12 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
12/08/2014 08:16

                         Dostlukla...

A+
A-
Halkın cumhurbaşkanını seçmesi keyifli işmiş…
ABD gibi keşke dört yılda bir olsa…
İki saat içinde neticeye ulaşıldı, bir an için kendimi
Avrupalı hissettim, medeniyet denilen sürat hakikaten güzel.
Yalnız şu çatı formülü var ya, galiba CHP’nin sonunu getirecek.
Kim buldu, nasıl önerdi, yoksa ithal mi?
Her neyse; çatı çöktü, yandı bitti kül oldu!

Bu saatten sonra sihirli formül için bir şey demeyeceğim.
En azından bizim gibi çelebi insanlara yakışmaz.
Yalnız piyasadaki çakal takımı yok mu, iktidardan aldığı icazetle
saldırılarını hâlâ sürdürüyor…
Hem Ekmel’e hem CHP’ye!
Allah bunların eline düşürmesin, Paralel darbecilerden daha insafsızlar!
Bir de ortaya çıkıp “biz muhalefetin güçlüsünü severiz” demezler mi?
Şeytan diyor ki “al o sandığı…”

Lâkin CHP’de kaşınıyor hani…
Neredeyse (utanmasa) yüzde 38,5’i zafer olarak gösterecekler!
Yemezler, Kılıçdaroğlu öyle bir havaya girmişti ki…
Çankaya garanti, seçmen tıpış tıpış yürüyen asker…
Ekmel’in bir elinde Kur’an, bir elinde bayrak…
Savulun geliyor Mısırlı sultan!

Olmadı, proje tutmadı, Tayyip müritleri kanmadı…
Aslı varken surete oy vermedi…
Bizimkilerin kimi küstü, deniz kenarında güneşlenmeyi tercih etti…
Kimi tepkisini sergilemek için Kürt Selo’ya yöneldi…
Sonuç itibariyle MHP ve sayıları 12’ye ulaşan tabela partilerin desteği yetmedi…
Ortaya hazmedilmesi güç bir tablo çıktı…
Ve CHP’nin karnesine tarihî bir leke daha kazındı…
Elbette anlayana!

Dün dünde kaldı deyip bakalım yarınlara…
Baskın bir seçim olmazsa şunun şurasında genel seçimlere bir yıldan
az bir süre kaldı.
Yüzde 25’lere çakılan CHP’nin oyu belli…
Bütün mesele milletvekili kim olacak?
Evet, yeniden kurulacak tezgâhlar açılacak kulisler…
Seyreyleyin gümbürtüyü…
Alt üstü yüz küsur becerikli kişi parlamentoya kapağı atacak…
Ve kurtulacak memleket!

Sorunlar bitmez, bizim CHP’nin maceraları hiç bitmez.
Ortada ahı gidip vahı kalmış bir gelenek…
İttihat Terakki’den mi dersiniz Teşkilat-ı Mahsusa’dan mı?
Her türlü ayak oyunun kol gezdiği parti…
Makyaveller sarmış dört bir yanı…
İşleri güçleri umut pazarlamak!

Tamam, umut da bir yere kadar…
Lâkin bir avuç seçmen, gönüldaş bu kadar da kazıklanmaz ki…
Bıktık eskiden, statükodan, topuzdan denizden…
Yeni şeyler söylemek lâzım…
Yeni yüzler, ilkeler, dik duruşlar…
CHP için afişlerinizde ne diyorsunuz: “Türkiye’nin birleştirici gücü”…
Vazgeçin bu iddiadan, palavradan…
Ülkenin vazgeçilmez gücü olun yeter…
Özgül ağırlığı olan!

11 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
11/08/2014 07:19

        Güneş yeniden doğacak!

A+
A-
Dünyanın sonu değil, bu da gelip geçer.
On iki milyon oy kullanmayan seçmene de kafanızı takmayın…
Bence doğrusunu yapmışlar…
Ayrıca yüzde 74 katılım oranını da asla küçümsemeyin…
Demek ki necip halkımızın bu kadarı sandığa ilgi duymuş.
Hele hele bu saatten sonra CHP ile uğraşmak, Kılıçdaroğlu’na veryansın etmek;
doğrusu ya hem haksızlık, hem de şık olmaz.
Ne yapsaydı adamcağız; imkânsızı denedi, başaramadı…
Örneğin Baykal’ı aday gösterseydi kaç oy alacağını zannediyordunuz?
Taş çatlasın 10 milyon, o da yüzde 25’e tekabül eder.
Ekmel’le cazip bir sinerji yaratmayı denedi, ona da nefesi yetmedi!
Belki MHP ile çuvala girilemeyeceği konusunda gerekli dersleri çıkartmıştır…
Çünkü onların tabanıyla AKP’ninkiler aynı soydan…
Dolayısıyla 25 artı 15 kırk beş etmiyor…
Yüzde 38’e çakılıp kalıyorsunuz…
Ne diyelim, artık arif olan anlar!

Gelelim Yeni Türkiye’nin yeni dönemine…
“Seçmen işi ehline teslim etti(!)”, balkondan sesleniyor Sultan…
Yanında ithal malı bir yalaka, Asya’da bir yerlerde devlet başkanıymış…
Mikrofonu alıyor eline, bir övgü bir övgü…
Sanırsınız jöleli çocuğun yanında staj yapmış!
Neyse, insanlık tarihi nice zulümlere tanık oldu.
Hitler Almanya’sından, Stalin Rusya’sından, Humeyni İran’ından iyiyiz.
Ayrıca diktatörlük rejimleri altında inim inim inleyen Arap âlemiyle
uzaktan yakından ilgimiz yok…
Ne de olsa mayamızda Kurtuluş Savaşı, M. Kemal var.

Evet, “umut hep var”, var olmaya da devam edecek ilkesine sarılarak
hayatı en iyi şekilde sürdürelim…
Başka çare yok, bakarsanız gün doğmadan neler doğar?
Örneğin Sultan’ın ağır gölgesinden kurtulan iktidar partisi çatırdamaya başlar…
Neden olmasın, bir Paralelci operasyon…
17 Aralık’ın rövanşı niyetine…
Emin olun, bu işleri iyi bilir Pensilvanyalı…
Adam böcek yerleştirme uzmanı…
En özel sahneler, en mahrem görüşmeler…
Düşünsenize, yepyeni ufuklara yelken açar siyasî arena!

Bir de koltuk senaryoları var ki…
Başta başbakanlık makamı, ülkenin iki numarası, icranın güdümlü başı…
Peşinden bakanlıklar, lacileri çekmiş onlarca milletvekili…
Üç dönem kurbanları; ağlak kaşarlar, hacıyatmaz çiçekler…
Arka plânda koklanmaya amade güller…
Kısaca, cadı kazanı olmaya teşne bir parti…
Parayla değil sırayla…
Hep CHP’de olacak değil ya, iktidar partisi artık potada…
“10 Ağustos” sonun başlangıcı…
Bir zirve, köşkle taçlandı imparator müsveddesi…
Uzun sürmeyecek huzuru saltanatı…
En kısa sürede güç zehirlenmesine uğrayacak…
Ve kime dokunduysa elinde patlayacak…
Hamas, IŞİD, İhvan, Hizbullah saracak dört bir yanını…
Çankaya’da karanlık öylesine koyulaşacak ki…
Sultanımız ya oynatacak ya da kaçacak delik arayacak!

09 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
09/08/2014 10:26

       Yalancı Pehlivan Tefrikaları!

A+
A-
On iki yıl RTE’yi konuştuk, yazdık, çizdik…
Bir beş yıl, bir beş yıl daha…
Dayanılacak gibi değil!
Yarın (10 Ağustos Pazar) sandık günü…
Bir ilk, halkımız cumhurbaşkanını seçecek.
Daha doğrusu meşhur millî irade tecelli edecek…
Ne dersiniz, iş biter mi, yoksa ikinci tura uzar mı?

Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, ülkemizin temel sorunları katlanarak
devam edecek.
Başta laiklik, demokrasinin payandası olan bu ilke darbeyi öyle bir yedi ki,
toparlayana aşk olsun!
İlkokullar mescitli, üniversiteler mâbetli…
Artık her yol kutsala çıkıyor…
İlimmiş, irfanmış rastgele…
Hoş geldin ılıman şeriat!

Bazen Türkiye’yi Kırkpınar meydanına benzetiyorum.
Bize özgü tuhaf bir güreş türü.
Vıcık vıcık yağlanan bedenler, elense adı altında sille tokat girişmeler…
Hakemler derseniz, alayı zaten Paralelci…
Ne kural var ne nezaket…
Ortalığı kaplamış cazgırların sesi…
Bir de ihaleyle seçilen AĞA…
Ne b.ka yararsa…
Gelenektir, Osmanlıdır diye sürüp giden bir curcuna…
Tam da bize göre!

Lâkin başpehlivanlık önemli…
Dopingli çıkmazsa paranın yanında Altın Kemer ödülü…
Şan şöhret de ekstra…
Meraklısına pehlivan tefrikaları…
Davulun sesi geliyor uzaktan, zurna çatlak çatlak zırlıyor…
Seyirciler zevkten dört köşe…
Amasyalı İbrahim’in kanalları (TRT) naklen yayın yapıyor…
Şahlanıyor ata sporumuz…
Edirne Kaleiçi’nde!

Şeref tribününde siyasetin yiğitleri…
İktidarı, muhalefeti…
Arkadan dolanmanın serbest, çift dalmanın harika…
Kıspete kol sokmanın tadına doyum olmadığı bir güleş türü…
Dedim ya, bir tuhaftır bizim memleketin zevkleri!

Çankaya yarışları da öyle değil mi?
Anamıza sövenin kankasını seç…
Vatandaşı tekmeleyen Deli Dumrul’u seç…
Öfkesine sürekli yenik düşen densizi seç…
Miting meydanlarını hutbe vaazlarıyla inleten imamı seç…
Kısaca yakışmayanı, çirkini, kötüyü, uğursuzu seç…
Seç bakalım n’olacaksa…
Sanki başın göğe erecek!

08 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
08/08/2014 09:03

          IŞİD'in izinden...

A+
A-
Mahmur Kampı.
Birleşmiş Milletler’in 1998 yılında kurduğu mülteci merkezi.
Erbil’e 100 km uzaklıkta, sınırımızın hemen yanı başında.
Yaşayanlar Türkiye’den kaçıp sığınan ve sayıları 12 bini bulan Kürtler.
T.C. vatandaşları, yöneticileri PKK kadroları.
Kampın adını uzun yıllardır az duymadık…
Hatta televizyona çıkan emekli paşalar çizdikleri krokilerle koordinatlarını
âdeta hafızalarımıza kazıdı…
Öylesine ki, Kandil bir Mahmur iki…
Terörü sonlandırmak için haritadan silinecek ilk yerler(!)
Bombalar yağdı üzerine…
Uludere’nin adı çıkmış, Mahmur mağrur, sessizliğini hep korudu.

Neyse, “Barış süreci” imdada yetişti…
Kan akmıyor artık, nefes alıyor bölgedeki Kürtler.
Ankara mutlu, İmralı dört köşe…
Derken IŞİD denilen bir belâ türedi, hem de ne belâ…
Kim kurdu, nasıl gelişti, arkasında hangi güçler var?
Onca soru arasında Mezopotamya’da ilerliyor örgüt…
Belli ki El Kaide’nin, Hizbullah’ın, İhvan’ın, Hamas’ın akrabası…
Çünkü kafa aynı kafa, zihniyet kana susamış…
Asıyor, kesiyor, insan denen varlığın değeri yok…
“Irak Şam İslâm Devleti” kuracakmış…
Dörtnala koşuyor coğrafyada.

Mahmur kuşatılmış, düştü düşecek…
Savunmaya Peşmerge ile PKK’nın gücü yetmiyor…
Kamp sakinleri endişeli, korku dağları sarmış…
Dayanmış kapıya IŞİD, kesti kesecek!
Kürt kökenli Şengalli Ezidiler de IŞİD rüzgârından kaçıyor…
Sınır kapımızdalar, çaresiz zavallılar…
Umut Habur’da, Suriyelilerin izini sürüp Türkiye’ye sığınacaklar…
Ve Erbil, Barzani İmparatorluğu’nun gözbebeği…
Kurbanlık koyun gibi çırpınıyor…
Yaklaşan IŞİD’li canilerin palaları…
Bir kez daha kan gölü Irak, Ortadoğu…
Gecikmiyor Lübnan’dan gelen haberler…
Hizbullah militanları 500 kişiyi katletti!

Hayret bi şey; Dünya sessiz, insanlık sessiz.
Başta ABD, Avrupa ve bölgenin biricik Sultanı…
Biliyorum,  Yeni Türkiye aşkıyla yanıp tutuşan bizimki köşk yolunda çok meşgul…
Ancak IŞİD denen bir canavar türemiş…
Saddam’a, Esad’a rahmet okuturcasına kelle avcılığı yapıyor…
Cana kıyıp kestikleri Müslüman, din kardeşi…
Ortadoğu’da kanlı bir cihat yaşanıyor…
Sergilenen manzara insanı insanlığından utandıran türden!

Dağa sığınan altı çocuk…
Aç susuz, ölümün soğuk kollarına koşuyorlar…
Ülkemde bir reklâm filmi, televizyon ekranlarında sabah akşam dönüyor…
En önde şer doğan, arkasında asker sırasıyla on binler…
Yıldızlarla süslenmiş kapıdan “Geliyoruz” nidalarıyla geçip yürüyorlar…
Gelen karanlık, yükselen Hitler’in ruhu…
Teslim alıyorlar ülkeyi, millî irade yalanı üzerine basa basa…
Ve sessizce ağlıyor namuslu yürekler…
Vicdanlar suskun, tersine akıyor nehirler.
Lâkin Tarih yalan söylemez…
Emin olun gün gelecek maskeler düşecek ve ilk fark eden yoksul Araplar olacak…
Bizim yüzde elliden önce…
Ve Ortadoğu mezarı olacak sultanın…
Fatiha okuyacak IŞİDLİLER...
Ellerinde palalar, üzerleri kanlı, insanlığın gözlerinin içine bakıp sırıtarak!

07 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
07/08/2014 10:01

           "Aldırma gönül..."

A+
A-
Ne yalan söyleyeyim, Kürtler Ahmet Türk’ü aday gösterecekler
diye bekliyordum…
Ki soyadıyla müsemma olmayan Türk, CHP kökenli olup yaşı başı
ılıman kimliğiyle geniş kitleleri kucaklardı.
Çıka çıka karşımıza ağzı lâf yapan, enerjik, bir o kadar da sevimli
Selahattin Demirtaş çıktı, avukat eş Genel Başkan.
Konuşmalarını bir kez daha CNN’de izledim…
Bilinen gerçekleri tekrarladı ama yine de çok etilendim.
Öncelikle “bir numaralı” adayla uzaktan yakından ilgisi yok…
Sakin güç, özgül ağırlığı var, en önemlisi de yalancı değil.
Duruşuyla, tespitleriyle, genç olmasına rağmen acı dolu tecrübeleriyle
Ekmel Bey’e de fark atıyor…
Kısaca ideal cumhurbaşkanı adayı…
Gel gör ki onca şirinliğin arkasına gizlenen gerçek niyetler yok mu,
sempatiyle yüklü yaklaşımımızı oya tahvil etmemiz önünde engel…
Dolayısıyla döndük CHP-MHP’nin ortak adayı İhsanoğlu’na…
Artık çile mi dersiniz, kader mi…
CHP bunu hep yapıyor!

Düşünsenize, kimleri kimleri seçtirmek zorunda bırakmadı…
Piyasada ne kadar parlamento dışı kalmış sağ görüşlü siyasî artık var…
Koydu listelere, biz de mecburen oy verip başımıza taç yaptık.
Ah CHP ahhh!
İlkesizlik senin sonunu hazırlayacak ama bakalım ne zaman?
Biliyorum, bazılarınız bu görüşüme kızacak…
En azından zamanlama açısından.
Ne yapayım, elimde değil…
Herkesin bildiği gerçekleri dile getirip ifade etmek beyinsel namusumuzun
düsturu, yoksa sıradanlaşıp yongaya karışırız!

Neyse, dönelim cumhurbaşkanlığı seçimine…
Şunun şurasında bugünü saymazsak iki gün kaldı.
Ya herro ya merro!
Kibir budalası sultanımız birinci turda golü yerse…
Emin olur, çöker göçer…
Öfkesinden şeker komasına bile girebilir.
Bakarsınız parti çatırdayacağı için ikinci tura katılmayabilir…
Sakın “olmaz olmaz” demeyin…
Ne de olsa burası Türkiye, bir gecede nice yiğitlerin nakavt olduğu ülke!
Örneğin kaset vakası, Deniz Baykal hazretleri…
MHP’li zampik yardımcılar…
Hepsi birer birer tarih oldular!

Evet, sevgili Kılıçdaroğlu dedi diye değil…
Paşa paşa, tıpış tıpış sandığa gidelim…
Ağustos sıcağı, elimiz titreyebilir, hatta bir küfür bile savurabilirsiniz…
Mahzuru yok…
Mührü basalım Ekmel’in sıfatına…
Ve bunlar da geçer diye bir şarkı mırıldanalım…
Sözler Sabahattin Ali’den olsun…
“Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma…”

06 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
06/08/2014 09:34

        Kutsal Pazarlık!

A+
A-
Yolunuz düşerse Hasköy’de bulunan Rahmi Koç müzesini gezin.
Teknoloji tarih olup bir güzel ziyafet çekiyor.
Karada, denizde, havada; gündelik yaşama dair ne varsa karşınızda…
İnsan denen varlığın ürettiği dönemsel harikalar…
Tabii pek çoğu Batı kaynaklı ve her bir ürün “nereden nereye?”
sorusunun en güzel cevabı.

Mekân çağdaş bir anlayışla düzenlenmiş, geçirdiğiniz saatlerin
farkına bile varmıyorsunuz.
Aferin Koçlara, memleket için hayırlı bir iş yapmış.
Aklıma Vehbi Bey geliyor, babasının bakkal dükkânında kurtlu
peynirleri ayıklayan çocuk…
Ne kadar da akıllıymış, devletle ilişkiler, ABD gezisi derken İkinci
Dünya Savaşı
koşullarında Türkiye’nin en zengini olmak…
Müthiş, demek ki doğru zamanda doğru yerdeymiş!

Aynı şekilde Hacı Ömer Sabancı; Kayseri’nin Akçakaya köyünde doğ…
Talihini denemek için yola çık, üstelik yaya, gidilecek mesafe 450 kilometre…
Var Adana’ya, pamuk işçiliği yap, kısa sürede “İşçi Müteahhitliği”ne (ne demekse?)
terfii et ve ondan sonra imparatorluk kur…
Olağanüstü bir macera, senaryolaştırılsa fantastik kategoride muamele göreceği kesin!

Bir benzeri Eczacıbaşılar…
Kırklı yıllar, İzmirli Nejat Bey İstanbul’da, merdiven altı imalatı yapıyor…
Mama, vitamin türünden…
Lâkin baba Ferit çiçeği burnunda cumhurbaşkanının arkadaşı.
İktidarda Demokratlar, Amerika’dan Marshall Yardımı yağıyor…
Dostunun çocuklarına koltuk çıkıyor Celal Bayar…
Ve ülkenin ilk ilaç sanayinin temelleri atılıyor…
Ondan sonrası malûm, tanrı “yürü kulum” demiş bi kez…
Yürüyor Eczacıbaşılar, 69 yılında holding oluyorlar!

Bir an için kendimi zenginin malıyla uğraşan züğürt hissettim…
Niyetim o değil, hâlâ müzenin atmosferindeyim…
O nedenle yakın tarihimize bir göz atayım istedim…
İlk üçü çıktı karşıma…
Üstelik modernler, ne de olsa Türkiye’nin asil varlıkları!
Özal’ın zenginleri bunların yanında daha dünkü çocuk…
Üstelik görgüsüz ve kabalar…
Neydi Halis Ağa’nın düştüğü hâller?
On yedi yaşında kız aldı…
Neyse, mübarek Çarşamba günü bozmayım ağzımı!

Şimdilerde ise ülkemiz geçmişe göre çok daha zengin…
Hazine dairesindeki döviz stokları âdeta göz kamaştırıyor…
Tamı tamına 135 milyar dolar…
İşadamımız kimlik değiştirmiş…
Sanayicilik “out”, inşaatçılık “in”…
Ticaret, armatörlük ise süper “in”…
Din-İman haramzadeler için zaten full aksesuar!
Son söz olarak; böyle gelmiş böyle gider…
Devleti eline geçiren önce halkını sever, döner döner bi daha sever…
Ve yakarır tanrıya:
“Biliyorum, günâhkarım, çok haram yedim”…
“Bir cami bir parsel, cennet için pazarlığa var mısın?”  der!

05 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
05/08/2014 09:34

        Çivisi çıkmış toplumda...

A+
A-
Biliyorum, Ekmelettin için epeyce kafa ütüledim…
Ne yapayım, düşmanları o kadar çok ve seviyesiz ki!
Hangi birini sayayım?
Önce bunlar ikiye ayrılıyor:
Birincisi iktidar ve bilcümle yalaka takımı.
İkinci gruba girenler ise geniş bir yelpazeyi oluşturuyorlar.
Dolayısıyla Ekmel abimizin arkasında durup desteklemek farz oldu.
Farkındayım, benim yaptığım kerhen militanlık ama ah o somut şartlar yok mu?

Evet, adayımız beklendik bir isim değildi, tabiri caizse tombaladan çıktı.
Ayrıca Arap görünümlü Türk!
Ne dilde ne kültürde necip halkımızı temsil etmekten uzak…
Olsun, Mısır’da doğup büyümek O’nun kusuru değil ki…
İstiklâl Marşı’nı karıştırıyormuş…
Valla ben de karıştırıyorum, hatta oldum olası sözlerini de melodisini de sevmedim…
Sebebine gelince ırkçılık temalı dinsel motifler içerir…
Kısaca barış sevdalısı hümanistlerin dünya görüşüne uymaz…
Yine de Mehmet Akif’i davasında samimi bulup saygıyla ananlardanım.

Asıl üzerinde durmak istediğim mevzuu sol maskeli muhalifler…
Başını Ulusal Kanal’ın çektiği tosuncuklar güruhu.
OdaTv’yi de kadroya dâhil ederek nasıl da ittifak kurdular?
Ortak paydaları Ekmel düşmanlığı üzerinden CHP’ye çakıp küçük düşürmek.
Üstelik elde var yüzde yirmi beş…
Onu da parçalayarak Perinçek hazretlerinin İşçi Partisi’ne kanalize etmek.
Birleşik cephede Batumlar, Öymenler de boy gösteriyor…
Olacak iş değil ama maalesef ülkemizde siyasetin derinliği bu seviyede…
İlkesiz, çıkarcı, gündelik fikirler peşinde…
Özetle gayri ahlâki sömürünün hizmetinde!

Gelelim Ekmel için sandığa…
Elim kırılsaydı deyip CHP’ye çok oy verdim.
Ancak bu kez durum farklı...
Rakip ciddi anlamda diktatör adayı…
Hedefi rejim değişikliğine gidip ılıman İslâm İmparatorluğu’nu yeniden inşa etmek…
Elbette seçilmiş Kral, Sultan olarak…
Ne derseniz deyin vaziyet endişe verici bir o kadar da vahim.
Öyleyse Ahmet, Mehmet’le uğraşmak yerine yönelelim Ekmel’e…
Başka çare yok…
Başa dönecek hâlimizde yok.
O daha yakışırdı, bu kesin kazanırdı…
Hepsi hikâye!

Adam sekiz kez sandıktan muzaffer çıkmış…
Arkasında koskoca bir on iki yıl ve devlet…
Cemaatleri, tarikatları saymıyorum bile…
Paralelci din bezirgânlarının muhalefetini de hesaba katmıyorum…
Gün birlik günüdür…
M. Kemal’in en değerli mirası CHP aşkına…
Haydi sandığa, oylar Ekmel’e…
Eş seçmiyoruz, Başbakan hiç değil…
Alt üstü bir baş seçiyoruz, çivisi çıkmış toplumun başına!

04 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
04/08/2014 11:55

        Son bir gayret...

A+
A-
Maltepe mitingini yandaş medya milyonlarla ifade ediyor…
Külliyen yalan…
Ki dün İstanbul’da âdeta seferberlik ilân edildi.
Otobüslerle, minibüslerle, gemilerle insanlar taşındı…
Ağızdan ağıza para söylentileri bile dolaştı…
Meydan yine de dolmadı.

Peki, kalabalık ne kadardı?
Taş çatlasın elli altmış bin kişi.
Ayrıca miting alanının koordinatlarını iyi bilirim…
İşimin ardı ne, bir emekli olarak sabah akşam oralardayım.
Ancak yalan dolan, göz boyama yok mu?
İktidarın yaptığı en iyi iş!

Evet, daha düne kadar ben de umutlu değildim…
Ne zaman ki meydanı dolduran yığınları gördüm, üstelik çıplak gözle…
Büyük madrabazın bu kez işinin zor olduğunu fark ettim.
Çünkü 17 Aralıklar artık çuvala sığmıyor.
Düşünsenize dört bakanın düştüğü durumları…
Onca lâf söylendi, yazıldı çizildi belgelendi…
Fezlekeler havalarda uçtu…
İçlerinden biri nam olsun, şan olsun deyip İsmail Özdağlar’ın akıbetini yaşamadı.
Dağa doğrusu engellendi.
Yoksa çorap söküğü misali AKP’nin çöküşü hızlanacaktı…
Ancak kutsal emanetler gibi hırsızlık, yolsuzluk ve de rüşvet korumaya alındı…
Ve gerekçe olarak da kumpas, tezgâh söylemi yayıldı…
Acilen sorumlular da bulundu, Paralel Ortak hainlikle suçlandı.

Ne dersiniz, “kör parmağım gözüne” durumlarını halkımız yer mi?
Ki seçmenimiz uyanık olup anadan doğma kurnazdır…
Yeri gelir Batılı, yeri gelir Doğuludur.
Oynaktır, kıvraktır.
Asla sabit fikirli değildir.
Sağcıyı da iktidara taşır, solcuyu da…
Zemin, zaman, rüzgâr meselesidir.
Takdir edersiniz ki Kasımpaşalıya duyduğu güven özeldir!
Daha doğrusu “O” çürümenin, kaosun yarattığı koşulların ürünüdür…
Ve on iki yıl iktidar için uzunca bir süre sayılsa bile kalıcı değil geçicidir.
Sonuç itibariyle oryantalizmi severiz, bir de oyuncular kalbimizi fethettiyse!

Evet, umutluyum…
En azından birinci tur da seçilmesi hayâl.
Dün Maltepe’yi gördüm, Kazlıçeşme değildi.
İstanbullu akmamıştı sahile, belki vicdan muhasebesi devreye girmişti.
“Çalıyorlar ama çalışıyorlar” ilkesi de bir yere kadar…
Konuşmalarının içeriğine dikkat ettim, hep aynı terane…
“CHP, İsrail, yoğun antisemitizm, Neo-Osmanlıcılık”…
Bozuk plak gibi dön baba dön!

Anlaşılıyor ki Bilal oğlanın gemileri kayalıklara yöneldi…
İyidir, çünkü bu topraklar bu kadar çürük, defolu tohumu kaldıramaz.
Ayrıca bir oylama yapılsa…
Nefret edilen politikacılar arasında…
Tartışmasız birinci sıraya “O” oturur…
Temsil yeteneği olmayan, yüreği kin ve düşmanlıktan beslenen…
Ülke siyasî tarihinin gördüğü en karanlık insan!

Öyleyse son bir gayret…
Sahip çıkalım Cumhuriyet’e, demokrasiye…
Sandıklar bizimdir, teslim etmeyelim kediye köpeğe!

03 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
03/08/2014 11:04

     Nasıl kıydınız...

A+
A-
“17 Ağustos” depreminin on beşinci yıldönümüne günler kaldı…
Geçen yüzyılın sonunda yaşadığımız büyük acı.
Binlerce insanımızı yitirdik, altüst oldu hayatlar…
Felâket ağırdı, sanki doğa intikam alıyordu…
Yalova’nın elma bahçeleri yok olmuş, Değirmendere’nin fındığı can çekişiyordu…
Ya Yarımca kirazı, adına her yıl festivaller düzenlenen…
Fotoğraflarda yaşayan tatlı bir görüntü olarak tarihteki yerini aldı!

Sebep: İnsan, insanımız, bu memleketi yöneten efendiler…
Görgüsüz, açgözlü ve saldırgan…
Sanki ormandan yeni çıkmış, kural tanımayan…
Çevre düşmanı, yeşilden nefret eden…
Beton hayranı, gökdelen sevdalısı…
Rantın, volinin kurbanı olmuş sefil varlıklar!

Evet, bugün Maltepe sahilindeler…
Kalabalıklar, gözü karalar…
Başlarında bir çılgın, inanamayacaksınız ama Adalara doğru yürüyorlar…
Son kaleye; bir avuç Ermeni’nin, Rum’un, Yahudi’nin sığındığı limana…
Monşerlerin, sanatçıların diyarına…
Ve el sallayarak haykırıyorlar:
“Duy duy sesimizi, duyduğunuz döt kıllarının ayak sesi!”

Bu şehr-i İstanbul ki ilk darbeyi ellili yılarda yemiş…
Dönemin siyasileri sanayi kurulmasına izin vermiş.
Yokluk devirleri, Dersaadet bacasız…
Devlet destekli soysuzlar balıklama atlamış…
Fabrikalar, tersaneler kurmuş…
Aç, bir an önce köşeyi dönecek!
Yollar yapılmış, ekmeğin peşindeki Anadolu sel olup akmış…
Boğaz ağlıyor, Haliç lağıma teslim, Körfez perişan…
Ve Ankara mutlu…
Her mahallede milyoner yaratılacak!

Yaratıldı da, altmış dört yıl önce başlayan macera…
Tarihi, doğayı hiçe sayarak adım adım ilerliyor.
Yok ediliyor kentler, başta Marmara, dünyanın en güzel denizi…
Bağrında nice sevdalar saklayan sakin sular recm ediliyor!
Doldurulmuş, dağa taşa sığamayanlar yüzlerce hektar arazi peşinde…
Ve üzerinde mangal partileri düzenleniyor, pirzola pahalı, davul zurna
eşliğinde tavuk kanatları dans ediyor!

Evet, öyle bir saltanat ki…
Menderes’le başladı, Demirel Özal’la sürdü…
Son on iki yıldır bir başka boyuta sıçradı…
Başında milliyetçi, mukaddesatçı, arabesk kapitalizmin uşağı hibrit…
Arkasında 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın enkazı…
Yükseliyor yapı kan revan içinde!
Ağlıyor denizler, Berkinler…
Kimin umurunda kim farkında?

Tüm dünyanın gözleri önünde bir yol döşeniyor Prens Adaları’na…
Başlangıç yeri Maltepe…
Aslında gerçekleşen açılış değil…
Temel atma töreni; iyinin güzelin doğrunun yüreğine kezzap dökülüyor…
Koşun koşun, Maltepe'ye koşun…
Çankaya’ya yolcu var, Başbakan olarak son kez görün…
Yarın seçilmiş sultandır!
Kulak verin Marmara’dan gelen sese…
Hüzünlüdür, isyankârdır ve haykırır...
“Nasıl kıydınız bu güzelim sahillere, bu memlekete?”

02 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
02/08/2014 09:04

           Yedi Belâ!

A+
A-
Yazıya iğneyi kendimize batırarak başlayalım…
Aktaracaklarım Soğuk Savaş yıllarından.
Radikal siyaset çatısı altında örgütlüyüz ve bir kısım yoldaşlarımız
“devrimci şiddet”i savunuyor!
Ne adına?
Sovyetlerin kanlı tarihini savunmak için!
Gerekçesi?
Efendim, proletarya diktatörlüğünü kurmak kolay değilmiş…
O nedenledir ki muhalif tüm unsurların yok edilmesi kaçınılmazdır…
Öyleyse terminolojiye uygun olarak katledilmeleri, kurşuna dizilmeleri
takdire şayandır!
Offf, bakar mısınız barışsever, hümanist sosyalizme?

Gelelim günümüze…
Ortalığı bir “cihat” ülküsü kapladı…
Yalnız Arap âleminde değil, bizde de…
İslâm denince şiddetle anılır oldu…
Nasıl olsa düşman yaratmak kolay!
İyi ki İsrail, Yahudiler var…
Yoksa yanmıştık…
Her yer Maraş, Çorum, Sivas!

Eskiden bir Filistin Kurtuluş Örgütü rüzgârı eserdi…
Başında Yaser Arafat…
Toprak kavgası verip devlet kurmayı özlerlerdi.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde temsilcilikleri bulunurdu…
Bilhassa Batı ülkeleri tarafından verdikleri mücadele saygıyla,
sempatiyle karşılanırdı…
Hatta uçak kaçıran ünlü kadın militanları Leyla Halid bile kahraman ilân edilmişti!

Köprülerin altından çok sular geçti…
Ne FKÖ kaldı ne Arafat ne de haklı kavgalar…
“11 Eylül” milat oldu…
El Kaide denilen kanlı örgüt ününe ün kattı…
İhvan (Müslüman Kardeşler) hortladı…
Gazze’de iktidarı elinde tutan Hamas azgınlaştıkça azgınlaştı…
Şimdi de IŞİD, hemen yanı başımızda…
Ortak paydaları cihat kisvesi altında kelle avcılığı yapıp insan kesmek!
Din adına, mezhep adına…
Vahşet, vahşet, vahşet!

Bizimkine bakıyorum, dün Maraş’taydı…
Meydanda binler toplanmış, ağzını köpürte köpürte konuşuyor…
Ve CHP’ye yalana, iftiraya sığınıp alçakça saldırıyor…
Kin yüreğini karartmış, nefret söylemi olmuş…
Utanmadan, sıkılmadan partiyi Hitler hayranı ilân ediyor!
İnanın, artık sözün bittiği yerdeyiz.
İnsan düşünmeden edemiyor; “bu mu devlet başkanı olacak?”…
Halkını kucaklayan, tarafsız ve de âdil…
Hani “kıçıyla gülmek” deyimi vardır, gözyaşlarıma yazık olur diye
bendeniz kıçımla ağlıyorum…
Ve çaresizlikten tanrıya yalvarıyorum:
“Yarattığın şu yedi belâyı al da başımızdan git!”

01 Ağustos 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
01/08/2014 11:55

                  Anılar...

A+
A-
Çocukluk anılarım, 50’li yılların ortaları.
Babamın işi gereği Samsun’da oturuyoruz.
Tesadüf bu ya, ev sahibimiz 12 Eylül anayasasının mimarı
Orhan Aldıkaçtı’nın ailesi…
Beş altı yaşlarındayım, evin bahçesinde manolya, portakal ağaçları...
Kiliseye yakın, balkonundan deniz gözüküyor, Karadeniz, hırçın deniz!
Büyüklerimiz kulağımızı çekip tembihte bulunmuşlar:
“Kilisenin yakınından geçmeyin, kolunuzdan tuttukları gibi sizi içeri çekerler,
yok olursunuz!”

Demek ki 6-7 Eylül olaylarının derin izleri ta Samsun’a kadar ulaşmış…
Ne kadar ürkütücü bir durum, bizden olmayana karşı nefret tohumları ekmek…
Ve bu söylemi geliştirip bugünlere gelmek…
Yüzde doksan dokuzu Müslüman toplum yaratmak…
Gurur duyulan bir tablo, güle güle kullan siyaset…
Hayırlı işler Türk-İslâm sentezine kurban edilen ülkem…
Lâkin geride kalan yalnızca utanç!

Dönelim anılara…
Zeki Müren’in yeni yeni parladığı devirler…
Manolyalar koklanmaya kıyılamıyor, iklim yumuşak…
Kent merkezindeki park daima kalabalık, parkın önü deniz…
Hani fotoğraf çektirilen mekân, Samsun’un simgelerinden…
Şaha kalkmış at, tenasül organındaki damarlar âdeta çatlayacak…
Üzerinde asker üniformalı M. Kemal, davranmış kılıcına…
Avusturyalı heykeltıraş öylesine sahici yapmış ki…
Bir kez daha yaşanıyor Kurtuluş Savaşı, her yer 19 Mayıs…
Tazeleniyor duygular, “savulun Türkler geliyor!”

Liman (moda deyimle marina) parkın komşusu…
Tahta bir iskele uzanıyor denize, üzeri hareketli…
Daha karayolu keşfedilmemiş, deniz en önemli ticaret yolu…
Koca koca yelkenliler, motorlar mal boşaltıyor.
Açıkta bir yolcu gemisi, T.C.nin, kayıkla yolcular transfer ediliyor karaya…
Hayâl gibi, sanki ortaçağdan fırlayıp yirminci yüzyıla akan bir fotoğraf…
Ve iskelede bir lokanta, adı: Deniz Restoran…
Babamın sıkça uğradığı sığınak…
Ağaç kazıklar üzerinde, koskoca bir platform…
Masalar çoğunlukla dolu, bembeyaz örtüler, bez peçeteler…
Ne güzel de katlamışlar!
Balıklar henüz buzdolabıyla tanışmamış, taze taze pişirilip servis ediliyor…
Domatesler mis, hıyarlar bir başka lezzet.
GDO keşfedilmemiş, organik yaşanıyor sevgiler, aşklar.

Fonda bir müzik sesi…
Sözlerine dikkat kesiliyorum, söyleyen Zeki…

“Beklerim her gün bu sahillerde mahzun böyle ben
Gün batar kuşlar döner dönmez bu yoldan beklenen
En nihâyet anladım yokmuş gören hatta bilen
Gün batar kuşlar döner; dönmez bu yoldan beklenen.”


Babam Karadeniz’in sonsuzluğuna dalıp gitmiş…
Annemin gözleri nemli…
Hüzzam nağme işlemiş yüreğime…
Ayrılıyorum Samsun’dan, İstanbul’da bir balkon…
Karşımızda Marmara; Kalamış’ın Moda’nın ışıkları…
El sallıyor Ada vapuru…
Ağabeyimin usta parmakları dolaşıyor udun klavyesinde…
Yine aynı şarkı:

“Beklerim her gün bu sahillerde…”

Nedendir bilinmez, bugünlerde ziyadesiyle hüzünlüyüm…
Yaş derseniz yaş değil, daha genciz…
Geçenlerde bir yakınımdan duydum, 32 doğumlu bir siyasî büyüğümüz
onuncu kez milletvekili olmak istiyormuş…
1922’li Elekdağ’dan boşalan kontenjana…
Neyse, umarım sıkıntılarım geçicidir…
Şifa niyetine tekrar sarılayım müziğe, sevdaya, İstanbul’a…
Ve anılara…
Öyleyse okurların hoşgörüsüne sığınarak yazıya, yazmaya devam…
Saygıyla…

31 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
31/07/2014 08:54

        Kesmez ama EVET!

A+
A-
Oturduğum apartmanın önündeki yol tek yön.
Dikkat ederim; yıllardır ters yönden gelenlerin sesi çok çıkar!
Tam bir kural ihlâlidir, ancak polis dâhil kimseye bir şey anlatamazsınız.
Ve ne acıdır ki yolunda düzgün gidenlerin itirazları sabun köpüğüne benzer…
Genellikle ite bulaşmaktansa çalıyı dolaşmaya inanan sürücülerdir…
Hatta pek çoğu tersten gelenlere araçlarını sağa çekerek yol verir…
Dolayısıyla bu manzara ülkemizin geldiği noktayı anlamak için yeterlidir.

Bir başka örnek: Bayram tatili süresince gerçekleşen kazalar…
Kan gölüdür memleket, istatistikleri uzun uzun yazmaya gerek yok…
Her konuda olduğu gibi trafik kültürü oluşmamıştır.
İnsan denen varlığın hayatı zaten pamuk ipliğine bağlı…
Sağ salim gideceğiniz yere ulaştıysanız ne mutlu size.
Demek ki tanrının sevgili kulusunuz…
Boş verin usta sürücülüğü, kurallar manzumesini falan…
Dua edin bir belâya denk gelmemişsiniz, o kadar!

Aynı şey ülke yönetimi için de geçerli.
Evrensel hukuku hiçe sayan seçilmiş bir hükümetin mutlak egemenliği altındayız.
Ayrıca sindirildik, korkuyoruz…
Hem de öylesine ki, Sultan kaşını kaldırıp ters baktı mı kaçacak delik arıyoruz!
Örneğin türban meselesi, biz biliyoruz ki bu sorun CHP’nin üstün desteğiyle çözüldü!
Ne gezer, meğer seçim malzemesi olarak ısıtılıp tekrar piyasaya sürülmüş…
Olacak iş değil ama türbanlı kızlarımız sabah akşam televizyon ekranlarına çıkıp
ağızlarını yaya yaya Tayyip Bey’e oy vereceklerini söylüyorlar…
Ve gerekçeleri de türbana sağlanan saltanatmış!
Ne demeli bilmem ki, sen çok yaşa Kılıçdaroğlu e mi?

Hadi üniversiteyi anladık, kim nasıl giyinirse giyinsin…
Parlamentoya dâhi rıza gösterdik, tamamen özgürlük meselesi.
Ancak iş öyle bir boyuta vardı ki, hayatın tüm alanları kapalı…
Doktoru, öğretmeni, avukatı, memuru, spikeri…
Âdeta mahkûm edildik türbana, giderek millî üniformaya dönüştü…
Şimdi birileri çıkıp “ileri demokrasi” derse…
Merak etmeyiniz, “hadi canım sen de” demem…
Sadece başı açık kadınlarımızın bol kahkahalı dik duruşlarını savunurum…
Ki sahte gözyaşlarını erdem zanneden ahlâksız siyasetçiler için!

Evet, bendeniz “Kesmez ama EVET” diyenlerdenim…
Öyle lâfı uzun uzun dolandıracak hâlim de, niyetim de yok…
Sonuç itibariyle mükemmeli de seçmiyoruz…
Oyum Ekmelettin İhsanoğlu’na…
Sırf karısının başı açık olduğu için.
Var mı itirazı olan?
Öyleyse safları sıklaştıralım, en azından bu dönemde…
Asılalım birinci tura…
Tökezlesin hukuk mukuk tanımayan zihniyet…
Ters yönde seyredenlere dur deme zamanı çoktan geldi de geçti…
On iki yıl da yetti…
Ben yeteri kadar ders çıkardım, darısı “umut hep var” diyenlere…
Tabelada görünürse “YÜZDE 51”…
İşte o an bir başka dünyaya yelken açacaktır Türkiye.

30 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
30/07/2014 08:26

               Yalan Dünya!

A+
A-
Yazı yazmak güzel iş…
Konuşmaktan bin kat daha iyi, üstelik kalıcı.
Sakın yanlış anlaşılmasın, yazar falan edasıyla düşüncelerimi ifade etmiyorum…
Benimkisi sesli hissiyat, hormonsuz basit duygular.
Bir de işin kolay tarafı var…
Etik-ahlâk tanımayan, kısaca araklama metodu…
Hele hele de internet ortamında…
Kopyala-yapıştıra bas, işlem tamam!
Geçenlerde karşılaştım, adamın biri yazı serisine soyunmuş…
Konusu psikoloji, güzeli doğruyu tarif edip yeniden insan yaratıyor!
Aktardıkları yabancı değil, masaya yatırıp yakın plân baktım…
O da ne, karşıma Freud amcam çıkmaz mı?
Hem de sevgili hocamız Engin Gençtan’ın penceresinden!
Şaşırdım kaldım, “el insaf” demekten de geri duramadım…
Neyse, herkesin namus anlayışı kendine…
Keşke alıntı yaptığı kaynağı belirtseydi diyeceğim ama
sanal dünya işte, hırsızlığın kabul görüp pazarlandığı ülke!
Fakat bu numaraları benimseyenler o kadar çoğaldı ki…
İyi ki Mevlâna, Bernard Show, Hayyam, Neyzen, Konfüçyüs var…
Uydur kaydır, saçma sapan sözleri resimlerin yanına döşe…
Altta imzaları, sür piyasaya, ondan sonra beğeni meyvelerini toplamaya başla…
Ne diyelim, alana da satana da Allah akıl fikir versin!
Yine de onca kirliliğe rağmen internet denen ukala ulemayı seviyorum…
Bilhassa inatlaşmalarda…
Ki bizim gibi entel takımının vazgeçilmez huyudur…
Her konuda, ama her konuda dediğimiz dedik çaldığımız düdüktür…
Aksini söyleyen ya oportünist ya da emperyalizm uşağı ajan provokatördür!
Fakat elinde, yanı başında bilgi hazinesi mevcutsa…
Bir tuş veya dokunuş…
Anında kesin çözüm, gerçekler karşınızda!
Geçenlerde bir dostumla sohbet ediyorduk…
Söz dönüp dolaşıp İbo’nun (Tatlıses) yaşına geldi…
Ben 48’li biliyordum, o daha küçük olduğunu iddia etti…
Derhal hazreti Google’ı ziyaret ettik…
52 doğumluymuş, öğrendik aydınlandık…
Ve kan dökülmeden tartışma kesildi, barış sağlandı!
Bu arada içime de bir şüphe düştü, ama olsun…
Sonuçta alt üstü yaş meselesi, tashihe uğramışsa bile İbo’dur ne yapsa yeridir,
Ne de olsa yaşayan üç İmparatorumuzdan biri…
Canım benim, yaralı da ve garibim son zamanlarda bekâr…
İçim parçalanıyor doğrusu…
Yüce rabbim hiç kimseyi yalnız bırakmasın…
Parasızlık çekiliyor ama yalnızlık asla!
Neyse ki diğer imparatorlarımızın hayatları yüz akı…
Birincisi devletin başı olmaya aday…
Diğeri millî takımın başında, ne yalan söyleyeyim; her üçü de gurur kaynağımız!
Düşünsenize “11 Ağustos” gününü…
Çankaya’da, Cumhurbaşkanlığı köşkünde kutlamalar…
Ortada büyük Usta, sağında İbo solunda Fatih…
Çiğ köfte partisi organize edilmiş…
Sultan şovu yalnız halkımız değil, tüm dünya hayranlıkla izliyor…
Sanat, spor, siyaset el ele…
Çözülür mü millet, yıkılır mı devlet…
Ruhunu teslim etmiş arabeske…
Sen çok yaşa kader, muhtaç ettin ülkeyi beyinsel sefalete!

29 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
29/07/2014 08:24

         Bir ses, bir nefes!

A+
A-
Bayramdır, âdettir…
Yakındakiler ziyaret edilir, uzaktakilere telefon açılır.
Ben de öyle yaptım, yaşça büyük dostlarımı aradım.
İlk aradığım çökmüş, yetmiş beş yaşında, sosyalist…
Sesi kısılmış, zar zor duyuluyor.
Belli ki yaşadığı hastalıklar belini bükmüş.
Üzüldüm, nereden nereye…
Ne kadar da keskindi, kavgasına inanmış sesi gür çıkan devrimciydi…
Gerçek anlamda dava insanıydı…
Ya şimdi, sanki vedalaşıyordu!

Bir umut, seksen yedi yaşındaki dostuma yöneldim…
Meyhane arkadaşım, sapına kadar Atatürkçü…
İki oğlunu toprağa vermiş, yıkılmamış, dimdik ayakta.
Telefonu kızı açtı, durum anlaşıldı…
Yaşlılığa bağlı olarak ağırlaşıp yatağa çakılmış…
Ne kadar hazin!
Hüzünlü havayı dağıtmak için “rakı içebiliyor mu?” diye sordum…
Kızı “bir tek ona itiraz etmiyor” dedi.
Bir an sevindim, demek ki yaşama sevinci sürüyordu!

Sıra geldi üçüncüye…
Üst üste iki kez aradım, cevap çıkmadı…
Moralim bozuldu, yüreğimi korku kapladı…
O da mı?
Kısa bir süre sonra telefonum çaldı, baktım, arayan O’ydu…
Antalya’ya yerleşmiş Eskişehirli bir derviş…
Ruhu hoşgörüyle bezenmiş eşsiz dost.
Beş yıl içinde ne çok buluşmuştuk…
Ne çok şey öğrenmiştim ondan…
Bilhassa insan ilişkileri, sadelik, sıradan yaşam…
Bir o kadar zengin, alabildiğine kalabalık çevre…
Hepsinden önemlisi saygınlık…
İnsana yakışan en değerli hale…
Adı soyadı: Gürol Belen…
Yetmiş ikilik delikanlı…
Böbrekleri teklemiş ama önemsemiyor…
Gülümsüyor, sessizce onurluca hayata tutunuyor…
Ve (usta sayılmasa da) hâlâ tavla oynuyor!
İyi geliyor sesi, hoşbeş derken esenlik dilekleriyle ayrılış.

Evet, iyi ki bayramlar var…
Zaten evrensel üç sevinci yaşıyoruz…
Birincisi: 1 Mayıs…
İkinci ve üçüncüsü: Dini bayramlar…
Hayat kısa…
Bir dokunuş, bir temas, bir ses, bir sıcak nefes…
Ne mutluluk…
Bu duyguları ne kadar çok yaşarsak o kadar insanız!

28 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
28/07/2014 09:36

                 Bugün Bayram

A+
A-
Bugünün çocukları, yarının büyükleri bayramlar adına kim bilir
neler hatırlayacaktır…
Bizler öyle miyiz, hafızalarımızda bir yığın anı, fotoğraf.
Ne de olsa yoksulluk döneminde yetişip büyüdük…
Örneğin bir atlıkarıncanın verdiği doyumsuz keyfi yaşadık…
Oldu bitti zengin yiyeceği sayılan çikolatanın tadına baktık…
Horoz şekeri yalayıp elma şekeri yedik…
Bir çift pabuç bizleri ne kadar mutlu etmişti?
Kalabalıktık, ailede herkes yaşıyordu…
Akrabalar, komşularla beraber ne kadar çoktuk…
Bayram demek heyecan, hareket demekti…
El öpmek, sarılmak, kucaklaşmak…
Bol bol dedikodu yapıp söyleşmek…
Koşmak, uçmak…
Hayâlinin bile gönülleri titrettiği devirler…
Ya şimdi, yirmi birinci yüzyıl…
Yalnızlığa sığınıp sevdiğimiz çağ…
Kısaca bir başka dünya!

Evet, cevheri sönmüş duygular…
Yaşlar ilerlemiş, torun torba sahibi olmuş yorgun yürekler…
Özlenen hiç geri gelmeyecek bayramlar…
Mezar nüfusu kabarmış…
Kalanlar bir avuç…
Ve sımsıkı sarılmak…
Unutulan, tedavülden kalkmış sıcaklık…
Hüzünle düne bakış…
Yeniden diriliş arzuları…
Heyhat…
Bir adım uzakta, binlerce yıl geride…
Radyoda bayram şarkıları…
Kalkıp oynamak istiyorum…
Zor alınan bir nefes…
Nemleniyor gözler…
Sarsılıyor bedenim, çarpıntıların sesini duyuyorum…
Bugün bayram…
Pencereyi açıp dünyaya bakıyorum…
Bir yanı sessiz, diğer yanı kan…
Daralıyor içim…
Minik bir elin yumuşaklığı yetişiyor imdada…
Yepyeni başlangıçlar…
Umut dolu, merakla bakan gözler…
Işıl ışıl, pırıl pırıl…
Ölümden uzak, sevinç mutluluk saçan…
İçinde bayram…
Müjdeliyor yarınları…
Barışa esecekmiş rüzgârlar.
İyi bayramlar değerli dostlar.

27 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
27/07/2014 08:05

                                 Arifelik!..

A+
A-

Diyarbakır’daydı Sultan…
Her zamanki şımarıklığı üzerinde; toplanan kalabalığa bakıp bakıp böbürleniyor
ve “ben buradayım, onlar nerede?” sorusunu yöneltmekten geri durmuyor.
Haklıdır, CHP ile MHP uzun yıllardır Güneydoğu’da yoklar…
Daha doğrusu iki ortak izlediği politikalar neticesinde Kürt seçmeni resmen kaybetmiştir!
Ayrıca son yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan manzara ayrışmanın gerçek fotoğrafıdır…
Elbette anlayana, idrak edene!

Lâkin Güneydoğu’da bilindiği üzere AKP’nin de dostu var…
Yeni adıyla HDP…
İktidardaki AKP din iman söylemiyle malı götürüyor…
Muhalefetteki Kürt milliyetçiliğine sarılarak varlığını sürdürüyor.
Ortak paydaları ise antiparalelci olmaları…
Ne yapıp ne edip Fethullahçıları bölgeye sokmamayı başarıyorlar…
Aslında coğrafyada tarikatlar, cemaatçiler kol geziyor…
Ancak söz konusu “Hizmet hareketi” olunca anında kırmızı kartlar devreye giriyor…
“Kış kış, herkes kendi çöplüğüne” edasıyla bir güzel kovalıyorlar!

Herhâlde bu duruma en çok Said-i Nursî üzülüyordur…
Rahmetli hem Kürt hem dinci…
Üstelik “Nur” tarikatının kurucu lideri…
Gel gör ki ardılları birbirine düşmüşler, siyaset işte…
Demek ki “sandık” denilen millet iradesi maneviyattan daha değerli!

Neyse, dönelim Karadeniz’e, Rize’ye…
Emekli öğretmen kardeşimizin bir tanesi Müslüman mahallesinde salyangoz
satmaya kalkmış, sultanımızın anavatanında Demirtaş pazarlıyor!
Olacak iş değil ama her nasılsa kameralar hazır bekliyor…
Ve bizim hoca asil Karadeniz çocuğundan bir güzel sopa yiyor…
Tezgâh kokan hareketler olsa da yoldaşımıza afiyet olsun…
Ne demiş büyüklerimiz: “Tayyip’ten demokrat, polisten dost olmaz!”
Zaten kendileri de dayakçılardan şikâyetçi olmamış…
Sonuç itibariyle alan razı veren razı, maksat dostlar alışverişte görsün!

Evet, bir gariptir memleketim…
Hele hele de seçim süreçlerinde, neyse ki CHP var, bilhassa iktidar için!
Nasıl oluyorsa yapılan kürsü konuşmalarında her yol CHP’ye çıkıyor…
Yüzde 25’lik biçarenin sesi çıksa gam yemeyeceğim…
Zar zor ayakta duruyor, tutunmuşlar Ekmelettin’in kuyruğuna…
Olacak iş değil, ama mucize bekliyorlar!
Yine de sultanımızdan fırça yemekten kurtulamıyorlar!
Ayrıca ne çok günahı varmış…
Yeni yeni öğreniyoruz…
İstiklâl Mahkemeleri, Dersim derken…
Hızlı Tren dâhil, Ortadoğu’daki her türlü münafıklığa imza atmışlar!

Valla muhabbeti bol olsa da her daim çekilmiyor sultanımız…
Ne de olsa topçu, geldiği yer yeşil sahalar…
Forma numarası: “12”…
Mevkii: Forvet…
Rolü: Ofsayta düşmek!
Dokunulmazlığı, hayran kitlesi var…
Tanrı tarafından gönderilmiş ilahî kaptan…
Bugün arife yarın bayram…
Mezarlığa gitmek için birazdan yola çıkacağım…
Karacaahmet’te anası anamın komşusu…
Karşılaşırsam eğer; kulağını çekip önce “insan” olmasını öğütleyeceğim…
Dinleyeceğini sanmam ama gene de deneyeceğim…
Bakarsınız çalacağım maya tutar!

26 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
26/07/2014 09:43

                     CHP'ye...

A+
A-

Hükümetin kamuoyuna açılan ıslak penceresi Bülent Arınç diyor ki,
“Hizmet hareketi için fedakârlıklar yaptık.”
“Yurtlarına, okullarına arsalar tahsis edip destekledik, olimpiyat düzenlemelerine
yardımcı olduk, kısaca devletin her türlü imkânını seferber ettik.”

NTV’nin gülü Oğuz Tayyipsever’in konuğuydu…
Cımbızla toplanmış sinir dokusuyla lokum gibi soruları tek tek cevapladı…
Cemaatle flörtlerini, evliliklerini, balaylarını, çoluk çocuğa karışmalarını…
Ne zaman ki 17 Aralık patladı, öküz öldü ortaklık bitti!
Gerisi de bilinen hikâye…

Ben de diyorum ki, “sevgili CHP, neredesin?”
Bakıyorum; anında taraf oldular, hatta AKP’nin boşalttığı koltuğa oturdular…
Şaşırdım kaldım, cemaatle evlenmeye ne kadar da teşneymişler!
Ayrıca bu acele niye?
Biliyorum, çiçeği burnunda genel sekreteriniz Gürsel Tekin’in evvel ezel
Hoca efendiyle muhabbeti sıkıdır…
Ve dostluk çorbasında tuzu bulunan epeyce milletvekiliniz vardır…
Yine de ağırına gidiyor insanın…
Bu da mı başımıza gelecekti?

Kusura bakmayım ama son çıkışlarınızla resmen cemaatçi hüviyete büründünüz…
Anlıyorum, Ekmelettin İhsanoğlu bir çaresizliğin ürünüydü…
Ki sabah akşam telefonuma mesaj yağıyor…
Sağ olsunlar, adayımız dini vecibeleri hatırlatmaktan geri durmuyor…
Sayesinde mesafeli durduğumuz muhafazakârlığa bir adım daha yaklaşır olduk!
Olsun; değişim değişim, ilerleme ilerlemedir…
Yeter ki hareket olsun!

Fakat gönül isterdi ki fırsat bu fırsat, cemaatin ipliğini pazarlayın…
Emin olun yakışırdı CHP’ye, M. Kemal’in kutsal emaneti partiye…
Topyekûn çıkacaktınız ortaya…
Yaradana sığınıp çakacaktınız Pensilvanya’ya…
Cepheden saldıracaktınız yandaşlarına, ortaklarına!

Merak etmeyin, oy moy kaybetmezdiniz…
Zaten ne oyunuz var ki?
Deyin ki yüzde 25…
Onun da hakkını veremeyip cemaatçilik, tarikatçılık uğruna heder ettiniz…
Kusura bakmayın ama…
Sizden her numara olur, sosyal demokrat olmaz…
Son kararımdır…
Oyum Ekmel’e, gönlüm özgürlüğe…

Yalnız giderayak bir ricam olacak…
İki de bir meydanlara çıkıp…
Sivas, Madımak falan demeyiniz…
Yolunuz ateştir, cehennemdir…
Barışın, güzelliğin, iyiliğin karanlık düşünceden çıktığı görülmemiştir!

25 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
25/07/2014 08:36

            İntikam zamanı!

A+
A-
Son operasyondan sonra Paralelci mi olalım Tayyipci mi?
Kafam karışık…
Özünde al birini vur öbürüne diyorum ama…
Aması var işte!
Orta da öylesine mahkeme kararlar var ki, alt alta yan yana toplayın;
ortaya binlerce yıllık mahkûmiyetler çıkıyor…
Üstelik mahpus damlarında hakkın rahmetine kavuşanlar da işin trajedisi!
Yalnız inandığım bir gerçek…
O da ülkemizde hukuk sistemi uzun süre önce çökmüştür…
Hatta benzer bir örneği yeryüzünde yoktur…
İddia ediyorum, varsa aksini düşünen; Kuzey Kore, Rusya, Arap diyarları hariç
lütfen olumlu bir modelle ispatlasın!
Evet, bu nasıl gidişattır?
Adalet mekanizması tam orta yerinden ikiye bölünmüştür.
Bir parça Pensilvanya’nın hizmetinde, diğeri iktidarın…
Sonuç itibariyle her ikisi de dibine kadar siyasete bulaşmıştır.
Dayanılacak gibi değil…
Sabah-Star-Yeni Şafak ayrı hava, bir milyonla tiraj şampiyonu Zaman
bambaşka bir hava…
Evrensel değerler yerlerde sürünüyor…
Kör tuttuğunu belliyor…
Ve adı: Bağımsız Hukuk oluyor…
Soruyoruz necip halkımıza: “Ne iş?”, cevap: “Tısss!”
Yanarım yanarım; suçsuz yere yatan insanlara yanarım…
Hele hele de hemşerim, canım teğmenim Mehmet Ali yok mu?
Ona da ayrıca yanarım!
Çünkü daha yirmi yaşında, yeni mezun, askerî helikopter pilotu…
Hizbullah’a ait dokümanları montajlamışlar telefonuna…
Bakar mısınız kumpasa…
Polisler, savcılar, hakimler, soruşturmalar mahkemeler…
Ne üniforma kaldı ne rütbe…
Ver elini hapishane…
Sonra da PARDON!
Canım ülkem; operasyonlar, dinlemeler, gözaltılar, deliller, yargı süreçleri vesaire…
Hepsi birer ibretlik malzeme…
Bir de 17 Aralık ile 25 Aralık var ki…
Yolsuzluğun, rüşvetin zirvesi olarak âdeta tüy dikmiştir hukuk sistemine!
Dört bakan, bir başkan, işadamları ve de Sarraf derken…
Yine PARDON…
Sanırsınız memleket hırsızlar cennetine göç eder hâlde!
Evet, bu ülkede tarafsız polis, savcı, hakim bulmak neredeyse imkânsız hâle geldi…
Belki nadide bir iki parça kıyıda köşede saklanmıştır…
O da namuslu, masum suçlulara denk gelir mi bilmem…
Lâkin “adalet” görkemli saraylara terfi etse bile…
Resmen ve alenen vicdanlarda çökmüştür!
Tahterevalliye dönmüştür makamlar, kurullar…
Temel prensip bugün sana yarın bana, kısaca gücü gücü yetene…
Pensilvanyalının borusu şimdilik susturulmuştur…
Artık tek lider tek kanun vardır…
Adres Sultan, iki dudağının arasıdır…
Yarın ülkenin mutlak başkanıdır…
Ve adı soyadı er doğandır!
Ve vakit intikam zamanıdır!

24 Temmuz 2014

Macit CÜNÜNOĞLU
24/07/2014 15:29

                Rahmiye Abla!

A+
A-

“Duydunuz mu ablalar?”
“Tamam mı abiler?”…
Erdoğan Adanalılara sesleniyor…
Halk coşkulu, fıkır fıkır…
Liderlerinin yönelttiği her soru karşılık buluyor…
Böyle başa böyle tarak…
Hoş geldin büyük Usta, Çankaya feda olsun sana!

Zaman zaman sosyal medyada 30’lu, 40’lı yılların fotoğrafları yer alıyor…
Kravatlı fötr şapkalı beyler, saçı başı açık hanımefendiler…
“Neydi ne olduk” dercesine bugünlere gönderme yapılıyor…
Bir nevi eski Türkiye özlemi, gıpta ile bakılan hayatlar.

Lâkin böyle bir dünya yok, ne dün ne bugün…
Milattan önceki Beyaz Türk markalı şirinlikler bizleri yanıltmasın…
Ulusal bayramları sevinçle kutlayıp Cumhuriyet balolarına katılan…
Emin olun bir avuç azınlıklar, deyin ki okyanusta damla.
Çünkü nüfusun yüzde sekseni köyde, dağda, kırda, bayırda…
Düşünsenize ülke elektriksiz, beş numaralı lamba lüks…
Gaz ocağının adı var kendi yok…
Elde sacayağı, üzerinde kömür karası tencere…
Bir lokma bir hırka yaşandığı devirler…
Çırpınıyor yöneticiler, modernleşecek memleket…
Okullar açılıyor, üniversiteler kuruluyor, radyolarda Sebastian Bach çalıyor…
Sonuç: “Nasılsınız ablalar, abiler?”

İşte Recep Tayyip Erdoğan böyle bir toplumun ürünü…
Eğitimsiz, köylü kafalar, kentlerin etrafına doluşmuş kapitalizmin nimetlerinden
yararlanan yoksullar ordusu…
Beş altı yaşındaki kız çocuklarının başlarını örtüp kuran kurslarına göndermeyi
marifet sayan feodalizm artığı afyonlanmış insanlar topluluğu…
Can kulağıyla dinliyorlar sultanlarını…
“Beraber yürüdük biz bu yollarda…”  eşliğinde!

Son çılgın proje, kutsal icraatlar serisinden…
İlkokullarda mescit açılacakmış, yakışır millî eğitime…
Hem de öyle bir yakışır ki, Hamas’ın, IŞİD’in, İhvan’nın tohumları yüreğimize serpilir…
İllâki Araplaşacak nesiller, kılavuz din iman…
Baş önder Recep Tayyip Erdoğan!

Evet, yirmi birinci yüzyılda ilerliyoruz gündüz gece…
Alt üstü bir cumhurbaşkanı seçeceğiz…
Yıkılıyor ortalık, başta televizyonlar meydanlar curcuna…
Devlete sızmış Paralelci Truva atları inlerinde yakalanmış…
Eller arkadan kelepçeli, “İnsan hakları, özgürlük” diye haykırıyor!
Bense dayanmışım arkama…
Elimde tespih, bardağımda demli çay…
Ulusal pavyonumuz Flaş Tv’den Ankaralı Turgut dinliyorum…
Misket havaları formunda “Rahmiye Abla”yı söylüyor…
Allaaşkına siz de dinleyin, n’olur…
Bir güzel oynuyor hanım kızımız…
Her derde deva!

Not:
Çağırın YouTube’ı, yazın adını; Rahmiye Abla karşınızda…
Hayırlı seyirler, bu kıyağımı da sakın unutmayın!

22 Temmuz 2014

İnsanlık ölmedi!

Macit CÜNÜNOĞLU
22/07/2014 09:21

         


A+
A-

Ali Topuz’la karşılaştım, Ada dönüşü.
Az sayıda yolcuyla beraber iskelede bekliyoruz, tesadüf bu ya,
Bostancı vapuru rötar yaptı, fırsat bu fırsat politikanın duayenine
kendimi tanıttım ve başladık “n’olacak CHP’nin hâlleri?” muhabbetine.
Peşinen belirteyim; umutlu…
Ekmelettin Bey’in ilk tur da RTE’yi sollayacağına inanıyor…
Ve özellikle AKP tabanından oy patlaması bekliyor.
İşin doğrusu ya söyledikleri enteresan geldi…
Yine de can kulağıyla dinledim, ne de olsa karşımda 1932 doğumlu
tarihsel bir efsane duruyordu.

Rahmetli İsmet İnönü’nün CHP’ye Genel Başkan olduğu süreçte
İstanbul il başkanı, 12 Mart sonrası yapılan ilk seçimlerde milletvekili,
bakanlıklar ve yakın zamana kadar uzanan aktif siyaset…
Öylesine ki, tanışıp sohbet imkânı bulduğum süre sonrası CHP il binasına gidiyordu…
Gündem tahmin edeceğiniz üzere cumhurbaşkanlığı seçimleri.
Tabii bu tür karşılaşmalar insanı ister istemez yıllar öncesine götürüyor…
Yetmişli yıllara, CHP’nin yüzde kırk ikiyi gördüğü devirlere…
Çevikçelere, Baykallara, Birgitlere ve daha kimler kimler…

Ali Topuz Ecevit’in lider, Orhan Eyüpoğlu’nun ikinci adam olduğu süreçte
parti içinde kilit mevkilerde bulunuyordu…
Bir nevi kurmay kadronun üçüncü adamı, örgütçü kişiliğiyle CHP’nin
yarınlara taşınmasında önemli roller üstleniyordu…
Sağ sosyal demokrat olarak ün yapmıştı, solcu da Ertuğrul Günay’dı!
Nereden nereye, yol arkadaşım seksen iki yaşındaki delikanlı…
Ve CHP için, muhalefet için çabalıyor…
Hani birazcık utanmadım dersem yalan olur…
Parti binalarına uğramak bir yana, önünden geçmeyeli asırlar olmuş!

Elbette değişen dünya koşullarını, interneti, günlük siyaseti…
Ve bu arada yaz kış yaşadığı Büyükada’nın sorunlarını konuştuk.
İş gelip dayandı eldeki insan malzemesine…
Siyasete samimi ilgi duyan, elde kalan bir avuç değerin görüş ve
düşüncelerine itibar eden genç kadrolara…
Durum fazla iç açıcı olmasa da yine de “umut hep var” söylemine
sığınmaktan başka çare olmadığını gördük!

Özetle Ali Topuz yılların tecrübesine dayanarak diyor ki,
“Bu halk hırsızlığı, yolsuzluğu bu kadar ayyuka çıkan birini onaylamaz.”
Kem küm ediyorum, içimden “inşallah” diyorum…
Fakat rahatsızım, gelinen nokta da sıkıntılıyım…
Adam resmen antisemitizm üzerinden Hamasçılık, IŞİDçilik, İhvancılık
yapıyor, kırk dokuz esirimiz Irak topraklarında günlerdir kuzu kuzu yatıyor…
Meydanlarda topladığı kitleler haykırıyor:
“Türkiye seninle gurur duyuyor!”

Evet, bir yanlışlık var veya gördüklerim hayâl…
Anketçiler RTE uzak ara önde…
Ali Topuz Ekmel için birinci tur garanti diyor…
Şaşkınım, çaresizim...
Gönlüm en azından kibir budalasının burnunun sürtülmesinden yana…
Bekleyelim görelim.

Gemi Bostancı’ya geldi…
Vedalaştık kıdemli siyasetçiyle…
Ardı sıra baktım, benden dik yürüyordu…
Bir kez daha umutlandım, “insanlık ölmedi, yaşıyor” diye.

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...