04 Haziran 2019
02 Haziran 2019
Sinemanın büyüsü
Gençliğimizin en önemli eğlencesi sinemaydı.
Doğduğum il Amasya.
Sinema sevdam çocuk yaşlarda başladı.
Bir sokak mesafedeki Şevket Bey sinemasında.
Müthişti, ilk Tarzan filmini orada izlemiştim.
Sonraları Ar sineması, Yeni sinema...
Derken yazlık Ferah sineması.
Gördüğüm filmleri sahne sahne hatırlarım.
Çoğu filmler rüyalarıma bile girer.
Evimde şimdi kablolu tv var.
Dün gece nostaljik bir western izledim.
Baş rollerde Paul Newman, Robert Redford...
Filmin adı: Sonsuz Ölüm, 1969 yapımı.
İki oyucunun da hayranıyımdır.
Yine aynı tad, yine aynı heyecan.
Aradan elli yıl geçmiş...
Gerçekten de sinemanın keyfi başka.
Belki de yaşadığımız devrin tek dünyası...
Beyaz perdede ne varsa onu izliyoruz.
Seçenek yok...
Bazen Hollywood, bazen Ahmet Tarık Tekçe!
Evet, her şey çok güzeldi.
Ne yoksulluğumuz aklımıza gelirdi, ne de sınıf mücadelesi.
Avare'nin peşine takılmıştık...
Raj Kapoor söylüyordu...
Milyonlarca Hintli'nin sefaleti de umurumuzda değildi.
Geçen hafta yitirdik milli milli efemiz Eşref Kolçak abimizi...
Demirci efe de oldu, Çakırcalı da...
Kimdir bunlar?
Halk kahramanı mı, eşkiyâ mı?
Yoksa binlerce masumun katlinden sorumlu Topal Osman mı?
Ne önemi var.
Mevzu vatansa gerisi teferruat...
Nurlar içinde yatsın Kolçak...
Oğlundan dolayı kalbimizde yeri var.
Ne de güzel söylerdi Harun...
Tenördü, "Gir kanıma" şarkısını çok severdim...
Yüreğime işlerdi....
Aynen sinema gibi.
Macit CÜNÜNOĞLU
31 Mayıs 2019
Gezi günlerinden
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Yasak Yaşamlar
İşte memleket
Gezi, Taksim, Beyoğlu, Cihangir, Tarlabaşı, Gümüşsuyu yasak.
Kadıköy, Adalar, Yalova, Avşa, Güzel Marmara, Derdalan YASAK!
Vapura, trene, otobüse, metroya, at’a, bisiklete binmek yasak.
Offf, n’oluyoruz yav?
Desene İstanbul yasak, yaşamak yasak!
Gezi, Taksim, Beyoğlu, Cihangir, Tarlabaşı, Gümüşsuyu yasak.
Kadıköy, Adalar, Yalova, Avşa, Güzel Marmara, Derdalan YASAK!
Vapura, trene, otobüse, metroya, at’a, bisiklete binmek yasak.
Offf, n’oluyoruz yav?
Desene İstanbul yasak, yaşamak yasak!
Asabiyim, fevkalâde öfkeliyim…
Dayanamıyorum artık…
Yalnızım çaresizim, umutsuzum.
Bölündü toplum; bölen iktidar…
Fakirleşti toplum; zengin iktidar…
Dindarlaştı toplum; firavun iktidar…
Evet, dayanamıyorum artık!
Dayanamıyorum artık…
Yalnızım çaresizim, umutsuzum.
Bölündü toplum; bölen iktidar…
Fakirleşti toplum; zengin iktidar…
Dindarlaştı toplum; firavun iktidar…
Evet, dayanamıyorum artık!
Kör kuyular mekânım
Bir lokma sanat, bir dirhem şarap dünyam
Ne sevdaya yer var gönlümde ne aşka…
Bu ben miyim tanrım?
Ceza mıdır biçtiğin hayat, cehennem zebanisini koydun başımıza…
Maksadın cennet ülkeyi dar etmek midir kullarına?
Eğer niyetin kötüyse, işbirliği yapıyorsan yalancıyla…
İlişkilerimi askıya alıyorum seninle!
Bir lokma sanat, bir dirhem şarap dünyam
Ne sevdaya yer var gönlümde ne aşka…
Bu ben miyim tanrım?
Ceza mıdır biçtiğin hayat, cehennem zebanisini koydun başımıza…
Maksadın cennet ülkeyi dar etmek midir kullarına?
Eğer niyetin kötüyse, işbirliği yapıyorsan yalancıyla…
İlişkilerimi askıya alıyorum seninle!
Bak, şaka söylemiyorum…
Yetti gari!
Yok nedamet getiriyorsan şu belâyı çek al üzerimizden…
Venüs’e mi yerleştirirsin, yoksa Uranüs’e mi…
Yalnız Ay’a koyma…
Bakarsın astronot kılığında geri döner…
Bilirsin, Obama’yla arası iyidir, zaten kendisi Anadolu zencisidir…
O nedenle bizden uzak sana yakın olsun…
Hadi, söz dinle…
İnsanı küçümseme, sen benim beynimde, ben senin…
Sahi, neyindeyim…
… ? …
Ne kadar ayıp, duymamış olayım…
Yoksa sende mi O’na hayransın…
Millî iradenin arasına özenle serpiştirilmiş döt kıllarından…
Vah vahhh!
Desene işimiz kaldı Marduk’a…
Olsun, ben de müracaatımı Sümerliye yaparım…
Haydi hoşça kal…
Nasıl olsa karşılaşırız sırat köprüsünde…
Tekrar by, by!
Yetti gari!
Yok nedamet getiriyorsan şu belâyı çek al üzerimizden…
Venüs’e mi yerleştirirsin, yoksa Uranüs’e mi…
Yalnız Ay’a koyma…
Bakarsın astronot kılığında geri döner…
Bilirsin, Obama’yla arası iyidir, zaten kendisi Anadolu zencisidir…
O nedenle bizden uzak sana yakın olsun…
Hadi, söz dinle…
İnsanı küçümseme, sen benim beynimde, ben senin…
Sahi, neyindeyim…
… ? …
Ne kadar ayıp, duymamış olayım…
Yoksa sende mi O’na hayransın…
Millî iradenin arasına özenle serpiştirilmiş döt kıllarından…
Vah vahhh!
Desene işimiz kaldı Marduk’a…
Olsun, ben de müracaatımı Sümerliye yaparım…
Haydi hoşça kal…
Nasıl olsa karşılaşırız sırat köprüsünde…
Tekrar by, by!
28 Mayıs 2019
Yolcu!
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
12 Mart bir kuşağı budadı...
12 Eylül de kökünü kazıdı.
Ancak darbeler sonrası CHP'nin yerel seçimlerde tarihi
başarıları var.
Başta üç büyük il olmak sildi süpürdü.
Şimdi, 23 Haziran'da yıllar sonra yeni bir sınava hazırlanıyor.
Ankara, İzmir'den sonra İstanbul'la da eksik tamamlanacak.
Haydi hayırlısı.
Bu arada uzaktan gazel okuyanlar da var.
Çiçeği burnundaki Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı da;
"İstanbul için Binali Yıldırım hayırlı olur" diye buyurmuşlar.
Üstüne vazife ya, ne de olsa sahibinin sesi!
Fakat Ekrem İmamoğlu siyasete yeni bir soluk getirdi.
Fikir özgürlüğünü savunuyor, Demirtaş'ı seviyor.
Bunlar önemli parametre.
Tam da ihtiyacımız olan.
Ötekileştirmeden yaşam kültürünü geliştirebilmek...
Ne de yakışır ülkemize.
Çünkü AKP siyaseti sığ, bağnaz...
Lideri istediği kadar hava atsın...
Temelinde çağ dışılık var.
Daha doğrusu Kapıkule'nin ötesinde bir anlam taşımıyor.
Arap şeyhleriyle, Putin'le dostluk da uluslararası sorunlarımızı çözmüyor.
Resmen açmazdayız.
Lâkin iç politikanın cazibesi Saray'ın bekası açısından
önemini koruyor.
İftarda yer sofralarından halkla buluşmak hâlâ popüler...
Bir de naklen yayınlar...
İktidardakiler dört köşe.
Seçmen yerse sandık garanti.
Ya demokrasi?
O ne ki?
Taksim Tünel arasında gidip gelen tramvay...
Ve en önemli yolcusu da Abanoz sokağında çoktan indi...
Halkını becermek için!
21 Mayıs 2019
Ramazanda Amasya
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Amasya'da ramazanı yaşamak en basit deyimiyle hissetmektir
Dinsel açıdan inanlar tarafından bu ay kutsanmıştır.
Bir nevi içsel dünyaya yolculuktur, günah-sevap denklemi üzerine
kafa patlatıldığı süreçtir.
Tutulan oruçlar, kılınan teravih namazları cennete yapılacak
yolculukta tanrısal vize anlamını da taşır.
Hâl böyle olunca iftar vakti caddelerde, sokaklarda el ayak çekilir.
Huşu içinde ezan sesi beklenir.
Tabii bir de kaleden atılacak topun sarsıcı patlaması.
Sahi, çocukken ne çok korkardım top sesinden.
Kulaklarımı kapatır, pencerelerdeki macunları çürümüş
camların sarsıntısının geçmesini beklerdim.
Yine de özlemle hatırlıyorum o yılları.
Hayatımdaki en güzel zenginlikler...
Yoksulluğun aileme karabasan gibi çöktüğü, dokuz yaşımda
babasız kalmanın derin acıları.
Anamız ve kardeşlerim tanrının verdiği nimetlere şükrediyoruz.
Bir de cankurtaranımız vardı.
Bildiğiniz "pişi"...
Kızgın yağda pişirilen hamur bulamacı.
Anne derdim; "içine azıcık peynir de koysana"
Dolu gözlerle bakardı yüzüme.
Evet, geçmişinden kurtulamıyor insan.
Hele de çocukluk yılları.
Bir bir sıralanıyor.
Doğduğum toprakların her bir köşesini özlüyorum.
Yeşlırmak vadisini, hemen hemen hepsinde teravih namazı
kıldığım camilerini...
Bavulla gidilen hamamları...
Güzel memeli kadınları...
Gelin kurnasını...
Ahhh!.. Ne değerli devirlermiş.
Ya şimdi?
Yetmiş yaşın yorgunluğunu yaşıyorum.
Bir el de kadeh, diğerin de sigaram...
Nemli gözlerimle geçmişe el sallıyorum.
Ve çok uzaklardan ezan sesi geliyor...
Namaza davet...
Fakat ben de gidecek ne gönül, ne de arzu var.
Herkesin inancı kendine diyerek dua ediyorum.
18 Mayıs 2019
Bir bahar sabahı
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Bugün Pazar, güneşli bir İstanbul sabahı.
Masmavi gökyüzü, hafif serinlik ürpertiyor.
Bahar tüm güzellikleriyle içimizde…
Doğa uyanmış, gülümsüyor çiçekler…
Kuşlar bile bir başka ötüyor…
Davet ediyor denizlere…
Gönüller yorgun, yürekler yaralı…
Söz dinlemiyor bahar…
En derinden hayatı sarmalıyor…
Sımsıcak, bırakmamacasına…
Bahar geldi İstanbul’a.
Nazım’ın ceviz ağacı coşmuş Gülhane’de…
Şiirler doluyor gölgesine.
Orhan Veli İstanbul’u dinliyor…
Kanat çırpıyor Yelkovan kuşları.
Aşiyan'da Fikret…
Eteklerinde saltanatın kalemi Yahya…
Yanı başında huzursuz huzurlu Tanpınar…
Az aşağıda aşkın ölümsüz tanığı Atilla İlhan.
Şiirler doluyor gölgesine.
Orhan Veli İstanbul’u dinliyor…
Kanat çırpıyor Yelkovan kuşları.
Aşiyan'da Fikret…
Eteklerinde saltanatın kalemi Yahya…
Yanı başında huzursuz huzurlu Tanpınar…
Az aşağıda aşkın ölümsüz tanığı Atilla İlhan.
Yeşilçam geçmişte kalan bir rüya…
Onurlu sefaletin senaryoları elde…
Orhan Kemal yine işsiz, yine ekmek parası peşinde…
En yakın dostu Otyam…
İnadına üretiyor, sergiler açıyor doya doya…
Akdeniz’den selâm gönderiyor çılgın İstanbul’a.
Onurlu sefaletin senaryoları elde…
Orhan Kemal yine işsiz, yine ekmek parası peşinde…
En yakın dostu Otyam…
İnadına üretiyor, sergiler açıyor doya doya…
Akdeniz’den selâm gönderiyor çılgın İstanbul’a.
Ada vapurları Melih Cevdet’e nazire yaparcasına sessiz…
Tadı yok yolcuların…
Gözler Sait Faik’i arıyor Burgaz’da…
Komşusu Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi hüzünlü…
Şarkı dinliyor Yesari Asım’dan…
Heybeli’de mehtap yalnız…
Lüle saçlı sarışın artık hayâl…
Sonsuzluğa göç edeli asırlar olmuş.
Tadı yok yolcuların…
Gözler Sait Faik’i arıyor Burgaz’da…
Komşusu Hüseyin Rahmi, her zamanki gibi hüzünlü…
Şarkı dinliyor Yesari Asım’dan…
Heybeli’de mehtap yalnız…
Lüle saçlı sarışın artık hayâl…
Sonsuzluğa göç edeli asırlar olmuş.
Yıllara rağmen hafızalar dipdiri.
Resmî geçit yapıyor dostlar birer birer…
Martıların çığlığı eşliğinde.
Ahmet Rasim köşe başında, çilingir sofrası önünde…
Bab-ı âli yokuşunu tırmanıyor Aziz usta.
Sen çok yaşa Mehmet Kemal..
Sayesinde insan öğlen rakılarını özlüyor.
Resmî geçit yapıyor dostlar birer birer…
Martıların çığlığı eşliğinde.
Ahmet Rasim köşe başında, çilingir sofrası önünde…
Bab-ı âli yokuşunu tırmanıyor Aziz usta.
Sen çok yaşa Mehmet Kemal..
Sayesinde insan öğlen rakılarını özlüyor.
Şemsi Paşa neşeli bugün…
Sahilinde eski yüzler…
Kimler mi?
Biz, bizler…
Yetmez mi?
Gözlerim, ellerim, yarınlarım kömür karası…
Teslim olmuşum Güzel Marmara’ya…
Boğaz’daki saraylara haykırıyorum;
“Sultan sultan, çık dışarı oynayalım!”
Duyuyor İstanbul, başı öne eğik, mahcup…
Utanıyor böyle bir alçağı bağrından çıkarttığı için…
Utanıyor delikanlısından…
Sınıfına ihanet eden bir insan müsveddesi yarattığı için!
Sahilinde eski yüzler…
Kimler mi?
Biz, bizler…
Yetmez mi?
Gözlerim, ellerim, yarınlarım kömür karası…
Teslim olmuşum Güzel Marmara’ya…
Boğaz’daki saraylara haykırıyorum;
“Sultan sultan, çık dışarı oynayalım!”
Duyuyor İstanbul, başı öne eğik, mahcup…
Utanıyor böyle bir alçağı bağrından çıkarttığı için…
Utanıyor delikanlısından…
Sınıfına ihanet eden bir insan müsveddesi yarattığı için!
13 Mayıs 2019
Halk mı yaman, Saray mı?
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
"Yemenimde hâre var
Yüreğimde yâre var..."
İnsan bazen tükenip çaresiz kalıyor.
Son zamanlardaki ruh hâlim.
Yüksel'i arıyorum; göç etmiş.
Mehmet Ali de sonsuzlukta.
Ağabeyim Adnan da aynı adreste...
Ya Aybars'a ne demeli...
Ne acelen vardı kardeşim?
Hani yüz yaşına kadar yaşayacaktın...
Ne güzel şarkılar terennüm ediyorduk...
En sevdiğin şarkı da: "Kimseye etmem şikâyet etmem..." di...
Hepsi yalan oldu!
Geriye ben kaldım, yapayalnız.
Reva mı bu?
İnanın içimde büyük bir boşluk var.
Okyanus çukuru gibi.
Dolması da asla mümkün değil.
Ha eş kaybetmişsin ha dost.
Yara aynı yara.
Yine de hatıralara sığınıyorum.
Solculuk yaptığımız yıllara.
Çoluğumuzu çocuğumuzu ihmâl ettiğimiz yüksek idealler.
Ülkeyi kurtardığımız gibi Vietnam'a Angola'ya da yetişiyoruz!
Bireysel gelecek umurumuzda değildi.
Ya hep beraber, ya hiç...
Gözümüz bu derece karaydı.
Hâlbuki evde bekleyen Özgürler, Çağdaşlar, Evrimler vardı...
Kimin umurunda...
Neyse, güzel devirlerdi.
Binlerce selâm olsun.
Gelelim günümüze...
Kavga yine aynı kavga...
Ancak bu sefer hedefe koyduğumuz kişi alıştığımız
sağcı liderlere benzemiyor.
Menderes, Demirel, Özal'ı mumla arıyorum...
Ne klas adamlarmış.
Bu farklı mı farklı.
Bir elinde Kur'an, kıçında devlet patentli soytarı...
Ülkenin geleceğini karartmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Yapsınlar bakalım.
23 Haziran'da sandık başındayız.
Çakacağız mührü, umutlarımıza yarınlara...
"Her şey güzel olacak" sevdamıza.
Bakalım halk mı yaman, Saray mı?
12 Mayıs 2019
23 Haziran'ı düşlerken...
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
"Arabaya taş koydum civanım
Ben bu yola baş koydum civanım
Seni gelecek diye civanım
Bir yanımı boş koydum civanım..."
İtiraf etmem gerekir ki 31 Mart seçimlerinde sandığa gitmedim.
Çünkü CHP'den umudumu kesmiş, izlediği yolu da onaylamıyordum.
Hâlâ da öyle düşünüyorum.
Ancak Ekrem İmamoğlu ve İstanbul seçiminin yenilenmesi
kararımı değiştirdi.
Bir kere RTE ve partisinin izlediği politikalar Ortaçağ'a ait.
Yani çağ dışı...
Ve on yedi yıllık uygulamaları da en açık kanıtı.
Ne yaparsınız, yaş yetmiş olunca ülkeyi terk edecek
halimiz de yok.
"Çile bülbülüm çile..." diyerek şarkılara sığınıyorum.
Ada sahilleri ruhuma iyi geliyor.
Sanki Türk müziği bunalımlar için icat edilmiş.
Aşk çilesi mi yaşıyorsunuz; ilâcı şarkılar.
Çok mu çaresizsiniz; alınız elinize udunuzu.
Patlatın bir iki nihavend...
"Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin..."
Uzanın Kalamış'a...
Emin olun ki Münir Nurettin oradadır.
Sarılın O'na: "Ey ömrüm, bu son fasıldır" nağmeleri
eşiliğinde yolculuğa çıkın.
Yine akşamın içindeyim.
Günün bu saatlerini çok seviyorum.
Tahmin edersiniz; güneş batmaya yüz tutmuş...
El de kadeh, Bimen Şen faslı gönlümde...
Her zaman ki gibi ağabeyimleyim...
Âdeta uçuyoruz.
Ve İmamoğlu'nun söylemini hissederek...
Gözlerim nemli;
"Her şey güzel olacak." diye 23 Haziran'ı selâmlıyorum
07 Mayıs 2019
Akşamın içinden..
![]() |
| Özlemle, ağabeyim Adnan |
Demek ki yaşlılık böyle bir şey.
Ne kadar yarınlara bakmaya çalışsam da
geçmiş peşimi bırakmıyor.
Biraz önce mesenger sayesinde Amerika ile görüştüm.
Tam yarım saat.
Para yok, pul yok.
Ne saadet!
Karşımda Amasya'nın Ermeni güzellerinden Agavni.
Namı diğer Ann Simon.
Göç edeli elli yılın üzerinde olmuş.
Massachusetts'de yaşıyor.
Sohbetin öznesi tahmin edeceğiniz gibi doğduğumuz topraklar.
Belli ki ikimizin de burnunda tütüyor.
Ve başladık konuşmaya...
Öncelikle o güzelim yıllar.
Kardeşçe yaşanan...
Aşklar, sevdalar.
Babası Zakar amcadan girdik, terzi Mari'den çıktık.
Gerçekten de bu toplum çirkin siyaset uğruna bir halkı harcadı.
İttihat Terakki geleneği işte.
Gün ortasında değerli Ohannes amcamızı katletti.
Ve sonun başlangıcı.
Memleketimde köklerini kazıdılar.
Kaldı ki onların ana vatanıydı.
Biz Türklerden çok önce Anadolu'nun kadim zenginlikleriydi.
Ağırnaslı Mimar Sinanlar, Balyanlardı...
Osmanlı'yı günümüze taşıyan.
Binlerce kilometre öteden Agavni'nin güzel gözlerini hissettim.
Duygu yüklüydü, içinde hasret vardı.
Nemliydi, elini tuttuğu ilk erkek arkadaşının sıcaklığını
hâlâ hissediyordu.
Savadiye mahallesinde doğmuştu.
Komşuları Lokumcu Hasan.
Çocuklarını tek tek sıraladı.
Bir de (..?..)
O toprağın altında şimdi.
Uduyla el sallıyor bizlere.
Hiç dilinden düşürmediği Agavni'ye.
Evet, "insan insana kavuşmaz" derler...
Bir uzay çağı var ki...
Yakın zamanda öbür dünyayla iletişim kurarsa şaşmam.
Düşünsenize, açıyorsunuz mesengere, karşınızda Huri...
Şarap ırmağı yanı başınızda...
"Ne yapayım abime?"
Her zamanki gibi sonsuzluğa uçuyorum bu akşam.
Gönlüm divane, soyadım Cünûn...
Ne mutlu bana.
Macit CÜNÜNOĞLU
01 Mayıs 2019
Yaşasın 1 Mayıs
Kırk yıl önce bugün İzmir'deydim.
Taksim meydanı iktidar tarafından yasaklanmış,
1 Mayıs kutlamaları için Ege yollarına düşmüştük.
Yaş 29, devrim ideali yüreğimde...
DİSK'e bağlı BAYSEN-İŞ Sendikası'nın Yürütme Kurulu üyesiyim.
Hey gidi gençlik yılları!
Şimdi 70 yaşındayım...
Torun torbaya karıştık, ideolojim tüm dünyada olduğu gibi
ağır yaralar aldı...
Kapitalizm gezegenin mutlak efendisi...
Nereden nereye, yaşlı yüreğimi minik sevinçlerle mutlu
etmeye çalışıyorum.
Ancak "umut hep var" ilkesinden hareketle yarınlara
aydınlık düşüncelerle bakıyorum.
Yeter ki sol mememin altındaki cevahir kararmasın,
gözlerimdeki ışıltı sönmesin, yüzümdeki
gülümseme eksik olmasın.
Elbette insanlığın yeryüzündeki yıldızları er ya da geç
güneşi zapt edecektir.
Bugün 1 Mayıs, emeğin bayramı.
Cem Karaca'dan işçi sınıfı marşları dinliyorum.
Gözlerim nemli, geçmişe binlerce selâm göndererek
torunlarımızın geleceğini düşlüyorum.
Açlığın, sefaletin olmadığı çiçekli günler.
Savaşsız sömürüsüz bir dünya.
İnancım tam.
Ve Marx yeniden keşfedilecek.
Çünkü dünya nizamı bu kadar adaletsizliği kaldırmaz.
Tayyip falan da hikâye...
Gideceği yer tarihin çöplüğü...
Hatta bekleme salonuna girdi bile...
Ve kadehimi güneşli günlere kaldırıyorum...
Heyecanla yumruğum havada "Yaşasın 1 Mayıs"
diyerek sonsuzluğa haykırıyorum.
Macit CÜNÜNOĞLU
08 Nisan 2019
Usta'nın demokrasi tecrübesi!
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Öncelikle belirtmek isterim ki, bunun adı seçim değil.
Anlaşıldı ki sandık demokrasisi bile değil.
Artık sistemin tek bir sahibi var...
Reis mi dersiniz padişah mı, keyfinize kalmış.
1957 seçimlerinde rahmetli Menderes de aynı tuzağa düşmüştü.
Oyları yüzde 50'nin altına düşünce kontrolünü kaybetti.
Yeni serpilen demokrasiyi hukuk dışı kararlarıyla iğdiş etti.
Ve hazin son!
Ancak 21. yüzyıldayız, mızıkçılık yapıp çamura yatmanın da
bir sınırı var.
Dünya soğuk savaş döneminde değil.
Herkesin herkesten haberi var.
Doğru yanlış ülkemizin sandık tecrübesi var.
En azından seçmenin ezici çoğunluğu oy vermeye gidiyor.
Ve çıkan iradeye saygı duymak lâzım.
Hayır demenin de anlamı yok.
Olsa olsa tramvaydan inersin...
Tabii gücün yetiyorsa!
Tuhaf ve sıkıntılı süreçten geçiyoruz.
Alt üstü belediye seçimleri.
Ancak büyük şehirlerde rant o kadar büyük ki,
iktidar kaybetmek istemiyor.
Tadını almış bir kez...
Hele de İstanbul gibi metropoller...
Çoğu ülkenin bütçesinden büyük.
Âdeta yağma Hasan'ın böreği...
Yemeyeni dövüyorlar!
Elbette bu travmalar da aşılır.
Yeter ki iyimserliği bırakmayalım.
Bir de halkımıza güveni.
Dinine bağlıdır, bayrağını sever.
Tabii kurnazlığı da.
Ne zaman ne yapacağı belli olmaz.
Sevdiği lideri başına taç da yapar kıçına (..?..) da...
Dolayısıyla büyük Usta'yı tıkaçlık dönemine mahkûm etti.
Haydi hayırlısı, sonu nereye varacak, yaşayıp göreceğiz.
01 Nisan 2019
İzlenimlerim
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Seçim sonrası yorum yapmak adettendir.
Açizane ben de düşüncelerimi yazmak istedim.
Öncelikle belirtmek isterim ki sandığa gitmedim.
Hem de ilk kez.
Tabii evlâtlarım tarafından şiddetli protestoya maruz kaldım.
Hatta ülkeyi terk etmem bile söylendi(!)
Açıkça itiraf etmem gerekirse siyasetten fevkâlâde soğudum.
Başta iktidar, (iktidar demek bile yanlış) yani Reis...
Namuslu vatandaşa ülkeyi dar etti.
Ya CHP, sağcılık yapmayı şiar edindi.
Adayları arasında milliyetçi artıklar mı istersiniz...
Değme dindarlara taş çıkartanlar mı!
Özetle bayrak ile din arasında gidip geldiler.
Tabii bu tarz beni bozar.
Çünkü hakikat peşinde koşan dünyalıyım.
Ayrıca siyasetin değerleri umurumda da değil.
Bilime inanırım, bir de namuslu akla.
Gerisi de hikâye.
Yine de açıklanan sonuçlara göre ülkemiz derin bir nefes aldı.
Hatta on yedi yıl sonra topraklarımızda kara bulutlar aralanıp
güneş doğdu.
Ama sağ partilerin oy oranı yüzde 62'den aşağı düşmedi.
Emek cephesi, enternasyonal düşünce bir kez daha yenildi.
Alper Taş'ımız kaybetti...
Kahramanımız Maçoğlu Dersim'de kazandı.
Başta İstanbul, Ankara düştü.
Sağolsun Kürtlerin oyları...
Doğudan daha çok batıda işe yaradı.
Mansur da bozkurt işaretiyle onlara el salladı(!)
Kısaca mutluyum, mutluyuz.
Ne mutlu insanım diyene.
Artık Bel-Tur tesislerinde bira içebileceğim.
Toplu ulaşım araçları ve su ucuzlayacak.
Trafik rahatlayıp hayat kolaylaşacak.
Benim gibi yaşlılar için de cennet ayağımıza gelecek.
Daha ne isteriz.
İyi ki sosyal demokrasi büyük şehirleri ele geçirdi.
Halkımızın büyük çoğunluğu için her yer Eskişehir,
her yer kurtarılmış bölge.
Yaşasın sandık demokrasisi...
Yaşasın aydınlık geleceğimiz.
Sırada SARAY var.
Bastır Millet İttifakı...
Arkanızda olmayan oyum var!
10 Mart 2019
Tansiyon 19!
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Toprak anadır da devlet niçin babadır?
Aşık Veysel'e göre birincisi sadık yardır.
İkincisi ise, bir avuç azınlığın çıkarlarını koruyup
kollayan organizasyondur.
Ya "Üç Ye"...
Yasama, Yürütme, Yargı.
Fransız Devrim'inde şekillenen modern devletin temelleri.
Demokrasinin, adaletin, özgürlüklerin vazgeçilmezi.
Gerçekte var mı?
Ayrıca devletin sahibi olur mu?
Örneğin askerler, aydınlar kurdukları devletin
doğal mirasçıları mıdır?
Veya polis, sahibinin sesi olabilir mi?
En önemlisi de iktidardaki siyasi parti devleti
ele geçirebilir mi?
Elbette bu soruların cevabını bulmak hem kolay hem zor.
Özellikle de ülkemizde.
Sistem tek adamlık üzerine kurulu, yasamanın
ruhuna çoktan Fatiha...
Yargı allahlık Ali bey!
Elle tutulur hiçbir mekanizma kalmamış.
Ülke ülke olmaktan çıkmış...
Âdeta can pazarı.
Muhalif olmak suç, Kürt olmak zaten suç...
Hapishaneler tıka basa dolu...
Ama demokrasi nutukları meydanlarda uçuşuyor!
Evet, sıkıntılı günler yaşıyoruz.
Bir de seçim atmosferi...
Gelse de 31 Mart, ne olacaksa olsun.
Kendi adıma bendeniz aşırı bunaldım.
Tarihin sayfalarına sığınıyorum.
Biraz sanat, bolca da müzik.
İşte müsekkin ilaçlarım.
Yoksa çıldıracağım...
En son Gezi iddianamesine göz attım...
Hukukun karikatürize edilmiş belgesi.
İstinaf mahkemelerinin kararlarına bakıyorum...
Engizisyonun bir alt kademesi!
Tabii bunalıma girip bir büyüğe danışıyorum...
O da "Büyük Rakı"...
Şairin dediği gibi balık olup dalıyorum içine...
Keyfime bakmaya çalışıyorum...
Bu arada tansiyonum 19!
06 Mart 2019
Kabahatin çoğu...
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Ehlileşmemiş siyasilerle, evcilleşmemiş köşe yazarlarıyla
demokrasi ancak bu kadar oluyor.
Konuştuklarını dinlediğimizde, yazdıklarını okuduğumuzda
sanıyoruz ki insanlığın en alt basamaklarında yaşıyoruz
Kürtleri kovan bir zihniyet!
Aynı zamanda oy için kırk takla atan politikalar!
Gerçekten inanılması zor.
HDP diye bir parti var, seversiniz sevmezsiniz.
Ancak altı milyon seçmeni olduğunu unutmamak lâzım.
Onlarca belediyede de iş başındaydı...
Ta ki kayyumlar atanana kadar.
Netice de halkın iradesi yok sayıldı.
Pek çoğu da terörist muamelesi gördü.
Şu anda binlerce Kürt çeşitli bahanelerle hapislerde.
Ve tüm olan biten de Barış Süreci'nden sonra başladı.
Çünkü böyle buyurdu büyük Sultan!
Aslında "Barış" ve "Hapis" birbirine ne kadar uzak kavramlar.
Ama ülkemizde barışı savunmak bile suç.
Kandil'e bulaşmanıza gerek yok...
Suçlanmanız için bir dilekçeye imza atmanız da yeterli.
İşte "Gezi Davası"...
Altı yıl önce gerçekleşen eylem bugün ülkenin gündeminde.
On altı kişi tespit edilmiş...
Başta Osman Kavala...
Ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor.
Vay demokrasi vay...
Azınlıkların haklarını koruyamazsın, sıradan bir başkaldırıyı
isyanla eş tutarsın...
Ondan sonra da "en ilerisi" bu topraklarda diye hava atarsın!
Belki de haklısın, cennetin pazarlandığı bir ülkede normaldir.
Çünkü çivisi çıkmış bir toplumda yaşıyoruz.
Üstelik sistemin adını da koyamıyoruz.
Liberalizm deseniz değil, parlamenter düzen deseniz; hiç değil...
Geriye de teokratik istibdat idaresi kalıyor ki...
Modern dünyada bu modele "Tek Adamlık" deniyor...
Ve onun içindir ki GATA'nın adı: Abdulhamid Han oluyor.
Ne diyelim, yazık oluyor bu ülkeye çok yazık ama...
Boşuna mı söylemiş Nazım usta da...
"Kabahatin çoğu sende..."
03 Mart 2019
Rembetiko eşliğinde...

2017 yılı Fransız yapımı
film ülkemizde "Aman Doktor"
adıyla gösterilmiş.
Değerli büyüğüm Erol Çevikçe
önerdi, ben de izledim.
Ve bir kez daha "Rembetiko"
müziğin eşsiz nağmeleri
arasında kaybolup yıllar yıllar
öncesine gittim.
Ta 1920'lere, mübadele devirlerine.
Evet, savaşlar olur, birileri karar verir, bedelini
insanlar öder.
Bu toprakların öz evladı Rumlar Lozan sonrası
Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmışlardı.
Ve bu zoraki sürgün 1964 yılına kadar devam etti.
Yalnızca çoluk çocuklarını, değerli eşyalarını götürmemişlerdi
karşı kıyıya...
Bir de müzikleri vardı, adı: Rembetiko.
Anadolu halklarından ortaya çıkmış Rum ezgileri,
ağıtla karışık şarkılar.
İzmir'in kavaklarından dökülen ve o zamanki rüzgârların
etkisiyle Batı'ya doğru yüz binlerin dilinde gönlünde dalga dalga yayılan nağmeler.
Kâh udun tellerinde, kâh kanunun gövdesinde, kâh klarnetin
sesinde çığlık olup yükseldiler Ege'nin iki yakasında.
Tarihe tanıklık etmek istiyorsanız "Rembetiko"
filmini izleyin.
Tutmayın gözyaşlarınızı, doya doya ağlayın.
Hüzün vardır, acı vardır...
İzmir, İstanbul, Selanik vardır.
Anlatılanlar Yorgi'den Mari'ye uzanan hazin hikâyelerdir.
O nedenledir ki ülkem kopartılan çiçekler nedeniyle
öksüz kalmıştır.
Özlerim Ermeni komşularımı mahalle arkadaşlarımı; Agop'u, Kevork'u, Artin'i.
Ya Rum meyhaneleri...
Mezelerin en güzeliyle rakı bütünleşir...
Udun sesi eşliğinde miraça yolculuk başlar.
Bir de karşınızda sevdiğiniz kadın varsa, gözlerine
bakmaya doyamadığınız...
Merak etmeyin, artık cennettesinizdir...
Yudumlayın hayatı doya doya, aşk ile sevda ile...
Müzik asla sizi yalnız bırakmaz.
Macit CÜNÜNOĞLU
28 Şubat 2019
42 yıl sonra...
![]() |
| Amasya |
CHP memleketim Amasya'da en son 1977 seçimlerinde
belediye başkanlığını kazanmıştı...
Ve 12 Eylül darbesiyle de başkan Gündüz abi (Türem)
faşist Cunta tarafından görevinden alınmıştı.
Yerine de ismi lâzım değil emekli bir subay atanmıştı.
Sonrası malûm, ANAP'lı yıllar.
Canım memleketim yol, inşaat uğruna yerle bir edilmişti.
Dalan'ın İstanbul'da yaptığını Hatipoğlu Amasya'da gerçekleştiriyordu.
Tarihî doku tarumar edilirken canını kurtaran
yalnızca ırmak boyu evleri olmuştu.
Birkaç da konak.
Eğri Cami bile yıkımdan nasibini almıştı.
Demek ki CHP'nin başarısının üzerinden 42 yıl geçmiş.
O güzelim kent, çarpık yapılaşma sonucu şimdilerde
nefes olmakta bile zorlanıyor.
Daracık Yeşilırmak vadisi beton canavarına
teslim olmuş durumda.
Kent içi bağların yerinde artık apartmanlar var.
Hatta merkeze bağlı yakın köyler bile tehdit altında.
Onlarca yıldır sağ iktidarların boyunduruğu altında kalan
müze-kentin önce yeşili soldu, artan nüfusla birlikte
trafik sorunu oluştu ve Yeşilırmak da giderek mahzunlaştı.
Hâlbuki Osmanlılıkla çok övünen sultanımız var...
Ve Amasya da Osmanlı mirası kentlerin başında gelir.
II. Beyazıd valimiz, Yavuz Sultan Selim hemşerimizdir...
Onlarca camisiyle, medreseleriyle ilim irfan yuvasıdır.
On üç şehzadenin gelip geçmesi de tesadüfü değildir.
Bir de ünlü coğrafyacı Strabon'u ekleyin,
Gözbebeği gibi korunup kollanması gereken kenttir Amasya.
CHP bu kez bir kadın adayla halkın karşısına çıkıyor.
Serpil Saraçoğlu.
İstanbul'da yaşayan bir Amasyalı olarak başarılı
olması için dua ediyorum...
Elimden de başka bir şey gelmiyor.
Gündüz abinin kazandığı seçimlerdeki soldan esen
rüzgârların tekrarlanması umudunu taşıyorum,
Kılıçdaroğlu'na rağmen.
Haydi Amasya, 1 Nisan sabahı Cumhuriyet bayrağını çek kaleye...
Kadın eli dokunsun doğduğum topraklara, berekettir, estetiktir...
En azından Vandallardan kalan güzellikler korunsun.
Macit CÜNÜNOĞLU
27 Şubat 2019
Son Nokta!
![]() |
| Macit CÜNÜNOĞLU |
Demokrasinin çamura battığı, hukukun tedavülden kalktığı
bir ortamda seçime gidiyoruz.
Üstelik tek adamın otoritesi altında.
Millet İttifakı'nın adı oldu "Zillet"...
Muhalefet de ya terörist işbirlikçisi, ya da dış güçlerle
ortak hareket eden vatan haini.
Fetöcü yaftalama ise vaka-ı adiyeden.
Özetle siyasî üslup yerlerde sürünüyor.
İşte bu koşullarda sandığa gidiyoruz.
Yalnız büyük heyecanlar yaşanmıyor.
Her partinin içsel çekişmeleri seçimlerden daha
popüler şekilde pazarlanıyor.
Magazin malzemesi gibi mevzular uzatılıyor da uzatılıyor.
Normaldir, projelerin ortalıkta uçuştuğu atmosferde
tercih yapacak değiliz ya...
Önümüze iki seçenek sunuluyor:
Bir: Ülkenin bekaası, ki iktidarın tezi...
İki: İnsan haklarının, özgürlüklerin savunulması,
bu da benim tezim.
Yoksa yerel yönetimleri teslim edeceğimiz kadrolar
kimsenin umurunda değil.
Eğer öyle olsaydı Mansur Yavaş'la, İyi Parti ile
CHP sevdalısı seçmenin işi olur muydu?
Sayın Kılıçdaroğlu'nun taktiksel hesapları...
Bakalım tutacak mı?
Lâkin bu seçimlerde pek bir iştahsızım.
Tabii kendi adıma düşünüyorum.
Batı tipi demokrasilerden her geçen gün uzaklaşıyoruz.
Ayrıca umutlarımda tükenmeye başladı.
Yıllardır oy verdiğim CHP de kötü yöneticileri
sayesinde iyiden iyiye yormaya başladı.
Ülke de ise siyasetin geldiği nokta,
"sağın alternatifi sağcılık."
Bir yarış, bir yarış...
Bu arada bataklığa iki yıldız düşüyor:
Biri Alper Taş, diğeri Komünist Başkan Maçoğlu...
Derin bir nefes alıyorum, çünkü ruh sağlığıma iyi geliyor.
Birazdan da evimin yakınında bulunan Ovacık Market'e gideceğim, hem yürüyüş olur hem de nohut, fasulye alacağım.
Teselli ikramiyesi niyetine benim gibi fakire bu da yeter.
Yemişim seçiminizi, yemişim bekaanızı, gerisi de hikâye.
Nokta!
25 Şubat 2019
Ağabeyim Adnan Cününoğlu
![]() |
| Adnan CÜNÜNOĞLU |
Uzun süre şarkılarımızı dinleyemedim.
Hele de ud taksimlerini, âdeta sustu yüreğim.
Tıkandım, gözlerim nemlendi.
İtiraf etmeliyim ki ağabeyimi çok özlüyorum.
Rahmetli faslı çok severdi.
Bilhassa Bimen Şen bestelerinin ayrı bir yeri vardı.
Bir araya geldik mi, tabii rakı masasının başında.
Başlardı hicazdan "Yıllar ne çabuk geçti..." adlı
eseri çalmaya...
Hüzzamla devam ederdi, "Hâleli gözlerin hayâle döndü..."
Olmazsa olmaz şarkılarımızdan
"Açmam açamam söyleyemem, çünkü derinde..."
ile sürüp giderdi meşkimiz.
Sigara molalarımızda ise derin musiki bilgisinden pasajlar aktarırdı.
Evet, insanın birinci derece yakınını kaybetmesi
ağır acılara sebep oluyor...
Hele de arkadaş olmayı becerebildiyseniz hasret
daha da artıyor.
Ah Adnan Cününoğlu ah, canım abim...
73 yaşında bu dünyayı terk ettin ama...
Çok erken, inan ki şarkılar öksüz kaldı.
Senin udundan, sesinden dinlediğim binlerce eser
gönlümde ayrı bir karşılık buluyordu...
Benim için sevgi pınarıydı.
Kâh hüzünlendiğim, kâh coştuğum...
Bazen de kalkıp doya doya oynadığım.
Mızrabın kıvrak, parmakların oynak...
Yorumların lezzetli mi lezzetliydi.
Geldik gidiyoruz işte.
Abim bu dünyada iz bırakanlar listesine girebilecek
özelliklere sahipti.
Müthiş hafızasıyla çevresindekileri şaşkınlığa düşürürdü.
Olağanüstü matematik zekasıyla kağıt kalem olmadan
problem çözme yeteneğine sahipti.
İyi bir fotoğrafçıydı, üstelik ustası hiç olmamıştı...
Eline aldığı her enstrümanı çalardı...
Ne kurs, ne eğitim...
Hani derler ya, tanrı vergisi...
Özel mi özeldi.
Nurlar içinde yatsın.
Çok özlüyorum çoook.
Macit CÜNÜNOĞLU
23 Şubat 2019
31 Mart'a doğru...
![]() |
| S. SARAÇOĞLU |
Ülke sathında seçim çalışmaları son sürat ilerliyor.
Kılıçdaroğlu'nun densizliklerine rağmen CHP,
başta İstanbul, Ankara olmak üzere birçok büyük
ilde favori konuma geldiği anlaşılıyor.
Özellikle Büyük Reis'in takındığı üslup ve korkularından sonra Millet İttifakı'nın başarıya yakın olduğu gözlemleniyor.
Zaten çoğu anket şirketi de bu doğrultuda tahminlerde bulunuyor.
Fakat bir de küskünler var, CHP'den umudunu kesenler.
İşte onların oranı muhalefetin kaderini belirleyecek.
Ayrıca İyi Parti ile yapılan işbirliğini içine sindirememiş
geniş bir kitle de var.
Özellikle sol değerlere bağlı, ilkeli, dünü unutmayan,
evrensel dünya görüşleriyle yarınlara bakan...
Ama asla umutsuzluğa düşmeyen seçmen topluluğu...
CHP'ye tekrar oy verir mi, hiç sanmam.
Bu arada Alper Taş gibi aradan sıyrılacak isimler de olabilir.
Ve Amasya, doğduğum topraklar.
Nasıl olduysa parti kadın aday çıkartmış...
İyi de olmuş.
Adı: Serpil Saraçoğlu.
Aktivist kimlik, referansları sağlam...
Hele de Strabon Restoran'ın işletmecisi olması bile
en büyük güvence.
Büyük şehirlerde kadının adının geçmediği
bu seçimlerde Amasya'dan bir kadın adayın sesinin
yükselmesi yüreğimize su serpiyor.
Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı bu kente
bir kadın başkan ne de yakışır.
O nedenle Serpil Saraçoğlu'nun başarılı olmasını
İstanbul'da yaşayan bir hemşerisi olarak can-ı gönülden
arzu ediyorum.
Hatta CHP ülke çapında bizleri utandırsa bile,
Amasya'da bayrağın Yeşilırmak vadisine dikilmesi
yepyeni ufuklara yol açacaktır...
Aynen 22 Haziran 1919 ruhu ile.
Macit CÜNÜNOĞLU
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...













