09 Kasım 2014

Duvarın dibinden!

Macit CÜNÜNOĞLU
09/11/2014 08:11

     

A+
A-


“Kıtlıkta soğuklarda
Şehirde ve tarlalarda
Lenin'in işaretiyle
Ayaklandı partizan...”


Siz hiç Partizan Marşı’nı dinlediniz mi, Kızıl Ordu Korosu’ndan?
İnsanın iliklerine işler, tüyleriniz diken diken olur.
Sözlerinin ilk kıtası yukarıda, tek kelimeyle müthiştir...
Gaz verir, duygularınızı ajite eder, devrime olan inancısınız tamsa
saldırırsınız düşmana...
Madem ulu önder Vlademir İlyiç Ulyanov, kısaca Lenin işaret etmiştir...
Durmak yakışır mı partizana?

Güzelim tatil günü bu mevzular aklımıza nerden takıldı dersiniz...
Tabii ki Google yüzünden!
Enternasyonal pezevenk Hüseyin Rahmi’nin, Sait Faik’in ölüm yıldönümünü
hatırlamaz da Berlin Duvarı’nın yıkılışının bilmem kaçıncı yılda olduğunu hatırlar...
Üstelik sür manşet, gözümüze soka soka bize de hatırlatır!
Bize ne lan duvardan, ayrıca bizim ülke sosyalist miydi...
Ayrıca Berlin nire, Türkiye nire?
Ha, maksadın solculara sistemin çöküşünü hatırlatmaksa...
Eyvallah!..
Zaten hiç aklımızdan çıkmıyor bin dokuz yüz seksen dokuz...
Hayâllerimiz paramparça, umut yerlerde, ışığımız sönmüş...
Yaşayan ölü misali bakıyoruz sonsuzluğa...
Ufuk çizgimiz batmış, perperişan, yaşamaksa yaşamak...
İlerliyoruz vahşi kapitalizmin yarattığı büyük boşluğa...
“Biz” sizlere ömür, yaşasın “BEN”...
Ve din, iman, etnisite destekli yeniden kuruluyor hayat...
Var mı itiraz eden?

Evet, hazindir solun çöküşü...
ABD egemenliğinde tek kutuplu dünya...
Globalizmin kesin zaferi, işte kapı işte sapı, gidecek yerde yok...
Lâkin hırsızın suçu...
Çuvaldız misali, batıralım iğneyi kendimize...
Hangi akla hizmet duvar örülmüştür Berlin’in tam orta yerine?
Sosyalizm mi korunacak?
Hem de duvarla!
Hani cenneti yaratmıştık, kapitalizm erinde geçinde çökecekti...
Böyle diyordu Marks Amca...
Geç bunları anam babam, zaten Orhan Baba’ya (Bayburt) söz verdim...
Bundan böyle çakmayacağım sosyalizme...
Öyleyse her konuda olduğu gibi duvarda yalanmış...
İyi ki de yıkılmış...
En azından utanacak bir unsur daha hayatımızdan çıkmış...
Sahi, geriye de ne kaldı?
Sadece onur, insanlık onuru...
Sımsıkı sarılacağımız değer...
Eğer onu da yitirirsek Tayyip’e benzeriz ki...
Allah muhafaza, yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz...
Tamam mı usta?

08 Kasım 2014

Merhaba

 

Merhaba
Macit CÜNÜNOĞLU
macitcununoglu@gmail.com
08 Kasım 2014, 06:35
                           
 
“Bigazete” okurlarını dostça selâmlarım.
Önce Adana, şimdi Çanakkale-Biga’dayım.
Her şey yazıyla başladı, benim de kişisel maceramın özünde yazıyla dostluk var.
Yazar mıyım?
Kesinlikle hayır, yalnız ve yalnızca popüler siyaseti yorumlamaya çalışıyorum...
Anlayacağınız sıradan bir yorumcuyum.
Hani anlı şanlı yazarların altına yorum döşeyenlerden!




Bilâhare İstanbul orijinli “Gazetemen”le tanıştım...
Artık benim de bir köşem vardı, üstelik fotoğraflı...
Gelsin alametifarika fikirler, düşünceler...
Uzunca bir süredir yazıyorum, daha doğrusu yazıyla kendimi ifade ediyorum...
Ve öylesine mutluyum ki...
En azından hayata dair söylenecek bir iki lâfı yan yana getirmeyi becerebiliyorum...
Yeter, hele de benim gibi kalem erbabı olmayan kişilere...
Kısaca iç güveyiden hallice geçinip gidiyoruz işte!

Daha sonra Adanalı “Gazete Marjinal” devreye girdi...
Peşinden arada sırada olmakla birlikte İsrailli “HasTürk”...
Velhasılıkelam ciddi ciddi yazar muamelesi görmeye başladım.
En son “Bigazete”...
Öneri değerli Adil Korkut’tan geldi...
Sağolsun ilgi gösterip takip etmiş...
Ayrıca böylesi anlamlı davet geri çevrilir mi?
Anında balıklama atladım ve sayfada görüldüğü gibi bundan böyle
“Bigazete”de, Biga’dayım...
Çanakkale’nin eski adını taşıyan tarihsel memlekette...
Haftada kaç gün olur bilmem...
Bunayıp kocamadığım sürece sık sık yazacağım.
Zaten ülkede herkese yetecek kadar mevzu var...
Bir de Osmanlılık hortladıysa, padişahlık düzenine geçtiysek...
Oturmak, tepki duymamak olur mu?
Allah ne verdiyse, dayan diren şereflice namusluca...
Dibine kadar giydir yükseklerde oturan alçaklara...
Yeter ki susma, korkma...
Saraylar mı yaptırmışlar, en pahalı uçaklara mı biniyorlarmış...
Varsın olsun, elleşme, yakışır sonradan görme soysuzlara...
Bizim yüreğimiz, vicdanımız emekten yana...
Üretenden, yaratandan...
Tanrıyı karıştırmayız işimize...
Aklımız insanlık onurunun korunmasına, yükselmesine çalışır...
Bir de M. Kemal’in ülküsüne...
Karanlığın boğulmasına, aydınlığa, cumhuriyete, demokrasiye...
Gerisi de hikâye...
Bilmem anlatabildim mi?
İşte bunun için buradayım...
Tekrar merhaba “Bigazete”nin değerli okurları...
Sürç-i lisan edersem şimdiden affola.
Selâm olsun ışıklı yarınlara.

  • TC Annecim Ozturk Biga selam, başarılar diliyorum!!!

  • Günay Diren yüreğinin aklının yolunu sen zaten bulmuşsun arkadaşım onları yazıya dökerken sammiyetin dürüstlüğün rehberin olmuş bizlerle paylaştığın içinde teşekkürler başarılar..
    9 saat · Beğen · 1

  • Hakan Erbaş Kalemine kuvvet Macit Dayı

  • Elif Gün Merhaba Macit Hocam. Kalemiz daim ,yolunuz açık olsun. Ses olun ışık olun .

  • Karalama Defterim Sizin güzel üslubunuz ve nüktedanlı siyaset yazılarınızı büyük bir haz ile okumaktayım...

  • Mahmut Öner Yazılarının devamlı okuyucularındanım,beğenerek okuyorum.Gazete men deki yazılar devammı,tamammı?

  • T.c. Gülcan Eracar Erözden hayırlı olsun arkadaşım

  • Babil CafeBar çok iyi abi şu aralar okuyamasamda takip ediyoruz

  • Salih Öztürk hocam üye olmak istedim ama bir türlü güvenlik kodunu doğrulatamadım başarılı olacağınıza inancım tam

  • Timuçin Alpay-Tsahilti Üstadım "Bigagazete" de iyi yolculuklar...
  •  
     
     

    02 Kasım 2014


    Macit Cününoğlu...
    Bir insan
    Mehmet'in oğlu...
    Mutluyum, heyecanlıyım, meraklıyım...
    Yalnızca insan olmayı seviyorum...
    Bu kadar...
    Ben sadece buyum!
    Macit CÜNÜNOĞLU
    02/11/2014 08:38

         Hayırsız evlat!

    A+
    A-
    CHP hayırsız evlada benziyor...
    Hani vardır ya; hayatını düzene sokamayıp bir baltaya sap olamamış gençler,
    kırk yaşına gelseler bile hâlâ çektirirler...
    Aynen onlar gibi...
    Elbette seversiniz, evlat sizindir, emek harcamışsınızdır...
    Ancak zibidinin yaptıkları ettikleri öyle bir aşamaya gelmiştir ki...
    Saygınızı yitirirsiniz.
    İşte bundan sonrası tehlikeli, azcık düzelme belirtisi gösterip ağzıyla kuş tutsa
    bile nafile...
    Çünkü sabıkası kabarıktır, güven duygusu zedelenmiştir...
    Mazoşist bir ruh taşımıyorsanız koyverir gidersiniz...
    Yoksa sizi de süründürür...
    CHP de öyle...
    Atsan atamazsın, satsan satamazsın...
    Cumhuriyet’le birlikte M. Kemal’den kalan tek miras...
    Ata’ya duyulan saygı, sevgi sahip çıkmayı gerektiriyor ama...
    Aması var işte!

    En son olarak hayırsız evlat kamptaymış, Antalya’da...
    Emine Hanım istifa yoluyla tüymüş...
    Keşke milletvekilliğinden de ayrılsa...
    Çünkü partinin bulup çıkarttığı insanların yalnızca istifayla yetinmesini
    doğru bulmuyorum...
    Mademki O partinin neferi olarak seçildin...
    Ve süreç içinde inançlarını yitirdin...
    Meclisten de kop, ne işin var ortalıkta dolaşıp mide bulandırmaya!
    Hayır olmaz, illâki birilerini de bulup peşinden sürükleyecek...
    Ki açtığı yara, tahribatlar onarılmaz olsun!

    Bir de Baykal faktörü var...
    Basında çıkan fotoğraflara baktım, Genel Başkan Kılıçdaroğlu ile kahvaltı da
    göz göze diz dizeler...
    Ne mutluluk ne saadet!
    Yalnız akıl sır erdiremediğim bir husus...
    Niye Baykal, yoksa fikir babası mı?
    Onca olumsuz tecrübeden sonra CHP kurmayları düşük başkanın ağzına
    bakmayı hâlâ sürdürüyorsa...
    Yetti artık, batsın bu CHP!

    Yok, yok, söylediklerim tamamen şaka...
    Sadrazamımız Davut “Emine Hanım’ın istifasının altına imzamı atarım” demiş...
    Öyleyse mesele yok, anlıyorum ki CHP doğru yolda...
    Ha gayret, bir iki istifa daha...
    Safralarından kurtulan parti ilk seçimlerde gelecek iktidara!
    Bastır Kılıçdaroğlu, Atatürk bir sen iki...
    Alternatif oldun Türkiye’ye...
    Silkele AKP’yi, arkandayız...
    Seni seviyor sana tapıyoruz...
    Yaşasın umut, ne de olsa fakiriz, memediz ve sen bizim ekmeğimizsin...
    Ve iyi ki varsın hayatımızda!

    01 Kasım 2014

    Macit CÜNÜNOĞLU
    01/11/2014 07:38

         Mehteran eşliğinde yolculuk!

    A+
    A-
    Zor iştir bu ülkede yaşamak...
    Dün PKK terörü vardı, “Barış süreci” dendi, kısmi başarı sağlandı...
    Ya trafik terörü, ya iş cinayetleri?
    Âdeta günlük yaşamımızın vazgeçilmezi!
    Gün geçmiyor ki bir yerlerde bir şeyler olmasın...
    En son Ermenek’te, İsparta’da...
    Giden canlar 18 artı 18, eder otuz altı...
    Ortak paydaları işçi olmak...
    Emeklerini pazarlayarak geçinen insanlar...
    Bir nevi kölelik düzeninin kurbanları...
    Düşük ücretler, iş güvenliği sıfır...
    Her yol patronların vahşi çıkarlarına kilitlenmiş...
    Sonuç da ekmek kavgası, hayata tutunma mücadelesi...
    Yoksul halkımızın kaderidir üretim sürecinde ölmek...
    Ne devlet korur ne adalet...
    Sistem çürümüştür...
    Mehteran eşliğinde İstiklâl nağmeleri söylenir...
    Milyonlarca dolarlık Ak Saraylar tanıtılır...
    Ve halkımız gidişattan gurur mu duyar yoksa bela mı okur...
    Çok yakında millî irade tecelli edecektir sandıkta!

    Ancak CHP sallanıyor...
    Zayıfta olsa bir umut, seçmenin dörtte birinin itibar ettiği parti!
    Muharrem İnce fırtınasını çabuk halletti, çünkü erken öten horozdu...
    Ya Emine Ülker Tarhan’a ne demeli...
    O da bastı istifayı, bir yığın suçlamayla birlikte asırlık çınarın gölgesinden ayrıldı!
    Hanımefendi ulusalcı kanadın sözcüsüydü, Vatan-Millet-Sakarya edebiyatının
    seçkin temsilcisi...
    En son adı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde geçmişti...
    Ama olmadı, uzaktan kumandalı Ekmelettin Abi tercih edildi...
    Sonuç itibariyle CHP bildiğimiz CHP, kaynayan kazan...
    Kılıçdaroğlu önderliğinde süratle yol alıyor tarihin derinliklerine...
    Bir daha gün ışığı görür mü, bilmem...
    Fakat O’nun da bu ülke gibi işi zor...
    Ayrıca ilkesiz, siyasetsiz iyi dayandı...
    Lâkin her canlı gibi O da ölümü tadacaktır...
    Benden söylemesi!

    En iyisi mi boş verelim CHP’yi...
    Mühim olan insan hayatı, gencecik sonsuzluğa göçen emekçilerin durumu...
    Örgütsüz, güvencesiz çalışmak zorunda kalan milyonlar...
    İşsizlik almış başını gitmiş...
    Giderek zorlaşıyor, dayanılmaz hale geliyor hayat.
    Kürtler ayrı bir âlem, düşmüşler Kobane’nin peşine...
    Ermenek’te, maden ocaklarında sular içinde çırpınıyor 18 can...
    Onlar hâlâ sokağı işaret etmekte...
    Dertleri tabanı diri tutup Kandil’in gözüne girmek...
    Ah Sırrı, ah Kürkçü...
    Rakı masasında buluşup şu memleket meselelerini bir görüşebilsek...
    Türkiye kesin kurtulacak ama kader utansın, felek izin vermiyor...
    İnşallah bir dahaki sefere...
    Hele bir seçim daha kazanın, muhabbeti ilerletiriz...
    Apo’yu da katarız soframıza, İmralı’da sohbetin dibine dibine vururuz...
    Biz de bu hoşgörü varken!

    31 Ekim 2014

    İstanbul



    Seni seviyorum İstanbul...
    En az kendimi sevdiğim kadar.
    Sen varsan ben varım, ben varsam sevdam var...
    O da aziz İstanbul kadar!


    Torunumdan mektup var!














    Başımın örtülmesini istemiyorum
    Duygularım, düşüncelerim boğulmasın karanlıkta.
    Annem, babam, babaannem ve dedem
    M. Kemal’i çok seviyorlar.
    Kimdir, necidir?
    Henüz tanımıyorum...
    Ama fotoğraflarını gördüm...
    Nedendir bilmem, bakışları içimi ısıtıyor.
    Ayrıca aydınlığı, güneşi çok seviyorum...
    Karanlık ürkütücü...
    Yalnız doğduğum ülkeyi değil, yaşadığım gezegeni de merak ediyorum.
    En çok da insanları...
    Çünkü az insan gördüm, sadece ailem, komşularım, bir de yuvadaki arkadaşlarım.
    Hâlbuki siyah derililer de var, derileri kemiklerine yapışmış...
    Belli ki çok yoksullar...
    Çok acıyor ve ağlıyorum.
    Ya sabah akşam televizyonda gördüğüm kibirli adam...
    O’na ne demeli...
    Elimde değil, O’nu gördüğüm zaman asabım bozulup tansiyonum çıkıyor...
    Ve başlıyorum abur cubur yemeye.
    Dedeme sordum, dedi ki “baş çalan baş yalan”...
    Ne kadar ayıp...
    İnsan çocukların geleceğini çalar mı?
    Neyse, siyaset benim işim değil...
    Zaten birazdan parka gideceğim...
    Orada bir çiçeğim var, adını ben koydum: Nazlıcan...
    Beyaz papatya, gelin gibi...
    Bana bakıp gülümsüyor...
    Fal açacağım yapraklarıyla...
    Kopartarak değil, şakacıktan...
    Soracağım:
    Televizyonda gördüğüm domuz gidici mi, kalıcı mı?
    Gidiciyse mesele yok...
    Kalıcıysa hiç büyümeyeceğim...
    Çocuk olarak yaşayacağım...
    Daima beş yaşında!
    Bu arada benim adım Su...
    Tanıştığımıza memnun oldum efendim...
    Saygıyla, sevgiyle ellerinizden öperim.
    Macit CÜNÜNOĞLU
    31/10/2014 07:33
       

    Çıkmaz yol!

    A+
    A-
    “Emek en yüce değer”...
    Yaratanların, işçi sınıfının sloganıdır...
    Bir zamanlar dağa taşa yazardık.
    Sendikal örgütlerin peşinden koştuğu ülkü...
    Uğruna nice canlar toprağa düştü...
    Ülkemiz öylesine alt üst oldu ki...
    Ne emeğin değeri kaldı ne de insanın!

    Geçer akçe iktidarın gözü kapalı uşağı olmak...
    O zaman sınıf atlamak kolay...
    Hiç bir şey yapamazsan köşe yazarı olursun veya televizyonlarda yorumcu...
    Gerçeği tersyüz ederek verirsin fetvayı...
    Nasıl olsa bu ülkede herkese yetecek kadar bahane var...
    Yeter ki insanın ar damarı çatlamaya görsün...
    İktidarın bir numaralı savunucusu, hatta lâfazan bakanı Ertuğrul’un yerine de terfii edersiniz...
    Veya II. Cumhuriyet numarasıyla Altan biraderlerin pozisyonuna geçersiniz...
    Gün gelir şu veya bu nedenle silkelenirsiniz...
    Sırtınızda yumurta küfesi yok ya...
    Düşersiniz muhalefete, “dün dündür” ilkesinden hareketle topluma akıl verirsiniz:
    “Bu iktidar yaramaz, çok fena!”.

    Bu ülke, bu toplum nelere şahit oldu...
    Gördüklerimiz, işittiklerimiz tek kelimeyle insanlık onuruna ihanet...
    Öylesine ki sendikaların en tepesinde oturan zat-ı muhteremler...
    Bırakınız emeği savunmayı...
    Hepsi birer soytarı, işadamlığına soyunmuş madrabaz takımı...
    Bu iddiam anlı şanlı DİSK yöneticileri için de geçerli...
    İşte ispatı...
    Malûm 12 Eylül faşizmi anılan konfederasyonun banka hesapları dâhil
    tüm varlığına el koydu...
    Yıllar çabuk ve acılı geçti...
    1992 yılında hepsi iade edildi...
    O günkü hesapla tamı tamamına 3,5 milyar dolar...
    Yanlış okumadınız: Üç buçuk milyar dolar...
    Peki, n’oldu?
    Arkasında onlarca yılın mücadelesi, kan ve gözyaşı olan birikimlere...
    Yüzde doksanı satıldı...
    Ki taze sendikacılara para yetişsin!

    O nedenledir ki EMEK ülkemizde yerlerde sürünmeye mahkûm...
    Mademki işçi sınıfının biricik temsilcileri sömürgen ve de arsız...
    İşleri güçleri zenginliklerinin yanı sıra milletvekili olmak aşkıyla yanıp tutuşmak...
    Örnek mi, birebir tanıdığım Süleyman Çelebi ile Rıdvan Budak...
    Yetmez mi?
    Üstelik bunlar sosyal demokrat, sosyalist...
    Emeğin yüceliğine inanmış gözüken toplumsal önderler...
    Varın gerisini siz düşünün!

    Son sözüm de Somalı seçmene...
    301 şehidinizin ardından oylarınızı döşediniz yine iktidara...
    Ermenek derseniz ha keza...
    Öyleyse bu işte bir yanlışlık var...
    Sendikacı sömürgen, iktidar mezar kazıcı, işveren soysuz...
    Bu kafayla nah çıkar karanlıklar aydınlığa...
    Nokta!

    30 Ekim 2014

    Macit CÜNÜNOĞLU
    30/10/2014 08:23

         Ah bir birleşebilsek!

    A+
    A-
    Yetmişli yıllar...
    Türkiye 12 Mart faşizminden çıkmış, demokrasi yolunda hızla ilerliyor.
    Başta CHP, dinamik bir parti, gençlik örgütü fıkır fıkır...
    Devrimci, kitleleri kucaklamış, karar verdiği anda on binleri harekete geçirebiliyor.
    Aynı şekilde DİSK, beş yüz bine ulaşan potansiyeliyle solun çekim merkezi...
    Üreten, yaratan sınıflar onda birleşmiş...
    Yürüdü mü karşısında duracak ne MESS var ne DGM...
    Ezip geçiyor.
    Denizlerin, Mahirlerin mirasçıları bin parçaya bölünse de, onlarda aktif...
    Eylemse eylem, mitingse miting, en az yüz binler...
    TÖB-DER, TÜS-DER ve onlarca sivil toplum kuruluşu...
    Halk, milyonlarca çalışan örgütlü...
    Yükselen devrimci dalga karşısında Türk-İş bile duramıyor...
    Özetle soldan esiyor rüzgâr soldan.

    Bir 12 eylül, bir faşist darbe...
    Her şey alt üst oldu...
    Ne sol kaldı, ne parti, ne sendika ne sivil toplum kuruluşu.
    Aslında çürüyen Cumhuriyet’in aziz ruhu...
    Yok olan idealler, yerlerde sürünen felsefe...
    Yükselen değer bireycilik...
    İnsanın kendini yeniden keşfedip tüketim manyağına dönüşmesi...
    Konformist yaşamlar, AVM’ye tapmalar, lüks gösterişli dünyalar...
    Artık her yol sermayenin zaferine çıkıyor...
    Sağın solun önderleri de piyasaya çıkıp sesleniyor:
    “Yok artık birbirimizden farkımız, çünkü biz kapitalizmin uşağıyız!”

    Bir Cumhuriyet Bayramı daha gelip geçti...
    Toprağında altında on sekiz can...
    Meydanlar, caddeler boş...
    CHP kronik şikâyet merkezi, umudu tükenmişlerin son umudu...
    Sendikalar beş yıldızlı otel odalarında yitirdikleri ruhlarını arıyorlar!
    Halk deyimidir: “Böcüğü ölmüş”
    Evet, ölen solun böcüğü, cazibesidir...
    Yıldızı sönmüştür...
    Yoksa vazgeçelim Taksim’den, inatlaşmayalım çirkefle...
    Bir milyon insanımızı toplayamaz mıydık Kazlıçeşme’de?

    Sakın kim gelecek, hayâl demeyin...
    Bu halk ki bir inansın, bir ışık görsün...
    Düşer umudun peşine...
    Yeter ki toplumsal önderler samimi olsun, karşılığı olan projeleri doğru anlatsın...
    Ne de olsa insanız, hem de namuslu türünden...
    Tez zamanda hırsızı, soysuzu kovarız iktidardan...
    Çünkü bizlerin vicdanı ayakkabı kutularına saklanmadı...
    M. Kemal’in ruhu, felsefesi, aydınlığı hâlâ yaşıyor küçücük dünyalarımızda...
    Ah bir birleşebilsek!

    29 Ekim 2014

    Macit CÜNÜNOĞLU
    29/10/2014 07:47

       Direnişin Bayrağı

    A+
    A-
    Çivisi çıkmış bir düzende yaşıyoruz...
    Mesele “Taşeronlar” değil, asıl mesele kanun, nizam, yönetmelik...
    Her neyse, koyulan kurallar kişiye göre değişiyorsa...
    Yani dinine, mezhebine, siyasî görüşüne göre esniyorsa...
    O zaman bu düzenin adını koymalıyız...
    Cumhuriyet yaftalı sultanlık...
    Neden olmasın?
    Bir nevi Osmanlı’nın yeniden dirilişi...
    Padişahımız, sadrazamımız, şeyhülislâmımız var...
    Cumhur derseniz ağzı var dili yok, aynen kuzu...
    En azından yüzde elli ikisi...
    Geriye kalan da çaresiz, umutsuz...
    Muhalefet edecek örgütü, çatısı yok...
    Kurbanlık koyun misali ılıman şeriatın yükselişini izlemekte.

    Hâlbuki bugün 29 Ekim, Cumhuriyet Bayramı...
    En değerli, en kutsal gün...
    Altı yüz yirmi iki yıllık saltanatın yıkıldığı gün...
    M. Kemal önderliğinde halkın zaferi...
    Direnmenin, isyan bayrağının güneşle aydınlıkla buluştuğu gün.

    Boş verin baloları, resepsiyonları, resmî geçit törenlerini...
    Başkaldırının ayak sesleri duyulmalı bugün...
    Cumhuriyet, demokrasi, laiklik, insanlık onuru adına...
    Toprağın altında yoldaşlarımız can çekişirken...
    Gür bir ses yükselmeli vatandan...
    Samsun’da, Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta olduğu gibi...
    Haykırmalıyız dünyaya...
    Tarihin çarkı geri döndürülemez...
    Şahidimiz olsun bulutlar, yıldızlar...
    Doksan bir yıldır parlayan Cumhuriyet...
    Yobazın, softanın egemenliğine boyun eğmez.

    Çünkü bizler Kuvvacıyız, M. Kemaliz...
    Karakterimiz bağımsızlıkla yoğrulmuş...
    Mayamız özgürlük...
    Işık için, eşitlik için ölümü göze almışız...
    Ah niyetlerimizi, ideallerimizi canım halkımıza da bir anlatabilsek...
    Karanlıklar aydınlığa çıkacak ama...
    Aması var işte!

    Ey vatan...
    Ey vatandaş...
    Kalk ayağa, Cumhuriyet bayram değil direnmektir...
    Bir kez olsun düşün; dünü bugünü yarını...
    17-25 Aralık’ı...
    Hırsızın, soysuzun kuyruğunun kıstırıldığı günleri...
    İşte onlar, hâlâ iktidarlar...
    Üstelik günahlarından cami yaptırarak kurtulacaklarını sanmaktalar...
    Evet, yıkmak lâzım bu düzeni, hem de tez zamanda...
    Çok değil, sekiz ay sonra sandıkla buluşacağız...
    Sandık ne demokrasi, ne cumhuriyet...
    Cumhur olmak dört yılda bir oy vermek değil...
    Karanlığa ülkeyi teslim etmemektir...
    Bilmem, derdimi anlatabildim mi?

    28 Ekim 2014

    Macit CÜNÜNOĞLU
    28/10/2014 21:40

             Umudun peşinden...

    A+
    A-
    Doymadın mı toprak emekçi canı yutmaya..
    Dün Soma’da...
    Bugün Ermenek’te...
    Biliyorum, sen utanmazsın, açgözlüsün ve de duygusuzsun...
    Ya sana sahip çıkanlar, seni yönetenler, besleyip cevherine el koyanlar...
    Onlarda mı utanmaz, vicdansız...
    N’olur yalan söyleme...
    Tanrıya, Muhammed’e, fıtrata sığınma...
    Sen insanlığın görüp göreceği en büyük vefasızsın!

    Ne istedin on sekiz yürekten...
    301 kurbanı daha dün yuttun...
    Bugün sularında çırpınan yoldaşlarım...
    Onlar ağaç mı, çiçek mi...
    Üç yüz elli metre derinliğinde...
    Zalimce boğmaya çalıştığın!

    Dayanamıyorum artık...
    Yeraltı, yerüstünde yitirdiklerimize...
    Tersanede, asansörde, madende...
    Buluştuğumuz tek adres toprak, mezar...
    Biliyorum, asıl suçlu ülkeyi yöneten...
    Lâfazan, partizan iktidar!

    Ancak kime ne anlatacaksınız...
    Hancı sarhoş, seçmen kurnaz...
    Takılmış yobazın softanın peşine...
    Gününü gün etmekte, sefil hayatın içinde sürünmekte...
    Ve de cami önlerinde dilenmekte...
    Elinde Yeşil Kart...
    Sayıları on altı milyon...
    Ülkenin makûs talihini belirlemekte!

    Yetti artık...
    Çık ortaya muhalefet...
    Sana seslenmiyorum CHP...
    Senden umudu keseli çok oldu...
    Halkımıza sesleniyorum, çevik zeki olanına...
    Aziz Usta’nın yüzde kırkına...
    Yani altmışın dışında kalanına...
    Yalvarırım diren...
    Sömürüye, haksızlıklara, ölümlere...
    Doldur meydanları...
    Tekrar uyan, ayağa kalk...
    Gezi’de olduğu gibi...
    Bas sarayları, parlamentoyu...
    Yarın Cumhuriyet Bayramı...
    İzin verme canım ülkemizin emekçi kanıyla sulanmasına...
    Cumhurun sesi yükselsin insanlık onuruyla...
    Ben varım, ya sen...
    Canlarım, yoldaşlarım, dostlarım...
    Yıkalım karanlığın egemenliğini...
    Emin olun, zafer yarından da yakın.
    Macit CÜNÜNOĞLU
    28/10/2014 07:57

            Hanri Benazus

    A+
    A-
    Kozyatağı Carrefour’da eniştem Timuçin Alpay’la dolaşıyoruz...
    Üst katta bir sergi dikkatimizi çekiyor...
    Cumhuriyet Bayramı etkinliklerinden zannediyoruz...
    Baştan sona M. Kemal fotoğraflarıyla dolu...
    Hâlbuki özel koleksiyonmuş, 84 yaşındaki bir delikanlının...
    Adı: Hanri Benazus, İspanyol Yahudi’si...
    520 yıl önce engizisyondan kaçıp Anadolu’ya yerleşenlerden.
    On parmağında on marifet; İş adamı, sporsever, Altay Kulübü başkanı,
    hepsinden önemlisi yazar, ellinin üzerinde kitaba imza atmış ve
    Atatürk fotoğraflarından oluşan koleksiyonu (5000 adet) ile de bir numara.

    Fakat işin ilginç yanı, kahramanımızı eniştem görür görmez tanıdı...
    Çünkü en yakın dostlarından lise arkadaşı Alber Dalva’nın dayısıymış...
    Zaten dayı yeğen birbirlerine çok benziyorlar...
    Serginin hemen yanı başında yazdığı kitapları imzalıyordu.
    Tanıştık, sohbet ettik, fotoğraf çektirdik, kitap imzalatıp aldık...
    Fakat indirim yapmadı, ne de olsa Yahudi, parayı da sever, ticareti de...
    Biz olsak “dükkân sizin” deyip çırak çıkarız...
    İşte farkımız!

    Şaka bir yana, gençliğinin sırrını sordum...
    Dedi ki “çalışmak, çalışmaktan yaşlanmaya fırsatım olmadı”...
    1930 doğumlu, hâlâ üretiyor ve Türkiye başta olmak üzere dünyanın
    dört bir tarafında konferanslar veriyor...
    Ayrıca M. Kemal’in rakı masasında bulunma onuruna erişmiş üstadı muhterem...
    Hem de yedi yaşında, Atamızın leblebilerini yürütmüş ama varsın olsun...
    Yakışır Cumhuriyet sevdalısına...
    Bir de Atatürk Fotoğrafları Koleksiyonu...
    Saygı duymamak elde değil.

    Hatırlarsınız, birkaç gün önce Süleyman Demirel adına kurulan müzeyi açtı...
    Ve tören sonunda dedi ki, “Atatürk’e sahip çıkalım, O’nu kaybedersek
    her şeyimizi kaybederiz!”

    Kendi adıma bendeniz bu tespiti samimi bulmadım...
    Çünkü Demirel Atatürk aşkıyla yanıp tutuşan biri değil...
    Ayrıca yeğenleri Yahya’yı, Murat’ı sevdiği kadar bu ülkenin gençliğini de sevmedi...
    Hele Denizlerin idamı sırasında, meclisteki oylamada utanmasa yalnız
    ellerini değil ayaklarını bile kaldıracaktı...
    O nedenledir ki benim kuşağım asla unutmadı Demirel’in yaptığı fenalıkları...
    Hayali ihracatları, baskıyı zulmü, militaristlerle işbirliğini...
    “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” söylemini...

    Aynı şekilde Kenan Evren de Atatürkçüydü...
    Faşistin allahı, bugünlerin hazırlayıcısı...
    Bir elinde Kur’an, bir elinde Nutuk...
    Ülkemizin aydınlık yarınlarının anasını belledi...
    Ayrıca Nadir Nadi ustamız boş yere mi “Onlar Atatürkçüyse ben değilim”
    dedi...

    Evet, Hanri Benazus bir Yahudi...
    Önünde M. Kemal’i özümsemiş elli kitap...
    Sevgili karısıyla birlikte üretiyorlar...
    Emeğine, mücadelesine şapka çıkarttım...
    Ya piyasada dolaşan ve sesleri çok çıkan milliyetçi Kemalistler...
    Vakit ayırabilirseniz gidin Carrefour’a...
    Tanışın Yazar Hanri Benazus’la...
    Bir kez olsun düşünün...
    Ve gerçek vatanseverliğin ne olduğunu görün...
    Eğer vicdanınız varsa!

    4-G’NİN GENÇLERİ

    1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...