25 Şubat 2019

Ağabeyim Adnan Cününoğlu

Adnan CÜNÜNOĞLU











Uzun süre şarkılarımızı dinleyemedim.
Hele de ud taksimlerini, âdeta sustu yüreğim.
Tıkandım, gözlerim nemlendi.
İtiraf etmeliyim ki ağabeyimi çok özlüyorum.
Rahmetli faslı çok severdi.
Bilhassa Bimen Şen bestelerinin ayrı bir yeri vardı.
Bir araya geldik mi, tabii rakı masasının başında.
Başlardı hicazdan "Yıllar ne çabuk geçti..." adlı
eseri çalmaya...
Hüzzamla devam ederdi, "Hâleli gözlerin hayâle döndü..."
Olmazsa olmaz şarkılarımızdan
"Açmam açamam söyleyemem, çünkü derinde..." 
ile sürüp giderdi meşkimiz.
Sigara molalarımızda ise derin musiki bilgisinden pasajlar aktarırdı.

Evet, insanın birinci derece yakınını kaybetmesi
ağır acılara sebep oluyor...
Hele de arkadaş olmayı becerebildiyseniz hasret
daha da artıyor.
Ah Adnan Cününoğlu ah, canım abim...
73 yaşında bu dünyayı terk ettin ama...
Çok erken, inan ki şarkılar öksüz kaldı.
Senin udundan, sesinden dinlediğim binlerce eser
gönlümde ayrı bir karşılık buluyordu...
Benim için sevgi pınarıydı.
Kâh hüzünlendiğim, kâh coştuğum...
Bazen de kalkıp doya doya oynadığım.
Mızrabın kıvrak, parmakların oynak...
Yorumların lezzetli mi lezzetliydi.

Geldik gidiyoruz işte.
Abim bu dünyada iz bırakanlar listesine girebilecek
özelliklere sahipti.
Müthiş hafızasıyla çevresindekileri şaşkınlığa düşürürdü.
Olağanüstü matematik zekasıyla kağıt kalem olmadan
problem çözme yeteneğine sahipti.
İyi bir fotoğrafçıydı, üstelik ustası hiç olmamıştı...
Eline aldığı her enstrümanı çalardı...
Ne kurs, ne eğitim...
Hani derler ya, tanrı vergisi...
Özel mi özeldi.

Nurlar içinde yatsın.
Çok özlüyorum çoook.

Macit CÜNÜNOĞLU

23 Şubat 2019

31 Mart'a doğru...

S. SARAÇOĞLU










Ülke sathında seçim çalışmaları son sürat ilerliyor.
Kılıçdaroğlu'nun densizliklerine rağmen CHP,
başta İstanbul, Ankara olmak üzere birçok büyük
ilde favori konuma geldiği anlaşılıyor.
Özellikle Büyük Reis'in takındığı üslup ve korkularından sonra Millet İttifakı'nın başarıya yakın olduğu gözlemleniyor.
Zaten çoğu anket şirketi de bu doğrultuda tahminlerde bulunuyor.
Fakat bir de küskünler var, CHP'den umudunu kesenler.
İşte onların oranı muhalefetin kaderini belirleyecek.
Ayrıca İyi Parti ile yapılan işbirliğini içine sindirememiş
geniş bir kitle de var.
Özellikle sol değerlere bağlı, ilkeli, dünü unutmayan,
evrensel dünya görüşleriyle yarınlara bakan...
Ama asla umutsuzluğa düşmeyen seçmen topluluğu...
CHP'ye tekrar oy verir mi, hiç sanmam.
Bu arada Alper Taş gibi aradan sıyrılacak isimler de olabilir.
Ve Amasya, doğduğum topraklar.
Nasıl olduysa parti kadın aday çıkartmış...
İyi de olmuş.
Adı: Serpil Saraçoğlu.
Aktivist kimlik, referansları sağlam...
Hele de Strabon Restoran'ın işletmecisi olması bile
en büyük güvence.
Büyük şehirlerde kadının adının geçmediği
bu seçimlerde Amasya'dan bir kadın adayın sesinin
yükselmesi yüreğimize su serpiyor.
Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı bu kente
bir kadın başkan ne de yakışır.
O nedenle Serpil Saraçoğlu'nun başarılı olmasını
İstanbul'da yaşayan bir hemşerisi olarak can-ı gönülden
arzu ediyorum.
Hatta CHP ülke çapında bizleri utandırsa bile,
Amasya'da bayrağın Yeşilırmak vadisine dikilmesi
yepyeni ufuklara yol açacaktır...
Aynen 22 Haziran 1919 ruhu ile.

Macit CÜNÜNOĞLU

Miki Oshita

Eminönü'nde geziyorum.
Yeni Cami'nin duvarındaki
afiş dikkatimi çekti.
Sergi duyurusu.
Hünkâr Kasrı'nın içindeki
galeride.
İstanbul Ticaret Odası
restore edip kente
kazandırmış.
Hoş bir mekân, tarihsel dokusuyla etkileyici.
Ebru sanatının çarpıcı örnekleri sergileniyor.
İmza Osaka doğumlu Miki Oshita.
Şaşırdım, afişte de vurgulandığı gibi "Nereden nereye".
Kızımızın özgeçmişini okudum, şaşkınlığım daha da arttı.
Memleketinde engelli öğretmeni, seyahatlerinden
birinde yolu ülkemize düşüyor, bir vesileyle ebru
sanatını keşfedip peşinden gidiyor.
Ve bu işin ustalarından Hikmet Barutçugil ile buluşup
Ebristan'da (İstanbul Ebru Evi) sekiz yıldır süren
kurslar, eğitimler...
Derken Yeni Cami Hünkâr Kasrı'nda karşımıza çıkıyor.
Yalnız bununla da yetinmeyip uluslararası platformlarda
Türk Ebru Sanatını tanıtıyor...
Ve Japonya'daki engelli çocuklara da bu sanatı öğretiyor.
Demek ki merak duygusuyla başlayan öğrenme
isteği ne sınır tanıyor ne de yaş.
Çok sevdiğim ailevi bir dostum da Ebru öğrenmeye başladı...
Konuşmalarındaki heyecanı, sevinci, mutluluğu
ifade edemem.
Hani büyüklerimiz demiş ya;
"yaşlılıkta hobin ve lobin" olacak...
Uğraş alanı bir de sanatsa değme yaşamın keyfine.
Evet, zamanınız varsa Miki Oshita'nın sergisini gezin,
asla pişman olmazsınız.
Çıkışta da köprü altında bir bira (tabii ki Arjantin)
bir midye tava hiç fena olmaz.
Seyredin İstanbul'u da doya doya.




 
İlgili resim

Macit CÜNÜNOĞLU

21 Şubat 2019

Can'ın çığlığı

Şerafettin Can ATALAY







Avukat Şerafettin Can Atalay ekranlarda konuşuyor;
"Gezi karalanamaz..."
Aslanım benim, Mustafa'nın oğlu...
Annesi Şükran, dayısı Kemal...
Ve amcası katledilen Amasya TİP İl Başkanı Şerafettin abi.
Diğer amcası da dünya tatlısı Hüseyin...
12 Mart'ın devrimci subaylarından...
Nurlar içinde yatsın, özel mi özeldi.
Evladımıza ağırlaştırılmış müebbet istemişler...
Suçu devleti ortadan kaldırmak!
Vay be, ne ülkeymişiz?
Evet, üç beş ağaç için ayaklandık...
Elimizde karanfil, yüreğimizde özgürlük...
Sevdamız demokrasi, ruhumuzda insanlık onuru...
Al sana kurşun, al sana mahpus...
Altı yıl sonra kurban arayan gözü dönmüş zalimler...
İşimiz zor usta, hem de çok zor...
Adaleti inek içti, hukuk dağa kaçtı...
Memleketin üzerine saray çöktü...
Vay benim köse sakalım vay!

İçim acıyor içim...
Düşünüyorum taşınıyorum...
"Nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?"
Aslında soracak o kadar çok hesabımız var ki...
Maraş'tan Çorum'a...
1 Mayıs'tan Sivas'a...
Yangın yeri günler, haftalar, aylar, yıllar...
Kanla tarih yazılıyor...
Soma'da, Ankara'da.
Avukat Can haykırıyor;
"Gezi bu toprakların umududur."
İnşallah haklı çıkarsın çocuk...
Yoksa kahrolacağız...
Kavala içerde, Dündar sürgünde...
Bir de sen...
Tanrım yardım et...
Artık nefes alamıyorum!

Macit CÜNÜNOĞLU

20 Şubat 2019

"Aziz İstanbul"








Uzun süredir İstanbul turlarımı ihmal etmiştim...
Şükürler olsun, dün yeniden başladım.
İlk durak Beyoğlu, birkaç sergi, birkaç foto...
Ve halkın arasına karışmak, sel gibi akmak...
Ne mutluluk.
Demek ki insan kaybolmayı da özlüyor...
Hele de büyük kalabalıklar arasında...
Küçülüyorsun, küçülüyorsun...
Ta ki nokta olana kadar.

Ondan sonra ver elini Boğaz.
Beşiktaş'tan motor kalkıyor...
Önce Arnavutköy, peşinden Emirgan İstinye derken
son iskele Sarıyer.
Hava güzel, güneş iyiden iyiye ısıtıyor.
Öyleyse Anadolu Kavağı'na da merhaba demek lâzım.
Belki bir midye tava...
Hiç de fena olmaz hani.
Fakat "Rakı&Balık" diyemiyorum...
Büyük Reis'in yaptığı zamlar sonucu meyhaneleri unutup
hepimiz kimyagerliğe terfi ettik.
Atık kendi içkimizi kendimiz yapıyoruz.
YouTube'da ne formüller...
En son viski ürettim, beş çayının yanında nefis gidiyor!

Derken Kavak'tayım, moladan sonra bir motor daha keşfettim.
Herhalde yeni konulmuş.
Boğaz'ın doğu yakasından Üsküdar'a uzanan rota.
Arada tüm iskeleler.
Tek kelimeyle harika.
Tam iki saat sürüyor.
Doyumsuz yolculuk.

Evet, yaşadığım kenti çok özlemişim.
Arayı bir daha asla bu kadar açmam.
Ne de olsa "Aziz İstanbul"...
Dünyayı yarattığına utanan tanrının gurur duyduğu tek nokta.
İyi ki kollarındayım!

Macit CÜNÜNOĞLU

17 Şubat 2019

Cemal abi


Cemal Kıral

Cemal abi de sonsuzluğa göçmüş.
Sendikacılık yıllarımda DİSK'in Ege Bölge Temsilcisi'ydi.
Yetmişli yıllar, tabii o zamanlar genciz.
Soldan esiyor rüzgâr.
Devrim yolunda "İleri Demokratik Düzen" için kavga veriyoruz.
En ön safta DİSK ve bağlaşıklıkları.
Zincirleri kıra kıra iktidara yürüyoruz!









Fakat komşudan (Bulgaristan) kötü kokular geliyor.
Türkler baskı altında, komünist devlet tarafından
asimilasyona zorlanıyorlar.
Başta da hayranlıkla izlediğimiz Jivkov var.
İzahı zor ama sosyalizmin cilvesi...
Hem de "ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı" 
ilkesine sıkı sıkıya bağlı ülkede!

Yıl: 1977
Beyoğlu'ndayız.
Galatasaray Kulüp binasının karşındaki kebapçıda.
Cemal abi, rahmetli Aybars (Güner) ve ben; ocakbaşındaki
Sadık ustanın "canım benim" seslenişleri altında
siyasî sohbete dalmışız...
Soruyorum bilge adam Cemal abiye:
"N'olacak Bulgaristan'nın hâli?"
Kendinden emin ifadeyle cevaplıyor:
"Üst kültür alt kültürleri asimile eder."
Hımmm! Demek böyle...
Marksist teoriyi de yeni yeni öğreniyoruz.
Büyük usta diyorsa kesin doğrudur!
Koyver gitsin azınlıkları!
Hem TKP Merkez Komitesi Üyesi Cemal Kıral
abimizden daha iyi mi bileceğiz?

Hey gidi yıllar, nereden nereye...
Şimdi karıncanın hakkını bile savunuyoruz.
Çünkü inancımızdan önce insanlık geldiğini,
özgürlük için demokrasinin vazgeçilmez olduğunu
 geç de olsa öğrenmiştik.

Cemal abi de ölmüş, 86 yaşında...
İzmir denince aklıma gelen ilk isim...
Ve ocakbaşındaki rakı sohbetimiz.
Kimler geldi kimler geçti hayatımızdan...
Unutamayacağım karakterlerden biri de Cemal abi...
Nurlar içinde yatsın.

Macit CÜNÜNOĞLU


09 Şubat 2019

CHP'nin dayanılmaz hâlleri!

Macit CÜNÜNOĞLU








CHP adayları üzerinden tartışılmaya devam ediyor.
Haksız da değiller.
Siverek'te öyle bir aday gösterdi ki, batıdaki seçmenini dâhi
çileden çıkarttı.
Adam Bucak aşiretinden, MHP artığı, üstelik
mezar kazıcılığına meraklı!
Ne diyelim, parti yöneticilerine tanrı akıl fikir versin.

Ya İzmir Büyük Şehir Belediyesi başkan adayına ne demeli?
Kanlı 12 Eylül savcılarından babasıyla hâlâ gurur
duyduğunu söylüyor.
Yapma etme kardeşim denilse de fayda etmiyor.
İnadım inat!
Ayrıca savunmasıyla parlak kariyerine de gölge düşürüyor ama farkında değil.
Öyleyse koyver gitsin CHP'yi.
Sıktı artık, üstelik icatlarıyla canımızı acıtıyor.

Ha, bir de Alper Taş var.
Beyoğlu için düşünmüşler.
Hayret, nasıl akıl etmişler!
Gerçekten de heyecan yaratan bir kimlik.
Onca rezilliği düşününce yıldız gibi parlıyor.
Keşke başarılı olsa...
Sergileyeceği icraatlardan en ufak şüphem yok.
Çünkü kaliteli sosyalist.
Ancak bir tehlike var,
Bakarsınız "sen bize fazla geldin" deyip partiden
ihraç ederler.
Eee, ne de olsa CHP, sağı solu belli olmaz.
Kurtuluş diye dinciye de sarılır, milliyetçiye de...
En son Yaşar Okuyan partiyi şereflendirmiş.
Vatana millete hayırlı olsun!

07 Şubat 2019

Hatıralar eşliğinde...

Nurten hala, ben ve kızım








Caddebostan sahilinde bir restorandayız, yanımda kızım Sıla,

karşımda rahmetli eşimin halasının kızı Nurten hala.
New-York'taki Empire State binasının gölgesinde hatıraların derinliğine dalmışız...
Sevginin gücünü, aşkın büyüsünü ve insan üzerindeki etkilerini konuşuyoruz.
Tabii duygusal sahneler, gözler nemli, yıllar öncesinden
kopup gelen enstantaneler.
Nurten hala kardeşinin cenaze töreni için Amerika'dan geldi.
Cami avlusunda buluştuk ve Üstün ağabeyi sonsuzluğa uğurladık.
Bilahare birlikte olup hasbıhal etme kararı aldık.
İyi de oldu, kızımın örgütlediği ortam bizleri zaman tünelinde eşsiz bir yolculuğa çıkardı.
Anlatıcı 1935 doğumlu profesör halamız olunca,
hiçbir ayrıntı ıskalanmadı.
Bir de kuşaklar arası eşsiz randevu.
Demek ki hepimizin ihtiyacı varmış.

Sohbetin öznesi Onur, 27 yaşında hayata veda eden eşim...
Çocuklarımın annesi.
Yani bizleri bir araya getiren asil kadın.
Geçmiş sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
Her yönüyle zor yıllar...
Ve şimdi kadeh kaldırdığım kızım hemen yanı başımda.
Karşımda da efsanevi bir hayat yaşamış Nurten hala.
Elli beş yıllık ABD serüveni de dahil mükemmel
Türkçesiyle yaşamından kesitler aktarıyor.
Elbette masada sevinç de hüzün de vardı.
Ancak en çok umudu paylaştık.
Güzel ülkemde yetişen torunlarımız adına.

Ayrılırken bir kez daha sarıldık...
Vedalaşmak için değil de tekrar kavuşmak umuduyla.

Macit CÜNÜNOĞLU
 

30 Ocak 2019

Aradaki fark!

Macit CÜNÜNOĞLU







CHP'nin İzmir belediye başkan adayı nihayet

açıklandı: Tunç Soyer.
Parlak bir özgeçmişi var.
Umut vadediyor, dilerim seçmenlerini utandırmayıp
çok başarılı olur.
Lâkin kimilerine göre ciddi kusuru var.
Babası 12 Eylül'ün başsavcılarından biri.
Yani onlarca davayı açan Nurettin Soyer.
Başta MHP olmak üzere AKP'li bazı zevat da
oğul Soyer'e babasının icraatları üzerinden giydiriyor.
Hem de mahkemelerde "fikirlerimiz iktidarda,
bizler içerideyiz"
 
diyecek kadar demokrat(!)
olanların soyundan gelenler.
Atış serbest, ağzı olan konuşuyor.
Hele de mevzubahis CHP ise yalan, yanlış
vur abalıya!
Nasıl olsa günahı çok.

Geçenlerde Netflix patentli "Operasyon Finale"
filmini izledim.
Savaş sonrası Arjantin'e yerleşen Nazi subayı
Adolf Erichmann yakalanıp İsrail'e götürülüşü
konu ediliyor.
Ki bu adam milyonlarca Yahudi'nin ölümünden
sorumlu, uygulamaları tam bir vahşet örneği.

Ancak 1955 doğumlu oğlu Ortadoğu Arkeolojisi
Profesörü Ricardo Eichmann babasının İsrail'de
yargılanıp idam edilmesi hakkında diyor ki,
"idama karşıyım ama babamın idamı normaldir."
Ve bu evlat 1996'dan beri Alman Arkeoloji Enstitüsü Doğu
Bölümü'nün direktörü. 


Siz ne dersiniz?

Tunç Soyer'i babasından dolayı yargılayan zihniyetin
Alman toplumunda karşılığı var mıdır...
Yoksa cennet pazarlayan bezirganların ülkesiyle
Almanya'yı karıştırmamak mı lâzım.

T. Soyer'e minik bir not:
Babasıyla övünmeyi sürdüren sevgili adayımız
inşallah bu yazıyla karşılaşır da, tarihi gafletten
bir önce kurtulur.

28 Ocak 2019

Ecevit'in hayâli

Macit CÜNÜNOĞLU














Rahmetli Ecevit yetmişli yıllarda sıkça İskandinav tipi
demokrasilerden söz ederdi.
Yine o devirlerde keskin solcularımız kapitalizm ile sosyalizm
arasında orta yolun olamayacağına dair vurgu yaparlardı.
Günümüzde de Maduro üzerinden Venezuella
 tartışılınca aklıma hep o yıllar geliyor.
Benim de dahil olduğum radikal sol düşüncenin
hedefinde Sovyet tipi bir ülke yaratmaktı!
Tabii muazzam bir enerji harcandı...
Hem altmışlarda hem yetmişlerde.
Netice ortada.
Elbette gidenlere, ağır bedel ödeyenlere yazık oldu.
Bir ütopyaydı, bir masaldı...
Ancak "zamanın ruhu" denilen o sihirli kavram yok mu,
bir kuşağı içine alıp acımasızca öğüttü.

Ya günümüzde, Maduro dünya gündemine oturdu.
Varlık içinde yokluk çeken ülkenin lideri.
Sosyalist mi, değil mi?
Çok da umurumda olmamasına rağmen despot
olduğu kesin.
Bakınız destekleyen ülkelerin liderlerine...
Bir biçimiyle kahramanımızla kan bağı var!

Ya Ecevit'in söylemi...
Grigoriy Petrov'un "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"
hayat nasıl?
Ki söz konusu kitap 1936 yılında Tükçe'ye çevrilmiş
ve M. Kemal'in emriyle okul müfredatlarına girmişti.
Bugünlerde sıkça YouTube üzerinden Norveç'i,
İsveç'i, Finlandiya'yı ziyaret ediyorum.
Bir başka dünya.
İzlediklerim ne kapitalizm ne sosyalizm...
İllâ bir isim konulacaksa da insan odaklı hakça bir düzen.
Ve bizim için şimdilik çok uzak ama bizde de bolca
umut bir de rahmetli Ecevit'in hayâli var.

21 Ocak 2019

Tabii anlayana!

Macit CÜNÜNOĞLU







Kemalist ideolojinin idollerinden biri Fazıl Say da
golü yedi.
Suçu RTE'yi konserine davet etmek.
Kısa bir süre önce de rahmetli Ara Güler nasibini almıştı...
Suçu Saray'a yakın olmak.
Aynı şekilde İlber Ortaylı...
O da harcandı.
Vay benim köse sakalım vay!

Siz kıyım makinelerini devreye soktukça,
sağcı kalemşörlere gün doğuyor.
Ortada ne Fazıl ne Ara ne İlber kalıyor.
Kına yakın e mi...
Yüreğiniz soğudu mu?

Allah aşkına vazgeçin Mozzart, bira tavsiyelerinizden...
Adam diyor ki, "ben hadımım"...
Siz diyorsunuz, "niye oğlun kızın yok?"

Ya M. Kemal pazarlamaya ne dersiniz?
Yılmaz Özdil denilen hödük "Cin Ali" serisi gibi
Atatürk bezirganlığı yapıyor...
Ve milyonlarca alkış!
Yapmayın etmeyin, aklınızı başına alın.
Kurtuluş Savaşı önderi bu ülkenin kurucusudur...
Asla ticari meta değildir.

Dolayısıyla aktüel magazin sayfaları arasında
yer almanın faydası yok.
Olsa olsa Özdiller gibi cebiniz dolar.
Hem de toplumsal değerleri harcayarak.
Öyleyse ne farkınız kalır dinci haramilerden?

Özetle "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir."
Tabii anlayana!

19 Ocak 2019

Ah ahparig!

Macit CÜNÜNOĞLU









Sabahattin Ali'nin, Hrant Dink'in de aralarında bulunduğu

Cumhuriyet tarihi siyasî cinayetlerle, acılarla doludur.
Denilebilir ki doksan kûsur yılda binlerce faili meçhul
cinayetler yarattık her yaştan!
Özetle İttihat Terakki'nin ruhu hiç ölmedi,
Azrail olarak hep yaşadı...
Ve varlığını da sürdürecek.

Hukuk, adalet, insan hakları olmayan ülkelerin kaderidir bu.
Yaşadıklarımız demokrasiyle sandığı özdeşleştiren zihniyetin önlenemeyen sonuçlarıdır.
Nazım yıllarca hapis yatmış, gencecik fidanlar
darağacına gönderilmiş; kimin umurunda?
Dolayısıyla bu topraklarda insan hayatının
değeri hiç olmamıştır, olmayacak da.

Bugün 19 Ocak, Hrant'ın katledilişinin 12. yıl dönümü.
Ogün adlı bir çocuk hapiste, azmettiriciler aramızda.
Asıl önemlisi ötekileştirme, nefret söylemi
artarak devam ediyor.
31 Mart'ta da yerel seçimler var.
Büyük Reis Fazıl Say konserine giderek aklı sıra
şirinlik yapıyor.
Tabii yerseniz!
Ama ruhu, hasreti...
Arap çöllerinde, bedevi kültüründe...
Çünkü fıtrat meselesi!

Ne yazık ki vatanımız son yarım yüzyılda çok değer kaybetti.
Özellikle 12 Eylül'ün yaptığı ağır tahribatlardan sonra.
Âdeta ülke dinciliğe, milliyetçiliğe teslim edildi.
Daha doğrusu siyaset tepeden tırnağa erozyona uğradı.
Artık Batı'nın evrensel değerleri çok uzakta.
Demokrasi, laiklik hak getire!

Bizler de 12 yıldır Hırant için gözyaşı döküyo
ruz...
İnsanlık onuru, sızlayan vicdanımız adına...
Ama nafile.
Kör olmuş gözler, kararmış yürekler...
Üstelik on altı yıldır iktidarda! 


13 Ocak 2019

Milada Horakova

Milada poster.jpg




















Bir filmin düşündürdükleri.
Sağ olsun Netfliks, zengin arşivi sayesinde
yüzlerce filme, diziye, belgesele ulaşmama imkân veriyor.
En son Çek yapımı "Milada" filmini izledim.
Konusu antifaşist, insan hakları savunucusu, özgürlük düşkünü demokrat bir kadının hikâyesi.
1901 doğumlu kahramanımız hukukçu.
Ve ülkesinin Nazi Almanyası tarafından işgaline
şiddetle karşı çıkmış, ancak toplama kamplarına
gönderilmekten kurtulamamış.
Savaşın bitimiyle serbest kalmış,  ilk seçimde de
milletvekili seçilmiş.
Özgürlük savaşçısı Milada kavgasını sürdürmüş,
bu kez de iktidarı ele geçiren komünistlerin hedefi
hâline gelmiş...
Ve düzmece davalar sonucu 1950 yılında idam edilmiştir.

İşte demokrat olmanın ağır bedeli.
Faşizme karşı direnen, komünizme karşı direnen...
Özetle her türlü diktaya karşı savaşan yürek...
Sonuçta ipe gidiyor.

Evet, insanlık tarihi bu ve benzeri acılarla doludur.
Özellikle de ideolojilerden beslenen diktalar insanlık
suçu işlemekte sınır tanımıyorlar.
İster sağ, ister sol olsun...
Ve bir de dincilik-milliyetçilik temelliyse tanrı
yardımcınız olsun!
Örneğin bizde olduğu gibi.
Ne Miladalarımız var, 21. yüzyılda maphuslarda çürüyorlar.

O nedenledir ki sözünü ettiğim filmi izleyin ve
üzerinde düşünün...
İnsanlık neler yaşadı, neler yaşayacak diye...
Ve yüzünüzü güneşe çevirip dua edin...
İyilikler, güzellikler adına...
Sadece ve sadece vicdanınızın sesini dinleyin...
İnsan olmanın onuruyla.

Macit CÜNÜNOĞLU


04 Ocak 2019

Kara lastik!

Macit CÜNÜNOĞLU







Lastik ayakkabıdan naylon poşete uzanan çileli bir yolun macerası...
Marka: Gislavet, mam-ı diğer Cizlavet.
Menşei: İsveç.
Hikâye otuzlu yıllarda başlar ve günümüze kadar sürer.
Aslında oto lastik markası olan ürün ülkemizde
"kara lastik" olarak ünlenmiştir.
Monoblok tasarım, fevkalâde işlevsel...
365 gün giyilecek özellikte, altı delinmediği sürece yaz-kış kullanım...
Bir de mes lastiği alırsanız duble ayak koruma!
Yoksulluğun simgesidir ama ne zaman sınıfsız
toplum olduk ki?
Zaten milletin efendisi köylümüz kara lastikle,
çarıkla anılırdı...
Nazım bile şiirlerinde yaşanan sefaleti dile getirmedi mi?
Şimdilerde de moda olmuş, genç kızlarımız
lastik çizme giyiyorlar, tabii çağa ayak uydurup cilalanmış.
Pek de yakışıyor haspalara, pırıl pırıl, geçmişe nazire yaparcasına!

Petrol türevlerini yaygınlaşmasıyla plastik çağın
başlangıcını geçtiğimiz yüzyıl yaşadık.
Hem de mutfaklarımızda.
O güzel bakır kaplarımız, tepsilerimiz melamin

denilen illetin kurbanı oldu.
Biliyorsunuz, son noktayı da alüminyum koydu!
Daha bitmedi, naylon çorap, naylon don-gömlek
derken geldik naylon poşete.
Kızılca kıyamet.
Ortalık gürültüden geçilmiyor.
Neymiş efendim; doğayı kirletiyormuş.
Doğru, var mı itirazınız?
Eskiden file, zembil, kesekâğıtı, bez torba vardı...
N'oldu onlara?
Unutuldu mu?
Tabii cam şişe, kavanoz da vardı...
Zaman zaman hatırlanan.
Öyleyse paralı poşete karşı çıkmanın bir manası yok.
Hele çevreciliğin bir ucundan tutalım...
Bakın görün, hayatımızdan çıkartılacak ne çok malzeme var.
Ayrıca iki de bir Kızılderililerden örnek veririz...
Torunlarımıza bırakacağımız miras hakkında...
En çok da gezegenimizi kullanırız...
Matah bir nesilmişiz gibi!

03 Ocak 2019

Gezi(yorum)!



Hafızanın en güzel geri dönüşüm aracı fotoğraflar.
İstanbul'un gitmediğim köşesi kalmadı.
Özellikle de tarihi mekanlar.
Zaman zaman arşivimde gezintiye çıkarım...
Ve yürümenin insan için ne kadar kıymetli bir
aktivite olduğuna inanırım.
Bu arada Mısırlı edebiyatçı Necip Mahfuz aklıma gelir.
1988 yılında Nobel aldığında 77 yaşındaydı...
Ve demişti ki, "gezmeyi hep çok istedim, şimdi ise
param pulum şöhretim var, ancak sağlığım yok." 
Okuyunca içim sızlamıştı.
O nedenledir ki insan imkânları ve sağlığı
elverdiği ölçüde gezip tozmalı...
Tabii merak, keşif duygusuyla.
Yoksa hayat çabuk geçiyor.
Bir de bakmışsınız Toprak Ana davetiye çıkartıp,
sizi çağırıyor.

Evet, arzuları idealleri ertelemek kötü.
Siyasette öyle değil midir?
Partilerin nihai amacı nedir ki?
Elbette iktidar olmak.
Ve işbaşına gelip hükümet marifetiyle toplumu yönetmek.
En azından belediyeler aracılığıyla kentlere, ilçelere hizmet vermek.
İşte CHP'nin geldiği nokta.

İktidarından çoktan vazgeçtik...
Zaten İzmir çantada keklik, İstanbul Ankara'yı alır mı?
Zor ama imkânsız değil.
İttifaklara da aklım ermez, hele de İyi Parti gibi milliyetçilik hamuruyla yoğrulmuş olanına!
Yine de MHP artığı oylardan umut beklendiği aşikâr.
Öyleyse 1 Nisan'ı bekleyip görmekten başka çare yok.

Fakat insanlık tarihin derinliklerinde büyük mesafeler katetti.
Bilhassa bilimde, teknolojide.
Haksızlık etmeyelim, biz de çağ atladık;
Kurnazlıkta, yalanda, dolanda.
Hele hukuk, adalet alanlarında...
Dünyaya örnek olacak demokrasiler oluşturduk(!)
Ve TEK ADAM rejimine geçtik.
Artık her kafadan ses çıkmıyor...
"O" düşünüyor, "O" karar veriyor.
Alan razı, satan razı.
Ve hepsinden önemlisi necip halkımız mutlu ve huzurlu.

Bir anlamda tarih yazıyoruz tarih.
Hırsızı bu kadar çok seven millet eliyle.
Kusuruma bakmayın, mevzu nereye savruldu...
Geziden girdik, haramilerden çıktık...
Sürçü lisân ettiysem afola!


Macit CÜNÜNOĞLU

31 Aralık 2018

Tarih Baba'ya selâm!

Çağdaş-Sıla-Ben




























Bir yıl daha geride kalıyor.
2022'un Ağustos ayında da yetmiş üç yaşıma giriyorum.
Hatırı sayılır bir ömür.
Çocuklarıma, torunlarıma bakınca fena yaşamadık
hissi ağır basıyor.
Hayatım boyunca da nice genç ölümlere şahitlik ettim.
İçimi kavuran, derinden sarsan.
Ancak sanat her zaman imdadıma yetişti.
Müzik eşliğinde kitaplar arasında yolculuğa çıkmak
en büyük ilacım oldu.
Fakat hiçbir zaman memleketimi güllük gülistanlık görmedim.
Hep bir darbe, hep bir antidemokratik uygulama...
Belki de hukuksuz, adaletsiz ülkede yaşamanın doğal sonuçları.
Eğitim çare olur sandık, İmam-Hatip kültürüyle
bataklığın çapı büyüdü, ülkeyi sardı.
Bir dönem de Nazım'ın "Kerem gibi" şiirine sarıldık...
Yana yana bihâl olduk ve yitirdiğimiz yoldaşlarımızı
çabuk unuttuk.

Toplumun üzerine kapitalizm öyle bir çöktü ki,
altta kalanın canı gerçekten çıktı.     
Bu arada siyaset de çağa ayak uydurup modifiye
tezgâhında makyajlandı.
Solcu esneyerek plastikleşti, sağcı dinciliğin-milliyetçiliğin zirvelerinde başarıdan başarıya koştu.
Geriye de Tarih Baba'nın şefkatli kollarına sığınmak kaldı.
Elbette zaman kötüleri cezalandıracaktır.
Tüm faşist diktatörlerin başına geldiği gibi.

İşte bu duygular içinde siz dostlarıma sağlıklı 
huzurlu ömürler diliyorum.
İnanıyorum ki güneş bu toprakları asla terk etmeyecektir.

Macit CÜNÜNOĞLU

29 Aralık 2018

Yıldızların şerefine!

Ben ve Aybars
















Bir zamanlar DİSK vardı, 67 yılında kurulmuş,
hızla büyümüştü. Temel ilkesi sınıf ve kitle
sendikacılığıydı. Yetmişli yıllarda dalga dalga
ülke sathına yayıldı, yalnız işverenlerin değil
iktidarların da korkulu rüyası olmuştu.
Üye sayısı artık yüz binlerle ifade ediliyordu.
Ve soldan esiyordu rüzgâr. Türkiye devrimci
hareketine öncülük yapıyordu.
Faşizme karşı, sermayeye karşı ve Milliyetçi Cephe
hükümetlerine karşı.

İşte bu koşullarda yiğit arkadaşım Aybars'la tanıştım.
Müthiş donanımlı, sıkı arşivci, tam bir entelektüeldi.
Çok dinleyen, çok konuşmayan pos bıyıklı dostum
rakı masalarında güzel yorumlarıyla sık sık
mehtaba çıkardı.
Kavga adamıydı, aşk adamıydı, korkusuz bir yoldaştı.

Mücadele bizi halef selef yapmıştı.
Sendikal görevimizde yer değiştirmiştik.
O Ankara'nın ben İstanbul'un yolunu tutmuştum.
Ancak kadere bakın ki yoldaşımı 12 Eylül faşizmi
İstanbul'da yakaladı.
1 Mayısların yılmaz neferi Taksim-Gümüşsuyu'nda
polislerin kolundaydı.
Bilahare işkenceler, Mamak maceraları...
Ve kırk yaşında askere gitmeler.

Ve dün gece öldü.
Kanser illeti onu da bulmuştu.
İçim yandı, derinden sarsıldım.
Önce Yüksel, peşinden Mehmet Ali...
Şimdi de Aybars...
Sendikamın gülleri tek tek soluyordu.
Devrimci canlarım benim.

Yaşadığım sürece sizleri çok özleyeceğim...
Ve asla unutmayacağım.
İyi ki yoldaşınız olmuşum, ne mutlu bana.
Kadehimi de yıldızlara kaldırıyorum...
Biliyorum ki sizler oralardasınız.

Macit CÜNÜNOĞLU








 

11 Aralık 2018

Canım benim

Celal SONUŞEN



Dayıoğlum Celal'i de sonsuzluğa uğurladık.
Ailenin beşinci çocuğuydu.
Doğumunu hatırlarım, sarı saçlı sevimli bir bebekti.
Faytoncu olan İskender dayım, vefakâr eşi
Sündüs yengemle birlikte bin bir güçlüğe
göğüs gererek altı evlatlarını büyüttüler.
Fakat ismiyle müsemma Celal farklıydı.
Gözü kara, yiğit bir gençti.
Korkusuzdu ve kalıbının adamıydı.
12 Eylül öncesi eylemlerdeki fedakârlığını
duyduğumda çok gururlanmıştım.
Ve doğduğum topraklar olan Amasya'ya
gidişlerim sıklaştıkça Celal ile arkadaşlığım
derinleşti ve kadim dostluğa dönüştü.
Sevgili karısı Ayşe, dünya tatlısı yavruları
Sıla ile Ozan benim için yakından da öte
aile niteliğine büründü.

Evet, değerli Celal'i amansız hastalığın pençesinde
dün kaybettik, bugün de yıldızlara yolcu ettik.
Elbette çok sarsıldım, yokluğunun acısını
şimdiden içimde hissetmeye başladım.
Yaşadığımız anılar film şeridi gibi bir bir
gözlerimin önünden geçti.
İçtiğimiz onca rakı, Ebemü sefalarımız,
Ballıca mağarasına yolculuğumuz, Tokat kebapları,
döner tezgâhının başına geçmeleri...
Kardeşim yok artık, sanki hayâl.

Çok özleyeceğim çoook.
Yalnızca bir akraba, bir dost kaybetmedim...
Canımdan bir parça kopup gitti.
Nurlar içinde yat Celalim...
Bekle beni, yarım bıraktığımız âlemi
sonsuzlukta da sürdürürüz...
Söz, sensiz bu dünyada geçirdiğim ilk günüm...
Gözlerinden öperim, canım benim.

Macit CÜNÜNOĞLU





07 Aralık 2018

"Nereye gidiyorsun dede?"

Yaşlandık be usta.
Hani derler ya; gönül yorgunu...
Ondan da öte.
Çok şey sığdırdık bu hayata.
Nice devrimler, nice kavgalar, nice sevdalar, nice aşklar.
Lâkin elde kalan hüzün!
Hem de nasıl?
Yürek paramparça, eller nasırlı, gözler ıslak...
Geriye kalan sadece umut...
Ve sımsıcak yarınlar.
Yeniden doğacak güneş, gökyüzü pırıl pırıl, yıldızlar yoldaşım.
Her zamanki gibi güneşle dostum.

Oldu bitti tanrıyla aram iyi olmadı.
Sevmedim adaletini, tepeden bakan üslubunu.
Hele de cehennem ateşini.
Zaten yangınlardayız; yoksulluk, göçler, insanlığın trajedesi...
Bu mudur dünya?

Yine de çok yorgunum usta.
Ufak ufak hazırlık yapıyordum sonsuzluğa.
Ayaklarıma yapıştı torunlar...
Seslendiler; "nereye gidiyorsun dede?"
Dayanamadım, karar verdim...
Bir süre daha rakı şişesinde balık olmaya...
Nefesimde tütün, sol mememin altındaki cevahiri söndürmemeye!

Macit CÜNÜNOĞLU

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...