06 Mart 2019

Kabahatin çoğu...

Macit CÜNÜNOĞLU










Ehlileşmemiş siyasilerle, evcilleşmemiş köşe yazarlarıyla
demokrasi ancak bu kadar oluyor.
Konuştuklarını dinlediğimizde, yazdıklarını okuduğumuzda
 sanıyoruz ki insanlığın en alt basamaklarında yaşıyoruz
Kürtleri kovan bir zihniyet!
Aynı zamanda oy için kırk takla atan politikalar!
Gerçekten inanılması zor.
HDP diye bir parti var, seversiniz sevmezsiniz.
Ancak altı milyon seçmeni olduğunu unutmamak lâzım.
Onlarca belediyede de iş başındaydı...
Ta ki kayyumlar atanana kadar.
Netice de halkın iradesi yok sayıldı.
Pek çoğu da terörist muamelesi gördü.
Şu anda binlerce Kürt çeşitli bahanelerle hapislerde.
Ve tüm olan biten de Barış Süreci'nden sonra başladı.
Çünkü böyle buyurdu büyük Sultan!

Aslında "Barış" ve "Hapis" birbirine ne kadar uzak kavramlar.
Ama ülkemizde barışı savunmak bile suç.
Kandil'e bulaşmanıza gerek yok...
Suçlanmanız için bir dilekçeye imza atmanız da yeterli.
İşte "Gezi Davası"...
Altı yıl önce gerçekleşen eylem bugün ülkenin gündeminde.
On altı kişi tespit edilmiş...
Başta Osman Kavala...
Ağırlaştırılmış müebbet cezası isteniyor.
Vay demokrasi vay...
Azınlıkların haklarını koruyamazsın, sıradan bir başkaldırıyı
isyanla eş tutarsın...
Ondan sonra da "en ilerisi" bu topraklarda diye hava atarsın!
Belki de haklısın, cennetin pazarlandığı bir ülkede normaldir.
Çünkü çivisi çıkmış bir toplumda yaşıyoruz.
Üstelik sistemin adını da koyamıyoruz.
Liberalizm deseniz değil, parlamenter düzen deseniz; hiç değil...
Geriye de teokratik istibdat idaresi kalıyor ki...
Modern dünyada bu modele "Tek Adamlık" deniyor...
Ve onun içindir ki GATA'nın adı: Abdulhamid Han oluyor.
Ne diyelim, yazık oluyor bu ülkeye çok yazık ama...
Boşuna mı söylemiş Nazım usta da...
"Kabahatin çoğu sende..."

03 Mart 2019

Rembetiko eşliğinde...

Aman Doktor

2017 yılı Fransız yapımı 

film ülkemizde "Aman Doktor"
adıyla gösterilmiş.
Değerli büyüğüm Erol Çevikçe
önerdi, ben de izledim.
Ve bir kez daha "Rembetiko"
müziğin eşsiz nağmeleri 
arasında kaybolup yıllar yıllar
öncesine gittim.
Ta 1920'lere, mübadele devirlerine.
Evet, savaşlar olur, birileri karar verir, bedelini
insanlar öder.
Bu toprakların öz evladı Rumlar Lozan sonrası
Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmışlardı.
Ve bu zoraki sürgün 1964 yılına kadar devam etti.
Yalnızca çoluk çocuklarını, değerli eşyalarını götürmemişlerdi
karşı kıyıya...

Bir de müzikleri vardı, adı: Rembetiko.
Anadolu halklarından ortaya çıkmış Rum ezgileri,
ağıtla karışık şarkılar.
İzmir'in kavaklarından dökülen ve o zamanki rüzgârların
etkisiyle Batı'ya doğru yüz binlerin dilinde gönlünde dalga dalga yayılan nağmeler.
Kâh udun tellerinde, kâh kanunun gövdesinde, kâh klarnetin 
sesinde çığlık olup yükseldiler Ege'nin iki yakasında.
Tarihe tanıklık etmek istiyorsanız "Rembetiko" 
filmini izleyin.
Tutmayın gözyaşlarınızı, doya doya ağlayın.
Hüzün vardır, acı vardır...
İzmir, İstanbul, Selanik vardır.
Anlatılanlar Yorgi'den Mari'ye uzanan hazin hikâyelerdir.
O nedenledir ki ülkem kopartılan çiçekler nedeniyle
öksüz kalmıştır.
Özlerim Ermeni komşularımı mahalle arkadaşlarımı; Agop'u, Kevork'u, Artin'i.
Ya Rum meyhaneleri...
Mezelerin en güzeliyle rakı bütünleşir...
Udun sesi eşliğinde miraça yolculuk başlar.
Bir de karşınızda sevdiğiniz kadın varsa, gözlerine
bakmaya doyamadığınız...
Merak etmeyin, artık cennettesinizdir...
Yudumlayın hayatı doya doya, aşk ile sevda ile...
Müzik asla sizi yalnız bırakmaz.

Macit CÜNÜNOĞLU

28 Şubat 2019

42 yıl sonra...

Amasya










CHP memleketim Amasya'da en son 1977 seçimlerinde
belediye başkanlığını kazanmıştı...
Ve 12 Eylül darbesiyle de başkan Gündüz abi (Türem)
faşist Cunta tarafından görevinden alınmıştı.
Yerine de ismi lâzım değil emekli bir subay atanmıştı.
Sonrası malûm, ANAP'lı yıllar.
Canım memleketim yol, inşaat uğruna yerle bir edilmişti.
Dalan'ın İstanbul'da yaptığını Hatipoğlu Amasya'da gerçekleştiriyordu.
Tarihî doku tarumar edilirken canını kurtaran
yalnızca ırmak boyu evleri olmuştu.
Birkaç da konak.
Eğri Cami bile yıkımdan nasibini almıştı.
Demek ki CHP'nin başarısının üzerinden 42 yıl geçmiş.
O güzelim kent, çarpık yapılaşma sonucu şimdilerde
nefes olmakta bile zorlanıyor.
Daracık Yeşilırmak vadisi beton canavarına
teslim olmuş durumda.
Kent içi bağların yerinde artık apartmanlar var.
Hatta merkeze bağlı yakın köyler bile tehdit altında.
Onlarca yıldır sağ iktidarların boyunduruğu altında kalan
müze-kentin önce yeşili soldu, artan nüfusla birlikte
trafik sorunu oluştu ve Yeşilırmak da giderek mahzunlaştı.
Hâlbuki Osmanlılıkla çok övünen sultanımız var...
Ve Amasya da Osmanlı mirası kentlerin başında gelir.
II. Beyazıd valimiz, Yavuz Sultan Selim hemşerimizdir...
Onlarca camisiyle, medreseleriyle ilim irfan yuvasıdır.
On üç şehzadenin gelip geçmesi de tesadüfü değildir.
Bir de ünlü coğrafyacı Strabon'u ekleyin,
Gözbebeği gibi korunup kollanması gereken kenttir Amasya.
CHP bu kez bir kadın adayla halkın karşısına çıkıyor.
Serpil Saraçoğlu.
İstanbul'da yaşayan bir Amasyalı olarak başarılı
olması için dua ediyorum...
Elimden de başka bir şey gelmiyor.
Gündüz abinin kazandığı seçimlerdeki soldan esen
rüzgârların tekrarlanması umudunu taşıyorum,
Kılıçdaroğlu'na rağmen.
Haydi Amasya, 1 Nisan sabahı Cumhuriyet bayrağını çek kaleye...
Kadın eli dokunsun doğduğum topraklara, berekettir, estetiktir...
En azından Vandallardan kalan güzellikler korunsun.

Macit CÜNÜNOĞLU

 

27 Şubat 2019

Son Nokta!

Macit CÜNÜNOĞLU









Demokrasinin çamura battığı, hukukun tedavülden kalktığı
bir ortamda seçime gidiyoruz.
Üstelik tek adamın otoritesi altında.
Millet İttifakı'nın adı oldu "Zillet"...
Muhalefet de ya terörist işbirlikçisi, ya da dış güçlerle
ortak hareket eden vatan haini.
Fetöcü yaftalama ise vaka-ı adiyeden.
Özetle siyasî üslup yerlerde sürünüyor.
İşte bu koşullarda sandığa gidiyoruz.
Yalnız büyük heyecanlar yaşanmıyor.
Her partinin içsel çekişmeleri seçimlerden daha
popüler şekilde pazarlanıyor.
Magazin malzemesi gibi mevzular uzatılıyor da uzatılıyor.
Normaldir, projelerin ortalıkta uçuştuğu atmosferde
tercih yapacak değiliz ya...
Önümüze iki seçenek sunuluyor:
Bir: Ülkenin bekaası, ki iktidarın tezi...
İki: İnsan haklarının, özgürlüklerin savunulması,
bu da benim tezim.
Yoksa yerel yönetimleri teslim edeceğimiz kadrolar
kimsenin umurunda değil.
Eğer öyle olsaydı Mansur Yavaş'la, İyi Parti ile
CHP sevdalısı seçmenin işi olur muydu?
Sayın Kılıçdaroğlu'nun taktiksel hesapları...
Bakalım tutacak mı?

Lâkin bu seçimlerde pek bir iştahsızım.
Tabii kendi adıma düşünüyorum.
Batı tipi demokrasilerden her geçen gün uzaklaşıyoruz.
Ayrıca umutlarımda tükenmeye başladı.
Yıllardır oy verdiğim CHP de kötü yöneticileri
sayesinde iyiden iyiye yormaya başladı.
Ülke de ise siyasetin geldiği nokta,
"sağın alternatifi sağcılık."
Bir yarış, bir yarış...
Bu arada bataklığa iki yıldız düşüyor:
Biri Alper Taş, diğeri Komünist Başkan Maçoğlu...
Derin bir nefes alıyorum, çünkü ruh sağlığıma iyi geliyor.
Birazdan da evimin yakınında bulunan Ovacık Market'e gideceğim, hem yürüyüş olur hem de nohut, fasulye alacağım.
Teselli ikramiyesi niyetine benim gibi fakire bu da yeter.
Yemişim seçiminizi, yemişim bekaanızı, gerisi de hikâye.
Nokta!




 

25 Şubat 2019

Ağabeyim Adnan Cününoğlu

Adnan CÜNÜNOĞLU











Uzun süre şarkılarımızı dinleyemedim.
Hele de ud taksimlerini, âdeta sustu yüreğim.
Tıkandım, gözlerim nemlendi.
İtiraf etmeliyim ki ağabeyimi çok özlüyorum.
Rahmetli faslı çok severdi.
Bilhassa Bimen Şen bestelerinin ayrı bir yeri vardı.
Bir araya geldik mi, tabii rakı masasının başında.
Başlardı hicazdan "Yıllar ne çabuk geçti..." adlı
eseri çalmaya...
Hüzzamla devam ederdi, "Hâleli gözlerin hayâle döndü..."
Olmazsa olmaz şarkılarımızdan
"Açmam açamam söyleyemem, çünkü derinde..." 
ile sürüp giderdi meşkimiz.
Sigara molalarımızda ise derin musiki bilgisinden pasajlar aktarırdı.

Evet, insanın birinci derece yakınını kaybetmesi
ağır acılara sebep oluyor...
Hele de arkadaş olmayı becerebildiyseniz hasret
daha da artıyor.
Ah Adnan Cününoğlu ah, canım abim...
73 yaşında bu dünyayı terk ettin ama...
Çok erken, inan ki şarkılar öksüz kaldı.
Senin udundan, sesinden dinlediğim binlerce eser
gönlümde ayrı bir karşılık buluyordu...
Benim için sevgi pınarıydı.
Kâh hüzünlendiğim, kâh coştuğum...
Bazen de kalkıp doya doya oynadığım.
Mızrabın kıvrak, parmakların oynak...
Yorumların lezzetli mi lezzetliydi.

Geldik gidiyoruz işte.
Abim bu dünyada iz bırakanlar listesine girebilecek
özelliklere sahipti.
Müthiş hafızasıyla çevresindekileri şaşkınlığa düşürürdü.
Olağanüstü matematik zekasıyla kağıt kalem olmadan
problem çözme yeteneğine sahipti.
İyi bir fotoğrafçıydı, üstelik ustası hiç olmamıştı...
Eline aldığı her enstrümanı çalardı...
Ne kurs, ne eğitim...
Hani derler ya, tanrı vergisi...
Özel mi özeldi.

Nurlar içinde yatsın.
Çok özlüyorum çoook.

Macit CÜNÜNOĞLU

23 Şubat 2019

31 Mart'a doğru...

S. SARAÇOĞLU










Ülke sathında seçim çalışmaları son sürat ilerliyor.
Kılıçdaroğlu'nun densizliklerine rağmen CHP,
başta İstanbul, Ankara olmak üzere birçok büyük
ilde favori konuma geldiği anlaşılıyor.
Özellikle Büyük Reis'in takındığı üslup ve korkularından sonra Millet İttifakı'nın başarıya yakın olduğu gözlemleniyor.
Zaten çoğu anket şirketi de bu doğrultuda tahminlerde bulunuyor.
Fakat bir de küskünler var, CHP'den umudunu kesenler.
İşte onların oranı muhalefetin kaderini belirleyecek.
Ayrıca İyi Parti ile yapılan işbirliğini içine sindirememiş
geniş bir kitle de var.
Özellikle sol değerlere bağlı, ilkeli, dünü unutmayan,
evrensel dünya görüşleriyle yarınlara bakan...
Ama asla umutsuzluğa düşmeyen seçmen topluluğu...
CHP'ye tekrar oy verir mi, hiç sanmam.
Bu arada Alper Taş gibi aradan sıyrılacak isimler de olabilir.
Ve Amasya, doğduğum topraklar.
Nasıl olduysa parti kadın aday çıkartmış...
İyi de olmuş.
Adı: Serpil Saraçoğlu.
Aktivist kimlik, referansları sağlam...
Hele de Strabon Restoran'ın işletmecisi olması bile
en büyük güvence.
Büyük şehirlerde kadının adının geçmediği
bu seçimlerde Amasya'dan bir kadın adayın sesinin
yükselmesi yüreğimize su serpiyor.
Kurtuluş Savaşı'nın temellerinin atıldığı bu kente
bir kadın başkan ne de yakışır.
O nedenle Serpil Saraçoğlu'nun başarılı olmasını
İstanbul'da yaşayan bir hemşerisi olarak can-ı gönülden
arzu ediyorum.
Hatta CHP ülke çapında bizleri utandırsa bile,
Amasya'da bayrağın Yeşilırmak vadisine dikilmesi
yepyeni ufuklara yol açacaktır...
Aynen 22 Haziran 1919 ruhu ile.

Macit CÜNÜNOĞLU

Miki Oshita

Eminönü'nde geziyorum.
Yeni Cami'nin duvarındaki
afiş dikkatimi çekti.
Sergi duyurusu.
Hünkâr Kasrı'nın içindeki
galeride.
İstanbul Ticaret Odası
restore edip kente
kazandırmış.
Hoş bir mekân, tarihsel dokusuyla etkileyici.
Ebru sanatının çarpıcı örnekleri sergileniyor.
İmza Osaka doğumlu Miki Oshita.
Şaşırdım, afişte de vurgulandığı gibi "Nereden nereye".
Kızımızın özgeçmişini okudum, şaşkınlığım daha da arttı.
Memleketinde engelli öğretmeni, seyahatlerinden
birinde yolu ülkemize düşüyor, bir vesileyle ebru
sanatını keşfedip peşinden gidiyor.
Ve bu işin ustalarından Hikmet Barutçugil ile buluşup
Ebristan'da (İstanbul Ebru Evi) sekiz yıldır süren
kurslar, eğitimler...
Derken Yeni Cami Hünkâr Kasrı'nda karşımıza çıkıyor.
Yalnız bununla da yetinmeyip uluslararası platformlarda
Türk Ebru Sanatını tanıtıyor...
Ve Japonya'daki engelli çocuklara da bu sanatı öğretiyor.
Demek ki merak duygusuyla başlayan öğrenme
isteği ne sınır tanıyor ne de yaş.
Çok sevdiğim ailevi bir dostum da Ebru öğrenmeye başladı...
Konuşmalarındaki heyecanı, sevinci, mutluluğu
ifade edemem.
Hani büyüklerimiz demiş ya;
"yaşlılıkta hobin ve lobin" olacak...
Uğraş alanı bir de sanatsa değme yaşamın keyfine.
Evet, zamanınız varsa Miki Oshita'nın sergisini gezin,
asla pişman olmazsınız.
Çıkışta da köprü altında bir bira (tabii ki Arjantin)
bir midye tava hiç fena olmaz.
Seyredin İstanbul'u da doya doya.




 
İlgili resim

Macit CÜNÜNOĞLU

21 Şubat 2019

Can'ın çığlığı

Şerafettin Can ATALAY







Avukat Şerafettin Can Atalay ekranlarda konuşuyor;
"Gezi karalanamaz..."
Aslanım benim, Mustafa'nın oğlu...
Annesi Şükran, dayısı Kemal...
Ve amcası katledilen Amasya TİP İl Başkanı Şerafettin abi.
Diğer amcası da dünya tatlısı Hüseyin...
12 Mart'ın devrimci subaylarından...
Nurlar içinde yatsın, özel mi özeldi.
Evladımıza ağırlaştırılmış müebbet istemişler...
Suçu devleti ortadan kaldırmak!
Vay be, ne ülkeymişiz?
Evet, üç beş ağaç için ayaklandık...
Elimizde karanfil, yüreğimizde özgürlük...
Sevdamız demokrasi, ruhumuzda insanlık onuru...
Al sana kurşun, al sana mahpus...
Altı yıl sonra kurban arayan gözü dönmüş zalimler...
İşimiz zor usta, hem de çok zor...
Adaleti inek içti, hukuk dağa kaçtı...
Memleketin üzerine saray çöktü...
Vay benim köse sakalım vay!

İçim acıyor içim...
Düşünüyorum taşınıyorum...
"Nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?"
Aslında soracak o kadar çok hesabımız var ki...
Maraş'tan Çorum'a...
1 Mayıs'tan Sivas'a...
Yangın yeri günler, haftalar, aylar, yıllar...
Kanla tarih yazılıyor...
Soma'da, Ankara'da.
Avukat Can haykırıyor;
"Gezi bu toprakların umududur."
İnşallah haklı çıkarsın çocuk...
Yoksa kahrolacağız...
Kavala içerde, Dündar sürgünde...
Bir de sen...
Tanrım yardım et...
Artık nefes alamıyorum!

Macit CÜNÜNOĞLU

20 Şubat 2019

"Aziz İstanbul"








Uzun süredir İstanbul turlarımı ihmal etmiştim...
Şükürler olsun, dün yeniden başladım.
İlk durak Beyoğlu, birkaç sergi, birkaç foto...
Ve halkın arasına karışmak, sel gibi akmak...
Ne mutluluk.
Demek ki insan kaybolmayı da özlüyor...
Hele de büyük kalabalıklar arasında...
Küçülüyorsun, küçülüyorsun...
Ta ki nokta olana kadar.

Ondan sonra ver elini Boğaz.
Beşiktaş'tan motor kalkıyor...
Önce Arnavutköy, peşinden Emirgan İstinye derken
son iskele Sarıyer.
Hava güzel, güneş iyiden iyiye ısıtıyor.
Öyleyse Anadolu Kavağı'na da merhaba demek lâzım.
Belki bir midye tava...
Hiç de fena olmaz hani.
Fakat "Rakı&Balık" diyemiyorum...
Büyük Reis'in yaptığı zamlar sonucu meyhaneleri unutup
hepimiz kimyagerliğe terfi ettik.
Atık kendi içkimizi kendimiz yapıyoruz.
YouTube'da ne formüller...
En son viski ürettim, beş çayının yanında nefis gidiyor!

Derken Kavak'tayım, moladan sonra bir motor daha keşfettim.
Herhalde yeni konulmuş.
Boğaz'ın doğu yakasından Üsküdar'a uzanan rota.
Arada tüm iskeleler.
Tek kelimeyle harika.
Tam iki saat sürüyor.
Doyumsuz yolculuk.

Evet, yaşadığım kenti çok özlemişim.
Arayı bir daha asla bu kadar açmam.
Ne de olsa "Aziz İstanbul"...
Dünyayı yarattığına utanan tanrının gurur duyduğu tek nokta.
İyi ki kollarındayım!

Macit CÜNÜNOĞLU

17 Şubat 2019

Cemal abi


Cemal Kıral

Cemal abi de sonsuzluğa göçmüş.
Sendikacılık yıllarımda DİSK'in Ege Bölge Temsilcisi'ydi.
Yetmişli yıllar, tabii o zamanlar genciz.
Soldan esiyor rüzgâr.
Devrim yolunda "İleri Demokratik Düzen" için kavga veriyoruz.
En ön safta DİSK ve bağlaşıklıkları.
Zincirleri kıra kıra iktidara yürüyoruz!









Fakat komşudan (Bulgaristan) kötü kokular geliyor.
Türkler baskı altında, komünist devlet tarafından
asimilasyona zorlanıyorlar.
Başta da hayranlıkla izlediğimiz Jivkov var.
İzahı zor ama sosyalizmin cilvesi...
Hem de "ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı" 
ilkesine sıkı sıkıya bağlı ülkede!

Yıl: 1977
Beyoğlu'ndayız.
Galatasaray Kulüp binasının karşındaki kebapçıda.
Cemal abi, rahmetli Aybars (Güner) ve ben; ocakbaşındaki
Sadık ustanın "canım benim" seslenişleri altında
siyasî sohbete dalmışız...
Soruyorum bilge adam Cemal abiye:
"N'olacak Bulgaristan'nın hâli?"
Kendinden emin ifadeyle cevaplıyor:
"Üst kültür alt kültürleri asimile eder."
Hımmm! Demek böyle...
Marksist teoriyi de yeni yeni öğreniyoruz.
Büyük usta diyorsa kesin doğrudur!
Koyver gitsin azınlıkları!
Hem TKP Merkez Komitesi Üyesi Cemal Kıral
abimizden daha iyi mi bileceğiz?

Hey gidi yıllar, nereden nereye...
Şimdi karıncanın hakkını bile savunuyoruz.
Çünkü inancımızdan önce insanlık geldiğini,
özgürlük için demokrasinin vazgeçilmez olduğunu
 geç de olsa öğrenmiştik.

Cemal abi de ölmüş, 86 yaşında...
İzmir denince aklıma gelen ilk isim...
Ve ocakbaşındaki rakı sohbetimiz.
Kimler geldi kimler geçti hayatımızdan...
Unutamayacağım karakterlerden biri de Cemal abi...
Nurlar içinde yatsın.

Macit CÜNÜNOĞLU


09 Şubat 2019

CHP'nin dayanılmaz hâlleri!

Macit CÜNÜNOĞLU








CHP adayları üzerinden tartışılmaya devam ediyor.
Haksız da değiller.
Siverek'te öyle bir aday gösterdi ki, batıdaki seçmenini dâhi
çileden çıkarttı.
Adam Bucak aşiretinden, MHP artığı, üstelik
mezar kazıcılığına meraklı!
Ne diyelim, parti yöneticilerine tanrı akıl fikir versin.

Ya İzmir Büyük Şehir Belediyesi başkan adayına ne demeli?
Kanlı 12 Eylül savcılarından babasıyla hâlâ gurur
duyduğunu söylüyor.
Yapma etme kardeşim denilse de fayda etmiyor.
İnadım inat!
Ayrıca savunmasıyla parlak kariyerine de gölge düşürüyor ama farkında değil.
Öyleyse koyver gitsin CHP'yi.
Sıktı artık, üstelik icatlarıyla canımızı acıtıyor.

Ha, bir de Alper Taş var.
Beyoğlu için düşünmüşler.
Hayret, nasıl akıl etmişler!
Gerçekten de heyecan yaratan bir kimlik.
Onca rezilliği düşününce yıldız gibi parlıyor.
Keşke başarılı olsa...
Sergileyeceği icraatlardan en ufak şüphem yok.
Çünkü kaliteli sosyalist.
Ancak bir tehlike var,
Bakarsınız "sen bize fazla geldin" deyip partiden
ihraç ederler.
Eee, ne de olsa CHP, sağı solu belli olmaz.
Kurtuluş diye dinciye de sarılır, milliyetçiye de...
En son Yaşar Okuyan partiyi şereflendirmiş.
Vatana millete hayırlı olsun!

07 Şubat 2019

Hatıralar eşliğinde...

Nurten hala, ben ve kızım








Caddebostan sahilinde bir restorandayız, yanımda kızım Sıla,

karşımda rahmetli eşimin halasının kızı Nurten hala.
New-York'taki Empire State binasının gölgesinde hatıraların derinliğine dalmışız...
Sevginin gücünü, aşkın büyüsünü ve insan üzerindeki etkilerini konuşuyoruz.
Tabii duygusal sahneler, gözler nemli, yıllar öncesinden
kopup gelen enstantaneler.
Nurten hala kardeşinin cenaze töreni için Amerika'dan geldi.
Cami avlusunda buluştuk ve Üstün ağabeyi sonsuzluğa uğurladık.
Bilahare birlikte olup hasbıhal etme kararı aldık.
İyi de oldu, kızımın örgütlediği ortam bizleri zaman tünelinde eşsiz bir yolculuğa çıkardı.
Anlatıcı 1935 doğumlu profesör halamız olunca,
hiçbir ayrıntı ıskalanmadı.
Bir de kuşaklar arası eşsiz randevu.
Demek ki hepimizin ihtiyacı varmış.

Sohbetin öznesi Onur, 27 yaşında hayata veda eden eşim...
Çocuklarımın annesi.
Yani bizleri bir araya getiren asil kadın.
Geçmiş sinema şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.
Her yönüyle zor yıllar...
Ve şimdi kadeh kaldırdığım kızım hemen yanı başımda.
Karşımda da efsanevi bir hayat yaşamış Nurten hala.
Elli beş yıllık ABD serüveni de dahil mükemmel
Türkçesiyle yaşamından kesitler aktarıyor.
Elbette masada sevinç de hüzün de vardı.
Ancak en çok umudu paylaştık.
Güzel ülkemde yetişen torunlarımız adına.

Ayrılırken bir kez daha sarıldık...
Vedalaşmak için değil de tekrar kavuşmak umuduyla.

Macit CÜNÜNOĞLU
 

30 Ocak 2019

Aradaki fark!

Macit CÜNÜNOĞLU







CHP'nin İzmir belediye başkan adayı nihayet

açıklandı: Tunç Soyer.
Parlak bir özgeçmişi var.
Umut vadediyor, dilerim seçmenlerini utandırmayıp
çok başarılı olur.
Lâkin kimilerine göre ciddi kusuru var.
Babası 12 Eylül'ün başsavcılarından biri.
Yani onlarca davayı açan Nurettin Soyer.
Başta MHP olmak üzere AKP'li bazı zevat da
oğul Soyer'e babasının icraatları üzerinden giydiriyor.
Hem de mahkemelerde "fikirlerimiz iktidarda,
bizler içerideyiz"
 
diyecek kadar demokrat(!)
olanların soyundan gelenler.
Atış serbest, ağzı olan konuşuyor.
Hele de mevzubahis CHP ise yalan, yanlış
vur abalıya!
Nasıl olsa günahı çok.

Geçenlerde Netflix patentli "Operasyon Finale"
filmini izledim.
Savaş sonrası Arjantin'e yerleşen Nazi subayı
Adolf Erichmann yakalanıp İsrail'e götürülüşü
konu ediliyor.
Ki bu adam milyonlarca Yahudi'nin ölümünden
sorumlu, uygulamaları tam bir vahşet örneği.

Ancak 1955 doğumlu oğlu Ortadoğu Arkeolojisi
Profesörü Ricardo Eichmann babasının İsrail'de
yargılanıp idam edilmesi hakkında diyor ki,
"idama karşıyım ama babamın idamı normaldir."
Ve bu evlat 1996'dan beri Alman Arkeoloji Enstitüsü Doğu
Bölümü'nün direktörü. 


Siz ne dersiniz?

Tunç Soyer'i babasından dolayı yargılayan zihniyetin
Alman toplumunda karşılığı var mıdır...
Yoksa cennet pazarlayan bezirganların ülkesiyle
Almanya'yı karıştırmamak mı lâzım.

T. Soyer'e minik bir not:
Babasıyla övünmeyi sürdüren sevgili adayımız
inşallah bu yazıyla karşılaşır da, tarihi gafletten
bir önce kurtulur.

28 Ocak 2019

Ecevit'in hayâli

Macit CÜNÜNOĞLU














Rahmetli Ecevit yetmişli yıllarda sıkça İskandinav tipi
demokrasilerden söz ederdi.
Yine o devirlerde keskin solcularımız kapitalizm ile sosyalizm
arasında orta yolun olamayacağına dair vurgu yaparlardı.
Günümüzde de Maduro üzerinden Venezuella
 tartışılınca aklıma hep o yıllar geliyor.
Benim de dahil olduğum radikal sol düşüncenin
hedefinde Sovyet tipi bir ülke yaratmaktı!
Tabii muazzam bir enerji harcandı...
Hem altmışlarda hem yetmişlerde.
Netice ortada.
Elbette gidenlere, ağır bedel ödeyenlere yazık oldu.
Bir ütopyaydı, bir masaldı...
Ancak "zamanın ruhu" denilen o sihirli kavram yok mu,
bir kuşağı içine alıp acımasızca öğüttü.

Ya günümüzde, Maduro dünya gündemine oturdu.
Varlık içinde yokluk çeken ülkenin lideri.
Sosyalist mi, değil mi?
Çok da umurumda olmamasına rağmen despot
olduğu kesin.
Bakınız destekleyen ülkelerin liderlerine...
Bir biçimiyle kahramanımızla kan bağı var!

Ya Ecevit'in söylemi...
Grigoriy Petrov'un "Beyaz Zambaklar Ülkesinde"
hayat nasıl?
Ki söz konusu kitap 1936 yılında Tükçe'ye çevrilmiş
ve M. Kemal'in emriyle okul müfredatlarına girmişti.
Bugünlerde sıkça YouTube üzerinden Norveç'i,
İsveç'i, Finlandiya'yı ziyaret ediyorum.
Bir başka dünya.
İzlediklerim ne kapitalizm ne sosyalizm...
İllâ bir isim konulacaksa da insan odaklı hakça bir düzen.
Ve bizim için şimdilik çok uzak ama bizde de bolca
umut bir de rahmetli Ecevit'in hayâli var.

21 Ocak 2019

Tabii anlayana!

Macit CÜNÜNOĞLU







Kemalist ideolojinin idollerinden biri Fazıl Say da
golü yedi.
Suçu RTE'yi konserine davet etmek.
Kısa bir süre önce de rahmetli Ara Güler nasibini almıştı...
Suçu Saray'a yakın olmak.
Aynı şekilde İlber Ortaylı...
O da harcandı.
Vay benim köse sakalım vay!

Siz kıyım makinelerini devreye soktukça,
sağcı kalemşörlere gün doğuyor.
Ortada ne Fazıl ne Ara ne İlber kalıyor.
Kına yakın e mi...
Yüreğiniz soğudu mu?

Allah aşkına vazgeçin Mozzart, bira tavsiyelerinizden...
Adam diyor ki, "ben hadımım"...
Siz diyorsunuz, "niye oğlun kızın yok?"

Ya M. Kemal pazarlamaya ne dersiniz?
Yılmaz Özdil denilen hödük "Cin Ali" serisi gibi
Atatürk bezirganlığı yapıyor...
Ve milyonlarca alkış!
Yapmayın etmeyin, aklınızı başına alın.
Kurtuluş Savaşı önderi bu ülkenin kurucusudur...
Asla ticari meta değildir.

Dolayısıyla aktüel magazin sayfaları arasında
yer almanın faydası yok.
Olsa olsa Özdiller gibi cebiniz dolar.
Hem de toplumsal değerleri harcayarak.
Öyleyse ne farkınız kalır dinci haramilerden?

Özetle "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir."
Tabii anlayana!

19 Ocak 2019

Ah ahparig!

Macit CÜNÜNOĞLU









Sabahattin Ali'nin, Hrant Dink'in de aralarında bulunduğu

Cumhuriyet tarihi siyasî cinayetlerle, acılarla doludur.
Denilebilir ki doksan kûsur yılda binlerce faili meçhul
cinayetler yarattık her yaştan!
Özetle İttihat Terakki'nin ruhu hiç ölmedi,
Azrail olarak hep yaşadı...
Ve varlığını da sürdürecek.

Hukuk, adalet, insan hakları olmayan ülkelerin kaderidir bu.
Yaşadıklarımız demokrasiyle sandığı özdeşleştiren zihniyetin önlenemeyen sonuçlarıdır.
Nazım yıllarca hapis yatmış, gencecik fidanlar
darağacına gönderilmiş; kimin umurunda?
Dolayısıyla bu topraklarda insan hayatının
değeri hiç olmamıştır, olmayacak da.

Bugün 19 Ocak, Hrant'ın katledilişinin 12. yıl dönümü.
Ogün adlı bir çocuk hapiste, azmettiriciler aramızda.
Asıl önemlisi ötekileştirme, nefret söylemi
artarak devam ediyor.
31 Mart'ta da yerel seçimler var.
Büyük Reis Fazıl Say konserine giderek aklı sıra
şirinlik yapıyor.
Tabii yerseniz!
Ama ruhu, hasreti...
Arap çöllerinde, bedevi kültüründe...
Çünkü fıtrat meselesi!

Ne yazık ki vatanımız son yarım yüzyılda çok değer kaybetti.
Özellikle 12 Eylül'ün yaptığı ağır tahribatlardan sonra.
Âdeta ülke dinciliğe, milliyetçiliğe teslim edildi.
Daha doğrusu siyaset tepeden tırnağa erozyona uğradı.
Artık Batı'nın evrensel değerleri çok uzakta.
Demokrasi, laiklik hak getire!

Bizler de 12 yıldır Hırant için gözyaşı döküyo
ruz...
İnsanlık onuru, sızlayan vicdanımız adına...
Ama nafile.
Kör olmuş gözler, kararmış yürekler...
Üstelik on altı yıldır iktidarda! 


13 Ocak 2019

Milada Horakova

Milada poster.jpg




















Bir filmin düşündürdükleri.
Sağ olsun Netfliks, zengin arşivi sayesinde
yüzlerce filme, diziye, belgesele ulaşmama imkân veriyor.
En son Çek yapımı "Milada" filmini izledim.
Konusu antifaşist, insan hakları savunucusu, özgürlük düşkünü demokrat bir kadının hikâyesi.
1901 doğumlu kahramanımız hukukçu.
Ve ülkesinin Nazi Almanyası tarafından işgaline
şiddetle karşı çıkmış, ancak toplama kamplarına
gönderilmekten kurtulamamış.
Savaşın bitimiyle serbest kalmış,  ilk seçimde de
milletvekili seçilmiş.
Özgürlük savaşçısı Milada kavgasını sürdürmüş,
bu kez de iktidarı ele geçiren komünistlerin hedefi
hâline gelmiş...
Ve düzmece davalar sonucu 1950 yılında idam edilmiştir.

İşte demokrat olmanın ağır bedeli.
Faşizme karşı direnen, komünizme karşı direnen...
Özetle her türlü diktaya karşı savaşan yürek...
Sonuçta ipe gidiyor.

Evet, insanlık tarihi bu ve benzeri acılarla doludur.
Özellikle de ideolojilerden beslenen diktalar insanlık
suçu işlemekte sınır tanımıyorlar.
İster sağ, ister sol olsun...
Ve bir de dincilik-milliyetçilik temelliyse tanrı
yardımcınız olsun!
Örneğin bizde olduğu gibi.
Ne Miladalarımız var, 21. yüzyılda maphuslarda çürüyorlar.

O nedenledir ki sözünü ettiğim filmi izleyin ve
üzerinde düşünün...
İnsanlık neler yaşadı, neler yaşayacak diye...
Ve yüzünüzü güneşe çevirip dua edin...
İyilikler, güzellikler adına...
Sadece ve sadece vicdanınızın sesini dinleyin...
İnsan olmanın onuruyla.

Macit CÜNÜNOĞLU


04 Ocak 2019

Kara lastik!

Macit CÜNÜNOĞLU







Lastik ayakkabıdan naylon poşete uzanan çileli bir yolun macerası...
Marka: Gislavet, mam-ı diğer Cizlavet.
Menşei: İsveç.
Hikâye otuzlu yıllarda başlar ve günümüze kadar sürer.
Aslında oto lastik markası olan ürün ülkemizde
"kara lastik" olarak ünlenmiştir.
Monoblok tasarım, fevkalâde işlevsel...
365 gün giyilecek özellikte, altı delinmediği sürece yaz-kış kullanım...
Bir de mes lastiği alırsanız duble ayak koruma!
Yoksulluğun simgesidir ama ne zaman sınıfsız
toplum olduk ki?
Zaten milletin efendisi köylümüz kara lastikle,
çarıkla anılırdı...
Nazım bile şiirlerinde yaşanan sefaleti dile getirmedi mi?
Şimdilerde de moda olmuş, genç kızlarımız
lastik çizme giyiyorlar, tabii çağa ayak uydurup cilalanmış.
Pek de yakışıyor haspalara, pırıl pırıl, geçmişe nazire yaparcasına!

Petrol türevlerini yaygınlaşmasıyla plastik çağın
başlangıcını geçtiğimiz yüzyıl yaşadık.
Hem de mutfaklarımızda.
O güzel bakır kaplarımız, tepsilerimiz melamin

denilen illetin kurbanı oldu.
Biliyorsunuz, son noktayı da alüminyum koydu!
Daha bitmedi, naylon çorap, naylon don-gömlek
derken geldik naylon poşete.
Kızılca kıyamet.
Ortalık gürültüden geçilmiyor.
Neymiş efendim; doğayı kirletiyormuş.
Doğru, var mı itirazınız?
Eskiden file, zembil, kesekâğıtı, bez torba vardı...
N'oldu onlara?
Unutuldu mu?
Tabii cam şişe, kavanoz da vardı...
Zaman zaman hatırlanan.
Öyleyse paralı poşete karşı çıkmanın bir manası yok.
Hele çevreciliğin bir ucundan tutalım...
Bakın görün, hayatımızdan çıkartılacak ne çok malzeme var.
Ayrıca iki de bir Kızılderililerden örnek veririz...
Torunlarımıza bırakacağımız miras hakkında...
En çok da gezegenimizi kullanırız...
Matah bir nesilmişiz gibi!

03 Ocak 2019

Gezi(yorum)!



Hafızanın en güzel geri dönüşüm aracı fotoğraflar.
İstanbul'un gitmediğim köşesi kalmadı.
Özellikle de tarihi mekanlar.
Zaman zaman arşivimde gezintiye çıkarım...
Ve yürümenin insan için ne kadar kıymetli bir
aktivite olduğuna inanırım.
Bu arada Mısırlı edebiyatçı Necip Mahfuz aklıma gelir.
1988 yılında Nobel aldığında 77 yaşındaydı...
Ve demişti ki, "gezmeyi hep çok istedim, şimdi ise
param pulum şöhretim var, ancak sağlığım yok." 
Okuyunca içim sızlamıştı.
O nedenledir ki insan imkânları ve sağlığı
elverdiği ölçüde gezip tozmalı...
Tabii merak, keşif duygusuyla.
Yoksa hayat çabuk geçiyor.
Bir de bakmışsınız Toprak Ana davetiye çıkartıp,
sizi çağırıyor.

Evet, arzuları idealleri ertelemek kötü.
Siyasette öyle değil midir?
Partilerin nihai amacı nedir ki?
Elbette iktidar olmak.
Ve işbaşına gelip hükümet marifetiyle toplumu yönetmek.
En azından belediyeler aracılığıyla kentlere, ilçelere hizmet vermek.
İşte CHP'nin geldiği nokta.

İktidarından çoktan vazgeçtik...
Zaten İzmir çantada keklik, İstanbul Ankara'yı alır mı?
Zor ama imkânsız değil.
İttifaklara da aklım ermez, hele de İyi Parti gibi milliyetçilik hamuruyla yoğrulmuş olanına!
Yine de MHP artığı oylardan umut beklendiği aşikâr.
Öyleyse 1 Nisan'ı bekleyip görmekten başka çare yok.

Fakat insanlık tarihin derinliklerinde büyük mesafeler katetti.
Bilhassa bilimde, teknolojide.
Haksızlık etmeyelim, biz de çağ atladık;
Kurnazlıkta, yalanda, dolanda.
Hele hukuk, adalet alanlarında...
Dünyaya örnek olacak demokrasiler oluşturduk(!)
Ve TEK ADAM rejimine geçtik.
Artık her kafadan ses çıkmıyor...
"O" düşünüyor, "O" karar veriyor.
Alan razı, satan razı.
Ve hepsinden önemlisi necip halkımız mutlu ve huzurlu.

Bir anlamda tarih yazıyoruz tarih.
Hırsızı bu kadar çok seven millet eliyle.
Kusuruma bakmayın, mevzu nereye savruldu...
Geziden girdik, haramilerden çıktık...
Sürçü lisân ettiysem afola!


Macit CÜNÜNOĞLU

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...