11 Temmuz 2024
AMASYA GÜNLÜĞÜ
26 Mayıs 2024
KIZIM SILA'DAN SILAYA
Bugün Pazar, hava güneşli, serçelerin keyfi yerinde.
Bahçemizdeki çam ağaçlarında âdeta dans ediyorlar.
Balkonumdaki küpe çiçeklerinin yanına bu yıl
yasemin de ilave ettim…
Karanfil kokusuyla harmanlanıp ortamı mis gibi yaptılar.
Bu arada günlük rutinim gereği bir film izledim.
Adı: Nomandland, Oscar ödüllü.
Baş rolde Frances McDormand oynuyor.
Çok severim, bana göre Hollywood’un gerçek yıldızlarından.
Tabii bir iki kitap karıştırmayı da ihmal etmedim.
Fonda da her zamanki gibi caz klasikleri.
Netice itibariyle sonsuzluğa doğru yuvarlanıp gidiyoruz işte…
Derken son zamanlarda kızım Sıla’nın yazdıklarına kafayı taktım.
Ciddi ciddi psikoloji, felsefe yazıyor.
Oysa işletme okudu, yıllardır da özel sektörde çalışıyor.
Ancak parayla işi yok, insanca yaşamanın aracı olarak görüyor.
Özetle “helva” demesini de “halva” demesini de biliyor.
Dilerim bu özelliği torunlarıma da geçer.
Fakat yazılarında işlediği konuları dikkatli okuyunca
ister istemez gençlik yıllarıma gidiyorum.
Şöyle ki, benim kuşağım da sağlam kitapseverdi.
Başta sosyoloji, felsefe okurdu.
Bilhassa siyasi tarih mevzusunda uzmandılar.
Hele hele de Sovyetler Birliği tarihini bilmeyen sınıfta kalırdı!
Bir George Politzer’in “Felsefenin ilkeleri” kitabı vardı ki,
solculuğa girişin alfabesi kabul edilirdi.
Çoğu genç 18’li yaşlarda Hegel’i tanımış, Marx’la dost olmuş,
“Diyalektik materyalizm”in engin sularında yüzmeye başlamıştı.
Aristotales’e, Heraklit’e kırk yıllık akraba diye bakılıyordu.
Metafizik çoktan reddedilmiş, dogmatizme asla yer yok…
Burjuva demokrasisi küçümsenmiş, varsa yoksa devrim ülküsü.
Bir de final sahnesi: Tabii ki “Proletarya diktatörlüğü”…
Breh breh!
Bir ömür böyle geçti.
Geriye de yıkılan hayâller, sönmüş umutlar kaldı.
Ancak pişmanlık var mı derseniz: Asla.
Sadece zamanın ruhuydu diye cevaplandırabilirim…
68 kuşağı olarak tarih sahnesindeki yerimizi alıp rolümüzü oynadık…
Ve büyük bir yenilgiyle de dersimizi alıp köşemize çekildik.
Ama olgunlaşmış düşünsel dünyamızı hep koruyup besleyerek.
Çoğu yoldaş da iyi bir yazar-gazeteci-politikacı oldu.
Örneğin Erdal Öz, Zülfü Livaneli, Ahmet Ümit, Hakan Aksay vd.
Eski TKP’li Mehmet Uçum da sultanımıza “Baş danışman” oldu!
Daha ne olsun.
Bu arada kızım Sıla’ya bir kez daha teşekkür ediyorum…
Beni yıllar öncesine götürüp anılarımı tazeleme fırsatı verdiği için.
İyi ki var, iyi ki gerçek bir okur-yazar.
Ne mutlu ona, gurur kaynağım benim.
Şımarıklığım da affola.
Macit CÜNÜNOĞLU
15 Mart 2024
AÇLIK
Dün akşam ilkokul ve ortaokuldan sınıf arkadaşım
10 Mart 2024
İstanbul'dan Amasya'ya...
02 Ağustos 2023
BİR IŞIK DA SİZ TUTUN
01 Ağustos 2023
AMASYA ve FOTOĞRAF
30 Temmuz 2023
KİM TUTAR SENİ?
Yaş kemâle erince gönül zenginleşiyor, aşk kapıyı çalıyor.
Belki de niyeti giderayak altın tepside hediye sunmak.
Hayatın eksik kalan yanlarını tamamlamak.
Asla geri çevirmemek lâzım, farz edin ki teselli
ikramiyesi.
Yüreğinize işleyen bir çift göz ile deniz
kenarındasınız.
Güneş batışa geçmiş, tüm kızıllığıyla karşınızda.
Müzik benliğinizde, artık kaybolmaya hazırsınız.
Sessizce mırıldanıyorsunuz:
“Dönülmez akşamın ufkundayım,
bu son fasıldır, nasıl geçersen geç…”
İşte böyle dostlar, gönül adamı olmak kolay değil.
Elbette bu duyguları hissetmek, hayata geçirmek
ustalık istiyor.
Nasıl ki marangoz işini yapar, demirci çeliğe su
verir…
Ben de yorgun kalpleri suluyorum.
Gül ağacı gibi, saksıdaki çiçek gibi…
Yeter ki sevgi tomurcukları açsın, pembe dünyalı
yoldaşlarım olsun.
Bırakın siyasetin peşini, her şey oluruna varır, su
çatlağını bulur.
Elbette sofram mükellef değil, kuzu kapamaya hasret
kaldım…
Ama bir de ruhsal dünyam var…
Sevdaya, aşka susamış.
Çıkmayın yoluma, kim engelleyebilir ki?
Zaten doğduğum topraklarda Ferhat’ım, yavuklum Şirin…
Kayaları delmedim ama duygularımı oya gibi satırlara
döktüm.
Kimse okumasa da içimi duydum…
Ve şişenin içine gizlenmiş dünyamı denizlere attım.
Bakarsınız karşılık bulur, yepyeni ufuklara yelken
açarım.
Evet, hayat baştan sona mücadele demektir.
Benim kuşağım ise büyük oynadı, yalnız ülkeyi değil
dünyayı değiştirmeye çalıştı.
Filistin’de, Angola’da, Nikaragua’da…
Ciddi kavgaya tutuştu ve ağır bedeller ödedi…
Ve adam gibi yenilmesini öğrendi.
Kimin umurunda?
Artık yirmi birinci yüzyıldayız.
Dört bir yanı kapitalizmin kuralları sarmış.
Bireysel mutluluk çantada keklik, toplumsalı ise
hemen hemen imkânsız.
Bir de duyarlı bir yüreğe sahipseniz…
Huzura kavuşmak hiç de kolay değil.
Beş yılda sandığa gitseniz de çare değil.
Muhakkak ki bir engel çıkacaktır.
Ama Reis ama bay Kemal…
Hevesinizi kursağınızda bırakacaktır.
Öyleyse aşk pencerenizi açık tutun, şarkılar dünyanız
olsun.
İnanıyorum ki auranıza takılan olacaktır…
Ondan sonra yelkovan kuşları gibi uçun:
“O ada senin bu ada benim”…
Yeter ki özgürlük sevdanız olsun…
Artık kim tutar sizi?
Macit CÜNÜNOĞLU
RÜYALAR
Eskişehir’e ilk kez 1966 yılında gitmiştim.
Bozkırın ortasına kurulmuş bir kent.
Ortasından Porsuk çayı geçiyor.
Debisi düşük, su var mı yok mu belli değil.
Tabii aradan yıllar geçti.
Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen çayın
ıslahı için mucizevi projeler geliştirdi…
Ve ortaya Venedik’i anımsatan Porsuk çayı çıktı.
Ayrıca Eskişehir Avrupa’da yaşanabilir kentler
arasına girdi, ödül üzerine ödüller aldı.
Ne güzel.
Yine 1999 yılında Almanya’yı gezmiştim.
Özellikle Bavyera’nın başkenti Münih ilgimi çekti.
72 yılının unutulmaz olimpiyatının yapıldığı kompleksi
ziyaret ettim.
Çadır Çadır Stadyumu diye hatırladığımız.
Sahanın kodunu düşük tutup çukura yerleştirmişler.
Ve çıkan hafriyatla da çevresine mini tepeler, göller
inşa etmişler.
Gerçekten görülmeye değer, her taraf yemyeşil.
12 ay 24 saat açık yüzme havuzu.
İçerisi kadın, erkek, çocuklarla cıvıl cıvıl…
Mevsim kış, aylardan Aralık.
Gençler gölde kano antrenmanı yapıyor.
Sanırsınız spor festivali…
E, şampiyonlar kolay yetişmiyor.
Önce alt yapı, sonra doğru plânlama programlama,
gerisi de kendiliğinden geliyor.
Şimdi gelelim Amasya’ya…
Doğa yeryüzü nimetlerinin hepsini bahşetmiş.
Dağını taşını bağını bahçesini ovasını eksik etmemiş.
Bir de su vermiş, adı da: Yeşilırmak.
Toprak susuz kalmasın, manzara zenginleşsin diye.
Ve her görenin hayran kaldığı kent.
Tarihse tarih, medeniyetse onlarcası…
Meyvenin sebzenin en kralı…
Gel gör ki siyaseten cömert davranmamış.
En olmayacak şahsiyetleri halkın karşısına
Belediye Başkanı diye çıkartmış.
Onlar da âdeta birbirleriyle yarışırcasına memlekete
kötülük etmekten geri durmamışlar.
Ve birinciliği Şerafettin Dağıstanlı’ya vermişler.
Çünkü seçilmiş değil, atanmış…
Kanlı 12 Eylül’ün maşasıydı.
Kibirli, kinci, azametli, nobran kimliğiyle o da
devrini tamamlayıp geldi geçti…
Sonrası?
Sonrası malûm, Belediye’nin Kültür Dairesi sinek avlarken
İmar Daire Başkanlığı tam mesai, geceli gündüzlü çalıştı.
Maksat son kalan tarihsel dokuyu yerle bir edip yeni
imar alanları açmak…
Ve 7 kat sınırlamasını kaldırıp apartman yüksekliğinde
14 kata ulaşmak…
Başardılar da ve adına da modernleşme dediler!
Ben de proje hazırlığı içindeydim.
Diyecektim ki; İstasyon, Helvacı, Taşova, Suluova tarafına
yeni göller yapın, ırmağın suyu hepsine yeter.
Etrafını süratle yeşillendirin…
Kent içinde bunalan halkımız buralarda nefes alsın.
Çoluk çocuk piknik yapsın, yaşadığını fark etsin.
Belki hayâl dünyasında yaşıyorum ama Amasya’yı
çok seviyorum.
Tabii yitirdiğimiz değerlerle…
Eski evleriyle, Arnavut kaldırımlı sokaklarıyla,
sımsıcak komşuluk ilişkilerinin yaşandığı mahalleleriyle…
Çolağın bağını, Çilehane top sahasını, Hacılar meydanını
özlüyorum, çünkü çocukluğum gençliğim oralarda saklı…
Ama ben yaşıyorum, memleket hasretiyle, sevdalarımla…
Ve rüyalarımla.
Macit CÜNÜNOĞLU
29 Temmuz 2023
SONSUZLUĞA YOLCULUKLAR
Dünkü yazımda Belediye parkımızdan söz etmiş,
somut önerilerimi dile getirmiştim.
Bugün de yıkılan Lise binasının arazisine değineceğim.
Neyse ki otopark olarak kullanılıyor.
Ya bir de yerine cami yapılsaydı, yıkmak neredeyse
imkânsız hâle gelecekti.
Oysa Eğri cami Amasyalının gözleri önünde yerle bir edildi,
halkın sesi çıkmadı.
Aynı işi CHP’li biri yapsaydı Reis kırk yıl dilinden düşürmezdi.
Neyse, üzerinde durmak istediğim asıl mesele otopark arsası
kültür merkezine dönüştürülebilir mi?
Neden olmasın, düşünsenize yerine görkemli bir amfi-tiyatro
yapıldığını, kent mimarisinin özelliklerini yansıtan
muhteşem bir kompleks.
Ne de yakışır Amasya’ya.
12 Haziran Festivali dönemlerinde Kitap Fuarı açılıyor,
diğer zamanlarda konserden tiyatroya kadar sanatsal
aktiviteler gerçekleşiyor…
Kentte de üniversite var, her ay temalı gençlik şölenleri
düzenleniyor…
Bir de uluslararası kimliğe dönüştürülürse dünyanın
ilgi merkezi hâline gelmez mi?
Bu da Amasya’nın yalnız ulusal ölçekte değil evrensel boyutta
şöhretine şöhret katmaz mı?
Elbette düşüncelerim bazılarınıza deli saçması ütopyalar
olarak gelebilir, varsın olsun…
Ben yine de hayâllerimi yazmaya devam edeceğim.
Bakarsınız Nasrettin hocanın gölü misâli maya tutar.
Çünkü Amasya bu tür projeleri fazlasıyla hak ediyor.
Mademki sıfatı da Müze-Kent…
Kaybettiğimiz güzelliklerin yerine işlevsel yapılar koymak
zorundayız, yalnız bugün için değil, gelecekler nesillerin
karşısına açık alınla çıkabilmek için.
Ayrıca ülkeler arası dostlukların tek çaresi kültürel
köprüler kurmaktır.
Sanatın her dalıyla, müzikle desteklenen ilişkiler.
Ve Amasya, ilklerin şehri, Strabon’un memleketi…
Giriftzen Asım beyin sürgün yeri…
İlk musiki cemiyetinin kurulduğu vilayet…
Ve başlarsınız Yeşilırmak boylarında üstadın en sevilen
şarkısını terennüm etmeye:
“Cana rakibi handan edersin
Ben bî nevayi giryan edersin
Biganelerle unsiyyet etme
Bana cihani zindan edersin.”
İşte böyle dostlar, benim hayâllerim bitmez.
Bir de mevzu Amasya olunca ne kadar düşünsem azdır.
Çünkü doğduğum topraklar olduğu için öncelikle gurur duyar,
sonra da düşler dünyasına sığınırım.
İçinde sevgi, aşk olan…
Şarkılar eşlik eder yolculuğuma…
Martılar yoldaşım, bulutlar sevdamdır…
Sonsuzluğa koşar adım ilerlerim.
Macit CÜNÜNOĞLU
28 Temmuz 2023
BAŞKAN ARANIYOR!
Tarih: 25 Mart 1984
Amasya’da yerel seçimler yapılıyor.
Vatandaş Belediye Başkanı’nı seçmek için
sandık başına gidiyor.
Ve çıkan sonuçlara gelin hep birlikte bakalım.
Toplam Seçmen Sayısı: 21.998
ANAP: Mustafa Hatipoğlu-10.843-%59.34
SODEP: Arif Gündüz Türem-5.505-%30.13
DYP: Ahmet Kazancı-710-%3.89
HALKÇI PARTİ: Osman Uzun-628-%3.44
REFAH PARTİSİ: Doğan Saraçoğlu-387-%2.12
MDP: Mustafa Dede-199-%1.09
Geçersiz ya da boş oy: 1.464
İşte bu tablo Amasya’nın kaderini belirledi.
12 Eylül olmuş, toplumsal siyasetin ana damarı
iki parti kapatılmış. (CHP-AP)
Dört yıl belediyeyi Kenan Evren’in arkadaşı olduğu
rivayet olunan petrolcü Dağıstanlı yönetmiş.
Ülke seçimlerini de ANAP kazanmış. (1983)
Faşizmin karabulutları altında sivil siyaset tekrar
hayat bulmuş…
Ve Müze-Kent Amasya inşaat mühendisi Mustafa Hatipoğlu’na
vatandaşın oylarıyla teslim edilmiş.
İşte bundan sonra da kentin hazin hikâyesi başlıyor.
Başbakan Turgut Özal ülkeyi küresel kapitalizmin kucağına
koşulsuz ve de büyük bir iştahla teslim ediyor.
Arkasında militarizmin sınırsız desteği…
Hızlı göçler, plânsız büyüyen şehirler…
Bedrettin Dalan İstanbul’un efesi, yıkımlara başlıyor…
Ve beton saltanatının yükseldiği devirler.
Tarih, kültür kimsenin umurunda değil.
Varsa yoksa rant ekonomisine dayalı politikalar.
Hemşerimiz Hatipoğlu da boş durur mu…
İlk kazmayı Eğri caminin mütevazı minaresine vuruyor.
Ve peşi geliyor.
Yok edilen mahalleler, sokaklar, bağlar, bahçeler…
Buldozer gibi şehrin yarısının üzerinden geçiliyor.
Ortaya çıkan enkazın arsalarına da imar izinleriyle apartmanlar
konduruluyor, ve çirkin manzara değişim dönüşüm adına
gururla seyrediliyor.
Alan razı satan razı.
Ahalinin çoğunluğu neler kaybettiğinin farkında bile değil.
Bozuk para gibi harcanan binlerce yıllık kent tarihi.
Ne uğruna?
Elbette üretmeden tüketen toplumun bireyleri olarak
konformizmin cazibesi herkesin ruhuna işliyor.
Dün dünde kaldı hesabı anılar, çocukluklar, gençlik
hatıraları bir çırpıda silinip atılıyor.
Bizlere de kaybedilen geçmiş değerleri yazmak düşüyor.
Tabii içimiz kan ağlayarak, sanatsal kaygılarla yarınları
kurtarmaya çalışıyoruz.
İnsanlık adına, yaşanabilir bir dünya inşa etmek için.
Bu nedenledir ki yeni döneme ilişkin samimi önerilerimi
yazmaktan geri durmayacağım.
Dolayısıyla babayiğit, gözü kara bir Belediye Başkanı arıyorum…
Devrimci, kararlı ve de radikal.
İlk kazmayı Orduevi ile yanındaki otele vurmasını talep ediyorum.
Ve acilen park yapılsın, madem ki eskisini Taşovalının ihtirasları
yüzünden kaybettik, yerine yemyeşil bir dünya ikame edilmeli ki
değerli hemşerilerim bir bardak çay ile bir fincan kahve içsin…
Ve Yeşilırmak’ın sularına bakarak eşsiz hatıralarına selâm göndersin.
Macit CÜNÜNOĞLU
27 Temmuz 2023
ACI GERÇEKLER
Torunum Nehir devlet okuluna gidiyor.
Göztepe’de, İlhami Örnekal İlköğretim Okulu.
Bu yıl dördüncü sınıfa geçti.
Sınıf öğretmeni Rasim Özçelik.
Mesleğinin zirvesinde, emekliliği yakın kıymetli bir hoca.
Ve tatil günlerinde aklı yine öğrencilerinde.
WhatsApp üzerinden de annesine mesaj göndermiş.
Diyor ki,
“Siz çalışkan öğrencilerimden bazılarının kitap okumadığı
günlerin sayısı çok arttı.
Hepsini not ediyorum.
Günlük en az 50 sayfadan fazla kitap okuyanlar,
okul açılınca ve ileriki yıllarda çok rahat edeceklerdir.
Ailelerin gayreti ve çocukları üzerindeki motivasyonları kitap okumalarında belirleyici olmaktadır.
Düzenli kitap okumalı iyi tatiller diliyorum.”
Ne güzel öneriler, çağdaş bir öğretmenden beklenen uyarılar.
“Çocuklar günde en az 50 sayfa kitap okumalılar” diyor.
Fakat karşılığı var mı?
İşte bütün mesele burada!
Maalesef torunlarımız başka bir dünya da yaşıyorlar.
Belki de aynı gezegende yaşamıyoruz.
Ya onlar Mars’tan geldiler ya da biz!
Hele “kitap” denilen hazine kadar kıymetli bilgi kaynağının,
zihin açıcı pusulanın günümüzde zerre kadar değeri yok.
Hâl böyle olunca kitap var, kitapçı var…
Ama müşterisini ara ki bulasın!
Geçen ay yolum İstanbul Kütüphanesi’ne düşmüştü.
Gülhane parkının üstünde, Arkeoloji müzesinin bahçesinde.
Raflarında milyonlarca kitap var.
Üç memur çalışıyor, ayaküstü sohbet etme imkânı buldum.
Tek şikâyetleri gelen gidenin olmaması.
Tek tük ziyaretçiyle ömür tüketiyorlarmış!
Ne kadar acı, 16 milyonluk kentin en büyük kütüphanesi…
Maalesef yalnızları oynuyor.
Evet, çağımızın insanlığa en büyük hediyesi cep telefonu.
Bağımlılık ne kelime, âdeta tutsağı olduk.
Onunla yatıp onunla kalkıyoruz.
Çocuklardan söz etmiyorum, biz yetişkinlerin alışkanlıklarını paylaşıyorum.
E, “armut dibine düşer” derler…
Üç buçuk yaşındaki torunum bile şimdiden annesiyle pazarlık
yapıyor ki kahvaltı menüsünde telefon bulunsun diye!
Dolayısıyla kitap, gazete, dergi insanoğlunun yaşamından
çıkalı epeyce oldu.
Hatta sinema, tiyatro kültürü bile tedavülden kalktı.
Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.
Günümüzün popüler kanaat önderleri ulema takımı.
Baksanıza Menzil liderine, cenaze törenine 300 bin kişi katıldı.
Bir de Cüppeli ölse, ben diyeyim 1 milyon, siz deyin 2 milyon,
inanıyorum ki yer yerinden oynar ortalık ayağa kalkar.
Evet, geldiğimiz nokta maalesef bu.
Sevgili Rasim hocam da çocukları motive edip kitap okumaya
yönlendirin diyor.
Hem de günde 50 sayfa.
Oysa akıllı insana fazla lâf söylenmez, hele çocuklara…
Hepsi doğuştan ultra zeki oldukları için onlara hiç söylenmez.
Tabii bunlar benim açizane görüşlerim…
Katılan olur katılmayan olur…
Yine de hayatın acı gerçeklerini yazmak istedim…
Belki okunur diye.
Macit CÜNÜNOĞLU
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...