Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
05 Eylül 2012
04 Eylül 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
02 Eylül 2012
Sonbaharda Nihavent!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Tankut Öktem
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
31 Ağustos 2012
Ölen Ruhlar!
Söze “Nerde
o eski bayramlar?” diye başlamayacağım…Lâkin bu kadar da ruhsuzluk olur mu?
Sanırım mevzuu anlaşılmıştır, 30 Ağustos’tan söz ediyorum.
Malûmunuz; devleti âlimiz millî bayramlardan elini eteğini çekti.
Şaşırmadık, fıtratlarına layık, yakışır!
Peki, CHP’li-sosyal demokrat geçinen belediyelere ne oluyor?
Onlarda mı uydular kervana veya sisteme entegre mi oldular?
Yoksa bilemediğimiz yasaklar mı var?
Olur ya, bu iktidarın sağı solu belli olmaz…
Yollamıştır bir KHK (Kanun Hükmünde Kararname), lâğvetmiştir gösterileri.
Eğer öyleyse çok yazık, bu da mı millî iradenin tecellisi?
Hâlbuki Selamiciğim (Kadıköy Belediye Başkanı- Özellikle avukatlığını yazmadım)
iki de bir döşenir billboardlara; “Kadıköy’de yaşamak ayrıcalıktır”.
Sevsinler, canım ülkemin dört bir tarafı kaka, bir Kadıköy kurtarılmış bölge.
Bir de afişlerde sanatçıları konuşturmaz mı?
Halûk Bilginer’den Hakan Aksev’e daha nicelerini…
Neymiş efendim, nefes alıyorlarmış(!)
Sanırsınız yeryüzünde tek oksijenli bölge, bizim yaka!
İşte bu hevesle 30 Ağustos gecesi Özgürlük Parkı’na gittim…
Amacım sessizce kalabalığa karışıp bayram aktivitelerini izlemek.
Umut bu ya, kesin bir şenlik/şölen vardır dedim!
Hayâl etmez olsaydım, parkta in cin top oynuyor…
Açık hava tiyatrosunun ışıkları yanıyor, içi bomboş…
Çay bahçesinde üç beş vatandaş, maç seyrediyor!
İçimi derin bir hüzün kapladı…
Sitem de yollamadım Allah’a…
Okkalı bir küfür savurdum solcu müsveddesi belediye erkânına!
Çünkü işleri güçleri yaklaşan seçimler…
Kırk bin tilki dolaşıyor kafalarında.
Dört dönemdir başkanlık yapıyor Selami, toplam yirmi yıl eder…
Gözü hâlâ beşincisinde!
Bu ne hırs bu ne ihtiras arkadaş, gözünüz doymaz mı sizin koltuğa, makama?
Yaptınız yapacağınızı, kazandıklarınız yedi ceddinize yeter…
Çekilin ikbâl ile, birazcık da başkaları nasiplensin.... Değil mi ya?
Nasıl olsa uğruna mücadele edilecek ne ideoloji kaldı ne ideal…
Sosyal demokrasinin ilkeleri yıllar önce mutasyona uğrayıp sentetik
yapıya büründü, plastikleşti…
Emekçi, fakir, fukara AKP’nin şefkâtli kollarına teslim…
Geriye kaldı; Ulusalcı, Atatürkçü, Kemalist motifli Beyaz Türkler…
Onlar da çantada keklik…
Suyundan da koy, yaşasın tatlı hayat, yaşasın yüzde 20’lik siyaset!
Canım sıkılıyor canım…
Derdim bayram değil, davul-zurna-hamaset hiç değil…
Kurtuluş savaşının ruhu öldü…
Kaleler yıkılıyor tek tek…
Çoğalıyor cenaze törenleri…
Bugün 30 Ağustos, yarın 29 Ekim…
Ne CHP farkında ne seçmen!
Soruyor imam: “Nasıl bilirdiniz?”…
Ulusça haykırıyoruz; “İyi bilirdik, elden ne gelir, takdir-î ilâhi”
Evet, bir avucuz, belki daha az…
Kan ağlıyor yürekler…
Derdimiz vatan, kaliteli yaşam…
Reva mıdır çektiklerimiz, kahrolsun halkını süründürenler...
Yaşasın onurlu insan!
.
30 Ağustos 2012
Mozart'ı keşfetmek...
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
29 Ağustos 2012
Riyakâr dostluklar!
.
| Heykel: Tankut Öktem Arnavutköy |
İşgâl altında memleket
Paramparça.
Ah “Ana”lar…
Tarih boyunca ağlar.
Batı’nın şımarık çocuğu
Verdiler gazı
Tarih: 15 Mayıs 1919
Kirlendi İzmir…
Komşunun ayak izleri!
Yakıştı mı kardeşim…
Egelim, canım…
Değer mi…
Emperyalist köpekliğe?
Yıllar geçti…
Büyük lâf söyledik…
21.Yüzyıl
Yine efendiler…
Buyurdular; “düşmanı ez”…
Aynen "Komşi"nin başına gelenler!
Ezdik Kaddafi’yi…
Peşinden Mübârek...
Sırada Esad...
Hoş geldin riyakâr dostluklar!
Çok eleştirdik Yunan’ı…
Tarih kitaplarımız baştan aşağı…
Komşu düşmanlığıyla dolu!
Ya şimdi;
Biliyorum hikâye... “Yurtta barış cihanda barış”…
Tarih oldu M.Kemal…
Sürüyor saltanat; “Bir koy üç al”...
Devir madrabazların, üçkâğıtçıların dünyası!
Ne acıdır ki iktidar da onlar; rezil, yalancı, hain!
Geçmiş olsun Türkiye…
Bugün “30 Ağustos”… “Büyük Zafer”…
"Bekleriz bi daha"
Dersem...
İnanır mısınız?
.
Verdiler gazı
Tarih: 15 Mayıs 1919
Kirlendi İzmir…
Komşunun ayak izleri!
Yakıştı mı kardeşim…
Egelim, canım…
Değer mi…
Emperyalist köpekliğe?
Yıllar geçti…
Büyük lâf söyledik…
21.Yüzyıl
Yine efendiler…
Buyurdular; “düşmanı ez”…
Aynen "Komşi"nin başına gelenler!
Ezdik Kaddafi’yi…
Peşinden Mübârek...
Sırada Esad...
Hoş geldin riyakâr dostluklar!
Çok eleştirdik Yunan’ı…
Tarih kitaplarımız baştan aşağı…
Komşu düşmanlığıyla dolu!
Ya şimdi;
Biliyorum hikâye... “Yurtta barış cihanda barış”…
Tarih oldu M.Kemal…
Sürüyor saltanat; “Bir koy üç al”...
Devir madrabazların, üçkâğıtçıların dünyası!
Ne acıdır ki iktidar da onlar; rezil, yalancı, hain!
Geçmiş olsun Türkiye…
Bugün “30 Ağustos”… “Büyük Zafer”…
"Bekleriz bi daha"
Dersem...
İnanır mısınız?
.
28 Ağustos 2012
Vincent van Gogh
Boşlukta yankılanan silah sesi…Sol memenin altından girmiş kurşun.
Yaralı Van Gogh, kan içinde gömleği.
Hiçbir şey olmamış gibi dönüyor oteline, sessizce.
İki gün sonra kardeşi Theo’nun kollarında geliyor ölüm…
Çılgın yürek durmuştur artık, tarih: 29 Temmuz 1890.
Vincent kadar çok konuşulan, insanlığın ilgi odağı olmuş
başka ressam var mıdır?
Hiç sanmam, o sıra dışı, tek, kutup yıldızı.
Cézanne resimlerine bakıp: “Bunlar deli saçması” diyor.
Farkında olmadan gerçeği söylüyor.
Çünkü Van Gogh dâhiliğinin yanı sıra deliydi; şizofren, saralı, manik depresif.
Aylarca tımarhanede yatmıştı.
Ressam dostu Gauguin ile girdiği bir tartışma sonucu kulağını kesip
fahişe arkadaşına göndermişti, uçlarda yaşamak alışkanlığıydı.
Hayata dindar başladı, babası gibi papaz olmak istiyordu…
Beceremedi, misyoner oldu.
Dâima yoksulları emekçileri sevdi…
Maden işçileri, tarlada çalışanlar yoldaşıydı.
Ancak tanrı o’na göre değildi, bir türlü barışamadı…
Nihayetinde dinsizliği seçti.
Ve ışığa, renge, resme tapan insanın kısa hayat serüveni…
Yüzlerce tablo, başyapıt, hiçbiri karşılık bulmayan…
Ne kadar acı, kardeş yardımıyla yaşamak!
Halbuki adı Vincent, zafer demek…
Kendinden önce doğan ölü kardeşin adı!
Kolay mı böylesi ağır yükle yaşamak?
Fakat tek bir tutkusu vardı; resim yapmak, kimseyi taklit etmeden…
Derdi Van Gogh’u yaratmaktı.
Elinde fırçası, otuz yedi yıllık macerasında…
Tuvali, boyaları, kalemleri…
Âdeta dans ettiriyor renkleri, tuşları imzası.
Bilhassa sarı, kırmızıyla yeşilin isyanı…
Kan damlayan yüreği paramparça, fırtınalardan süzülüp geliyor beyni…
Gökyüzünden, güneşten, yıldızlardan yola çıkmış…
Gecenin karanlığında ışık arayan insan…
Yalnız, aç ve sefil, başkalarının gözünde değersiz ürettikleri…
Bir tek kardeş, Theo’yla süren dostluk dayanışma gerçek.
Hazin, eserleri insanlık var olduğu sürece yaşayacak olan ressamın hâli.
19. Yüzyıl deyince nedense aklıma Van Gogh gelir…
Onca bilimsel devrime, edebiyata, felsefi akımın doğup gelişmesine rağmen…
Sanatın doruklarıdır, yirminci yüzyılı hatta çağımızı besleyecek olan.
Picasso süzülüp çıkar karşımıza, faşizme direnen…
Bizden Nazım, Şili’den Neruda, kuzeyden Mayakovski, Gorki daha niceleri.
Fakat Vincent bambaşka…
O deli o deha, yarattığı eserleriyle gönüllerimizi ruhlarımızı fetheden…
Ölümünden sonra her bir tablosuyla yüzlerce zafere imza atan…
Eşsiz varlık…
Biricik, insanlığın yüz akı.
Kavruk yaşadı, savruldu, şikâyet etmedi…
O’nun için hayat resimdi, renkti, ışıktı…
O insanın özüydü…
Düşünen, üreten, yüksek ahlâkla donanmış beyniyle yalnızlığı seçen…
Belki Kafka, belki Tanrı!
Kimbilir?
Adı: Vincent, zaferin ta kendisi, ruhlar âleminin gerçek temsilcisi…
Yıldızlı gecelerin en parlak ışığı…
İyi ki doğdun, yaşadın, sana bakıyorum her zaman…
Resimlerinde sen varsın…
Sevgili Van Gogh, çok yaşa, seninle olmak...
Güzelden de öte, sonsuzluğa yolculuk!
Macit Cününoğlu
27 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
YILDÖNÜMÜVatan hainiydi Nazım
Tarih:1951
Nazım halk, memleket, onur.
Yurtsever
Vatan haini!
Kore’de askerimiz…
1950
ABD’yle aynı safta
Ödülü NATO
Bugün 26 Ağustos…
Doksanıncı yıl.
Hatay da CHP
Özgürlük ordusunun kampında
YASAK!
İktidar da ırkçı dinciler
Tahammül zor
Satılan vatan değil, ruh.
Vatan haini Nazım
Öleli kırk dokuz yıl
Halkımız aç sefil
Kimin umurunda kim farkında?
ABD’yle aynı safta
Ödülü NATO
Bugün 26 Ağustos…
Doksanıncı yıl.
Hatay da CHP
Özgürlük ordusunun kampında
YASAK!
İktidar da ırkçı dinciler
Tahammül zor
Satılan vatan değil, ruh.
Vatan haini Nazım
Öleli kırk dokuz yıl
Halkımız aç sefil
Kimin umurunda kim farkında?
26 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
25 Ağustos 2012
Martıların kanatlarında...
Kanat çırpmak, denizle aşk yaşamak.
Özledim seni İstanbul
Mağrurluğunu, yıpranmayan asaletini.
Sendin bizi baştan çıkaran…
Öğretmenimiz, laboratuarımız, bahçemiz, ormanımızdın.
Özgürlüğü senden öğrendik, sevdayı da.
Üniversitelerinde okuduk, fabrikalarında çalıştık…
Ya mahpushanelerin; dostluğun dayanışmanın en yücesiyle tanışdık.
Selâm olsun o yıllara, bu günlerde o kadar uzak, o kadar uzak ki.
Cami avlularında, mezarlıklarında dolaşıyoruz artık
İlerledi yaşlar, tek tek göç ediyor yoldaşlar.
Anılar yüreğimizde, vedalaşıyoruz hüzünle
Gözyaşlarımız akıyor sessizce.
Özledim
seni İstanbul
Tapınaklarını bedestenlerini köprü altı meyhanelerini
Cahide’yle rakı içmiştim Beyoğlu’nda.
Sonku’luktan istifa etmiş arka sokaklara sığınmıştı.
Beden yorgun, saçlar ak, hatıralar zengin.
Daha kimler kimler…
Fakat bugünlerde en çok şadırvan başında musallanın yanındayım.
Birazdan çıkacağım evden, istikâmet hünkârımızın mabedi.
Ataşehir’de, adı: Mimar Sinan
Buluşacağız Sosyalist Metin’le
Son görev, sonsuzluğa bulutlara uğurlayacağız…
Emeğin sesi onurun timsâli
Daha nicelerini yolcu ettiğimiz gibi.
Özledim seni İstanbul
Yorgunluğunu yaşlılığını hüznünü
Kendimi özlediğim kadar.
Kavuşmak umuduyla
Bekle geliyorum, aç kollarını
Her zamanki sıcaklığınla dostluğunla sar beni, al içine
Kaybet derinliklerinde
Fatiha dua da istemem
Yeter ki nemli gözlerimi kurula.
Canım İstanbul
Sığınacağım tek liman
Merhametini sevgini benden esirgeme.
Tapınaklarını bedestenlerini köprü altı meyhanelerini
Cahide’yle rakı içmiştim Beyoğlu’nda.
Sonku’luktan istifa etmiş arka sokaklara sığınmıştı.
Beden yorgun, saçlar ak, hatıralar zengin.
Daha kimler kimler…
Fakat bugünlerde en çok şadırvan başında musallanın yanındayım.
Birazdan çıkacağım evden, istikâmet hünkârımızın mabedi.
Ataşehir’de, adı: Mimar Sinan
Buluşacağız Sosyalist Metin’le
Son görev, sonsuzluğa bulutlara uğurlayacağız…
Emeğin sesi onurun timsâli
Daha nicelerini yolcu ettiğimiz gibi.
Özledim seni İstanbul
Yorgunluğunu yaşlılığını hüznünü
Kendimi özlediğim kadar.
Kavuşmak umuduyla
Bekle geliyorum, aç kollarını
Her zamanki sıcaklığınla dostluğunla sar beni, al içine
Kaybet derinliklerinde
Fatiha dua da istemem
Yeter ki nemli gözlerimi kurula.
Canım İstanbul
Sığınacağım tek liman
Merhametini sevgini benden esirgeme.
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
24 Ağustos 2012
Metin Kurt
Futbol emekçisiydi “Sol açık”…
İşini iyi yapan.
Davası insancıldı…
Düşüncesi soldan.
Galatasaraylıydı…
Henüz keşfedilmemişti Pensilvanyalı…
Ahlâklar düzgün, ruhlar amatör, renkler üstün.
Işıktı güneşti Metin…
Duruşu sağlam, idealleri yüce.
İlk kez ofsayta düştü kalbi...
Dayanamadı rezil dünyaya…
Güle güle onurlu İNSAN.
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
23 Ağustos 2012
Hüzünlü ziyaret!
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
21 Ağustos 2012
Ağustos sıcağında...
.
1939 Ağustos’undan durduk yere söz etmek ne kadar anlamlı?
Ancak fi tarihinden Sümerlerden bahsetmiyoruz, şunun şurasında 73 yıllık hikâye!
Aşağılık Hitler’in iktidarı sağlamlaşmış…
Leblebi çekirdek niyetine Avusturya, Çekoslovakya’yı yutmuş…
Gözünü dikmiş Polonya’ya!
Lâkin bahane lâzım, niyet kötü…
Aynen kurtla kuzu misâli.
Açıyor tezgâhı, proje Himmler’in…
Sınır boyu; Naziler Polonyalı asker kılığında…
SS soyundan, basıyorlar ülkesinin gümrük binasını peşinden radyo istasyonunu…
Dokuz ölü, figüranlar toplama kampından, zehirlenmiş Yahudiler!
“Almanlar katledildi” yalanıyla rezilce cesetler sergileniyor Dünya’da…
Coşuyor Hitler, aşağılanıyor günâhsız komşu.
Şartlar olgunlaşmış…
Çalınıyor savaş tamtamları.
Ordular ilk hedefiniz Polonya…
Tarih:1 Eylül 1939
Başlıyor insanlığın gördüğü en kanlı savaş.
Ve geride kalan: 50 milyon ölü, milyonlarca sakat!
O nedenledir ki 365 gün içerisinde “1 Mayıs” ile “1 Eylül”ü çok severim…
İkisi de bayramdır, birincisi emeğin ikincisi barışın.
Emekle barış ne çok yakışır…
Havadır, sudur, ekmektir, insanlıktır, onurdur.
Antep’i düşünüyorum şimdi…
Yanarak, parçalanarak toprağa düşen dokuz can…
Uluslararası kanlı senaryoların bir parçası mı?
Cami duvarına işemeyeceğine göre Esad…
Meselâ “özgürlük” müptelâsı gûruhların marifeti mi?
Neden olmasın, ortam müsait, “hava kurşun gibi ağır…”
Mezarlıklar doymuyor taze bedenlere!
Ayrıca kan üzerinden beslenen o kadar çok sırtlan var ki…
Türkiye-Suriye sınırında bombalar patlarsa kalleşce…
Sloganlarımız hazır; “En büyük Türkiye, yaşasın Padişah”…
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Feda olsun üç-beş Memed”.
İddia ediyorum, kötü yönetiliyor Türkiye…
Hem de kısa tarihimizin göremeyeceği kadar.
Öyle bir coğrafyadayız ki, düştük belâya, dalaşmadığımız komşu kalmadı.
Körebe oynuyoruz gözümüz bağlı…
Sağımız solumuz düşman, dokunduğumuz Esad, yıkılsın karşımızdan!
Sizi bilmem ama benim tahammülüm kalmadı…
Rahmetli Menderes bile bunlar kadar Amerikalı olmadı…
Zaten o yüzden ipi boyladı…
Kurtuluşu aramıştı son zaman…
Yollara düşüp soluğu almıştı Moskova’da…
Noktayı koydu 27 Mayıs, ölüm fermanın altında Beyaz Saray’ın imzası vardı!
Evet, karanlık bir iklim…
Başta Hitler’i, alçakça oyunlarını yazdım…
21. Yüzyıldayız…
“Tarihin tekerrürü” aptallar…
Dünü sorgulamayan anlamayanlar için.
Yitirdiğimiz dokuz can’dan ders almıyorsak…
Daha çok gider; 9 değil 99, dokuz yüz doksan dokuz can…
Ankara efendilerine saygısızca arz olunur!
“Bitsin bu travmalar, barış gelsin topraklarımıza” dersek…
Sesimizi duyan var mıdır?
Macit CÜNÜNOĞLU
1939 Ağustos’undan durduk yere söz etmek ne kadar anlamlı?
Ancak fi tarihinden Sümerlerden bahsetmiyoruz, şunun şurasında 73 yıllık hikâye!
Aşağılık Hitler’in iktidarı sağlamlaşmış…
Leblebi çekirdek niyetine Avusturya, Çekoslovakya’yı yutmuş…
Gözünü dikmiş Polonya’ya!
Lâkin bahane lâzım, niyet kötü…
Aynen kurtla kuzu misâli.
Açıyor tezgâhı, proje Himmler’in…
Sınır boyu; Naziler Polonyalı asker kılığında…
SS soyundan, basıyorlar ülkesinin gümrük binasını peşinden radyo istasyonunu…
Dokuz ölü, figüranlar toplama kampından, zehirlenmiş Yahudiler!
“Almanlar katledildi” yalanıyla rezilce cesetler sergileniyor Dünya’da…
Coşuyor Hitler, aşağılanıyor günâhsız komşu.
Şartlar olgunlaşmış…
Çalınıyor savaş tamtamları.
Ordular ilk hedefiniz Polonya…
Tarih:1 Eylül 1939
Başlıyor insanlığın gördüğü en kanlı savaş.
Ve geride kalan: 50 milyon ölü, milyonlarca sakat!
O nedenledir ki 365 gün içerisinde “1 Mayıs” ile “1 Eylül”ü çok severim…
İkisi de bayramdır, birincisi emeğin ikincisi barışın.
Emekle barış ne çok yakışır…
Havadır, sudur, ekmektir, insanlıktır, onurdur.
Antep’i düşünüyorum şimdi…
Yanarak, parçalanarak toprağa düşen dokuz can…
Uluslararası kanlı senaryoların bir parçası mı?
Cami duvarına işemeyeceğine göre Esad…
Meselâ “özgürlük” müptelâsı gûruhların marifeti mi?
Neden olmasın, ortam müsait, “hava kurşun gibi ağır…”
Mezarlıklar doymuyor taze bedenlere!
Ayrıca kan üzerinden beslenen o kadar çok sırtlan var ki…
Türkiye-Suriye sınırında bombalar patlarsa kalleşce…
Sloganlarımız hazır; “En büyük Türkiye, yaşasın Padişah”…
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Feda olsun üç-beş Memed”.
Hem de kısa tarihimizin göremeyeceği kadar.
Öyle bir coğrafyadayız ki, düştük belâya, dalaşmadığımız komşu kalmadı.
Körebe oynuyoruz gözümüz bağlı…
Sağımız solumuz düşman, dokunduğumuz Esad, yıkılsın karşımızdan!
Sizi bilmem ama benim tahammülüm kalmadı…
Rahmetli Menderes bile bunlar kadar Amerikalı olmadı…
Zaten o yüzden ipi boyladı…
Kurtuluşu aramıştı son zaman…
Yollara düşüp soluğu almıştı Moskova’da…
Noktayı koydu 27 Mayıs, ölüm fermanın altında Beyaz Saray’ın imzası vardı!
Evet, karanlık bir iklim…
Başta Hitler’i, alçakça oyunlarını yazdım…
21. Yüzyıldayız…
“Tarihin tekerrürü” aptallar…
Dünü sorgulamayan anlamayanlar için.
Yitirdiğimiz dokuz can’dan ders almıyorsak…
Daha çok gider; 9 değil 99, dokuz yüz doksan dokuz can…
Ankara efendilerine saygısızca arz olunur!
“Bitsin bu travmalar, barış gelsin topraklarımıza” dersek…
Sesimizi duyan var mıdır?
Macit CÜNÜNOĞLU
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...

