04 Aralık 2015

Bastır Putin!

Macit CÜNÜNOĞLU











Geçtiğimiz günlerde kadim dostlarımdan biriyle sohbet ediyorum,
ülkemizin geleceğinden fevkalâde umutlu.
Şöyle ki, yakın bir tarihte RTE'nin gideceğine inanıyor...
Hem de gidiş biletinin Putin tarafından kesileceğini iddia ederek...
Ve ilâve ediyor; "seçmenin beceremediğini komşumuz becerek."
Bence mahzuru yok, ayrıca iyi de olur.
Zaten ülkemizde yaşanan rezillekler ayyuka çıktı...
Üstelik uluslararası arenada!

Her zaman söylerim, üstüne vazife olmayan işlere karışmayacaksın.
Hele de Arap baharına bulaşmak...
Bir de Batı'nın maşası olarak...
Maskara olursunuz...
IŞİD de ayağınıza dolaşır!

Ortaya atılan tezlere bakıyorum da...
Yenilir yutulur cinsten değil.
Haşmetmaabımız aile boyu bataklığa sürüklenmiş.
Petrol işi bu...
17-25 Aralık'a benzemez.
Üç beş hakim ayarlayacaksın...
Feto'yu terörist ilân edeceksin...
Peşinden darbe senaryoları...
Yemezler.
Dalaştığınız güç Rusya, hemen yanıbaşında İran...
"Müslüman müslümana bunu yapar mı" nağmeleri...
Ne diyorsun Usta...
Uçağı düşürürken düşünecektin.
Keklik avına çıktığını mı sandın?
Ayrıca Putin'le Esad karıştırılır mı?
Geleneği var, yerleşik toplumların en eski temsilcisi.
Artı uygarlık gibi dertleri var...
Bilimi, sanatı katmıyorum bile...
O toplumu anlamak, tanımak için sadece Petesburg'u görmek yeter.

Bizler ki Puşkin'le, Çaykovski'yle büyüdük.
Pavlov'u çok sevip şartlı refleksi öğrendik.
Bir de Rus dostlarımız oldu...
Mavi gözlü, sarı saçlı...
Akrabadan yakın, arkadaştan ileri.
Daha ne olsun.
O nedenledir ki yoldaş Putin'in söylediklerini önemsiyor
devrimci mücadelesini destekliyorum.
Öyleyse haydi ileri...
Durmak yok yola devam...
Ta ki sultan devrilinceye kadar!
.

02 Aralık 2015

Yaş Günü

Macit CÜNÜNOĞLU










Torunum altı yaşına "merhaba" dedi.
Zaman su gibi akıp gidiyor, hayatımıza katılalı beş yıl olmuş.
Dile kolay, koskoca beş yıl.
Yakın bir tarihte okul...
O mu büyüyor yoksa biz mi yaşlanıyoruz?
Hâlbuki vedalaşma vakti için bin yıl var.
Bu hız bu telaş niye?

Aslında Erasmus ne güzel söylemiş...
"Ölüm aklıma hiç gelmiyor; yaşarken düşünmüyorum,
geldiğinde ise ben yokum."

İşte yaşam felsefesinin en kralı...
Keşke herkes böyle düşünebilse.
Hele siyasiler...
Bir başka olurdu dünya.
En azından barış gerçekleşir savaşlara izin verilmezdi.
Fakat iktidar tutkusu yok mu...
İllet, hastalıklı zaaf...
Arsızca, yüzsüzce koltuğa yapışmak...
Ne fena, ne dayanılmaz durum!

Bence insanlık kötü tercihler yapmakla bedel ödüyor.
Üstelik farkına varmadan.
Örneğin Sultanımız; itibar edilecek adam mı?
Kibirli, şımarık, ne oldum delisi.
Gel gör ki tanrının lütfu muamelesi görüp el üstünde tutuluyor...
Tabii içerde, dışarda kimsenin taktığı yok.

Yine de hayat sürüyor...
Hrantlar, Tahirler katlediliyor...
Sınır boylarında uçaklar düşürülüyor...
Gencecik insanlar acımasızca havada vuruluyor.
Sonra da askeri tören...
Karikatür gibi ülkeyiz...
Ne güven veriyoruz ne de ipimizle kuyuya iniliyor...
Özellikle Rusya ile...
Akkuyu nükleerinde beraberiz...
Akdeniz'i zehirlemek için...
Lâkin ihracatta domatesle, pırasayı paylaşamıyoruz...
Diplomatik gerginlik için!

Neyse ki yaş günleri var.
Aile üyeleriyle bir araya geliyoruz.
Yükselen dayanışma ruhu, yalnızlık çemberinin kırıldığı sahneler.
Minicik bir pastanın etrafında sevinç dolu yürekler.
Gecenin merkezinde İspanyol çingenesi giysileriyle torunum...
Âdeta Carmen...
Fonda Bizet'in müziği...
Dans eden gönüller...
Hayat bizlere ara gazı veriyor...
Bir kuple yaşam sevinci, bir kuple heyecan...
Ta ki başka yaş günlerinde buluşuncaya kadar!
.

01 Aralık 2015

Su'dan haberler...

Torunum Su 5 yaşında...
Nice yıllara canım benim...
Sağlıkla, mutlulukla.
Gülümsemeleriniz hiç eksik olmasın
tüm çocuklarla.
Deden m.C.

Yorumlar
Elif Gün Oyyy ne güzelsiniz siz. Yolun açık olsun Su,yaşam sana hep gülsün.
Melisa Mon Iyiki doğdun iyiki varsin ablacimmm...
Vedat Özmen Allah bağışlasın/ Su ne zaman 5 yaşında oldu...
Sadan Dedeoglu Sağlıklı mutlu güzel yaşlar yaşasın sevgili SU.
Macit dedesi olduğu için çok şanslı .
Zuhal Nakay Maşallah, yine güzel yaşlara olsun dede-torun hep beraber...
Lerzan Alp Sağlıkla büyüsün. Mutlu ve huzurlu, dedesiyle birlikte yaşasın.
Günay Diren ne mutluluk böyle maşallah sağlıklı başarılı yıllar su ya dedeleriyle gurur duyacakları kesin sevginiz her yıl daha çok artsın arkadaşım selamlar

30 Kasım 2015

Yaşayıp göreceğiz!

Macit CÜNÜNOĞLU











Tahir Elçi'nin güpegündüz, üstelik sokak ortasında katledilmesiyle
derinden sarsıldım.
Demek ki bu ülkede yaşam hakkı sıfır.
Ayrıca merhumun görüşlerine katılırsınız, katılmazsınız...
Fakat yargısız infaz, hele de bu çağda olacak iş değil.
Hep yazıp çiziyoruz ya...
Birileri de boş durmuyor, Elçi için "oh olsun" diyenden
"hak etti" diyene kadar bir sürü manyak var...
Ve bunlar köşe yazarı, televizyon yorumcusu...
İnsanlıktan nasibini almamış zavallı yaratıklar...
Ne yapalım, Allah ıslah etsin!

Hrant Dink cinayeti de böyle bir şey...
Tek bir farkla, Elçi Kürt Dink Ermeni.
İkisi de muhalif hem de güçlü ses.
Öyleyse yok edilmeli...
Düşünüyorum da Dündar ile Gül şanslıymışlar...
En azından içerdeler.
Zaten her zaman söylerim; hapse girmek toprağın altından iyidir...
Bari umut taşırsın.

Evet, kaos ortamının yaşandığı mutsuz, güvensiz bir ülke olduk.
Kimin başına ne zaman belâ geleceği belli değil.
Bravo AKP iktidarına...
On üç yılda canım memleketi ne hâle getirdiler.
Bir de yüzde 49,5 oy almazlar mı...
Gerginlik, kan üzerinden...
Tepe tepe kullansınlar.

Muhalefete de bir çift sözüm var...
Özellikle CHP'ye.
Elçi'nin cenaze töreninde niye yoktun?
Çekindin mi, korktun mu?
Yoksa her zamanki gibi vurdumduymaz tavrını mı sergiledin?
Hâlbuki Doğu'da, Günaydoğu'da yoksun...
Daha doğrusu Ankara'nın ötesinde...
Altı ile sıkıştın, üçü Trakya'da üçü Ege'de...
Türkiye partisi olmak bu mudur?

İşte bu nedenlerle canım sıkılıyor canım...
Âdeta gülümsemeyi unuttuk.
Hergün tatsız olay, hergün kötü senaryo.
Nedir bu siyasilerden çektiğimiz.
Uluslararası arenada itibarımız da kalmadı...
Sanki vebalı ülkeyiz...
Ne dostluk ne komşuluk...
Yapayalnızız...
Ve karanlık bir âleme sürükleniyoruz.
Artık karşımıza kıyamet mi çıkar, cehennem mi...
Yaşayıp göreceğiz.

.

29 Kasım 2015

Katlan katlanabilirsen!

Macit CÜNÜNOĞLU












Kuzey rüzgârlarının sert estiği süreçte hayatı yorumlamanın
dayanılmaz sıkıntısını çekiyorum...
Üstelik katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi'nin
kanı kurumadan...
Sahi, bizlere n'oluyor?
Böyle devlet yönetilir mi?
Tamam, yüzde 49,5 sağlam bir çoğunluk...
Kazananı iktidar da yapar, müktedir de...
Ama maceraperest yapmaz.

Evet, Türkiye ciddi anlamda kaosa sürükleniyor.
Çünkü tercihimizi Ortadoğu'dan yana koyduk...
Ki orası bataklık, cadı kazanı...
Başta hukuk, adalet yok.
Arap şeyhlerinin hükümranlığı hakim.
İnsan haklarıymış, Batı tipi demokrasiymiş; ara ki bulasın!
Bedevi kültürü işte, insan kesmeyi marifet sayar.
Ayrıca kafayı IŞİD'e takmayın...
Arap'ın çoğunluğu IŞİD...
Elde Kur'an, cihatçı zihniyet...
Devletlettirler, hükümettirler...
Ve uluslararası arenada boy gösterirler. (Bkz: G20)
Saddamdırlar, Esaddırlar, Suud Krallarıdırlar.
Bir güzel saltanat sürerler!

Bizim topraklardan çıkan bir kabadayı da onlara özenir...
Sanırki başı göğe erecek!
Hâlbuki Ortadoğulu olmak zor iştir...
Petrol ister, saray ister, harem ister.
Batı'nın insanlığı, sosyetesi, nezaketi orda sökmez.
Hele kültür, yenir mi içilir mi; sahi o ne ki?
Yine de hatırı sayılır ölçüde dünyadan destek görürler..
Kimi Obama'dan, kimi Putin'den...
Asla yalnız değillerdir...
Çin'le de flört ederler, Fransız'la da...
Hatta İngiliz'le yatağa bile girerler.
Yeter ki düzenleri bozulmasın!

Hâl böyle olunca göstere göstere maceraya atılan bir liderimiz var.
Padişah desen padişah değil, başkan desen başkan değil...
Tamam, bazı mekanizmaları zorluyor ama...
Kapı gibi Anayasa da ortada duruyor...
Yine de -inat işte- Ortadoğu için yanıp tutuşuyor...
Ve olan da canım ülkemizin geleceğine oluyor.

Bazen düşünüyorum da, hakikaten talihsiz toplumuz...
Cennet gibi vatan, cehennem zebanisi gibi idareciler...
Oy veren kullara da kızamıyorum...
Ne de olsa biat kültürünün malzemesi...
Yalanı dolanı, hırsızı üçkâğıtçıyı sever...
Olan da bizim gibi bir avuç azınlığa olur...
Katlan katlanabilirsen!
Bu duygular içinde iyi pazarlar efendim.

28 Kasım 2015

Bir uçak düşürdük...

Macit CÜNÜNOĞLU











Bir uçak düşürdük, hayatımız değişti!
Normaldir, Ruslar peşpeşe cezalar kesmeye başladı.
İlk darbe turizme, sonra vizeye...
Bilâhare ihracatımızın tüm kalemlerine.
Evet, Rusya ile aşık atmayı Suriye ile karıştırdık...
Sandık ki boyun eğecekler, düşen uçakları üstüne "sefanız olsun" deyip
votka içecekler...
Dalga mı geçiyoruz, karşımızda Putin.
Dünyadaki iki güçlü adamdan biri.
Çakma değil gerçek...
Üstelik Rus İmparatorluğu'nun tartışmasız lideri...
Ve diktatör.

Ya ayağına dolanan çömez...
Diplomasiyi çelik-çomak oyunu zanneden badem bıyıklı...
Oturduğu sarayı Kremlin'le karıştıran narsisist...
Sıkıçınca Batı'ya, NATO'nun gölgesine kaçan şahsiyet...
Hâlâ efelen...
Nasıl olsa askerde evlâdınız, yeğeniniz yok!

Hâlbuki savaş ciddi iştir...
Malzemesi candır, kandır...
Bir nevi ölüm kusan arena...
Ağlayanı anadır, babadır...
Çünkü gidenler genç fidanlardır.

Fakat Ankara'dan üflemek kolay...
Hele karşınızda muhtarlar varsa...
Salla babam salla!
Kim tutar sizi...
Arkanda toplumun yarısı...
Ve yalaka takımının en akıllısı...
Binbir bahane üreterek "ben bu uçağı niye düşürdüm?" sorusunu
izah et...
Tabii yerlerse.

MHP'nin zeki çevik lideri hemen zıpladı...
"Destekliyorum!"...
Halk güldü, bıyık altından da söylendi...
"Ne zaman desteklemedin ki?"
CHP önderi de mırın kırın etti, her zamanki gibi sesi duyulmadı...
HDP'liler de konuştu ama ne dediği anlaşılmadı.

Evet, bir uçak düşürdük, hayatımız değişti.
Tırışkadan teyyare masalı da yarattık...
Siyasilerimizin nağmeleri davulcu yellenmesine karıştı...
Lâkin Putin boş durmadı...
Çıktı meydane; ölen pilotunun hesabını sordu...
Çünkü giden candı, insandı...
Öyleyse kolay gelsin canım TÜRKİYEM!
.

27 Kasım 2015

Selâm olsun!

Macit CÜNÜNOĞLU










Söze ülkemiz sıkıntılı ve zor günlerden geçiyor diye başlayacağım,
ama hangi günümüz sıkınıtlı ve zor değil ki...
Özellikle son on üç yıldır.
Hem içte hem dışta acayip politikalar sergileniyor.
Bir nevi adı konmamış despotizm.
Hele Rusya ile papaz olmak...
Ne haddimize?

Zaten Putin denilen zat-ı muhterem modern çar...
Demokrasisiz imparatorluk yönetiyor.
Bizimkinin de ondan aşağı kalır tarafı yok...
Bir farkla...
Putin dünya üzerinde kabul gören aktör...
Bizimki ikinci sınıf figüran, ABD'nin kayığına binmiş...
Ne rota ne ciddiyet...
Ortadoğu çemberinde savrulup duruyor...
Üstelik dünyaya rezil olma pahasına!

Yazık oluyor toplumun geleceğine...
Bu arada bir de TIR maceramız var.
Dokunan yanıyor.
İster asker ol ister savcı...
Hatta gazeteci...
Bil ki kelle koltukta.
Ancak mevzuu hassas...
Ucu IŞİD'e çıkıyor!

Tutuklanmış Can ile Erdem...
Cumhuriyet'ten...
Neymiş; TIR'ları haber yapmışlar...
Büyük suç, anında Silivri Toplama Kampı!
Ah canım ülkem...
Her geçen gün sen de yaşamak zorlaşıyor...
Tabii başı dik durana.
Yalaka takımına zaten hayat hoş...
Hani derler ya,
"susma susma, sustukça sıra sana gelecek."
Aynen öyle...
İsyan geleneği olmayan toplumların kaderi...
Ezilmek, sürünmek!

Evet, memleket çoktan bölündü...
Yeni adıyla: Saraylılar ve karşı duranlar.
O da üç parça.
Türkçülerin ki kuyrukçu...
Kürtçülerin ki demokrat görünümlü aşiretçi...
Geriye kalan M. Kemal mirâsı...
İlkesizce tepe tepe kullanılan!

Dolayısıyla bir avucuz....
Bağımsız, özgürce düşünen.
Dertlerimiz, kaygılarımız var.
Arzularımız insani değerlerle yaşamak...
Evrensel boyutta, dünyalı olarak sonsuzluğa göçmek...
Keşke başarabilsek.
Bir de zeybek eşliğinde toprakla bütünleşebilirsek...
Selâm olsun üzerimizdeki çimenlere...
Uçan kelebeklere...
Teselli ikrâmiyemizdir o zaman!

.

24 Kasım 2015

Hayatın içinden

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
Fethullah yanlısı kanalları özleyeceğimi hiç aklıma getirmezdim...
Hele Bugün-Tv, ciddi ciddi arar oldum.
İnternet üzerinden izleniyormuş ama televizyon dururken
PC ekranından haber-yorum takip etmek bana göre değil.
Neyse, bu da bir süreç...
Sansürlü, yasaklı "ileri demokrasi" icraatları.
Zaten alıştık da!

Aslında bütün mesele hukukun ahlâkı olmayışında...
Devre göre değişiyor.
Dünkü terör örgütü Ergenekon...
Başı Genelkurmay...
Bugün ise Fethullah...
Lideri Pensilvanyalı!

Demek ki Kemalist, militarist vesayetten böyle kurtulunuyor.
Eski ortaktan da...
Ve hukuk utanmazca birilerine hizmet ediyor.
Ayrıca beş altı yıl içerde tuttuklarına "pardon" diyebiliyor.
Örneğin İlhan Cihaner...
Devletin savcısı, odasında tutuklandı...
Hapis yattı...
Şimdi parlak bir milletvekili.
Üstelik bu şahsiyet tehlikeyi görüp cemaatin peşine ilk düşenlerdendi...
Keşke devlet "Üstün Hizmet Madalyası" verseydi...
Ama nerdeee?

Dün dostlarımla birlikteydim...
Musikişinaslarla...
Hâl hatır sorduktan sonra çaldık söyledik...
Ortam keyifliydi...
Lâkin iş memeleket meselelerine gelince herkes tedirgin ve kızgın.
Hem yüzde 49,5'a veryansın ediyorlar, hem muhalefete.
Kıyamam Kemal Abime...
Çelebidir, naziktir, çalışkandır...
Doğal olarak arkasında durdum.
Ve başladım övmeye...
Dedim ki "muhafazakârlık bu toplumun fıtratında var"...
Ve ilâve ettim; "CHP ağzıyla kuş tutsa yüzde 25'i aşamaz"...
Fiks mönü, gerçek istikrar(!)

Sonra Hicaz'a geçtik...
En seçkin eserlerine...
Kanun, ud, ritm...
Biraz hüzün biraz neşe...
"Yâr saçların lüle lüle'ye..." gelince, dayanamayıp kalktık oynadık.
Sefamız olsun...
Hep siyaset hep siyaset...
İçimiz karardı yahu.
Bizde insanız, bizim de kalbimiz var...
Selâm olsun devrimci mücadelemize derken üç arkadaş bugün
için randevulaştık...
Öğretmenler gününü kutlayacağız.
Ne de olsa eski dostlar...
Biri on yıl, diğeri 7,5 yıl hapis yattı...
Sürgünleri saymıyorum bile...
Çaresizliği, umudu, yarınları konuşacağız...
Tabii rakı&balık eşliğinde!

23 Kasım 2015

Öğretmen ve Umut

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
Çok kutuplu bir dünyadan geliyoruz.
Sert ve acımasız.
Altmışlı yıllarda öğretmen okulundayım.
Sağcılık solculuk yeni yeni filizlenmeye başlamış...
Doğal olarak bazı hocalarımız solcu bazıları da sağcı.
Tabii idare mevcut iktidara bağlı olarak sağcıların elinde.
Ve sürgünler...
Keskin solcu öğretmenleri okullarda barındırmıyorlar.
Dertleri bizar edip yıldırmak.
Basıyorlar tayini...
Elbette gitmesi yerleşmesi zor bölgelere.
Hele bir meslek dersleri hocamız vardı...
Yeni evli, kundakta bebeği...
Köroğlu dağlarının en tepesindeki kasabaya atamışlar...
Maksat sürünsün!

Hâl böyle olunca çoğunluğu yoksul halk çocuklarından oluşan
öğretmen okulları Köy Enstitüleri geleneğini bir ölçüde sürdürdü.
M. Kemal sevgisiyle donanmış, aydınlık gençlerin yetiştirildiği kurumlar...
Ve idealist.
Tabii öğretmenlik ciddi meslek...
Toplumların geleceğini belirliyor.
Ayrıca boşuna mı RTE Bey İmam Hatip diye yırtınıyor...
O da biliyor ki eğitime verilecek yön ve yatırım yarınlarımızı tayin edecek...
Milliyetçi, mukaddesatçı toplum.
Maalesef başarıyor da!
Yoksa yüzde 49,5'a bu kadar kolay ulaşamazdı.

Fakat öğretmenlik mesleğinin çürüyüp dejenere olduğuna inananlardanım.
Gerekçesi tüketim toplumunun dişlisi hâline gelmek...
Konformist hayat özlemleri, çoluk çocuk gailesi...
Hepsi birleşince ortaya yoz bir manzara çıkıyor.
Alt yapısı olmayan; sanattan estetikten bilimden uzak...
Sürekli ev ve lüx arabaların konuşulduğu platformlar...
Merak duygusu iğdiş edilmiş...
Empati kültürü sıfırlanmış...
Katı bir militarist duruş...
60 darbesinin özlemini çekmek...
Ve hepsinden önemlisi de vurdumduymaz yaşamak ve demokrasiyi
hafife almak...
Özetle tepeden bakmacı tavır...
Halktan kopuk, sınıflara hapsolmuş...
Çekilir nane değil!

Yine de genç nesillerden umutluyum...
En azından bizler gibi duygusal değil realistler.
Evet, benim kuşağım romantizme dayalı idealistti...
Şimdikiler ise dünyayı tanıyan, üstelik uyanık kalmayı becerebilen
özgürlük düşkünü gençler...
İyimser olmak için yeter de artar bile...
Ne güzel!

22 Kasım 2015

Kolbastı günleri!

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
Bu pazar siyaseti bırakıp sitemiz "gazetemen"in hâllerine
değinmek istiyorum.
Biliyorsunuz, uzun süredir sistem virüs uyarısı yapıyor.
Belki kırk takla atarak giriliyor ama manzara hoş değil.
Dolayısıyla da okunmuyor.
Bu durumu dostumuz Fatin Dağıstanlı'ya ilettim;
ilgileneceğini söyledi...
Fakat değişen bir şey yok, aynı tehlike devam ediyor.

Hâlbuki değerli kardeşimiz Canan Yılmaz Ekinci iş başına geçmiş,
kusursuz hizmet üretiyordu.
Hoş, hâlâ da öyle.
Güncellenen bir gazetemen, tıkır tıkır işleyen paylaşımlar...
Tam da arzuladığımız gibi.
Gel gör ki Fatin ustamız ortalıkta yok.
Yapma etme siteyi ıskalama desek de yok!

Elbette kendi tercihleri ama insan yine de güzellikler istiyor.
Baktım "Kılavuz" başlıklı yazısı var...
Fırsat bu fırsat deyip klavyenin başına geçtim.
Kayyumla yönetilen Bugün Gazetesi'nin Ankara temsilcisi olmuş.
Hayırlı uğurlu kıdemli olsun.
Tabii bir de köşesi...
Artık yazılı basının kalemşörlerinden...
Hem de iktidarın en kallavi destekçilerinden!

Aferin Fatin'e, iş bilenin kılıç kuşanın hesabı yanlış ata oynamayacaksın...
İşse iş, geçimse geçim...
İtibara gelince, yemişim itibarı...
Yeter ki cebinde paran arkanda iktidarın olsun...
Ondan sonra kırmızı halılar döşenir...
Son zamanlarda baktım da, gazetesi bakanlar kurulu resmi geçit platformu...
Herkes orda, âdeta sıraya girmişler...
Dertleri Fatin'e demeç vermek...
Valla kıskanmadım dersem yalan olur...
Bir kez daha aferin Fatin'e...
Yiğidim, aslanım benim!

Fakat madolyunun bir de diğer yüzü var...
Sel gider kum kalır.
Bu ülke nice gazeteciler gördü, babalar gibi çarpışan, kalemini satmayan.
Pek çoğu tarih oldu...
Ya da sonsuzluğa göçtü...
Ancak değerdiler...
Çetin Altan'ın dediği gibi, önemli değil yıldızdılar...
Parlayan yıldız, asla sönmeyen.

Gönül isterdi ki Fatin arkadaşımız da muhalif cephede yer alsın...
Hacı hocanın kuyruğuna takılmasın...
Zaten liberal damardan gelmektedir...
Viskinin, şarabın en kralını bilmektedir...
Afiyet olsun, bal şeker olsun...
Binde bir sahibi olduğu siteye uğramaktadır.
Hoşgeldi, sefalar getirdi...
Gördüğümüze ziyadesiyle memnun olduk.
Zaten kaptanımız O, kılavuzumuz O...
Haydi eller havaya; Patron geldi oynamaya...
Koy kızım Ankara'nın bağları'nı...
Kolbastı havası olsun!

21 Kasım 2015

Marx Amcam diyor ki...

 

Son çare

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
Terör geçmişte de vardı...
Şimdi başka boyutta.
Artık "canlı bomba" moduna geçti.
Durum gerçekten vahim.
Ve olayın en üzücü yanı da Dünya seyrediyor.
Özellikle ABD...
Ki onlar 11 Eylül saldırısında üç bin vatandaşını kaybetti.
Bunun sonucunda da Afganistan'ı işgâl ettiler.
Tabii Usame Bin Ladin denilen alçağın defterini dürerek...
Peşinden Irak...
Azgın Saddam'ın ülkesi.
Üç günde haritadan silinip paramparça edildi.
Ve lideri fare deliğinde bulunup ipe gönderildi.

Tüm bunlar iyi hoş da...
İte kaka yirmi birinci yüzyıla geldik.
Hatta epeyce ilerledik.
Çağımıza yakışıyor mu Suruç, Ankara, Paris, Mali katliâmları?
Kim olursa olsun bu çağda insan terörün kurbanı olmamalı.
Tabii devlet terörünü göz ardı etmeden!

Güneydoğu'da yine sıkıyönetim, yine saldırılar.
Masum yurttaşlarımız tek tek toprağa düşüyor.
Farkındasınızdır, olaysız tek bir günümüz geçmiyor.
Nasıl bir ülke olduk yahu...
Barış süreci dedik; can-ı gönülden destekledik.
İleri demokrasi dedik; vesayetin kırılmasına selâm durduk...
Fakat böylesi kan gölünü hiç de istemedik.

Ah siyaset ah...
Hem içte hem dışta...
Bir de iktidar tutkusu...
İnsani değerleri alt üst ediyor anında.
Baksanınıza CHP'nin hâline...
Yüzde 25'lik kontenjanına bakmadan parti yangın yerine dönüştü.
Sanırsınız hükümet kuracaklar.
"Kim başkan olacak"mış?
İster İnce, ister Balbay, ister Oran...
Kılıçdaroğlu'nu devirsinler (o da çok zor)
partinin kuyusunu kazacaklar.
Ama farkında değiller.

Hâlbuki sosyal demokratlar barışa kafa yormalı...
Ciddi projeler üreterek.
AKP'nin yapamadığını yapmalı...
Ortadoğu'ya uzanıp Batı'ya açılarak.
İşte fırsat işte reçete...
Yoksa içte kavga dışta kavga...
Evdeki bulgurdan olacaklar, benden hatırlatması.
Belki de son çare...
Barışın yollarına güller döşemek...
Haydi CHP, bir kere olsun söz dinle!

20 Kasım 2015

Yarınlar için

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
Güneşli bir İstanbul sabahı...
Sonbahar bütün güzelliklerini sergiliyor.
Sabah kahvesinde Yıldız Parkı'ndayım.
Dökülen yapraklar üzerinde yürümek...
Sincaplarla oynaşmak yorgun yüreğime iyi gelecek.
Ondan sonra ver elini Cankurtaran.
Erol Taş'ın kahvesinde Yeşilçam klasiklerine takılmak...
Arzuya bağlı olarak nargile içmek...
Ve öğle yemeği için Cankurtaran Öğretmen Evi'ne çökmek...
Hardal soslu jülyen tavuğu nefis yapıyorlar...
Tavsiye ederim.

Hemen yanıbaşında Küçük Ayasofya...
Bizans'ın ilk kiliselerinden.
Şimdilerde cami, yine de olağanüstü güzel.
Harikâ bir Roma mimarisi...
Korunmuş, tüm ihtişamıyla ziyaretçilerini beklemekte.
Az yukarıda Mozaik Müzesi...
Her bir köşesi sanat eseri...
İki bin yıllık...
O taşlara dokunmak sanki zaman tüneli.
İnsan kendini saray bahçelerinde buluyor...
Tanrılar eşlik ediyor gezinize...
Zeus, Ares, Afrodid; hepsi ordalar.

Bugünlerde Aya İrini yalnız...
En iyisi hemen dibinden Arkeoloji Müzesi'ne sarkmak.
Restore ediliyordu, son hâlini merak ediyorum...
Bir kez daha Sümer tabletleriyle buluşmak iyi fikir...
Arkadaşım Asuman da Türkçe'ye çeviriyordu...
Müze çalışanı...
Bakalım Mezopotamya'dan yeni haberler var mı?

Zaten ömür dediğiniz ne ki...
Benimki de gezmeyle, görmeyle geçiyor.
Sakın şikâyetçi olduğumu sanmayın.
Tarih sevdası işte...
Geçmişe ait ne varsa temas etmeyi büyük zenginlik sayıyorum.
Keşke gençlerde becerebilse.

Geçenlerde edebiyat öğretmeni bir kızımızla tanıştım.
Arkadaşımın sahibi olduğu Fen Bilimleri Okulları'nda çalışıyormuş....
Sait Faik, Hüseyin Rahmi derken Adalar'dan söz ettim.
"Hiç gitmedim" dedi...
Şaştım kaldım!
Sonra düşündüm; RTE bu kadar kolay başarıya nasıl ulaşıyor?
Hem de on üç yıldır?
Sorun biz de mi, yoksa siyasetin doğasında mı?
Ne yalan söyleyeyim, gönül rahatlığıyla cevaplayamadım.
Belki gerekçelerini sizler biliyorsunuzdur...
Öyleyse lütfen yorumlayın...
En azından gelecek kuşaklar, yarınlar için!

19 Kasım 2015

Sıla'ya...


 


Bugün kızımın yaş günü.
Adı: Onur Sıla.
Doğduğunda gurbetteydim.
Yöneticisi olduğum sendikanın toplantısı vardı.
Kutsal görev, vatan mücadelesi!
Anasına da tembih etmiştim; "ben gelene kadar doğurma"...
Sen misin diyen...
Sabah Ankara'ya inip sendikaya adımımı attım...
Ki İstanbul'dan telefon gelmiş...
Arkadaşlarım söyledi; "kızın olmuş".

Birkaç gün öncede Talip Öztürk'ü yitirmişiz...
Öğretmen hareketinin öncülerinden.
Partili yoldaşım.
Canım sıkkın mı sıkkın.
İstanbul'da vurmuşlar, hem de çalıştığı okulun önünde...
Öğrencileri seyretmiş...
Ne hazin, yüreğim kavruk!

Sonrası malûm...
12Eylül kâbusu...
Kaçaklıklar, göçeklikler, işkenceler, zindanlar vs...
Bu arada çocuklarımın annesinin hastalık neticesinde ölümü...
Oğlum 6, kızım 2,5 yaşında.
İşsizlik bir taraftan, Sıkıyönetim tarafından aranıyorum.
Bir dost yardımıyla kızıma nüfus cüzdanı çıkarttım...
Ve adını Onur Sıla koydum.
Onur annesinin adı, Sıla gurbetin simgesi...
Hikâyem bu işte!

Ve yıllar akıp gitti...
Sıla oldu 36, abisi 40...
Bir de iki torun.
Şimdi o sabilerin geleceğini düşünmekteyiz.
Gerekçe; nasıl bir ülkede yaşayacaklar?
Takunyalı, takkeli mi...
Yoksa çağdaş değerlerle donanmış eğitim sisteminde mi?

Zor sorular, bir çırpıda cevaplanmıyor.
Bazen umutsuzluğa düşüp karalar bağlıyorum...
Bazen içimde güneş doğuyor...
Kızgın mı kızgın, bir ateş parçası.
Yeniden doğuyorum...
68 yılının heyecanı, yetmişlerin kavgaları...
Bulutlara doğru yürüyorum...
Kollarımda meleklerim...
Sonsuzluğu keşfetmenin mutluluğunu yaşıyorum.

Evet, hayâllerim var...
Ama imkânsız değil.
Çalışıp öğreniyorum, yazıp çiziyorum...
Derdim martılarınki kadar özgür bir dünya kurmak...
Minicik, belki gecekondu...
Varsın olsun...
Yeter ki çocuklarımızın, torunlarımızın yüzleri gülsün.
Ve ışığın peşinden koşuyorum...
Gölgeler zevk veriyor bana...
İçinde biraz sanat, biraz müzik, biraz aşk var...
Paylaştıkça coşuyorum...
Sevincim çocuk, gönlüm kıpır kıpır!

İyi ki doğdun Sıla...
Seni seviyorum...
Nice yıllara canım kızım...
Yık yalnızlığı, çoğal çoğal...
Aksın Su'lar, taşsın Nehir'ler...
Karanlıklar kayboluncaya kadar!

Macit CÜNÜNOĞLU


18 Kasım 2015

Krizin gölgesinde!

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
91 yılında biz bu filmi görmüştük.
Leyla Zana kürsüye çıkmış; "Türkiye Milleti..." diye yemin etmişti.
Dün yine tekrarladı.
Yalnız aradan koskoca 24 yıl geçmiş...
Demek ki aynı yerdeyiz.
Tabii bu yıl yemin töreni daha da renklendi...
Besmele çeken mi ararsınız, bayrak çıkaran mı...
Bence iyidir, parlamento denilen kurum zaten böyle işlemelidir.

Ayrıca Sultanımız ne diyor...

"Ben Anayasa'ya uymam, O bana uyacak!"
Ne kadar ayıp, hele de Anayasa gibi en üst hukuksal nizama,
toplumsal sözleşmeye karşı durmak...
Hem suç hem günah!
Ancak takmıyor işte...
Ve bir şey de olmuyor.
Adam number one!

Aslında yemin seremonisini büyütmemek lâzım.
Çünkü mecliste Türk, Kürt, Arap, Süryani, Ermeni var...
Dolayısıyla "herkesin hissiyatı kendine" deyip yürüyeceksiniz...
Tabii gerçek manada demokratsanız...
Ve de hoşgörü sahibiyseniz....
Yoksa lüzumsuz yere kriz çıkar...
Ki siyasetin en sevdiği iş...
Ondan sonra mesele uzar da uzar!

Hâlbuki memlekette dert çok...
Bir kısmı acilen çözülmesi gerekir.
Birincisi IŞİD belâsı, ikincisi Suriye.
Baksanıza resmen tehdit altındayız...
İnsanlık düşmanlarını Ankara katliâmı kesmedi...
İllâki "daha çok kan isteriz" deyip çırpınıyorlar.
İçte destek çok...
Ne de olsa cihat kültürüyle büyümüşüz.
"Dünyada barış, yurtta barış" söylemi bir zamanların geçer akçesi...
Ya şimdi?
Emevi camisinde namaza giderken kulağa gelen hoş nağme...
Söyleyen nurlar içinde yatsın...
Bıraktığı mirâs paramparça...
Ne Cumhuriyet kaldı ne laiklik.
İmam Hatip ruhu üzerinden yükselen bir toplum olduk.
Kına yak yüzde 49,5...
Elbet bedel ödenecek zaman da gelecek!

Yalnız hayattan şunu anladım...
Her daim haklı-doğru kazanmıyor.
Ağır mağlubiyetler de yaşanabiliyor.
Belki birazcık umut, bir ölçüde örselenmiş yaşam sevinci...
Ayakta kalmamızı sağlıyor...
Her şeye rağmen!

17 Kasım 2015

Belki duyan olur!

Macit CÜNÜNOĞLU

 

 
 
Ali Koç "Sorun kapitalizmde" deyince ister istemez
Marx Amcam gündeme oturdu.
İyi de oldu.
En azından sosyalizmi tekrar tartışma fırsatı doğdu.
Yoksa tümden unutulup gidecekti.
Düşünsenize, on dokuzunca yüzyılda vahşi kapitalizmin
panzehiri olarak ortaya çıkmış...
Marx ve Engels insanlık çaresiz kalmasın diye onca emek harcamışlar...
Belki ütopya, ama sınıfsız toplum yaratma umudu.
Ne güzel!

Hoş, Sovyetlerdeki uygulama teorinin içine etmiş olsa da,
yine de kazanımları göz önüne alındığında küçümsenecek boyutta değil.
Hele kadınları...
Gittim, gördüm...
Sanki cennetteyim!
Elbette asl'olan ekonomi.
Ev, eğitim, sağlık, elektrik, su, doğalgaz bedava...
Ama yetmiyor işte.
İnsanoğlu açgözlü, hele kapitalizme olan tutkunluğu...
Tüket, yüket; nereye kadar?

Tüm olumsuzluklara rağmen Marx Amcamı severim.
Yarattığı teori uğruna yıllarca mücadele ettim.
Madalya vermediler ama dünyalı olmayı öğrendim.
Aslında büyük kazanç.
Memleket sınırlarını aşmak...
Uhrevi öğretilerin etkisinden uzaklaşıp özgür yaşamak...
Bir de aklınızı kiraya vermekten vazgeçip düşünsel
bağımsızlığa kavuştuysanız...
Gelsin tatlı hayat!

Nitekim uzunca süredir bağımsızım.
Ama gerçek anlamda.
Serseri mayın misâli takılıyorum...
Kimsenin kayığına binmeden, kimsenin küreğini çekmeden.
Yüreğim sadece sanata, aşka teslim...
Siyaseten de azılı bir antikapitalistim.
Hâlâ emekten yanayım, eşitlik sevdalısıyım.
Ve hepsinden önemlisi mutlu ve huzurluyum.

Yalnızca genç ölümleri karşısında dağılıyorum...
Tetikte bekliyor gözyaşlarım...
Çünkü Marx'ın yoldaşıyım...
Ve insanım.
Bir de şuna inanıyorum...
Gün gelecek insanlık sosyalizmi yeniden keşfedecek.
Tabii proletarya diktatörlüğü saçmalıklarıyla değil...
Demokratik ilkeler çerçevesinde...
Hakkın, hukukun korunduğu değerlerle...
İnsan merkezli dünya...
Kimse bir adım önde değil...
Kardeşçe, dostça yaşamaktır dileğim.
Belki duyan olur, belki okuyan...
Zaten onun için yazıyorum!

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...