Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
23 Ağustos 2012
Hüzünlü ziyaret!
21 Ağustos 2012
Ağustos sıcağında...
.
1939 Ağustos’undan durduk yere söz etmek ne kadar anlamlı?
Ancak fi tarihinden Sümerlerden bahsetmiyoruz, şunun şurasında 73 yıllık hikâye!
Aşağılık Hitler’in iktidarı sağlamlaşmış…
Leblebi çekirdek niyetine Avusturya, Çekoslovakya’yı yutmuş…
Gözünü dikmiş Polonya’ya!
Lâkin bahane lâzım, niyet kötü…
Aynen kurtla kuzu misâli.
Açıyor tezgâhı, proje Himmler’in…
Sınır boyu; Naziler Polonyalı asker kılığında…
SS soyundan, basıyorlar ülkesinin gümrük binasını peşinden radyo istasyonunu…
Dokuz ölü, figüranlar toplama kampından, zehirlenmiş Yahudiler!
“Almanlar katledildi” yalanıyla rezilce cesetler sergileniyor Dünya’da…
Coşuyor Hitler, aşağılanıyor günâhsız komşu.
Şartlar olgunlaşmış…
Çalınıyor savaş tamtamları.
Ordular ilk hedefiniz Polonya…
Tarih:1 Eylül 1939
Başlıyor insanlığın gördüğü en kanlı savaş.
Ve geride kalan: 50 milyon ölü, milyonlarca sakat!
O nedenledir ki 365 gün içerisinde “1 Mayıs” ile “1 Eylül”ü çok severim…
İkisi de bayramdır, birincisi emeğin ikincisi barışın.
Emekle barış ne çok yakışır…
Havadır, sudur, ekmektir, insanlıktır, onurdur.
Antep’i düşünüyorum şimdi…
Yanarak, parçalanarak toprağa düşen dokuz can…
Uluslararası kanlı senaryoların bir parçası mı?
Cami duvarına işemeyeceğine göre Esad…
Meselâ “özgürlük” müptelâsı gûruhların marifeti mi?
Neden olmasın, ortam müsait, “hava kurşun gibi ağır…”
Mezarlıklar doymuyor taze bedenlere!
Ayrıca kan üzerinden beslenen o kadar çok sırtlan var ki…
Türkiye-Suriye sınırında bombalar patlarsa kalleşce…
Sloganlarımız hazır; “En büyük Türkiye, yaşasın Padişah”…
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Feda olsun üç-beş Memed”.
İddia ediyorum, kötü yönetiliyor Türkiye…
Hem de kısa tarihimizin göremeyeceği kadar.
Öyle bir coğrafyadayız ki, düştük belâya, dalaşmadığımız komşu kalmadı.
Körebe oynuyoruz gözümüz bağlı…
Sağımız solumuz düşman, dokunduğumuz Esad, yıkılsın karşımızdan!
Sizi bilmem ama benim tahammülüm kalmadı…
Rahmetli Menderes bile bunlar kadar Amerikalı olmadı…
Zaten o yüzden ipi boyladı…
Kurtuluşu aramıştı son zaman…
Yollara düşüp soluğu almıştı Moskova’da…
Noktayı koydu 27 Mayıs, ölüm fermanın altında Beyaz Saray’ın imzası vardı!
Evet, karanlık bir iklim…
Başta Hitler’i, alçakça oyunlarını yazdım…
21. Yüzyıldayız…
“Tarihin tekerrürü” aptallar…
Dünü sorgulamayan anlamayanlar için.
Yitirdiğimiz dokuz can’dan ders almıyorsak…
Daha çok gider; 9 değil 99, dokuz yüz doksan dokuz can…
Ankara efendilerine saygısızca arz olunur!
“Bitsin bu travmalar, barış gelsin topraklarımıza” dersek…
Sesimizi duyan var mıdır?
Macit CÜNÜNOĞLU
1939 Ağustos’undan durduk yere söz etmek ne kadar anlamlı?
Ancak fi tarihinden Sümerlerden bahsetmiyoruz, şunun şurasında 73 yıllık hikâye!
Aşağılık Hitler’in iktidarı sağlamlaşmış…
Leblebi çekirdek niyetine Avusturya, Çekoslovakya’yı yutmuş…
Gözünü dikmiş Polonya’ya!
Lâkin bahane lâzım, niyet kötü…
Aynen kurtla kuzu misâli.
Açıyor tezgâhı, proje Himmler’in…
Sınır boyu; Naziler Polonyalı asker kılığında…
SS soyundan, basıyorlar ülkesinin gümrük binasını peşinden radyo istasyonunu…
Dokuz ölü, figüranlar toplama kampından, zehirlenmiş Yahudiler!
“Almanlar katledildi” yalanıyla rezilce cesetler sergileniyor Dünya’da…
Coşuyor Hitler, aşağılanıyor günâhsız komşu.
Şartlar olgunlaşmış…
Çalınıyor savaş tamtamları.
Ordular ilk hedefiniz Polonya…
Tarih:1 Eylül 1939
Başlıyor insanlığın gördüğü en kanlı savaş.
Ve geride kalan: 50 milyon ölü, milyonlarca sakat!
O nedenledir ki 365 gün içerisinde “1 Mayıs” ile “1 Eylül”ü çok severim…
İkisi de bayramdır, birincisi emeğin ikincisi barışın.
Emekle barış ne çok yakışır…
Havadır, sudur, ekmektir, insanlıktır, onurdur.
Antep’i düşünüyorum şimdi…
Yanarak, parçalanarak toprağa düşen dokuz can…
Uluslararası kanlı senaryoların bir parçası mı?
Cami duvarına işemeyeceğine göre Esad…
Meselâ “özgürlük” müptelâsı gûruhların marifeti mi?
Neden olmasın, ortam müsait, “hava kurşun gibi ağır…”
Mezarlıklar doymuyor taze bedenlere!
Ayrıca kan üzerinden beslenen o kadar çok sırtlan var ki…
Türkiye-Suriye sınırında bombalar patlarsa kalleşce…
Sloganlarımız hazır; “En büyük Türkiye, yaşasın Padişah”…
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Feda olsun üç-beş Memed”.
Hem de kısa tarihimizin göremeyeceği kadar.
Öyle bir coğrafyadayız ki, düştük belâya, dalaşmadığımız komşu kalmadı.
Körebe oynuyoruz gözümüz bağlı…
Sağımız solumuz düşman, dokunduğumuz Esad, yıkılsın karşımızdan!
Sizi bilmem ama benim tahammülüm kalmadı…
Rahmetli Menderes bile bunlar kadar Amerikalı olmadı…
Zaten o yüzden ipi boyladı…
Kurtuluşu aramıştı son zaman…
Yollara düşüp soluğu almıştı Moskova’da…
Noktayı koydu 27 Mayıs, ölüm fermanın altında Beyaz Saray’ın imzası vardı!
Evet, karanlık bir iklim…
Başta Hitler’i, alçakça oyunlarını yazdım…
21. Yüzyıldayız…
“Tarihin tekerrürü” aptallar…
Dünü sorgulamayan anlamayanlar için.
Yitirdiğimiz dokuz can’dan ders almıyorsak…
Daha çok gider; 9 değil 99, dokuz yüz doksan dokuz can…
Ankara efendilerine saygısızca arz olunur!
“Bitsin bu travmalar, barış gelsin topraklarımıza” dersek…
Sesimizi duyan var mıdır?
Macit CÜNÜNOĞLU
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
20 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
19 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
18 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
16 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
15 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
14 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
13 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
12 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
10 Ağustos 2012
Selda Bağcan
Selda Bağcan demiş ki: “Erken öten horozu keserler”…
Ahmet Kaya’yı, Kürtçe şarkılarını kastetmiş.
Ah canım kardeşim!
Bu ülkede erken öten yalnız Ahmet mi?
Osmanlı’dan vazgeçtik, Cumhuriyet tarihine bak…
Hiçbirini gözün almıyorsa son altmış yıla…
Bak bakalım karşına ne çıkacak?
Nice Kayalar, Nazımlar, Kemâller, Denizler…
Saymakla biter mi?
Tarih tarih değil ki, erken öten horozlar manzumesi!
Hepsinin ortak paydası, kesilmiştir kellesi.
Lâkin insanlık tarihi de böyleydi…
Örneğin; Giordano Bruno (d. 1548, ö. 17 Şubat 1600 Roma). İtalyan filozof,
rahip, gökbilimci ve okültist. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların
en önemlilerinden biri ve şair yönüyle de edebiyata en yakınıydı.
Ona doğacı “Coşkunluğun düşünürü” de denilebilir.
Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan
İtalyan filozof Kopernik'in tezini savundu.
Evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende dünyadan başka
birçok gezegenin bulunduğunu söyledi.
Aykırı görüşler beslediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi'nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilân edildi ve Roma'da diri diri yakılarak idam edildi.
Aynen Sivas’ın kurbanları gibi…
Tanırdım Asım Bezirci’yi, edebiyatçılara örnekti kişiliği…
Kıydılar o’na, yoldaşlarına…
Yanıp kül oldular…
Külleri savruldu sonsuzluğa.
Üzerinden yıllar geçti…
Sanırsınız ülkemiz Ortaçağ…
Brunolar ülkesi…
Erken öten horozlar diyarı!
Zaman ilerledikçe koyulaşıyor karanlıklar…
Ancak aydınlık…
Işığının huzmesi azalsa da…
M.Kemal’den gelen umut…
İnadına var.
Gelelim Selda’ya…
12 Eylül’ün ünlü mahpusuna…
İtiraf et, sen de sevdin Tayyip’i…
İnandın yalanlarına.
“Açılım”, “İleri demokrasi” dedi…
Kulağa hoş geldi…
Tav oldun…
Umut dünyası…
Endişelenme…
Anlarız insan hâllerinden.
Fakat mahalle baskısı demen yok mu?
Asla affedemem.
Söyle kız, ne zaman baskı gördün bizden?
Ayıptır ayıp…
Söylediklerin ne vicdana ne izana sığar.
Belki cüzdan diyeceğim ama…
Dilim varmıyor daha ötesine.
Ne diyeyim bilemiyom ki…
Senin de yolun açık olsun devrimci bacım Selda Bağcan!
.
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
08 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
06 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
05 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
03 Ağustos 2012
| Londra'dan İstanbul'a! | ||
“12 Dev Adam” hikâyesi Avrupa 32. Basketbol Şampiyonası’yla başladı.
Athena gurubunun hafızalarımızdan silinmeyen bestesi, takımımız ikinci olmuştu. O gün bu gündür basketbolcularımız her zaman “12 Dev Adam”. Onca başarısızlığa hatta olimpiyatlarda yer almamasına rağmen. Ve rüzgâr devam etti, marşları olmasa da “Sultanlar”, “Periler”… Padişahlık öykünmelerinden metafizik varlıklara! Belki Amerika’ya özendik… 92 Barcelona olimpiyatlarının “Rüya Takım”ına! Futbol kulüplerimiz de öyle değil mi? Hepsinin adı var; Horozlar, Akrepler, Timsahlar vs… Belki en tevazuu sahibi; “Kanarya”yla “Hamsi”ler! Ancak bir talihsizliktir gidiyor… Millî sporumuz halterde tık yok. Yüzmede boğulacağımız kesin… Jimnastik zaten uzak… Teferruat branşları da es geçelim… En iyisi mi umudumuz devşirme atletlerle pehlivanlar! Farkındasınız, şu an’a kadar Londra hüsrânla geçiyor… Kimbilir, belki Esad’ın ahı tutmuştur! Zaten ah etmeyen kaldı mı? Sağolsun Recep’le Davut’a, yedi düveli düşman etti… Biri hariç… O da Amerikalı Obama! İnanın insanın içi acıyor… Yetmiş beş milyonluk ülke, yüz kûsur sporcu… Nasıl olur sondan birinci? Başlarında gelmiş geçmiş en lâfazan bakan… Arkalarında aile boyu başbakan… Eee, olmayınca olmuyor işte… “Van minut”la akan sular durmuyor… Emek disiplin istiyor olimpiyatlar. Yine de çıkmayan candan umut kesilmez… Mazimiz parlak, atalarımızla ne kadar övünsek az. Halis “Türk Malı”; Naimler, Haliller, Elvanlar… Bu toprakların yetiştirdiği öz evlâtlar! Boşa mı gidecek onca emekler? Allahtan mahcup etmedi sultanlarla periler… Kore’ye atladık, Çin’i katladık… Bak şu işe? Kim demiş Asya Kaplanları? Dayanır mı güneşin doğduğu ülkeye… Adımız: Anadolu Hünkârımızın diyarı… “İleri demokrasi” sayesinde yeneceğiz düşmanları! Bir de rezervimiz; 100 milyar dolarla Cüppeli… Kim oluyor dünyanın yalınayak ülkeleri? Bastırdık mı duayla parayı… Satın alamayacağımız madalya yok! Çünkü gelecek biziz, yarınlarız… Çılgın projelerimiz var, ustalık dönemindeyiz. Gülü de indirelim Çankaya’dan… “Dağılın lan, geliyor sultan!” Not: Değerli izleyiciler, 2020 Olimpiyatları garanti… Hatta 2020’den 2120’ye… Damgamızı vuracağız yeni yüzyıla… İmza: Ortadoğu Fatihi! www.gazetemen.com | |||
01 Ağustos 2012
Gazetemen'den...
| 01/08/2012 09:06 | |||
| Tanrının lûtufları! | ||
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki yıl var, şimdiden başladık tartışmaya.
Kimbilir, belki sistem değişir “Başkan” seçeriz! Fakat asıl üzerinde durmak istediğim Erdoğan’a rakip olabilecek şahsiyetler… Tahammül yok, adı konmadan bir kaşık su da boğmak istiyorlar. İster gül olsun ister ayva çiçeği! Ayrıca Erdoğan’a rağmen Gül’ün aday olacağını hiç sanmam… Nedenine gelince; öncelikle bu iki zat-ı muhterem dava arkadaşı, ideolojik birliktelikleri var… Ki bu kardeşlik sağcının solcunun yoldaşlığına benzemez… İdealleri kutsal, İslâm referanslı! İkisi de rahle-i tedrisattan yetişme, rahmetli Erbakan’ın öğrencisi. Damardan almışlar düşünceyi, üç kuruşluk makam uğruna birbirlerine düşmezler. Bilirler ki ademoğlu fani, bugün var yarın yok. Ancak siyaset öyle mi, özellikle dindar muhafazakârlık? Hedefte ülkeyi değiştirmek dönüştürmek var. Bir de boşuna mı değişti eğitim sistemi? “4+4+4”lerin meyveleri toplanıp dindar nesiller yarınlarımız olacak! Yurdun dört bir tarafına yayılacak ilim irfan yuvası İmam Hatipler, nurlar saçacak! İşte bundan dolayıdır ki Gül ile Erdoğan’ın yolları ayrılmaz. Bakmayın siz nifak düşkünlerine, AKP’yi bölüp parçalamak isteyenlere… Necip halkımız gayet iyi biliyor ki; yüz yıl daha hünkârımız iktidarda! Üstelik var mı alternatifi? Muhalefette iki milliyetçi, bir sosyal demokrat görünümlü parti… Hayatta üçü bir araya gelmez… Yıllarca yüzde 50 oy’u paylaşırlar… Ondan sonra çıkıp meydanlara zafer narası atarlar! Evet, Erdoğan önderliğinde AKP’nin büyük projesi hayata geçiyor… Dile kolay, doksan yıllık mücadele. Cumhuriyetle beraber terk edilen mevziler tek tek geri alınıyor… Emperyal gücün bayrağı dalgalanıyor Ortadoğu’da! Daha dün izledim Türkmenleri… Türkiye-Suriye sınırı, Kilis yakınlarında… Aralarında para toplamışlar, silah alıp özgürlük orduları kurmuşlar… Birinin adı: Fatih Sultan Mehmet diğeri: Sultan Abdülhamit… NTV muhabiri ballandıra ballandıra anlatıyor! Yıkılıyor Esad, bırakın bölünmeyi sınırlarımız genişliyor! Oradan geçiyoruz Irak’a… Yine NTV, mikrofonu dayamış Barzani’nin sağ koluna… Sanırsınız Ankara’nın valisi… “Emrinize amadeyiz” ayaklarında! İnanırsanız bu manzaraya… Ki ben inanıyor göğsüm kabarıyor, çok yakında Musul-Kerkük vatan topraklarında! Daha ne olsun? Böylesi başarılara imza atmış iktidar yıkılır mı? Dönersek başa, asla ve asla Gül ile Erdoğan rakip olmazlar… Belki Putin-Medvedev modelini benimserler… “İkimiz bir fidanın gülüyüz” dizesindeki gibi… Sağlıkları elverdiği sürece Çankaya’ya çıkıp inerler… Yine de halkımızı başsız bırakmazlar… Çünkü tanrının lûtfudurlar! www.gazetemen.com | |||
31 Temmuz 2012
Âminli Demokrasi!
Ne çok kaşınacak yaramız varmış…
Anlaşılıyor ki; huzur saadet bu topluma haram. Farkındasınız, üç günümüz üst üste olaysız geçmiyor. Kürt sorunu yılların birikimi, Alevîlik derseniz ondan aşağı değil… Sağolsun idarecilerimiz, çözüm üretmek yerine yangına körükle gitmeyi marifet sayıyorlar! Bir de laiklik meselesi var ki; evlere şenlik, nasıl tartışacağınızı da bilemiyorsunuz. Çünkü iki tarafta burnundan kıl aldırmıyor… Laisizm yanlısı katı mı katı, laikliği hedef alan ondan sert! Biri görüşlerinin kaynağına batılı değerleri yerleştirmiş... Diğeri dinsel dogmaları. Biliyorsunuz kavram Fransız patentli… 1789 devriminden sonra piyasaya çıkmış ve o tarihten beri modernitenin vazgeçilmezi. İyi de; uğraştığı, kiliseye hapsettiği din: Hristiyanlık. Ayrıca İncil, Tevrat’a Kuran’a benzemez. Seküler hayata müdahele etmez, oruç tutturmaz, günde beş kez tapınağa çağırmaz… İçkiyle giyim kuşamla derdi yoktur… Kısaca uhrevîdir. Peki, Ortaçağ? Kilise destekli feodalitenin bin yıllık saltanatı… Ta ki rönesansa, yani aydınlanmaya, keşiflere icatlara Luther’e sanayi devrimine kadar. İnsanlığın hâllerindendir… Ruhban sınıfı bağnazca iktidarını ilân ederse olur… Ayrıca 21’inci yüzyılda yok mu? Olmaz mı, nitekim örnekleri çoktur! Dolayısıyla esas olan: Demokrasi… Dinsel temaların kullanılmadığı sömürülmediği düzen… Adaletin, hukukun üstünlüğüne dayalı eşitlikçi, sosyal devlet anlayışı… Irkçılığın yasaklandığı, mezhepçiliğin prim yapmadığı kurallar rejimi… Tıkır tıkır işleyen mekanizmalar. Vatandaşın hizmetkârı devlet… Hesap sorulan, yanlışında bedel ödeyen özür dileyen devlet. Diyeceksiniz ki; nerdeee? Haklısınız, ülkemizde böyle bir devlet anlayışı yalnız son on yılda değil uzun yıllardır yok… Üstelik nasıl olsun ki? Çok beylik olacak ama “hak verilmez alınır”… Demokraside öyle, rahmetli İsmet Paşa’mız düşünmüş taşınmış… Bakmış kuzey rüzgârları sert esiyor, Batı kucağını açmış bekliyor… O günkü konjonktür de cevaz vermiyor… Bir gecede demokrasiyi ilân etmiş! Sonrası, n’olacak; üç buçuk askeri darbe… Sebep; ülke elden gidiyor diyen mi, özgürlükleri bol bulan mı, balans ayarı çeken mi? Kısaca hepsinin dayanağı; “Vatan-Millet-Sakarya”. Hâl böyle olunca demokrasi dönmüş deveye… Sağı solu eğri-büğrü arabesk varlığa! Yalnız haklarını yemeyelim… Sandığı unutmamışlar, özgür iradeli vatandaş daima oy vermiş… Makarnaya bulgura palavraya tav olsa da her türlü partiyi denemiş. Ne yapalım, buna da şükür! Lâkin yine de gidişat hakkında söz söylemek lâzım… Madem ki memleketin iç işleri şahine… Dış işleri davuta teslim edilmiş… Varın gerisini siz düşünün! İşimiz kaldı Allah’a… İnşallah bugünleri aramayız… Âmin! www.gazetemen.com | |||
30 Temmuz 2012
Kılavuzu karga olanın...
Arap Baharı’nı düşünüyorum da, ne baharmış mübârek.
Üzerinden yaz geçti kış geçti yine de durmak bilmiyor! Demir attı Suriye’ye, Esad inat mı inat… Teslim olmak bir yana, kan gölüne döndü ülke! Bastırıyor ABD, niyet kötü… Kıvamına gelmiş bölge, taşeronu herkesten hevesli. Ne de olsa tecrübe sahibi… Libya’da maşa olmanın tadına vardı! Gözümle gördüm, İstanbul’un lüks hastaneleri ev sahibiydi… Anti-Kaddafici gûruhlar sıram sıram ağırlandılar. Hizmette sınır yok, hesabı ödeyen Türkiye… Garip ama yoksul halkımıza kapalı mekânların kapıları ardına kadar açıktı! Şimdi de Güney illerimiz… Elli bine yaklaşmış Suriyeli misafirler… Yerleşkeleri depremzede Vanlılar da yok… Faturayı ödeyen yine Türkiye! Ohhh! Suyundan da koy! Fakir fukaraya makarna-bulgur-tahin helvası… Arap isyankâra sevdanın yolları! Sormazlar mı adama; “bu nasıl adalet?”… Kendi vatandaşına sırtını dön… İhvancılara, El-Kaidecilere, Hizbullahcılara, Hamascılara kankardeş muamelesi! Peki Arkadaş, Kürdün günâhı ne? Mahabat’tan sonra kuramadı bir devlet… Onun da ömrü on bir aydı! Neyse ki imdada yetişti Amerika… Önce Saddam’ın kellesini aldı… Peşinden Irak Kürdistanı’nı ilân etti… Var mı itirazınız? Hatırlarsınız, bir zamanlar can düşmanımızdı Barzani… Ya şimdi? Unuttuk ağzımızdan çıkan lafları, yedi cihana dostluğumuzu sergileyip… Kırmızı halılar döşedik Çankaya’nın yollarına, o biçim hasbıhâller ettik! Gelelim “Büyük Devlet”, “Oyun Kurucu” martavalına… Irak’la 400 Suriye ile 800 kilometre sınırımız varmış… Varsa var, n’olmuş? Kurulacak Büyük Kürdistan’a izin vermezmişiz! Yahu kırk kere söyledik, dilimizde tüy bitti ama.. Bir kez daha tekrar edelim; senin aslî görevin taşeronluk… Bu kafayla da bir adım öteye gidemezsin… Madem ki biat etmişsin Büyük Patron’a, daha açık ifadeyle Oval Ofis’e… O ne derse o olur… Kurulacaksa Suriye’nin kuzeyinde devlet… Irak’ta olduğu gibi… Senin görevin paşa paşa itaat etmek. (Nokta) Ayrıca büyük devlet olmanın yolu halkına hizmet… Eşitlikçi, özgürlükçü, adaletli anlayışla… İktidarda olduğu on yılı… Tarikatçılığın, cemaatçiliğin yükselişini… Yaptığı karşı devrimleri gördük. O nedenledir ki Usta, sakın korkma... Alt üstü 1200 km’lik sınır… Alır ABD’den icazeti… Salar güneye… Nasıl olsa full-aksesuvar diplomat Davut emrine amade! Bak o zaman ülkemizin yarınlarına… Hani derler ya; kılavuzu karga olanın… ( Bu kez üç nokta) Devamı gelecek yazıya! www.gazetemen.com | |||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...
