23 Kasım 2017

3 idiots

Dosya:3 idiots poster.jpg













Aamir Khan
'ın birikimine, yeteneğine, özellikle de
oyunculuğuna olan hayranlığımı dünkü yazımda ifade etmiştim.
Merak bu ya; kimdir bu genç adam deyip filmlerinden birini
daha izledim.
Adı: 3 İdiots...
Yine eğitim sistemine getirilen eleştiri.
Bu kez mevzu üniversite ortamında geçiyor.
Müthiş...
Derin düşüncelere daldım.
Öncelikle bu tür filmler bizim ülkemizde neden çekilmez...
Çok mu başarılıyız?
Veya benzeri sorunları yaşamıyor muyuz?
Hiç sanmam!
Kılavuzumuz belli, badem bıyıklının peşine düştük...
İstikâmet Kâbe, metod dogmatizm!

Oysa Hindistan sineması Hollywood'la yarışırcasına
olağanüstü filmlere imza atıyor.
Bence çoğu Oskarlık.
Aksiyon yok, saçmalık yok...
Sadece hayatın gerçekleri var.
Hem de eğitim üzerine.

İnanın Millî Eğitim Bakanı olsam genelgeyle bu tür filmlerin
izlenmesini tüm öğretmenlere zorunlu hâle getirirdim...
Ki insanlığın değeri anlaşılsın.
Ancak dertleri başka, İmam Hatip kültüründen medet umuyorlar...
Daha doğrusu "biat" ekolüne asker yetiştiriyorlar.
Başarılılar da...
Cami, Kur'ân kursu, tarikat cemaat derken oylar yüzde 50...
Ve 2023'e kadar da iktidar...
Sonrası meçhul.

Oysa ülkesini seven vatandaş Hrant'ın güvercinlerine dönüştü...
Kanatları kırık, yürekleri tedirgin.
Khan'ın yerdeki yıldızları gibiyiz...
Ürkek ve umutsuz.
Kan akıyor sevdamızdan...
Gözyaşlarımız sel...
Sonsuzluk yetişiyor imdadımıza...
Yarınlara umudumuzu yitirsek de!

Macit CÜNÜNOĞLU

Yerdeki Yıldızlar















Orijinal adı: 
Taare Zameen Par, 2007 yapımı...

Yönetmeni: Aamir Khan...
Başrolleri Darsheel Safary ile yönetmenimiz paylaşıyor.
Film dilimize Yerdeki Yıldızlar olarak çevrilmiş.
Dün gece Tele Dünya'nın sinema kanallarının birinde izledim.
Aslında filmi kızım Sıla şiddetle tavsiye etmişti...
Bizde uyduk, aldık mendilimizi ekran karşısına oturduk.
Müthiş bir eser, ayrıca son yıllarda izlediğim en etkili film.
Veliye, öğretmene mesajları çok güçlü...
Özellikle eğitim sistemine.

Ve yetmiş yıllık hayatımı düşündüm...
Bilmediğim ne çok şey varmış.
Örneğin "Disleksi" rahatsızlığı...
Daha önce kızımdan duymuştum ama filmde ne olup
ne olmadığını daha iyi anladım.
Hem de içim acıyarak.
Yıllar boğazıma düğümlendi...
Gözyaşlarım birikti birikti, yerdeki yıldızların 
hayatlarına karıştı.

Hint filmi, fevkâlâde duygulu bir senaryo...
Olağanüstü bir dram...
Muhakkak izlenmeli...
Yönetmeniyle insanlık adına gurur duydum.
1965 doğumlu, başarıdan başarıya koşan barış elçisi.
Ne yazık ki film ülkemizde gösterime girmemiş...
Şaşırdım kaldım.
Otu boku ithâl eden sinemacılar nasıl olmuşta böyle bir
başyapıtı ıskalamış...
Belki de Recep İvedik'in osuruğu izin vermemiştir.

Yine de ne yapıp ne edip izleyin...
İnternette var.
Yüreğinizin kabarması uğruna alın mendilinizi yanınıza...
Asla pişman olmazsınız...
Kayan nice yıldızlar için doya doya ağlayın...
Benden söylemesi!

Macit CÜNÜNOĞLU

21 Kasım 2017

Zarrab!

       Macit CÜNÜNOĞLU













Ülkemizde Zarrab rüzgârı esiyor, görsel ve yazılı basın 
muhteremle hop oturup hop kalkıyor.
Hâlbuki bir dönemin en itibarlı şahsiyetiydi.
Ebru kolunda, bakanların kıçına parmak, tatlı bir hayat sürüyordu.
Bir biçimiyle Amerika kıstırdı...
Hangi gerekçeyle olursa olsun şimdi de dalgasını geçiyor.
Ancak iktidar yetkililerinde bir telaş bir telaş...
Sormayın gitsin!
Ne de olsa vatandaşımız...
Şaibeli de olsa para bok gibi.
Kökleri İran'a, altın ticaretine dayanıyor.
Fakat komşunun umurunda değil.

Bugün yarın duruşması başlayacak...
Ötecek mi ötmeyecek mi, çok büyük merak konusu.
Lâkin bakanlarla olan ilişkisi tehlikeli...
Daha açık ifadeyle gayrihukuki.
Mesele kol saatinden de öte...
Milyarlarca dolardan söz ediliyor.
Hacim büyük, yaratacağı etki daha da büyük.

Rıza'nın alacağı cezayı bizde merak ediyoruz...
Hele Türkiye ilişkilerini.
Bir çözülürse yandı keten helva.
Büyük Reis'in takınacağı tutumu doğrusu düşünemiyorum.
Hele Nato skandalından sonra antiAmerikancılık tavan
yapmazsa şaşmam.
Vur ABD'ye, vur Nato'ya...
Avrasya'ya daha da göz kırp...
Çek üç beş füze...
Kim tutar Türkiye'yi...
Hamaset mayamız, bayrak din sevdası hasletimiz...
Savulun dünya lideri geliyor...
Zarrab çamurundan yeniden doğarcasına!

18 Kasım 2017

Naim

Macit CÜNÜNOĞLU









Yetmişli yıllar, Beyoğlu'nun arka sokaklarında sendikacı
dostlarla rakı içiyoruz.
Adres: Umut Ocakbaşı...
Ateşin başında Sadık usta: "Canım benim" deyip şişlere
dürüm yapıyor.
Masada TKP kurmaylarından Cemal (Kıral) abimiz...
Dönemin DİSK Temsilcisi...
Diyor ki, "üst kültür alt kültürü asimile eder."
Söz konusu Bulgaristan.
Jivkov startı vermiş...
Azınlık statüsündeki Türkleri Bulgar yapacak.
Tabii aralarında Naim de var.

İkna olmadım ama derin düşüncelere daldım.
Nasıl yani?
Bir insanın ideoloji uğruna adı değiştirilir mi...
Hele de sosyalizm için?
Sonrası malûm, insanlığın en trajik sahneleri...
Göçler, geri dönüşler...
Seksenli yıllar...
Ve bir güneş gibi doğan Naim Süleymanoğlu aradan sıyrılıyor...
Bir milyon dolara satın alınan Herkül...
Seul, Barcelona, Atalanta...
Üç olimpiyat şampiyonluğu, onlarca rekor...
Time'e kapak olan efsane.

Bugün öldü.
İçim acıdı, rekorlara imza atarken kahkülü geldi aklıma...
Nefesiyle dalgalanırdı...
Âdeta insanlığı selâmlarcasına.
Hayatım boyunca çok sporcu tanıdım...
Bedeni ezdiği için de halteri sevmem...
Ama Naim taşıdığı yükle hem insanlığın hem
sporun yüz akı oldu.
Saygıyla, sevgiyle, nurlar içinde yatsın
küçük DEV adam.


17 Kasım 2017

Dokundurmalar!

Macit CÜNÜNOĞLU









Bugünlerde güzide medyamız İyi Parti'yi allayıp
pullamaya çalışıyor.
Hele anketler, âdeta ikinci parti.
AKP'nin altını oymuş, CHP tepetaklak...
MHP ile HDP sizlere ömür!

Hâlbuki söz konusu partinin kumaşı milliyetçi.
Yani bilinen malzeme.
Ayrıca lideri Akşener Tansu'nun İçişleri Bakanı.
Hatırlarsanız malûm dönem.
Çatlıların, Kırcıların cirit attığı devir.
Ancak geçmişi çabuk unutuyoruz.
Hatırlamak için illâki canımız yanacak.

Neyse, CHP'li fırıldağı da alarak ilginç
bir kadro oluşturmuşlar.
İsim de fena değil: İyi Parti.
Umutlular!
Tarihin çöplüğüne giderler mi?
Bahçeli stepne olduğu sürece hayır.
Ancak MHP'nin barajın altında kalacağı kesin.

Yine de siyasi arena şenlendi.
Dört tane milliyetçi partimiz oldu.
MHP, İyi Parti, BBP ve Doğu'nun Vatan Partisi.
Seç beğen!

Ah canım CHP, işin zor valla!
Ulusalcılık damarın kabarıyor, Kürtlere yaranamıyorsun...
Bazen liberal olup partiyi sağcılarla dolduruyorsun...
Bu kez de ilericiler ayaklanıyor.
Fakat bir türlü ilkeli sosyal demokrat olamıyorsun.
Kusura bakma ama, bıktırdın.
Sanki memlekette solcuların köküne kıran girmiş...
Bekaroğlu'undan medet umuyorsun.
Bir de çokbilmiş genel sekreteriniz yok mu?
Önder Sav'ın ruhuna rahmet okutuyor.

Demem o ki, 19 seçimleri umutsuz vaka...
Maalesef büyük Reis yine malı götürecek...
Hem de Saray'ın balkonuna çıkıp pişkin pişkin sırıtarak!
Ne diyelim, hakkımızda hayırlısı...
Bakarsınız gün doğmadan yeni güneşler doğar!

14 Kasım 2017

Hasret

Amasya















Bir kent bu kadar mı sevilir?
Muhakkak ki herkesin doğduğu topraklar değerlidir.
Ancak Amasya'yı farklı yapan nedir?
Tarihi mi, turistik özellikleri mi...
Veya bağları bahçeleri mi?
Bence insan karakteri.
Anadolu'nun minik şehri, ortasından Yeşilırmak geçiyor.
Etrafı dağlarla çevrili.
Metropollerin yanında sıcacık bir vadi...
Başı sonu 2,5 kilometre.

Deli Naciye himayesine aldığı çocukları yüklemiş arabasına...
Âdeta yürüyen çocuk yuvası.
Selağzı'nda şen kahkahalar atıyor.
Bu arada cenaze töreni, en önde salkım söğüt ağacıyla Makarios...
Mevta için salavat getiriyor!
Bayramlarda madalyalarla donanmış Ahmet Çavuş...
Günün heyecanını yaşıyor.
Kale'de bandocu Ali, elinde Kuba şarabı...
Şişesi 2,5 lira...
Attığı toplarla halkı selâmlıyor.
Eğri caminin dibinde de Abid dilenmeye devam ediyor!

Enteresan bir kenttir, gidip görmek lâzım.
Tabii hiçbir şey eskisi değil.
Örneğin Bakırcılar çarşımız yok artık.
Lisemizin yoluydu, saraçlar bir tarafta demirciler karşısında...
Bakırcılar kuyumculuktan sonra gelen en asil meslekti...
Hepsi hayâl oldu.

Burmalı Minare Camiî...
Selçuklunun en güzel eseri...
Kim bilir avlusu ne aşklara tanık olmuştur?
Bazen çocukluk yıllarına gidip 13 bin nüfuslu
memleketimi özlüyorum.
Evim gibi, anam babam gibi.
O devirlerde mahalle vardı...
Yüzme havuzumuz Yeşilırmak, top sahamız ya Çilehane meydanı...
Ya da Çolağın bağıydı.
Deplasmana da giderdik, Savadiye'deki kilisenin ören yerine...
Fakat mutluyduk, özgürdük.

Tüm bunlar nerden mi geldi aklıma...
Yaşlılık belirtileri efendim...
Biraz da insanlık sorunu...
O çağlarda yaşayan, bugün yok olan!

Macit CÜNÜNOĞLU
.

13 Kasım 2017

Önce insan

Macit CÜNÜNOĞLU









Haberleri izliyorum, Polonyalı milliyetçiler ayaklanıp
"B
eyaz Avrupa" istiyorlarmış....
Gösteriye 60 bin faşist katılmış.
İçim acıdı, insanlık adına utandım...
O Polonya ki Nazizmin ezdiği ilk ülke.
Tarih "1 Eylül 1939"
Tabii sonra da Ruslar.
Bunlar Chopin'in torunları...
Lech Walesa önderliğinde Sovyetlere başkaldıran toplum...
Özgürlük, demokrasi sevdalıları...
Ya şimdi?
Hitler'in sloganları eşiliğinde aşağılık hevesler peşindeler...
"Irkçılık"...
İnsanlığın taşıdığı en büyük suç.
Elbette marjinaldirler...
Ancak yine de düşündürücü.

Evet, çağımızı izledikçe derin kaygılar duyuyorum.
Ülkemizin Reis'i diyor ki, "demokrasi araç" ...
Son zamanlarda da "Atatürk araç"...
İhtiyaca binaen birinden inip öbürüne biniyor...
Aynen "din" gibi...
Hepsi plastik malzeme...
İşine geldiği gibi eğip büküyor...
Netice: Yüzde 51

Oysa ki Batı değerlerine ne kadar gönül vermiştik...
Fransa'nın aşırı sağcıları, Almanya'nın Neo-Nazileri...
Avusturya'nın ırkçılığı...
Şimdi de Polonya derken...
Utandık; hayâllerimizden ideallerimizden.
Bir zamanlar haykırırdık: "Kahrolsun faşizm" diye...
Yaşımız geldi yetmişe...
Üzerinden yıllar geçmiş...

Hâlâ mı sokaklara dökülüp tekrarlayacağız...
"Kahrolsun faşizm"...
İnanın Batı'yı da, bizim Reis'i de izlemekten yoruldum!

10 Kasım 2017

"10 Kasım" ve Umut

M. Kemal Anıtı-Amasya












On dokuzuncu yüzyıl felsefi anlamda çok zengindi...
Tabii Sanayi Devrimi yepyeni bir dünya yaratmıştı.
Aynı şekilde kökleri bir önceki yüzyıla dayanan yirminci yüzyıl da
liderlerini yaratmakta gecikmedi.
Birinci Dünya Savaşı koşullarından M. Kemal'imiz çıktı.
Yok olmanın eşiğine gelmiş Osmanlı bakiyesinden
Türkiye Cumhuriyet'ini kurmayı başardı.
Elbette kolay olmadı, ağır bedeller ödendi.
Ancak gerici düşmanların kökü kazınamadı.
Belki sinmiş gözüktüler ama nihayetinde iktidarı ele geçirdiler.
Seksen yıllık bir gecikmeyle.

İşte "10 Kasım" bu duygular içinde anılıyor.
M. Kemal göçeli yetmiş dokuz yıl olmuş.
Kimilerinin kalplerinde hâlâ yaşıyor...
Kimileri için ise kökü kazınması gereken başdüşman.
Toplum ikiye bölünmüş durumda.
Gazi'nin üst kimliği âdeta parçalanmış...
Ellerinden gelse bir gecede Anıtkabir'i yerle bir edecekler...
Öfkeleri, kinleri öylesine büyük ki...
Ya Saraylısın ya da yok edilmesi gereken varlık!

Yine de Cumhuriyet'in güçlü bir ışığı var...
Kolayına söndürülemeyecek.
Çünkü kökleri bilime, akla dayanıyor.
Dogmatizm reddediliyor.
İmam Hatip kültürüne de hiç yer yok.
İşte "umut" burada başlıyor...
Bir nevi yaşam sevinci...
Bitmeyen M. Kemal sevdası...
Nurlar içinde yat büyük insan...
Daima yüreğimizdesin.

Macit CÜNÜNOĞLU

06 Kasım 2017

Marx diyor ki...












Miladi takvime göre "7 Kasım"...
Bundan yüzyıl önce Rusya'da büyük bir devrim gerçekleşti.
İnsanlık tarihinin en önemli dönüşümü...
Kapitalizm yeniliyor, sosyalizm kuruluyor.
Yıl: 1917
Bu saatten sonra da Marx diyor ki,

"Teorimi on dokuzuncu yüzyılda insanlığa sundum
ve Das Kapital'i yazdım.
Derdim vahşi sömürüye son verip eşitlikçi bir düzen önermekti...
Bu nedenle de 1848 yılında Komünist Manifesto'yu yayımladım.
Öngörüm Almanya veya İngiltere'de görüşlerimin ciddiye alınıp
devrim yolunu açmaktı...
Çünkü Paris Komünü'nden gerekli dersleri çıkartıp kapitalist
sistemin tıkandığını düşünüyordum.
Ancak ortaya Lenin diye biri çıktı...
Yarı feodal Rusya'da çarlık düzenini yıkıp iktidara el koydu.
Olacak iş değildi ama, oldu işte.
Devrim bu, çok kan döküldü.
Bu arada Lenin de kurşunu yeyip liderliği Stalin'e devretti.
Troçki çırak çıktı...
Kapağı İstanbul'a attı.

Tabii asıl hikâyemiz bundan sonra başlıyor.
Rusların tüm ihtiyaçları karşılandı...
Eğitimden sağlığa, konuttan beslenmeye...
Ancak özgürlük ve demokrasi ıskalandı.
Bir de "Parti" denilen hegemonya türetildi...
Aynen burjuvazi, mutlu azınlık...
Astıkları astık, kestikleri kestik...
Arkalarında KGB!

Ayrıca kapitalist dünyayla yarışa girmezler mi...
Silahlanmada, uzayda...
Çöktü işte...
Yetmiş iki yıl sürdü ütopya.
Yazık oldu...
Hâlbuki benim adım Marx...
On dokuzuncu yıla aitim...
Teorimin kaynağı bilim...
Heraklit, Hegel, Darwin, Freud ve daha niceleri...
Ve merkeze koyduğum tek ışık vardı...
O da İNSAN...
Düşünen, üreten, sorgulayan yegâne varlık...
Ne yazık ki çabuk harcandı...
Hem de sosyalizm uğruna...
İnşallah bir daha ki sefere...
Daha güzel yüz yıllarda buluşmak...
Ve başarıya ulaşmak umuduyla."


Macit CÜNÜNOĞLU

31 Ekim 2017

Hem de ölesiye!



Uzaklara yolculuk var
Belki bulutlara, belki güneşe.
Yanımda yalnızlığım
Ruhumda sevinç.
Koşar adım gidiyorum
Martılar eşlik ediyor denizler üzerinde.
Artık gündelik hayata teslim olmayacağım
Özgürlüğe ihtiyacım var
Hem de ölesiye!

m.C.

30 Ekim 2017

Nurten halamız



Nurten Aydinalp'ın Profil Fotoğrafı, Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük ve yakın çekim
Prof. Nurten AYDINALP









"Cumhuriyetimizin döndüğünü göreceğime belki de 
ömrüm yetmeyecek. 
Ama döneceğine ümidim kalmazsa gözlerim açık gidecek."


Uzun yıllardır Amerika'da yaşayan Nurten halamız 

böyle sesleniyor.
Kendisi emekli tıp profesörü. Ünlü bir cerrah.
1935 doğumlu.
Tespitlerine ne demeli bilmem ki...
İçim sızladı.
Atlantik ötesinden vatanı için hâlâ kafa yoruyor...
Üstelik seksen küsur yaşında.

Elbette umut aşılayacak değilim, haddimi de aşar...
Ancak "gözü açık" gitmek ne demek; bilir misiniz?
Mevzu mal mülk meselesi, hele tatmin olma duygusu hiç değil...
Sadece doğduğu ülkenin düştüğü karanlık çukur üzerine
düşünmek ve derin acılar çekmek.
Demek ki çok uzaklardan ülkemiz böyle bir manzara çiziyor.
İmamlar ordusu işbaşında, Cumhuriyet tedavülden kalkmış...
Çürük demokrasimiz de iğdiş edilip Ak Saray'a bağlanmış!
Yazık, çok yazık!

Nurten hala İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi
1958 yılı mezunu...
Yarım asırdan fazla süreden söz ediyoruz.
Sonra ver elini Amerika, bin bir zorluğa rağmen ulaşılan 
mesleki anlamda en tepe nokta...
Ancak arkada kocaman bir geçmiş var.
Unutulması mümkün mü?
Sonuçta Cumhuriyet kuşağı...
Vefalı, duygusal...
Hele söz konusu Türkiye'yse akan sular durur.
Müthiş bir M. Kemal sevdalısı...
Havasına, suyuna kurban olduğu vatanı...
Ya şimdi...
Üzgün ve kırılgan...
İlk defa ölümden söz eder olmuş...
"Gözü açık" gitmekten...
Çok üzüldüm...
Ve insanımızı bu derece mutsuz edenlere bir kez daha
lânet okudum!
Ki O insan ülkemiz bayrağını binlerce kilometre ötede
en yükseklerde dalgalandıran.

Macit CÜNÜNOĞLU

29 Ekim 2017

Ya siz?

Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, ayakta duran insanlar, çocuk ve açık hava
Torunlarım Su ile Nehir


Kurtuluş Savaşı projesinin finali Cumhuriyet'in
ilânıyla gerçekleşti.
Tabii baş mimar Mustafa Kemal.
Demek ki üzerinden 94 yıl geçmiş.
Ya şimdi, ortada ne Cumhuriyet kaldı ne de ışık saçan fikirleri.
Ülke başka bir mecraya sürüklendi.
Ak Saray merkezli yönetim biçimi, tek adamlık...
Artık "Yaşasın Cumhuriyet" diye haykırmanın da anlamı yok...
Çünkü mevta, sizlere ömür!

Tabii bu noktaya göstere göstere gelindi.
Muhalefetin ciddi aymazlıkları...
Liberal aydınların gaflet içindeki destekleri...
Oluşan büyük siyasi boşluk...
AKP'yi iktidara taşıdı, üstelik on beş yıldır.
Tahribat büyük...
Başta eğitim sisteminde.
Akıl, rasyonel düşünce, sorgulama zorunlu tatile çıkarıldı.
Yerine İmam-Hatip eksenli dogmatizm kondu...
Ve iş Müftü nikahına kadar uzayıp gitti.

Peki yalap çalap demokrasimiz ne işe yaradı.
Ya hukuk, adalet anlayışımız...
Hepsinden önemlisi Anayasa Mahkememiz...
Çadır tiyatrosuna dönüştü.
Ne diyor istifa eden İ. Melih: "Emir demiri keser!"
İşte bu kadar, parlamenter sistemin özeti.

Evet, karamsarlık için neden çok.
Belki de umut Kaf dağının arkasında.
Ancak o kafir sandık yok mu...
Ve kıvrak halkımız...
Bakarsınız ilahi bir mucize gerçekleşir...
Kurnaz tilkileri tarihin çöplüğüne gömer.
Ki işte o zaman Cumhuriyet yeniden doğar...
Batmamacasına....
Ben inanıyorum...
Ya siz?

Macit CÜNÜNOĞLU

28 Ekim 2017

Yapma Kılıçdaroğlu!

Macit CÜNÜNOĞLU









Fatih Altaylı ile Ahmet Hakan bugünlerde penis üzerine
yazılar döşüyor...
Arada sırada topa Ertuğrul Özkök de giriyor.
Nihayet ciddi bir memleket meselesi bulmuşlar(!)
Her ikisine de kolay gelsin, bakalım muhabbetlerinin
sonu nereye varacak?
Bu arada CNN'de Kılıçdaroğlu'nu dinledim.
Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret edip
fikir alışverişinde bulunmuş!
Diyor ki adayımız olabilir...
Çünkü herkesi kucaklayabilir!
Şaştım kaldım!
Ya Kılıçdaroğlu'nda da metal yorgunluğu başladı...
Ya da CHP'nin sonunu getirmek istiyor.

Abdullah Gül nasıl bizim adayımız olur?
Ki Ekmelettin deneyiminden sonra.
Diyelim ki siyasi öngörüsü yok...
Ancak ortada olan yüzde 26...
Yani seçmenin dörtte biri.
"Evdeki bulgurdan olma" meselesi var ya...
Bu gidişle onu da yitirecek.
Kendi hesabıma, Gül aday gösterilsin...
Sandığa bile gitmem.

Ayrıca kendi ne güne duruyor?
Yıllardır parti genel başkanı.
Çıkar meydana, paşalar gibi aday olur.
Sonuç kabulümüzdür.
Seçilirse ne âlâ, kaybederse çekilir köşesine oturur.
Bu kadar basit.

Baksanıza deve dişi gibi yazarlar nelerle uğraşıyor...
Zeus'un tenassül organı gündeme oturdu...
Biz de kalkmışız Gül'ü tartışıyoruz...
Ne devrimci adam ama...
Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır!
Sayın Kılıçdaroğlu'na da Allah akıl fikir ihsan eylesin demeyi
asla ihmal etmeden nafile dua ediyoruz...
Ülkemizde güneş ne zaman doğacak diye!

27 Ekim 2017

Dua!

Macit CÜNÜNOĞLU









Ülkemizde siyaset hiçbir zaman normal seyrinde gitmedi.
Bunun nedenlerini tümden darbelere bağlamamak lâzım.
Öncelikle köklü bir demokrasi geleneğimiz oluşmadı.
Örneğin Batı'da olduğu gibi Merkez Sağı ve Solu temsil
eden iki ana damar artık yok.
Yerini dinci, milliyetçi ucube bir parti aldı...
Kesinlikle çağ dışı ama yüzde elli oy alıyor.

Muhalifleri yok gibi, biraz CHP, çeyrek porsiyon da MHP ile HDP.
Şimdi de bunlara yenisi eklendi: İyi Parti.
Başında Asena Meral...
Bir zamanların İçişleri Bakanı, Başbakan Tansu'nun kankası...
Faili meçhul cinayetler dönemine imza atan iki isim.
Kurduğu partiyle umut saçıyor.
Hatta gaza gelip CHP'den göçen bile var.
Haydi hayırlısı, hikmet-i harbiyesi yok ama modaya uyup
başarılar dileyelim.

Yine de umutlu olmak için sebep çok.
Ekonomi iyi değil, işsizlik almış başını gitmiş.
Değerli Çevikçe'nin sıkça vurguladığı gibi mesele
"Aş-İş" kavgası...
Haklı çıkarsa ışığı görürüz, yoksa burnumuz bir süre daha
boktan kurtulmaz.
Kâh içerde, kâh Ortadoğu'da biteviye dalaşır dururuz.
Ve düştüğümüz hâllere başta ABD, AB üyeleri kıçlarıyla güler.

Bu arada son zamanlarda Avrasya rüzgârları estirilmeye çalışılıyor.
Demokrasisiz iklimin soy ağaçları, çorak topraklar.
Örneğin Rusya ile Çin...
Kelin merhemi hesabı modern faşizmin uygulandığı ülkeler...
Komünizm artığı diktatörlükler...
Zavallı toplumlar, hâlâ alçak sürünmeyle kapitalist dünyaya
hizmet ediyorlar.
Çin'de günlük yevmiye bir dolar, azık da bir tas lapa...
Bunu da insanlığa medeniyet diye sunuyorlar.

Ah gezegenim ah!
Boşa dönüyorsun valla...
Lütfen bir kez olsun dur, sağa sola bak...
Ademoğlu nerden nereye sürükleniyor...
Adem utandı soyunun düştüğü hâllerden...
Sen utanmadın.
Big Bang adına kurtul üzerindeki gereksiz malzemeden...
Bizleri daha fazla rezil rûsva etme!



26 Ekim 2017

Ferda'nın fotoğrafı

Ferda Ocak'ın albümünden
Face ortamında tanıştığım
arkadaşımın aile fotoğrafı.
Bugün gördüm.
Ne rastlantıdır ki, çok sevdiğim
okul arkadaşım Tahir Ocak'ın kuzeniymiş...
Yani Amasyalı.
Ki o Tahir doğru zamanda doğru
yerde olsaydı, ülkemizin en tanınmış
futbolcusu olurdu.
Müthişti, Çolağın bağında az top
koşturmadık.
Hemşerim mimar: Ferda Ocak, belli ki mesleği gereği sanat sevdalısı.
Bir de fotoğraf düşkünü, çok güzel Amasya panoramaları var.

Lâkin paylaştığı fotoğraf hem düşündürdü...
Hem de geçmişe götürdü.
Tarih 1959 imiş, görüldüğü üzere Anıtkabir'in önü.
Baba subay, anne hemen yanı başında...
Yakınları ve çocukları.
Ferda en minikleri.
O devirlerdeki kültüre bakar mısınız...
Aile boyu ATA ziyareti.

Baba Cumhuriyet sevgisi ekiyor...
Belki bugünleri gördü.
Yoksa Maksim gazinosu dururken ne işi var Anıtkabir'de?
Veya Paris'te.
Menderesli yıllar, modaydı Eyfel'in önünde fotoğraf çektirmek...
Hatta uçağa binmek.
Bizler DAF çocuklarıyız...
Rahtuvanların iki otobüsü vardı...
Amasya-Ankara çalışırdı...
Yolcularını gıpta ile seyrederdik...
Çocukluk yılları işte.
Ferda'nın fotoğrafına da saygıyla baktım
Ne mutlu sana, şanslıymışsın be kardeşim...
O aileye layık olduğun sürece çok yaşa.

Macit CÜNÜNOĞLU


  

25 Ekim 2017

Face dünyası!

Macit CÜNÜNOĞLU

Gönül yorgunluğunu bilir misiniz?
Bu işin yaşla falan ilgisi yok.
Ama aile yormuştur, ama hayat...
Dayanılmazı da evlâtlar...
Belki de en keyiflisi torunlar.
Melek kadar güzeller, su gibi durular.
Onlarla vakit geçirmek ömre bedel.

Geldik gidiyoruz işte...
Merak etmeyiniz, bu dünya Tayyip'e de kalmaz.
Devir O'nun devri...
Onca hukuksuzluğa rağmen iktidarı sürecek...
Ancak bir yere kadar.
Elbette duvara toslayacak.
Ben demiyorum, tarih diyor.
İnsanlık nice diktatörler gördü...
Bu şahıs da bize nasip oldu.
Tanrı büyüktür, er geç cezasını verecek!

Sözü uzatmayayım; "nereye mi gelmek istiyorum?"
Mademki gezegendeyiz, mutlu yaşamak bizim de hakkımız.
Tabii AVM, tüketim çılgınlığından söz etmiyorum.
Kim ki sanat, estetik tutkunudur...
O benim makbûlumdur.
Konuş be arkadaş, dinlediğin iki müziği...
Söz et tiyatrodan sergiden...
Yoksa SUS!
Face denen âlemde hava atma...
Başkalarına ait yüce duyguları paylaşma...
Beynin çalışıyorsa sana ait bir şeylerin olsun!

Lütfen kusuruma bakmayınız...
Bugünlerde Cumhuriyet, Bayrak rüzgârları esiyor...
Onlarca da mesaj yağıyor...
Aslında mesele insanlık meselesi...
O da yüreğimizde, bilincimizde...
Ah ucuzluktan, hamasetten bir kurtulabilsek...
Bilmem anlatabildim mi?

Martılar











İstanbul yağmurlu, Sonbahar her yönüyle kendini
hissettirmeye başladı.
Giderek yeşil sarıya dönüşüyor...
Van Gogh'un en sevdiği renk.
Çılgın bir adammış, kardeşi Teo olmasa belki adını bile
duymayacaktık.
Bazı sanatçıların kaderidir ölümünden sonra şöhret olmak.
Örneğin Kafka, yaşarken tek kitabı dahi yayımlanmamış.
Ve klasik müziğin eşsiz bestecileri geliyor aklıma.
Beethoven, Mozart, Chopin ve daha niceleri...
Kaçı başarısını doya doya yaşamıştır.
Sanırım azdır...
Oysa Nadir Nadi'nin dediği gibi:
"Klasik müzikseverler dünyada mutlu azınlıktır."
Biz de burjuva sınıfı sanırdık, bakış açısı işte...
Öyleyse fena hâlde yanılmış Marx amca!

Fakat sanat her geçen gün popülerliğini yitiriyor.
Okuyan az, tiyatro can çekişiyor, galeriler neredeyse boş...
Özetle harala gürele ömürler sürüyor.
İçimden Beyoğlu turu yapmak geçiyor...
Sinemayı o kadar özledim ki...
Lâkin hangisine gidip gençlik yıllarını yad edeceksin.
Başta Emek, Yeni Melek derken hepsi tarih oldu.

Geçenlerde Büyük Reis dedi ki,
"İstanbul'un içine ettik, ben de sorumluyum!"
On beş yıldır duyduğum ilk doğru sözü...
Aferin O'na, geçte olsa ilerleme var.
Darısı demokrasi ve adalet anlayışına!

Bu arada iyi ki internet var.
Yaşasın Bilişim Çağı; klasik müziğin binlercesi,
sinemanın en kralları bilgisayarımda.
Seç beğen, dinle izle.
Bu da bizi eve mahkûm ediyor...
Ve martılar ağlıyor...
Evimin önüne kadar gelenler de var...
Balkonuma sesleniyorlar:
"Macit Macit, çık dışarı oynayalım!"

Macit CÜNÜNOĞLU

24 Ekim 2017

Ayça'ya...

Macit CÜNÜNOĞLU


Oldu bitti şikâyet eden insanı sevmem.
Ayrıca yaşadığın gezegen sana ne vaat etti...
Hiç düşündün mü?
Dört dörtlük bir hayat tarzı...
Bir elin yağda, bir elin balda...
Çocuklar okumuş, hepsi dünya çapında profesör...
Torunların keman virtüözü...
Her yarışmanın da birincisi.
Yok arkadaş, böyle bir dünya yok.
Lütfen aklını başına topla.

Yoksa sıkıntıya düşersin...
Allah göstermesin, kanser belâsı gelir kapını çalar.
Hele de ailenin genç üyeleriyse...
Para pul da fayda etmez...
Başını taştan taşa vurursın.
Ya ekmeğe muhtaç olmak...
Hastalıktan da beter.
Zor iştir dilenmek, yaşayan bilir.
Anacağım "pişi"nin adını "cankurtaran" koymuştu...
Kızgın yağda yapılan hamur.
Karnımız doyardı valla.

Neyse geldi geçti, o günler çok gerilerde kaldı.
Lâkin karı hâlâ sevmem...
Eşek yüküyle aldığımız odunlar gelir aklıma.
Bazen onu da bulamazdık.
Bir de evin içinde üşümek, bilir misiniz; ne fena?
O nedenledir ki bakın keyfinize, asla şikâyet etmeyin.
Merak etmeyin, AKP'nin de suyu ısındı.
Kaynayan kazanlarındaki yanan ateşler Kadirler, Melihler...
Korkunun ecele faydası yok...
Bugün varlar yarın yoklar...
Deyin ki, "ömrümüzden on beş yıl çaldı hırsızlar!"

İşte size "umut" gençler...
Ve canım kızım Ayça, oldu mu?

23 Ekim 2017

Yüreğim yaralı

Macit CÜNÜNOĞLU
Duygusallıkta güzeldir.
İki damla yaş gözlerinde biriktiyse
esirgeme...
Bırak aksın, ama yakınların için, ama dostların.
Kim ne düşünürse düşünsün.
Mademki yüreğin kabardı, koyver gitsin.
Belki yaş, belki natura...
Romantizmi seviyorum arkadaş.

Geçmişe şöyle bir bakıyorum da...
Ne çok acı yaşamışız.
Lâkin duygu sömürüsü yapacak değilim.
Geldi geçti.
Ancak "dostun attığı gül yaralar" lâfı yok mu...
Çok severim, ne de olsa zengin tecrübelerim var.
Yaş yetmişe dayandı...
Daha mı yufka yürekliyiz ne?
Keskinlikler kalmadı, körlendi bıçak gibi dilimiz...
"Sen bilirsin ağam" deyip yürüyüp gidiyoruz...
Sırtımıza hançer gibi saplanan söylemlere rağmen.

Bu aralar çok yorgunum...
Aynı zamanda hassasım.
Yitirdiğim yakınlarımı düşünüyorum...
Kimi göçüp gitti, kimi yaşarken ölü.
Belki mezarda buluşacağız...
"Nasıl bilirsiniz?" saçmalığı altında.

Yine de insan dünü özlüyor, hatıraları.
"Biz bir aileyiz" diye sarılmaları.
Fakat gönüller yorgun...
Ne de olsa hazan mevsimindeyiz...
Sararan yapraklar gibi düşüyoruz toprağa...
Dostların attığı gül misâli...
Yüreğim yaralı.

22 Ekim 2017

Ne mutlu insanım diyene

Macit CÜNÜNOĞLU










"Yine hazân mevsimi geldi
Yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek
Yine deli gönlüm yine bu mevsimde
Hicrânını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız çekecek

Geleceksin belki de
O zaman ne o yapraklar ne o rüzgar
Ve ne ben olacağım
Yine deli gönlüm yine bu mevsimde
Hicrânını yalnız başına çekecek
Hüsranını yalnız çekecek."


Şekip Ayhan Özışık nihaventten böyle sesleniyor.
Derin sözler, insanın içine işliyor.
Yapraklar sararıp bir bir düşüyor.
Balkondayım, ilkbaharda çiçekler eşliğinde doğanın uyanışına...
Sonbaharda uyku hazırlığına tanık oluyorum.
Elbette müzik eşliğinde.
Kâh Türk müziği, çoğunlukla klasik.
Bazen de slow.

Bu arada yeni bir radyo keşfettim.
Doğan Gurubu nasıl olduysa hayırlı bir iş yapıp dijital
ortama katkıda bulunmuş.
Adı: Nom Radyo...
En önemlisi reklâmsız.
Açıyorsunuz, onlarca seçenek.
"Karşı Kıyıda" Yunan tavernası, klasikte Bach'tan
Çaykovski'ye herkes...
Latin de var caz da.
Ama saat beşi geçip kerahat vakti geldi mi...
İllâki bizim nağmelerimiz.
Hüzzamdan rasta.
Ve kabaran duygular.
Aşklar, sevdalar, dostlar...
Güneşi doğurduğumuz rakı masaları...
Anılarda bir bir resmi geçit yapıyor.

Bazen düşünüyorum da, iyi yaşamışız.
Böylesi zenginlik her kula nasip olmaz.
Şükürler olsun evlât acısı görmedik.
Sanatın her türlüsünden nasibimizi aldık.
Sahneye çıktım, tiyatrocu olarak...
Kürsüye çıktım siyasetçi kimliğimle.
Binlerce insana seslendim...
"Ne mutlu insanım diyene."

Ve iyi ki can dostlarım var.
Görmesem de, birlikte olmasam da...
Onlar her zaman yüreğimde.

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...