23 Aralık 2017

Bir Gün



Bu fotoğraf için ömrümü verdim.
Oğlum ve kızım.
Evet, rakı içiyoruz.
Doya doya, kana kana.
Özel bir gün değil, sıradan mı sıradan.
Bizim gibi.
Beraber büyüdük, beraber yaşlandık.
Çağdaş kırk altıyı, Sıla kırk üçü gördü.
Bense; kim bilir?
Bana göre yüzyıllar, bazılarına göre genç mi genç.
Yine de fena geçmedi yıllar.
Annemizi kaybettik bin dokuz yüz seksen ikide...
On iki Eylül koşullarıydı...
Kırıktı kolumuz kanadımız.
Sardık sarmaladık yaralarımızı...
Dik durmayı başardık her şeye rağmen.

Her buluşmamızda ağlar yüreğim...
Geçmişin renkleri dökülür sayfa sayfa.
Karanlıkla aydınlık sarmaş dolaş....
Ey hayat!..
Nedir benden istediğin?

Çok özlüyorum dünü...
Elimde kadehim...
Sol yanımda oğlum ve kızım...
Yarınlara umutla bakıyorum.

Evet, duygusal bir varlığım.
Hâlimden hiç şikâyet etmedim.
Ancak evlâtlarımla birlikte olunca...
Coşuyorum sessizce...
Heyecanımı yalnızlığımla yaşıyorum.

Macit CÜNÜNOĞLU
TC Annecim Ozturk Çok duygu yüklü!! Sevgi dolu evlatlar ve şefkat dolu bir baba!! Ne Mutlu size!!
Yönet


Yanıtla15s
Saliha Sert Mutluluğun resmi .Harikasınız.😚
Yönet


Yanıtla14s
Nurullah Toptaş Hoş gelmiş, gözün aydın.
Yönet


Yanıtla14s
Günay Diren çok güzel torunlarda olsaydı resimde şahane olurdu selamlar
Yönet


Yanıtla14s
Ali Cem Yıl YARASIN ....NE MUTLU ..KUCAKLARIM ....SELAM VE SEVGİLER
Yönet


Yanıtla14s
Aliye Çoban Değerli arkadaşım yavrularını allah bağışlasın çok duygusal bir baba ve değerli bir yazar sın.yüreğine kalemine sağlık.
Yönet


Yanıtla14s
Yusuf Ziya Özalp Sevdiklerinizle beraber nice senelere macit abi
Yönet


Yanıtla13s
Nurten Aydinalp Omrunuzu verdiginize degen Iki mukemmel insan.Ne kadar gurur duysaniz hakkiniz.Allah beraberliginizi daim etsin.Saglik ve mutluluklarla dolu uzun yillara ulastirsin.
Yönet


Yanıtla12s
Hale Anafarta Birlikteliğiniz daim olsun
Yönet


Yanıtla2s
Gulhan Karademir · Ferda Ocak ve 3 diğer kişi ile arkadaş
Sizleri güzel görmek ne güzel mutlulugunuz daim olsun sevgiler

Yönet


Yanıtla1s

Ali Rıza Gözüyılmaz ne mutlu sizlere mutluluk bu işte
Mustafa Kımıl şifa olsun, nice yıllara; sağlıkla...
Yönet


Yanıtla1g
Aynur Tekman Bu güzel birlikteliğinizin nice uzun yıllarca devam etmesi dileğiyle, mutlu yıllar.🎄

Sonbahar Güneşi

Burgaz
















Siyasetin çürümüş labirentlerinden sıyrılıp birazcık nefes almak,
birazcık hayatın derinliklerine dalmak...
Yorgun ruhuma öyle iyi geliyor ki...
Durmak yok, ver elini Burgaz.
Sait Faik'ten mi nedendir bilinmez; bu adayı çok seviyorum.
Sanki kurtarılmış bölge.
Yalnızlık, sessizlik orada...
Ve yeniden tazelenmek, yaşam sevincinin coşkusunu hissetmek...
İşte hayat, işte umut!

Kaç kere turladım bilmem...
Köşklerin arasında ağır ağır ilerlemek...
Ada sakinleriyle selâmlaşmak...
Solmuş begonvillere, mimozalara gülümsemek...
Hepsi o kadar güzel ki...
Mutlu olmamak için hiçbir sebep yok.

Hele martılar...
Burada yaşayanlar başka havadalar.
Sanki kanatları birer dost eli...
Çilingir sofrası arkadaşı lezzetinde...
Büyük bir iştahla sohbete hazırlar.

Evet, kimi Eyüp Sultan'a gider...
Duaları kabûl olsun diye...
Kimi Umre'ye...
Yüklü günâhlarından arınsın diye.
Bense haftada en az bir kez Burgaz'ın yolunu tutuyorum...
Kulağımda müziğim; çocuk gönlüm şenlensin diye!

Hayat bütün hızıyla akıp gidiyor dostlar...
2018 de kapıya dayandı.
Yeni bir yıl...
Yeni sevinçler, yeni umutlar...
Kısaca herşey yeni.
Ya biz?
Feleğin çemberinden süzülerek gelen kuşağımız...
Ne acılar gördük, ne tecrübeler edindik.
Etrafımızda paylaşacak kimse yok.
Koskoca bir yalnızlık masalı...
Bazen iyi, bazen dayanılmaz...
Elbette nerden baktığınıza bağlı...
Burgaz'dayım...
Deniz kenarında balıkçı arkadaşlarla şarap içeceğiz...
Yanıbaşımızda yoldaşımız martılar...
Kanat çırpıyorlar...
Sonbahar güneşini selâmlamak için!

Macit CÜNÜNOĞLU

13 Aralık 2017

Strabon'un izinden...

Amasya










Bunaldım yine, Amasya'ya uzanmak lâzım.
İstanbul'da yaşamak doyumsuz zevk ama çok da yorucu.
Âdeta çivisi çıkmış.
Gökdelenleri gördükçe içim daralıyor.
Dün hemşehrim mimar Ferda Ocak yazıyor...
"Atatürk diyor ki, istikbâl göklerdedir."
Ancak nereye kadar?
Uçak yok, beton var.
Müthiş bir kirlilik.

Amasya öyle mi?
Hâlâ Yeşilırmak süzüle süzele akıyor.
Kıyısında yalılar.
Harşena dağının dibinden Karadeniz'e doğru yol alıyor.
Şehir Kulübü yerinde...
Masalarda ılganus şiş, balıkların en âlâsı...
Yanında rakı, beyaz peynir, kavun...
Sohbetler kazına kazına...
Gönlün kimi çekiyorsa onu çekiştir.
Ne de olsa küçük yer.
Herkes herkesten haberdar.
İki gün ırmak boyunda görünmeyen kişi içki sofralarının gündemi...
"Öldü mü kaldı mı?"
Doğduğum topraklarda hayat yavaş ilerliyor, solgun ve dingin.
Aslında ilk çağlardan gelen zengin bir birikimi var.
Çok uzaklardan Strabon sersenizişle gülümsüyor.
"Geçmişle bağ kurmak sizin neyinize?"
Ve devam ediyor:

"Onca miras kaldı; Roma'dan, Selçuklu'dan, Osmanlı'dan...
"Başını kaldır bir bak Kral Mezarları'na...
Verilen emeği görebiliyor musun?"


Ancak Amasyalı meşgul...
Büyük Reis'in şırıngasını almış damardan...
Ne yapsanız nafile.
Biraz ibadet, biraz siyaset...
Tarih, insanlık kimin umurunda?
En güzeli kulübün balkonu...
Gerçek cennet orada.
Bir de İrfan Özbakır'ın rastları çalıyorsa...

"Sensiz kalan ömrümde bil ki hayat virâne..."


Ah Amasya ah...
Seni sevmeyen AKP'li olsun!
Derken kalbimiz yine çarpıyor memleketimizle.

Macit CÜNÜNOĞLU

11 Aralık 2017

Kar kokusu

Macit CÜNÜNOĞLU








Hava karanlık, dışarıda lodos.
Dmitri Şostakoviç dinliyorum, yirminci yüzyılın en büyük
bestecileri arasında.
Klasik müzikle güne uyanmak okyanusta yüzmek gibi bir şey.
O kadar zengin ki, âdeta sonsuzluğa yolculuk.
İlerleyen saatlerde slowlara, caza geçiyorum.
Louis'in trompetini, Ella Fitzgerald'ın sesini duymadan olmaz.
Akşama doğru malûm, kerahat vakti...
Tatyos, Sarkis efendiler en seçkin eserleriyle beni bekliyor.
Bir yandan da Bimen Şen udumu uzatıyor...
Artık fasıl zamanı...
Çalsın sazlar, dinlensin yorgun gönüller.

İşte böyle; iki üç kitap okuma, bolca müzik derken
ömürler geçiyor.
Tabii sosyal medya da dünyaya açılan pencere...
Vikipedi elimiz ayağımız.
Labirentleri üniversite amfisi...
Seç beğen, bilgi sınırsız...
Yeter ki öğrenme isteğini köreltme.

Belki de günümüz gençliğinden ayrıldığımız en önemli nokta.
Tamam, şimdikiler de çok şey biliyorlar.
Diplomaları çuvalla, yabancı dil sıkıntısı yok...
Lâkin eksik var...
Merak duygusunun yarattığı heyecan...
Malzemeden çalındığı için mi nedir...
Başka bir dünyada yaşıyorlar.

Birgün müzik bölümü mezunu bir gence Rus Beşlisi'ni sormuştum...
Sanki üstüme vazife, ukalalık işte...
Cevabı: "Benim komünistlerle işim olmaz amca" demişti!
Şaşırdım kaldım, hâlbuki söz konusu besteciler 19. yüzyıla ait...
1917 Bolşevik Devrimi'nden çok önce.
Yine de genç nesillerden umutluyum...
En azından bizden daha realistler.
İdealizmle, romantizmle işleri yok.
İnternetten iki tık, alın size aşk...
Yıldırım hızıyla!
Nerde kaldı ağdalı mektuplar...
Mis gibi sevda kokan hatıralar.

Neyse, herkesin hayatı kendine...
Birazdan Vivaldi dinleyeceğim...
Dört Mevsim'i...
Havada kar kokusu varken.

10 Aralık 2017

Yolculuğa devam...

Macit CÜNÜNOĞLU








Siyaset yazmak hem sıkıcı hem de yorucu.
Çünkü netice değişmiyor.
Bugünkü yöneticilere lâf anlatmak deveye hendek atlatmaktan
daha zor...
Ataşehir Belediye Başkanı Battal'ı da azletmişler.
Normaldir, parti başkanının, milletvekillerin içeride olduğu
bir süreçte belediye başkanlarının sözü mü olur!
Yazık, çok yazık!
Artık demokrasiden nasıl bahsedeceğiz, uzun zamandır ayaklar altında...
Hukuk derseniz aynı şekilde, çoktan iğdiş edildi.

O nedenledir ki ara ara Amasya'ya kaçıyorum.
Doğduğum topraklarda gezintiye çıkmak ruhuma iyi geliyor.
Dün Recai Diribaş beyefendi Face aracılığıyla aradı.
Emekli yüzbaşıymış, Bodrum'a yerleşmiş.
34 doğumlu, 56 yılında memleketten ayrılmış.
Diyor ki Amasya gitmesem de görmesem de benim sevdam.
Ne kadar duygulu, ne kadar da hasret kokuyor.
Tabii çok memnun oldum...
Uzunca yazıştık, daha sık görüşmek dileğiyle de vedalaştık.

Demek ki özlemler hep aynı, yani yalnız değilim.
Dağlarına, suyuna kurban olduğum Amasyam...
Varlığınla ne çok gurbetçiyi mutlu ediyorsun.
Bir haber duysam hemen okuyorum.
Yorgun bedenime âdeta sıcak bir nefes gibi geliyor.
İyi ki Amasya'da doğmuşum...
Türkiye'nin de dört bir köşesini gezdim...
Favorim İstanbul, ikincisi memleketim...
Hele dostlarla buluşmak, yazışmak apayrı mutluluk...
İşte bu duygularla haşır neşir ömürlerimiz geçiyor...
Yaş yetmiş, Dante gibi yolun yarısındayız(!)
Daha konuşacak çok sevdamız var...
Başta Amasya...
Öyleyse hatıraların derinliklerinde yolculuğa devam.

09 Aralık 2017

Eski dostlar

Naci Tunçel











Ankara'dan Naci geldi.
Yarım yüzyıldır görmemişim.
Çocukluk arkadaşım; Amasya Gümüşlü'den.
Beraber oynadık, beraber büyüdük.
Dar sokaklar, cami avlusu...
Sıcak komşuluk ilişkileri...
Naci ışıl ışıl gözleri, kıvır kıvır saçlarıyla mahallenin en
sevimlisiydi.
Yıllar çabuk geçmiş, canım kardeşim ünlü bir besteci, koro şefi.
Bu arada eğitimini de ihmal etmemiş, Gazi mezunu.
Devlet Halk Dansları üyeliğiyle de tüm dünyayı gezmiş.
Kısaca on parmağında on marifet.
Kanun, ud, piyano çaldığı enstrümanlar arasında...
Yumuşacık sesiyle de eşlik ediyor.
Âdeta gurur tablosu.

Sağolsun, ziyaret amaçlı evime geldi.
Sarıldık, duygulandık...
Geçmişin dar labirentlerinde dolaştık...
Sohbet derinleştikçe eski dostlukların kıymetini bir kez daha anladık.
Kaybolan değerler, çağımızın yalnızlıkları...
Ve tabii çocukluk devirlerinin masumiyetine duyulan özlem...
Yokluklara rağmen çelik çomakla mutluluk sarhoşu olmak...
Ne kadar da anlamlıydı.
Demek ki doyamamışız, tadı damağımızda kalmış...
Saatlerce sohbet ettik, hem de kazına kazına.

Bu arada Naci udumu aldı, önce ince bir ayar...
Sonra gelsin şarkılar, nihaventten uşşaka...
Belki de gecenin büyük ikramiyesi...
Hüzzamdan bestesini okudu...
Aman tanrım, ne lezzet, ne güçlü eser...
Sözler de kendisinin:

"Ne zaman yaş yetmiş oldunuz yıllar"






Macit CÜNÜNOĞLU

08 Aralık 2017

Çile bülbülüm çile!


Ayasofya











Dünya liderimiz Kudüs için "Dünya Mirası" diyor ya...
Sakın inanmayın.
Yakın zamanda Ayasofya'yı diline dolayacaktır...
Hem de cami yapmak için.
Maksat misilleme olsun!

Vizyon meselesi.
Ayasofya bin beş yüzyıllık mabet.
Hristiyanlığın, Doğu Roma'nın çok ötesinde.
Öylesine değerli ki, turizmin göz bebeği.
Hatta İstanbul'u ziyaret etmek için başlıca neden.
Ancak kime ne anlatacaksınız?

AKP'lilerin yakını Ayasofya'da namaz kılmak için can atıyor.
Ne yakışır İsa'nın freskleri altında ibadet etmek.
Kesin dualar kabul olur, cennet ise garanti(!)
Zavallı halkım...
Düştün bir çılgının peşine...
Kudüs'le uğraşmak senin neyine?

Tamam Trump provokotörün önde gideni...
Çapsız mı çapsız...
ABD'li başkanların yüz karası.
Yine de borusu ötüyor.
Hele de malzeme Ortadoğu olunca; bir koy beş al!
Bedelini kim ödüyor?
Tabii ki inançları dibine kadar sömürülmüş uluslar.
Araplar çağımızın hilkat garibesi...
Türkler izinde...
Kudüs artık yıldız değil...
Âdeta bataklık!
Lütfen önden buyurun Tayyip Bey...
Arkanda milyonlarca koyun olduğu sürece...
Halkımızın daha çok çekeceği var!

Macit CÜNÜNOĞLU

01 Aralık 2017

Güneşe hasret

Macit CÜNÜNOĞLU









Zarrab efendi öttükçe her gün yeni gündem açılıyor.
Ah zavallı ülkem!
Bir madrabazın ellerinde ne hâllere düştün?
Mademki ambargo delecektin...
Memlekette adam mı yok?
Hele de İran ticaretinde.
Ver Mehmet Cengiz'e, dünyanın merkezine koysun!
Halis Türk Malı...
Üstelik de Müslüman...
Tereyağından kıl çeker gibi hâllederdi valla!

Kim ne derse desin AKP'liler acemi...
Minareyi çalıyorlar, kılıfları yok.
İllâki kuyrukları kapıda kalacak.
Özellikle uluslararası arenada.
İçte işler kolay, din bayrak ikilisiyle vaziyeti idare ediyorlar.
Lâkin Kapıkule ötesine geçti mi...
Resmen çuvallıyorlar!
Faturayı da ülkemiz ödüyor.
İtibarımız sıfır...
Ulusal onurumuz ayaklar altında...
Yabancılar "Türk" dedi mi iki adımdan fazla yaklaşmıyorlar.

Bravo Ak Saray...
Türkiye sizinle gurur duyuyor.
En azından yüzde 50'si.
Bastırın, şunun şurasında seçimlere iki yıl kaldı.
Yarınlar sizindir, hatta 2023 de...
"On beş yılda on beş milyon kul yarattınız her yaşta."
Yetmez ama yola devam...
Mehteriniz geliyor arkadan...
İnsanlık onurunu çiğneye çiğneye...
Kol saati de Zafer'e feda olsun...
45-50 milyon Avro'da...
Nasıl olsa bu halkın bir yere kadar sabrı var!
Sonrası?
Ya çukurdur ya da aydınlıktır...
Zaman gösterecek...
Elbet güneşler bizimde yüreğimize bir gün 
doğacak!

29 Kasım 2017

Cennetin pasaportu!

Macit CÜNÜNOĞLU






Boş verelim memleket meselelerini...
Ne hâlleri varsa görsünler...
Zarrab'mış, Suriye'ymiş aslında umurumda değil.
Yeter ki evlâtlarımıza bir şey olmasın.
Daha doğrusu genç bedenler toprakla buluşmasın.
İnanın ölümler karşısında içim acıyor, ister Türk ister Kürt olsun.
Barıştan keyiflisi var mı?
Örneğin Sevan Nişanyan, yakın zamanda hapisten tüydü...
İyi de yaptı, Yunanistan'ın Minos adasına yerleşmiş...
İkide bir de turlar düzenliyor...
Hem de rembetiko müziği eşliğinde...
Saltanata bakar mısınız...
Türkiye'den de katılan çok...
Çalsın sazlar oynasın kızlar...
Gerçekte hayat denilen şey bu...
Yoksa siyaseti takip etmek, hele de peşine takılmak...
Ne kadar zor, üstelik bir o kadar da sıkıcı.
Ortaya saçılan belgeleri izlemektense iki duble rakı
içmeyi tercih ederim...
Sohbetin koyusu da masadaysa uzanalım sadabada!

Zaten ömür dediğimiz nedir ki...
İki parantez arası, nasıl yaşayacağınız arzularınıza bağlı.
Öğrenme isteğini, merak duygularınızı beslerseniz zaman kısa...
Yüz yaşına kadar yaşasanız da hâlâ eksik kalan bir yanlar vardır.
Hâlbuki Vang Gogh'u keşfetmek, Mozart'ın melodileriyle
güne uyanmak, akşama doğru Kemani Sarkis'in şarkılarını

terennüm etmek...
Bence ölümsüz tatlar.

Yoksa Ankara gündemi boktan...
Saray entrikaları Bizans'ınkinden de beter.
Son olarak Man adası çıktı karşımıza...
Offshore hesaplar bir yandan, sahtelik iddiaları diğer yandan.
Mide bulandırıcı...
Ancak utanması olmayan vicdansızların yönettiği ülkeden
ne beklenir ki?

Dediğim gibi en iyisi gündelik yaşamdan arınmak...
Sığına biliyor musunuz minik bir adacığa...
Yaşayın doya doya.
İllâki Minos olacak diye de kural yok...
Evinizde olabilir...
Yeter ki müzik olsun, duvarlarında birkaç tablo.
Bir de yarin gönlü sizi hoşnut tutuyorsa...
Emin olun bugünden cennettesiniz!

28 Kasım 2017

Zarrabcığıma mektup!

Macit CÜNÜNOĞLU




Zarrap rüzgârı esmeye devam ediyor.
Son olarak sanıklıktan tanıklığa terfi etmiş.
Demek ki ötecek!
Oysa iktidara göre "Millî Dava"mızdı.
Peki, millî tanığımız memleket sırlarını ifşa ederse?
Örneğin İran ticareti bahane edilerek elde edilen
200 milyar dolarlık servetin nasıl paylaşıldığını!
Öyle ya, Zarrab'ın villalarını, yatlarını, lüks yaşamını anladık...
Geriye kalan o muazzam rant gelirleri n'oldu?
İktidar ve kabine üyeleri arasında nasıl dağıldı?
Kol saatinden, ayakkabı kutusundan öte işler!
Hadi aslanım, bir öt...
Nasıl olsa ABD'nin şefkatli kollarındasın...
125 yıllık cezadan da kurtuldun...
Banka müdürü de göt altına gitti...
Öyleyse davadan sıyırtmaya az kaldı.
Çabuk yurda dön, Ebru ablamızı kocasız bırakma!

Ayrıca statünde değişti.
Artık millî iş adamısın, arkanda Saray ve iktidar...
Kim tutar seni?
Gözü karalığınla bütün ambargoları delersin.
İstersen Kuzey Kore'ye, Küba'ya fındık fıstık bile ihraç edersin.
Zaten hayat bir tiyatro...
Hele AKP iktidarında...
Bugün antiemperyalist, yarın Amerika'nın kulu kölesi olursun.
Anlayacağın konjonktüre bağlı...
Bir de içteki siyasî propagandalara...
Necip halkımızın atar damarı çoktan kapanmış...
Yalnızca topları işliyor ve Büyük Reisleri ne şırınga ederse
bünyesine alıyor.

Yalanın, talanın bini bir para.
Din denilen iman meselesi her derde deva...
Takviyede bayrak...
Özetle Zarrap, ülke bıraktığın gibi.
Ne yap ne et, çabuk dön.
Kaldığın yerden yola devam...
Yoksa mamaları biten köpeklerin ayaklanacak...
İşte o zaman yandı keten helva!

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...