilmesi için canla başla çalışıyoruz.
Umarım emeklerimiz boşa gitmez...
Yoksa durum fena.
YSK'yı arkasına alan Reis bir darbe daha yaparsa...
Şimdiden ilân ediyorum; ülkeyi terk ediyorum.
Nereye mi?
Amerika bizi bozar, İran'a...
Severim Acem illerini, Fars kültürünü.
Bizimkine katlanmaktansa komşunun haysiyetli dış politikasına kurban...
Bu gerçek bile ilticam için yetmez mi?

09 Haziran 2019

Aşk














Aşk yaşamak da sanattır...
Öncelikle gönül ister, sonra kültür.
Bambaşka bir dünyadır.
Yeter ki içine girmeye gör...
Kendini tanıyamaz, asla pişman olmazsın.
İnsanlığını da hatırlarsın.

Çarpar yüreğin, heyecanlar doruklardadır.
Kuşların kanatlarını, kelebeğin renklerini fark edersin.
Yeter ki sevgilin olsun...
Uçarsın Paris'e, Roma'ya.
Paranın ne önemi var...
Ama mutluluk yok mu?
Yaşanan cennet.
Her şeye değmez mi?

Yaşım yetmiş...
Hâlâ sevdayı düşlerim.
Uzun yıllar siyaset yollarına düştüm.
Nafile!
Dokunduğum eller boşa çıktı...
Omuz verdiğim yoldaşlar yolunu sapıttı.
Geriye de sadece hakikat kaldı.
Hayatın şaşmaz kılavuzu.

Pişman mıyım?
Asla...
Ancak aşk?
O başka...
Tazelenen yürek, sevgi yumağı...
Öyleyse...
Yürü git, gittiğin yere kadar.

m.C.


Zantara

Öğrencilerimle



















Yetmişli yılların ortası...
Askeri eğitim dönemini Edremit'te tamamlamışım...
Ve kura...
Torbadan çekiyorum...
Giresun.
Bilâhare Görele-Şahinyuva Köyü, Zantara mahallesi.
Yaş yirmi.
Varıyorum köye...
Karşımda Osman dayı (Çakır).
Evlat gibi beni sahipleniyor...
Sarıp sarmalıyor.
Tüm çocukları gurbette...
Kenan, Ahmet, Salih...
Eşi vefat etmiş, dört torun ve bir gelin.
Torunlar Ali, Yusuf, Osman, Gülderen...
Unutulmaz anılar, paylaşılan yemekler.
Yarmaçaların yandığı ocakbaşı sohbetleri...
İçilen Birinci sigaralarının hatti hesabı yok.
Canım Osman dayım, seni asla unutmayacağım.

Komşularım Çırağu Hüseyin, Bayram abi...
Ve Hüseyin amcanın oğulları;
Avni, Yılmaz, Gençağa...
Ne delikanlı dostlardı.
Ayrıca arka mahalleden Ethem...
Unutmak mümkün mü?
Heybetli cüssesiyle sapına kadar yiğit bir gençti.

Sonrası okul hayatı...
Akharman'dan Halit, Harun'un kızı Bakiye...
Öğrencilerimin en uzunlarıydı.
Ali, Mehmet, Halise çalışkan; Salih sıkıntılıydı.
Ya şimdi?
Elbette özlüyorum Zantara'yı...
Gençlik anılarım benim.
Ortaçay'da futbol oynadım, Terziali çayında çimdim...
Ve Çanakçı deresi kenarında dostlarımla rakı içtim.
İmatlılı Şenel'in kemençesiyle coştum...
Derekuşçulu Şevket abiyle dostluk yaptım.

Fırıncı Şakir, bakkal Harun...
Onları saymıyorum bile...
Dandinler her zaman saygıyla hatırladığım aile oldu.
Ya mesai arkadaşım Mehmet hoca...
Kalan ömründe sağlıklar diliyorum...
Keşke o kadar acı yaşanmasıydı.

Evet, 70-72 arası Zantara'da öğretmenlik yaptım.
Hiçbir öğrencimi unutmadım.
Hepsi birer dünya, hepsi birer zenginlik...
Sizleri asla unutmayacağım.

Macit CÜNÜNOĞLU

Bir zamanlar...

Macit CÜNÜNOĞLU











Çok değil, kırk bir yıl...
Bir zamanlar devrim sevdasıyla kürsülerdeydik.
Yetmişli yıllarda sosyalist mücadelenin başını DİSK çekiyordu.
550 bin üyesiyle âdeta siyasi partiydi.
Sınıf kavgası veriyordu.
İşçi eğitimleri aralıksız sürüyor, basın-yayın faaliyetleri
tüm ülkeyi kapsıyordu.
Önderlik ettiği 1 Mayıslar görkemli kitle gösterilerine
sahne oluyordu.
Ve kanlı 12 Eylül gecikmedi...
Aldığı kararların başında da DİSK'in kapatılması geliyordu.
Selâm olsun o günlere...
Şimdilerde fotoğraflara bakıp teselli buluyorum.

Yukarıdaki fotoğraf da Ankara Selim Sırrı Tarcan salonundan...
DİSK Temsilciler Meclisi toplantısı.
Yıl: 1978...
1 Mayıs hazırlıkları yapılıyor, atılacak sloganlar tespit ediliyor.
Ve o devrin ateşli fraksiyon tartışmaları...
Hiç unutmam, konuşmamı yaparken bir kısım işçiler yuhalıyor,
bir kısmı da çılgınca destekliyor.
Yuhalayanlar bize göre "goşist", biz de onlara göre "revizyonist"...
Bakar mısınız muhabbete...
Ülke faşizme sürükleniyor...
Biz de birbirimizi yemekle meşgulüz!
Tabii işkencehanelerde, mapuslarda hep beraberdik.
Dayanışma içinde geçinip gidiyorduk!
Tuhaf ama 12 Eylül zulmü bizleri dost yapmıştı...

Ya şimdi, dünden farklı mı?
Radikal sol partilerin sayısını bilemiyorum.
Hele ideolojik farklılıklarını...
Hiç anlamam, ayrıca merak da etmiyorum.
Çünkü 17 yıldır Reis'in saltanatı altında yaşıyoruz...
Hem de içimiz yana yana.
Karşısına ilk kez genç bir adam çıktı...
Yeri geliyor Kur'an'a sarılıyor, yeri geliyor bayrağa...
Soyadı da mücadeleye uygun...
İmamoğlu...
Ailecek destekliyoruz...
Kayınvalidem de sabah akşam dua ediyor;
"gazası mübarek olsun" diye...

Haydi hayırlısı, 24 Haziran sabahı inşallah gülen taraf
biz oluruz...
O kadar çok ihtiyacımız var ki.

07 Haziran 2019

Her şey çok daha güzel olacak

Macit CÜNÜNOĞLU















Her zaman söylerim; tarih bilgisi ayrı bir şey, tarih kültürü ise
bambaşka bir şey.
Örneğin İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer adaylığı sürecinde
12 Eylül Başsavcısı babasıyla gurur duyduğunu söyledi.
Oysa o dönemi hatırlayanlar babasının ne denli zalimce kararlar
aldığını unutmamışlardı.
Şimdi de İstanbul Belediye Başkan adayı İmamoğlu Topal Osman'la
gündeme oturdu.
Peki, kimdir bu zat? (Tarihi kişilik demeye dilim varmıyor.)
Eli kanlı çete reisi.
Koçgiri ayaklanmasında Kürtleri, Ermenileri, Rumları katletti.
Yetmedi, Kurtuluş Savaşı döneminde Karadeniz'de etnik
temizliğe soyundu.
Başarılı oldu da!
Odülü: Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı komutanlığına getirildi.
Orada da rahat durmadı, I. Meclis'in muhalif milletvekillerinden
Ali Şükrü Bey'i öldürdü.
Çatışma sonucu yaralı yakalındı, önce başı kesildi...
Sonra gömüldüğü yerden çıkartılıp Ulus meydanında ayaklarından asıldı.
Sayın İmamoğlu'na saygıyla duyurulur.
Ağzından çıkan lâfı kulağı işitsin.
Hasbelkader Türkiye'nin umudu oldu.
Milyonlar da O'nu destekliyor.
Hatta bir adım ötesi de müstakbel cumhurbaşkanı adayı.
Ancak şimdiden bir siyasi olarak söylemleriyle sabıka
dosyası kabardı.
Emin olun ki umulmadık bir yerde karşısına çıkar.
Batı da bunun örnekleri çoktur.
Nice politikacının siyasi hayatı Nazi hayranlığından, katil sevicilikten
dolayı sona ermiştir.
Tamam, bizim toplum balık hafızalıdır; eyvallah.
Lâkin iş sandığa gelince yanlış ata oynayanları tarihin çöplüğüne
göndermesini de bilir.
Benden söylemesi Ekrem kardeşim...
Bırak Topal Osman'ı, Yahya Kaptan'ı...
Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz sularında yatar...
Bir parça onları da merak et!
Lütfen genç arkadaşım...
Asla pişman olmazsın.
Çünkü tarih kültürü başka bir şey...
Ve asla affetmez.
Sevgilerimle aziz dostum...
İnanıyorum ki her şey çok daha güzel olacak.

05 Haziran 2019

Bayramlık hatıralar

Madem bayram yapıyorum, bir süreliğine klasik müzikten
ve cazdan uzaklaştım.
Tabii ki ilk adresim YouTube, rakı şarkıları beni bekliyor.
Hüsnü Şenlendirici ve arkadaşları.
Allah için sağlam çalıyor çocuklar.
Hepsi Romanlar.
Ama icraları Türk müziği.
Harika fasıllar yapıyorlar.
Bimen Şen'den Tatyos'a kadar.
Memleketimde de Demirali ve mahdumları vardı.
Kemanda Hasan, cümbüşte Yaşar abi, ritmde Hüseyin...
Bayramlarda, seyranlarda, düğün derneklerde döktürürlerdi.
Hele sünnet törenlerinin ilk faytonu onlara tahsis edilmişti.
"Adana'nın yolları taştan..." ile başlayan oyun havaları
"Fincanı taştan oyarlar..." ile sürüp giderdi.
Güzel devirlerdi; buram buram insanlık kokan.
Duyguluydu, heyecan doruklardaydı.
Yüreğimiz kıpır kıpır titrerdi.
Bedenimiz müziğe kapılıp kollarımız kendiliğinden havaya kalkardı.
Bir de hükümet binası önünde davul zurna eşliğinde şölenler düzenlenirdi.
Özellikle köylü vatandaşlarımız itibar ederdi.
Maksat halay çekip, doya doya "sim sim" oynamak.

Kentin ileri gelenleri ise Müsiki cemiyetinin yolunu tutar...
Asım Kemeroğlu önderliğindeki heyetten Selahattin Pınar,
Sadettin Kaynak'ın en güzel eserlerini dinlerlerdi.
Bu arada orkestradan yükselen nağmeler arasında dans da
eksik olmazdı.
Lokumcu Kemal abi Trompet de, Levon abi akerdeon da...
Fehmi Ege gibi popüler tangolar yorumlanırdı.

Ağır top Sadettin Sümbül de; Nevzat, Cemal, Muzaffer abiler
eşliğinde halk müziğinin seçkin eserlerini sunarlardı.
Sarısözen'den, Tüfekçi'den, Muazzez Turing'ten...
Yeşilırmak boyunca "Mektebin bacaları..." türküsü Yaşar Topçam'ın sesinden yankılanırdı.

Yıllar ne de çabuk geçmiş...
Şimdi abim toprağın altında, onsuz ilk Şeker bayramım.
Huyunu pek sevmesem de udunun sesini çok özlüyorum.
Keşke yaşasaydı, daha uzun süre birlikte olsaydık...
Çalmasaydık "Bir ihtimal..." şarkısını...
Ada sahillerinde mehtaba çıksaydık!

Macit CÜNÜNOĞLU


Ağabeyim Adnan CÜNÜNOĞLU












04 Haziran 2019

Nice bayramlara

Macit CÜNÜNOĞLU












Hani "eski bayramların tadı yok derler" ya...
Belki de haklılar.
İnsanlıkla beraber bayramlar da çürüdü.
Yalnızız, tek başınayız artık.
Hele de yaşlıysanız, dua edin ki kapınız çalınsın.
Ne acı!
Çağımız insanı önce eve soktu, sonra tüketime mahkûm etti.
Bir de tılsımlı oyuncak verdi.
İnternet, her derde deva.
Dost da orada, sevgili de.
Oh!.. Ne âlâ!
Mutluluğun sınırı yok, lâkin dört duvar arasındayız.

Hâlbuki bayram sevinci denilen bir kavram vardı.
Yüreklerimizin titrediği, heyecandan uyku tutmayıp sabahladığımız.
Aklımızda üç beş harçlığımızla koşacağımız bayram yeri...
Dönme dolap, atlı karınca...
Yeni giysilerimizle âdeta piyasa yeriydi.
Mutluluğun dorukları.

Yine de şükürler olsun.
Telefon denilen icat var.
Çok uzaklardan duyulan eş dost sesi de insanının mutluluğuna
mutluluk katıyor.
Torunlar tatilde, öpülecek elimiz de havada kaldı.
Fotoğraflarına bakıp teselli buluyorum.
Hazırlık da yapmıştım, baklava su böreği falan.
Lâkin gözlerim ikram edilecek misafir arar...
Onlar da milattan öncede kaldı.
Ve aldım elime udumu, koydum rakımı...
Daldım hüzzama... 

"Açmam açamam söyleyemem çünkü derinde

Bir yâresi var ki kanıyor kalb üzerinde..
."

Bayramınız kutlu olsun dostlar...
Nice bayramlarda görüşmek umuduyla.

İyi bayramlar








02 Haziran 2019

Sinemanın büyüsü

Sonsuz Ölüm Filmi – 1969









Gençliğimizin en önemli eğlencesi sinemaydı.

Doğduğum il Amasya.
Sinema sevdam çocuk yaşlarda başladı.
Bir sokak mesafedeki Şevket Bey sinemasında.
Müthişti, ilk Tarzan filmini orada izlemiştim.
Sonraları Ar sineması, Yeni sinema...
Derken yazlık Ferah sineması.
Gördüğüm filmleri sahne sahne hatırlarım.
Çoğu filmler rüyalarıma bile girer.
Evimde şimdi kablolu tv var.
Dün gece nostaljik bir western izledim.
Baş rollerde Paul Newman, Robert Redford...
Filmin adı: Sonsuz Ölüm, 1969 yapımı.
İki oyucunun da hayranıyımdır.
Yine aynı tad, yine aynı heyecan.
Aradan elli yıl geçmiş...
Gerçekten de sinemanın keyfi başka.
Belki de yaşadığımız devrin tek dünyası...
Beyaz perdede ne varsa onu izliyoruz.
Seçenek yok...
Bazen Hollywood, bazen Ahmet Tarık Tekçe!

Evet, her şey çok güzeldi.

Ne yoksulluğumuz aklımıza gelirdi, ne de sınıf mücadelesi.
Avare'nin peşine takılmıştık...
Raj Kapoor söylüyordu...
Milyonlarca Hintli'nin sefaleti de umurumuzda değildi.
Geçen hafta yitirdik milli milli efemiz Eşref Kolçak abimizi...
Demirci efe de oldu, Çakırcalı da...
Kimdir bunlar?
Halk kahramanı mı, eşkiyâ mı?
Yoksa binlerce masumun katlinden sorumlu Topal Osman mı?
Ne önemi var.
Mevzu vatansa gerisi teferruat...
Nurlar içinde yatsın Kolçak...
Oğlundan dolayı kalbimizde yeri var.
Ne de güzel söylerdi Harun...
Tenördü, "Gir kanıma" şarkısını çok severdim...
Yüreğime işlerdi....
Aynen sinema gibi.

Macit CÜNÜNOĞLU

31 Mayıs 2019

Gezi günlerinden

Macit CÜNÜNOĞLU








Yasak Yaşamlar

İşte memleket
Gezi, Taksim, Beyoğlu, Cihangir, Tarlabaşı, Gümüşsuyu yasak.
Kadıköy, Adalar, Yalova, Avşa, Güzel Marmara, Derdalan YASAK!
Vapura, trene, otobüse, metroya, at’a, bisiklete binmek yasak.
Offf, n’oluyoruz yav?
Desene İstanbul yasak, yaşamak yasak!
Asabiyim, fevkalâde öfkeliyim…
Dayanamıyorum artık…
Yalnızım çaresizim, umutsuzum.
Bölündü toplum; bölen iktidar…
Fakirleşti toplum; zengin iktidar…
Dindarlaştı toplum; firavun iktidar…
Evet, dayanamıyorum artık!
Kör kuyular mekânım
Bir lokma sanat, bir dirhem şarap dünyam
Ne sevdaya yer var gönlümde ne aşka…
Bu ben miyim tanrım?
Ceza mıdır biçtiğin hayat, cehennem zebanisini koydun başımıza…
Maksadın cennet ülkeyi dar etmek midir kullarına?
Eğer niyetin kötüyse, işbirliği yapıyorsan yalancıyla…
İlişkilerimi askıya alıyorum seninle!
Bak, şaka söylemiyorum…
Yetti gari!
Yok nedamet getiriyorsan şu belâyı çek al üzerimizden…
Venüs’e mi yerleştirirsin, yoksa Uranüs’e mi…
Yalnız Ay’a koyma…
Bakarsın astronot kılığında geri döner…
Bilirsin, Obama’yla arası iyidir, zaten kendisi Anadolu zencisidir…
O nedenle bizden uzak sana yakın olsun…
Hadi, söz dinle…
İnsanı küçümseme, sen benim beynimde, ben senin…
Sahi, neyindeyim…
… ? …
Ne kadar ayıp, duymamış olayım…
Yoksa sende mi O’na hayransın…
Millî iradenin arasına özenle serpiştirilmiş döt kıllarından…
Vah vahhh!
Desene işimiz kaldı Marduk’a…
Olsun, ben de müracaatımı Sümerliye yaparım…
Haydi hoşça kal…
Nasıl olsa karşılaşırız sırat köprüsünde…
Tekrar by, by!

28 Mayıs 2019

Yolcu!

Macit CÜNÜNOĞLU









12 Mart bir kuşağı budadı...
12 Eylül de kökünü kazıdı.
Ancak darbeler sonrası CHP'nin yerel seçimlerde tarihi
başarıları var.
Başta üç büyük il olmak sildi süpürdü.
Şimdi, 23 Haziran'da yıllar sonra yeni bir sınava hazırlanıyor.
Ankara, İzmir'den sonra İstanbul'la da eksik tamamlanacak.
Haydi hayırlısı.
Bu arada uzaktan gazel okuyanlar da var.
Çiçeği burnundaki Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı da; 

"İstanbul için Binali Yıldırım hayırlı olur" diye buyurmuşlar.
Üstüne vazife ya, ne de olsa sahibinin sesi!

Fakat Ekrem İmamoğlu siyasete yeni bir soluk getirdi.
Fikir özgürlüğünü savunuyor, Demirtaş'ı seviyor.
Bunlar önemli parametre.

Tam da ihtiyacımız olan.
Ötekileştirmeden yaşam kültürünü geliştirebilmek...
Ne de yakışır ülkemize.
Çünkü AKP siyaseti sığ, bağnaz...
Lideri istediği kadar hava atsın...
Temelinde çağ dışılık var.
Daha doğrusu Kapıkule'nin ötesinde bir anlam taşımıyor.
Arap şeyhleriyle, Putin'le dostluk da uluslararası sorunlarımızı çözmüyor.
Resmen açmazdayız.
Lâkin iç politikanın cazibesi Saray'ın bekası açısından
önemini koruyor.
İftarda yer sofralarından halkla buluşmak hâlâ popüler...
Bir de naklen yayınlar...
İktidardakiler dört köşe.
Seçmen yerse sandık garanti.

Ya demokrasi?
O ne ki?
Taksim Tünel arasında gidip gelen tramvay...
Ve en önemli yolcusu da Abanoz sokağında çoktan indi...
Halkını becermek için!

Anılar


Değerli annem...
Ve meleğim.

21 Mayıs 2019

Ramazanda Amasya

Macit CÜNÜNOĞLU












Amasya'da ramazanı yaşamak en basit deyimiyle hissetmektir
Dinsel açıdan inanlar tarafından bu ay kutsanmıştır.
Bir nevi içsel dünyaya yolculuktur, günah-sevap denklemi üzerine
kafa patlatıldığı süreçtir.
Tutulan oruçlar, kılınan teravih namazları cennete yapılacak
yolculukta tanrısal vize anlamını da taşır.
Hâl böyle olunca iftar vakti caddelerde, sokaklarda el ayak çekilir.
Huşu içinde ezan sesi beklenir.
Tabii bir de kaleden atılacak topun sarsıcı patlaması.
Sahi, çocukken ne çok korkardım top sesinden.
Kulaklarımı kapatır, pencerelerdeki macunları çürümüş
camların sarsıntısının geçmesini beklerdim.
Yine de özlemle hatırlıyorum o yılları.
Hayatımdaki en güzel zenginlikler...
Yoksulluğun aileme karabasan gibi çöktüğü, dokuz yaşımda

babasız kalmanın derin acıları.
Anamız ve kardeşlerim tanrının verdiği nimetlere şükrediyoruz.
Bir de cankurtaranımız vardı.
Bildiğiniz "pişi"...
Kızgın yağda pişirilen hamur bulamacı.
Anne derdim; "içine azıcık peynir de koysana"
Dolu gözlerle bakardı yüzüme.

Evet, geçmişinden kurtulamıyor insan.
Hele de çocukluk yılları.
Bir bir sıralanıyor.
Doğduğum toprakların her bir köşesini özlüyorum.
Yeşlırmak vadisini, hemen hemen hepsinde teravih namazı
kıldığım camilerini...
Bavulla gidilen hamamları...
Güzel memeli kadınları...
Gelin kurnasını...
Ahhh!.. Ne değerli devirlermiş.
Ya şimdi?
Yetmiş yaşın yorgunluğunu yaşıyorum.
Bir el de kadeh, diğerin de sigaram...
Nemli gözlerimle geçmişe el sallıyorum.
Ve çok uzaklardan ezan sesi geliyor...
Namaza davet...
Fakat ben de gidecek ne gönül, ne de arzu var.
Herkesin inancı kendine diyerek dua ediyorum.

18 Mayıs 2019

Bir bahar sabahı

Macit CÜNÜNOĞLU














Bugün Pazar, güneşli bir İstanbul sabahı.
Masmavi gökyüzü, hafif serinlik ürpertiyor.
Bahar tüm güzellikleriyle içimizde…
Doğa uyanmış, gülümsüyor çiçekler…
Kuşlar bile bir başka ötüyor…
Davet ediyor denizlere…
Gönüller yorgun, yürekler yaralı…
Söz dinlemiyor bahar…
En derinden hayatı sarmalıyor…
Sımsıcak, bırakmamacasına…
Bahar geldi İstanbul’a.

Nazım’ın ceviz ağacı coşmuş Gülhane’de…
Şiirler doluyor gölgesine.
Orhan Veli İstanbul’u dinliyor…
Kanat çırpıyor Yelkovan kuşları.
Aşiyan'da Fikret…
Eteklerinde saltanatın kalemi Yahya…
Yanı başında huzursuz huzurlu Tanpınar…
Az aşağıda aşkın ölümsüz tanığı Atilla İlhan.
Yeşilçam geçmişte kalan bir rüya…
Onurlu sefaletin senaryoları elde…
Orhan Kemal yine işsiz, yine ekmek parası peşinde…
En yakın dostu Otyam…
İnadına üretiyor, sergiler açıyor doya doya…
Akdeniz’den selâm gönderiyor çılgın İstanbul’a.
Ada vapurları Melih Cevdet’e nazire yaparcasına sessiz…
Tadı yok yolcuların…
Gözler Sait Faik’i arıyor Burgaz’da…
Komşusu Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi hüzünlü…
Şarkı dinliyor Yesari Asım’dan…
Heybeli’de mehtap yalnız…
Lüle saçlı sarışın artık hayâl…
Sonsuzluğa göç edeli asırlar olmuş.
Yıllara rağmen hafızalar dipdiri.
Resmî geçit yapıyor dostlar birer birer…
Martıların çığlığı eşliğinde.
Ahmet Rasim köşe başında, çilingir sofrası önünde…
Bab-ı âli yokuşunu tırmanıyor Aziz usta.
Sen çok yaşa Mehmet Kemal..
Sayesinde insan öğlen rakılarını özlüyor.
Şemsi Paşa neşeli bugün…
Sahilinde eski yüzler…
Kimler mi?
Biz, bizler…
Yetmez mi?
Gözlerim, ellerim, yarınlarım kömür karası…
Teslim olmuşum Güzel Marmara’ya…
Boğaz’daki saraylara haykırıyorum;
“Sultan sultan, çık dışarı oynayalım!”
Duyuyor İstanbul, başı öne eğik, mahcup…
Utanıyor böyle bir alçağı bağrından çıkarttığı için…
Utanıyor delikanlısından…
Sınıfına ihanet eden bir insan müsveddesi yarattığı için!

13 Mayıs 2019

Halk mı yaman, Saray mı?

Macit CÜNÜNOĞLU












"Yemenimde hâre var
  Yüreğimde yâre var..."


İnsan bazen tükenip çaresiz kalıyor.
Son zamanlardaki ruh hâlim.
Yüksel'i arıyorum; göç etmiş.
Mehmet Ali de sonsuzlukta.
Ağabeyim Adnan da aynı adreste...
Ya Aybars'a ne demeli...
Ne acelen vardı kardeşim?
Hani yüz yaşına kadar yaşayacaktın...
Ne güzel şarkılar terennüm ediyorduk...
En sevdiğin şarkı da: "Kimseye etmem şikâyet etmem..." di...
Hepsi yalan oldu!
Geriye ben kaldım, yapayalnız.
Reva mı bu?

İnanın içimde büyük bir boşluk var.
Okyanus çukuru gibi.
Dolması da asla mümkün değil.
Ha eş kaybetmişsin ha dost.
Yara aynı yara.
Yine de hatıralara sığınıyorum.
Solculuk yaptığımız yıllara.
Çoluğumuzu çocuğumuzu ihmâl ettiğimiz yüksek idealler.
Ülkeyi kurtardığımız gibi Vietnam'a Angola'ya da yetişiyoruz!
Bireysel gelecek umurumuzda değildi.
Ya hep beraber, ya hiç...
Gözümüz bu derece karaydı.
Hâlbuki evde bekleyen Özgürler, Çağdaşlar, Evrimler vardı...
Kimin umurunda...
Neyse, güzel devirlerdi.
Binlerce selâm olsun.

Gelelim günümüze...
Kavga yine aynı kavga...
Ancak bu sefer hedefe koyduğumuz kişi alıştığımız
sağcı liderlere benzemiyor.
Menderes, Demirel, Özal'ı mumla arıyorum...
Ne klas adamlarmış.
Bu farklı mı farklı.
Bir elinde Kur'an, kıçında devlet patentli soytarı...
Ülkenin geleceğini karartmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Yapsınlar bakalım.
23 Haziran'da sandık başındayız.
Çakacağız mührü, umutlarımıza yarınlara...
"Her şey güzel olacak" sevdamıza.
Bakalım halk mı yaman, Saray mı?

12 Mayıs 2019

23 Haziran'ı düşlerken...

Macit CÜNÜNOĞLU












"Arabaya taş koydum civanım

Ben bu yola baş koydum civanım
Seni gelecek diye civanım
Bir yanımı boş koydum civanım..."

İtiraf etmem gerekir ki 31 Mart seçimlerinde sandığa gitmedim.
Çünkü CHP'den umudumu kesmiş, izlediği yolu da onaylamıyordum.
Hâlâ da öyle düşünüyorum.
Ancak Ekrem İmamoğlu ve İstanbul seçiminin yenilenmesi
kararımı değiştirdi.

Bir kere RTE ve partisinin izlediği politikalar Ortaçağ'a ait.

Yani çağ dışı...
Ve on yedi yıllık uygulamaları da en açık kanıtı.
Ne yaparsınız, yaş yetmiş olunca ülkeyi terk edecek
halimiz de yok.
"Çile bülbülüm çile..." diyerek şarkılara sığınıyorum.

Ada sahilleri ruhuma iyi geliyor.
Sanki Türk müziği bunalımlar için icat edilmiş.
Aşk çilesi mi yaşıyorsunuz; ilâcı şarkılar.
Çok mu çaresizsiniz; alınız elinize udunuzu.
Patlatın bir iki nihavend...
"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin..."
Uzanın Kalamış'a...
Emin olun ki Münir Nurettin oradadır.
Sarılın O'na: "Ey ömrüm, bu son fasıldır" nağmeleri
eşiliğinde yolculuğa çıkın.

Yine akşamın içindeyim.
Günün bu saatlerini çok seviyorum.
Tahmin edersiniz; güneş batmaya yüz tutmuş...
El de kadeh, Bimen Şen faslı gönlümde...
Her zaman ki gibi ağabeyimleyim...
Âdeta uçuyoruz.
Ve İmamoğlu'nun söylemini hissederek...
Gözlerim nemli;
"Her şey güzel olacak." diye 23 Haziran'ı selâmlıyorum

07 Mayıs 2019

Akşamın içinden..

Özlemle, ağabeyim Adnan









Demek ki yaşlılık böyle bir şey.
Ne kadar yarınlara bakmaya çalışsam da
geçmiş peşimi bırakmıyor.
Biraz önce mesenger sayesinde Amerika ile görüştüm.
Tam yarım saat.
Para yok, pul yok.
Ne saadet!
Karşımda Amasya'nın Ermeni güzellerinden Agavni.
Namı diğer Ann Simon.
Göç edeli elli yılın üzerinde olmuş.
Massachusetts'de yaşıyor.
Sohbetin öznesi tahmin edeceğiniz gibi doğduğumuz topraklar.
Belli ki ikimizin de burnunda tütüyor.
Ve başladık konuşmaya...
Öncelikle o güzelim yıllar.
Kardeşçe yaşanan...
Aşklar, sevdalar.
Babası Zakar amcadan girdik, terzi Mari'den çıktık.

Gerçekten de bu toplum çirkin siyaset uğruna bir halkı harcadı.
İttihat Terakki geleneği işte.
Gün ortasında değerli Ohannes amcamızı katletti.
Ve sonun başlangıcı.
Memleketimde köklerini kazıdılar.
Kaldı ki onların ana vatanıydı.
Biz Türklerden çok önce Anadolu'nun kadim zenginlikleriydi.
Ağırnaslı Mimar Sinanlar, Balyanlardı...
Osmanlı'yı günümüze taşıyan.

Binlerce kilometre öteden Agavni'nin güzel gözlerini hissettim.
Duygu yüklüydü, içinde hasret vardı.
Nemliydi, elini tuttuğu ilk erkek arkadaşının sıcaklığını
hâlâ hissediyordu.
Savadiye mahallesinde doğmuştu.
Komşuları Lokumcu Hasan.
Çocuklarını tek tek sıraladı.
Bir de (..?..)
O toprağın altında şimdi.
Uduyla el sallıyor bizlere.
Hiç dilinden düşürmediği Agavni'ye.

Evet, "insan insana kavuşmaz" derler...
Bir uzay çağı var ki...
Yakın zamanda öbür dünyayla iletişim kurarsa şaşmam.
Düşünsenize, açıyorsunuz mesengere, karşınızda Huri...
Şarap ırmağı yanı başınızda...
"Ne yapayım abime?"

Her zamanki gibi sonsuzluğa uçuyorum bu akşam.
Gönlüm divane, soyadım Cünûn...
Ne mutlu bana.

Macit CÜNÜNOĞLU

01 Mayıs 2019

Yaşasın 1 Mayıs














Kırk yıl önce bugün İzmir'deydim.
Taksim meydanı iktidar tarafından yasaklanmış,
1 Mayıs kutlamaları için Ege yollarına düşmüştük.
Yaş 29, devrim ideali yüreğimde...
DİSK'e bağlı BAYSEN-İŞ Sendikası'nın Yürütme Kurulu üyesiyim.
Hey gidi gençlik yılları!
Şimdi 70 yaşındayım...
Torun torbaya karıştık, ideolojim tüm dünyada olduğu gibi
ağır yaralar aldı...
Kapitalizm gezegenin mutlak efendisi...
Nereden nereye, yaşlı yüreğimi minik sevinçlerle mutlu
etmeye çalışıyorum.
Ancak "umut hep var" ilkesinden hareketle yarınlara
aydınlık düşüncelerle bakıyorum.
Yeter ki sol mememin altındaki cevahir kararmasın,
gözlerimdeki ışıltı sönmesin, yüzümdeki
gülümseme eksik olmasın.
Elbette insanlığın yeryüzündeki yıldızları er ya da geç
güneşi zapt edecektir.

Bugün 1 Mayıs, emeğin bayramı.
Cem Karaca'dan işçi sınıfı marşları dinliyorum.
Gözlerim nemli, geçmişe binlerce selâm göndererek
torunlarımızın geleceğini düşlüyorum.
Açlığın, sefaletin olmadığı çiçekli günler.
Savaşsız sömürüsüz bir dünya.
İnancım tam.
Ve Marx yeniden keşfedilecek.
Çünkü dünya nizamı bu kadar adaletsizliği kaldırmaz.
Tayyip falan da hikâye...
Gideceği yer tarihin çöplüğü...
Hatta bekleme salonuna girdi bile...
Ve kadehimi güneşli günlere kaldırıyorum...
Heyecanla yumruğum havada "Yaşasın 1 Mayıs"
diyerek sonsuzluğa haykırıyorum.

Macit CÜNÜNOĞLU



4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...