21 Ekim 2017

Hayâlperest düşünceler

Amasya'dan bir bağevi










Ellili yılar, "Ankara'nın bağları" henüz ünlenmemiş.
Ama yüzyıllardır Amasya bağların içinde yaşayan bir kent.
Nüfusu o tarihlerde on binin biraz üzeri.
Bahçeler içi, Ayvasıl, Hacılar meydanı, Flingir en şöhretlisi.
Kirazın, kayısının şeftalinin, hele de zerdalinin en güzeli
buralarda yetişir.
Elmayı söylemeye lüzum var mı...
Adı: Misket, kokusu misk-i amber.
Âdeta esans.

Tabii her şey geçmişte kaldı.
İnsanoğlunun hırsı, beton uygarlığı kenti teslim aldı.
Zavallı toprağım, doğduğum şehir.
Selağzı merkezdi.
Toplam on, on beş mahalle.
Gümüşlü, Yakutiye, Mehmet Paşa, Çevikçe, Sofular...
En üstte de Savadiye.
Beyazıd Paşa, İçeri Şehir, Herkis derken Şamlar ve Tatarlar.
Ve en hareketlisi de Dere Mahalle ile Kuba...
İstasyon mahallesi ile Kurşunlu henüz türememiş...
Yalnız Hızır Paşa yok mu, çingene dostlarımızın mekânı...
O da Amasya tarihi kadar eski.

Tek değişmeyen Yeşilırmak.
Yaz kış süzgün akar, İlkbahar'da coşar.
Çılgın nehir.
Sadece dili yok, ah bir konuşabilse kimbilir neler aktarır?
Orijinal adı: IRIS...
Ne de yakışıklı isim.
Strabon derin sularında yüzmüş müdür?

Yeşilin en yakıştığı kenttir Amasya...
Dağlar arasında vahşi bir doğa.
Ev sahibi tarihtir, binlerce yıldır kök salan.
Keşke biri çıksa; Amasya'nın bağları türküsünü yaksa...
Kolbastı formunda...
Sabahlara kadar coşup oynasak...
Kulaklarımızda Ziyere'nin, Yenice'nin kirazları...
Elma yanaklı yavuklularımızla dans etsek...
Hayâlperestlik şampiyonluğunu alır mıyım acaba?

Macit CÜNÜNOĞLU

20 Ekim 2017

Aydınlık gezegenin dört bir tarafında

Macit CÜNÜNOĞLU


Balkonumun karşısında çocuk yuvası...
Miniklerin sesi bülbül gibi.
Bir taraftan disko müziğin en hareketli parçaları...
Yarışıyorlar.
Başlarında öğretmenleri...
Umurlarında mı imam nikahı, Cumhuriyet devrimleri...
Ülke yıkılıyor, her gün yeni bir karanlık sayfa...
Başımızdaki padişah mı, diktatör mü...
Gidişat o kadar karışık ki.

Halkın seçtiği belediye başkanları bir fermanla görevlerinden azlediliyor...
Belki günâhları çok, ancak hukuk işlemiyor.
Kol kırılır yen içinde kalır hesabı onca rezillik halkın gözleri
önünde sergileniyor.
Ak Saray adlı bir küllüye var, içindeki ülkenin sahibi.
Parlamento falan kukla...
Astığı astık, kestiği kestik.
Hapishaneler ağzına kadar dolu...
Çoğu masum...
Ancak kime ne anlatacaksınız?

Çok merak ediyorum, halkımız vaziyetten memnun mu?
Onca zam, onca pahalılık...
Sonuç da ekmek kavgası.
Zenginin tuzu kuru, yoksulun hâli içler acısı.
Tamam, Kur'an bayrak önemli...
Ancak nereye kadar?

AVM'ler tıkır tıkır işliyor...
Camilerin müşterisi bol.
Vicdanların kuruduğu bir ülkede merhamet, insaf nerede?
Ya akıl?
Doğanın özene bezene beyin denen organa yerleştirdiği fonksiyon...
Milyonlarca yıldır işe yarayan...
Rönesans'ta, endüstri devriminde...
Hepsinden önemlisi elektrik olarak karşımıza çıkan...
Çağımızı taş devrinden ayıran.
Ne kadar meraklıyız mağara devrine, karanlığa...
Aydınlık gezegenin dört bir tarafında...
Ah bir fark edebilsek!

18 Ekim 2017

Tersakan

Macit CÜNÜNOĞLU











Tersakan çayı Ladik gölünün sularını Amasya'da
Yeşilırmak'la buluşturur.
Terstir; çünkü arkasını denize çevirmiş güneye doğru akar.
Hâlbuki nehirler denize doğru koşar.
Bizimki ise Havza ovasından geçerek binlerce hektar araziyi sular.
Ayrıca un değirmenlerine enerji kaynaklığı da yapar.
Bir de köprüsü vardır, adını altındaki çaydan alır...
Tersakan Köprüsü.
Ziyere yolu üzerinde, kentin çıkışında.
Altı plajdır, Amasya'nın en renkli yüzme yeri.
Ne kadar hayta çocuk varsa, hepsi orda.
Hele de köprünün üstünden atlamayı becerenler birinci sınıf gençler.
Hemen bitişiğinde bağlar, şeftalilerin, kayısıların en güzeli el sallar...
Çalmamak mümkün değil!

En son Kurban bayramında Ziyere'deydim...
Abdullah Abi'yi, Hacı Yunus'u (şoför) gördüm.
Cami avlusundan epeyce sohbet ettik.
Gölete çıktım, demli bir çay...
Köyün eski hâlini arasam da bulduğumuzla yetindik.
Eskiden Ziyere, özellikle havuz başı Amasyalının eğlence merkeziydi.
Aynı şekilde Yenice.
Tıngır Selahattin ayakları soğuk su da rakı içerdi...
Karşısında (ekürisi) Akücü Özdemir Abi...
Masalarını kaynağa kurmuşlardı.

Biz de yüzerdik...
Vehbi, Fatih, Nihat ve Ömer...
Amasya'nın elit takımı.
Basket onlarda, amut perende çocuk oyuncağı...
Ve gençlik heyecanları, mutluluğun dorukları.
Ya şimdi?
Geçenlerde torunlarımla birlikteydim...
Koltuktan koltuğa atlıyorlar...
Öylesine sevinçliler ki... 

Alt üstü dört duvar...
Apartman dairesi...
Özgürlüklere o kadar uzaklar ki!

17 Ekim 2017

Ömre bedel

Bahattin Baha Tekman ile...
Yıllar çabuk geçiyor.
Kadim dostum Bahattin
Amasya'nın Çivi köyünde öğretmen.
Misafiriyim.
Kış mevsimi.
Yanılmıyorsam sene 1968.
Yakındaki Terziköy kaplıcasına girdik.
Dışarıda kar, su sımsıcak.
Gençlik var, kısa mesafeleri yürüyerek geçiyoruz.
Nihayetin de dönüşteyiz...
Elimizde yumurta sepeti, Varay üzerinden Amasya'ya ulaşacağız.
Ancak kar yolları kapamış, en az yarım metre.
Yine de kararlıyız...
Hedefe ulaşmaktan vazgeçmek yok.
Şaşkın ördek misali pusulasız saatlerce ilerledik.
Çünkü güzergâhı karıştırmışız.
Uzun süre sonra karşımıza bir köy çıktı.
Adı Tencilli (eskiden Kafallı diye anılırmış).
Alevi köyü.
Bizi şaşkınlıkla karşılayıp bir güzel ağırladılar.
Taze tereyağlarla, sımsıcak ekmekleriyle.
Bir de hikâye anlattılar...
İki üç gün önce kurtlar yolunu kaybeden berberlerini parçalamış.
Rengimiz attı, yaşadığımız tehlikenin farkına varmıştık.
Neyse, vedalaşıp yola koyulduk.
Varay kasabası yakındı.
Otobüse bindiğimizde kurtuluşun derin soluğunu içimizde hissettik.

Şimdiler de böyle maceralar var mıdır?
On sekiz yaşın dostlukları, gözü karalığı...
Uçaklar uluslararası, okyanuslar dağlardaki gölet...
Aşmak o kadar kolay ki.
Yine de yüreklere kazınan vefa duygusu...
Erişilmez hasretler...
Geçmişte kalan derin sevgi yumakları...
Özlüyorum...
Maskeli dünyadan nefret edercesine...
İyi ki Bahattin gibi kardeşim var, can dostum...
Yalnızlığımın panzehiri...
Arada sırada sesini duymak bile ömre bedel.

Macit CÜNÜNOĞLU

16 Ekim 2017

Çaresiz yüreklerin seslenişi

Macit CÜNÜNOĞLU









Kapitalist üretim ilişkilerini çözemeyen çağımızı algılayamaz.
Boş bir "emperyalizm" sloganının arkasına sığınmakla da olmaz.
Örneğin ülkemizden otomotiv alanında faaliyet gösteren
Fiat, Reno, Ford...
Kovmak ne kadar mümkündür?
On binlerce işsiz insan...
Katlanabilir misiniz?
Veya NATO'dan çıkmak...
Bağımsız Türkiye ideallerine bizleri ulaştırabilir mi?
Öyleyse boş hayâllerin peşinden koşmamak lâzım.

Çocukluğumuzda mahalle kavgaları yapardık...
Taşlar sopalar ile.
Kazanan belli olmasa da heyecanlıydı, keyifliydi.
Günümüz de öyle.
Aynı coğrafyanın toplumları birbirlerini yiyorlar.
Türk, Kürt, Arap fark etmez...
Hepimiz Ortadoğuluyuz.
Patronumuz Amerika.
Partneri Rusya...
Yedek kulübesinde Çin...
Yaradana sığınıp birbirimizi kırıyoruz.

Tarih de böyle bir şey.
İnsanlık yüzyıllardır bir yerlere sürüklenmiş...
Nice imparatorluklar görüp kanlı savaşlara tanık olmuş.
Artık Hitler, Stalin egemenliği yok...
Yalnızca vahşi kapitalizm var...
Küreselleşip bir üst aşamaya geçmiş.
Temel prensibi tüketen insanı yaşatmak...
Ki varlığını sürdürebilsin.

Bu rol modeline en uygun ülke de Türkiye...
Başta dinci-milliyetçi bir lider...
Sermayeden yana esiyor rüzgâr...
Biraz Kur'an, biraz ibadet...
Cennet pazarlanıyor yoksula...
İnanan yüzde elli, itiraz edenler yüzde elli...
Kavga sürüp gidiyor...
Adına da ne yazık ki "siyaset" deniyor.

Elbette bu düzen böyle gitmez...
Önümüzde 2019 var.
Üç vakit, üç seçim...
İsyan bayrağını yükseltirse Ankara ile İstanbul...
Tekrar güneş doğar karanlığın üzerine, hapishanelere...
Hafif bir esinti, hiç de fena olmaz çaresiz yüreklerimize.

15 Ekim 2017

Hicran yarası

Macit CÜNÜNOĞLU

Bazı 
 dostlarıma acırım.
Zaaflarının esiridirler.
Sorunları ekonomik değil, makam mevki
hiç değil.
İlişkilerinde rahatsızlık vardır.
Adres sormayın lütfen...
Ama anne ama baba...
Özetle ailenin bir bacağı topaldır.

Nice arkadaşım oldu, hem de çok yakın hissettiğim...
Birlikte yaşadım.
Akrabamdı, canımdı...
Ancak yaşadıklarına tanık oldukça...
Evlerden uzak, tek kelimeyle hayatları berbattı.
Ya evlâtları...
Göz yaşlarını içine döken minik yürekler...
Acırım onlara...
Sadece izler, asla taraf olmazlar.
Yalnızca ağlarlar...
Gizlendikleri mekân, yorganın altındaki yalnızlıklardır.

Aslında çok severim; "Allah bir yastıkta kocatsın" temennisini...
Ama nasıl?
Ömür uzun, inişler çıkışlar...
Özellikle dalgalanmalar.
Bilhassa acı günlerdeki dik duruşlar, sarılmalar.
Çocuk bu günde belli eder kumaşını...
Mutlu bir ailenin ürünü olup olmadığını...
"My way" diyorsa no problem...
Yoksa hicran yarası!

14 Ekim 2017

Giderayak...

Macit CÜNÜNOĞLU









Son yazımdan sonra anladım ki, tanrıdan bu ülkeye fayda yok.
Duymuyor sesimizi, dualarımızı ciddiye almıyor.
Çünkü kendisine inananlara güvenmiyor.
Ve her türlü belâyı veriyor.
Komşularımız sevmiyor, büyük aşkımız Amerika nefret ediyor.
Kaderimiz yalnızlık.
Oysa doksan bin camimiz var...
Sabah akşam ibadet ediyoruz..
Sadakatimiz tartışılmaz.
Bütçemizin aslan payı Diyanet'in...
Yine de yaranamıyoruz.

Yazıklar olsun izinden yürüyenlere.
Aslında sahtekarlık dinimizde günah...
Üstelik kul hakkıyla huzura çıkmak; asla affedilmez.
Ama bezirgan da bol, harami de.
Çoğu dinci...
Bir bölümü de milliyetçi.
Baş rollerde er doğanlar ile devlet...
Al birini vur öbürüne!

Artık yazı da yazmak istemiyorum.
Yoruldum...
Ortalıkta soytarı bol.
Sosyalisti ayrı bir âlem, ulusalcısı başka bir film.
Özetle dünyalı insan sayısı azaldı.
Emek en yüce değermiş, hümanizm yükselen trendmiş...
Kimin umurunda?

En iyisi mi John Lennon dinlemek...
Son albümü  Double Fantasy...
İyi geliyor ruhuma...
Hazır Karacaahmet Bekleme Salonu'na girmişken!

10 Ekim 2017

Duy sesimizi!

Macit CÜNÜNOĞLU





Dersimiz ABD'yi eğitmek.
"Akıllı ol, yoksa ..?.."
Sizi bilmem ama çok sıkıldım...
Siyasetten de, diplomasiden de.
Komşu falan kalmadı, Atlantik ötesine kafa tutuyoruz.
Neymiş efendim; Amerika vize uygulamasını başlatmış...
Çok mu şaşırdık?
Asla.
Yıllar önceydi, solcu karı koca bir arkadaşımın oğulları
ABD'de doçent...

Ana babasını davet etmek için istek göndermiş...
Elçilikte huzura çıktılar...
Anaya "evet", babaya "veto" çıktı.
Kriterleri neydi bilemem, ancak cennete tanrıdan pasaport

isteyin, bu kadar işkence görmezsiniz.
Dostlarım sorguyu anlattılar, akıl alacak gibi değil!
Yalnız evlâtlarının adı da: Devrim.
Lâkin çocuk sosyalist değil dinciydi.
Boğaziçi'ni ikincilikle bitirmiş, Fethullah'ın nuranî kollarına sığınmıştı.
O da ayrı bir hikâye!

En iyisi mi dünya işlerini ciddiye almamak.
Zaten ülkemizi adam yerine koyan yok.
Tek itibarı var, yeryüzünün en aptalca tüketen toplumu.
Mabetleri AVM, oyuncağı futbol, sanat anlayışı O SES...
Özetle beton imparatorluğuna sıkışmış bir toplum...
Liderleri ticaret uzmanı İMAM...
Cumhuriyet'in tüm değerlerini yıkan...
M. Kemal düşmanı...
Çağdaşlığa vurdukça yüzde elliye ulaşan.

Tanrım, sen bari duy sesimizi.
Biliriz, Anadolu'yu seversin.
Rakiplerin vardır, Kibele ile Zeus...
Lütfen itibar etme...
Yeni türeyen şeytanlarına lânetlerini gönderip baş et...
Yoksa yoldan çıkıp isyan edeceğiz...
İnsanlık adına, insanlık onuru adına!
Yalvarırım duy sesimizi!
 

09 Ekim 2017

Amasya Kalesi









Harşena dağındaki görkemli yapı.
Denizden 700 metre yükseklikte.
Persler Romalılar Pontus ve Bizans derken...
1075'de Türklerin eline geçiyor.
Bir de sarnıcı var, adı: Cilanbolu.
Oraya inmek her babayiğidin harcı değil.
Delikanlı olmak için sünnet kadar önemli.
Hele de Arıboku Kemal Abimizin efsanelerini dinledikten sonra!
Tam karşısında II. Beyazıd Külliyesi.
Cami, imarethane ve kütüphaneden oluşuyor.
Ve bahçesinde çok yaşlı iki çınar...
Gövdeleri çürümesine rağmen asırlara meydan okuyor.

Ellili yıllar, kütüphane müdürümüz Muammer Ülker...
Mekân Amasya'nın ilim irfan yuvası.
Okumaya hevesli gençliğin tamamı orda.
Abiler büyük salonda, küçükler miki izliyor.
O zamanlar Tom end Jerry yeni türemiş...
Mevzu BCG aşısının faydalarını öğretmek...
Bir de yaygın olan koleraya karşı tedbir almak.
Cudi Abi cilt yaparak eski kitaplara cansuyu veriyor.
Tabii Selçuklu mumyaları da cam fanusun içinden
olan biteni yıllardır seyrediyor.

Güzel devirlerdi, internet henüz icat olmamış.
Kitap kutsal.
Ulaşmak için Çin'e gitmek daha kolay!
Osmanlı düşünmüş, caminin yanına bir kütüphane
bir de imarethane (fakir fukaraya yemek dağıtılan yer)
kondurmuş.
Ve olağanüstü güzel bir bahçe.
Güller nazlı nazlı bakıyor Yeşilırmak'a.
Şadırvan başında sohbet eşliğinde alınan abdestler.
Kalpler günümüzden daha temiz.
Damarlar şırıl şırıl akıyor.
Tereyağı, yumurta serbest...
Çünkü stres, bypass yok!

Ve Amasya delikanlısının ilk aşkları cami avlusunda

güneşle buluşuyor.
Utangaç, mahçup kaçak ilişkiler...
Ya gören olursa?
Ama sımsıcak, samimiyet dolu...
Hey gidi günler hey...
Ne kadar özlesek az...
İçinde duyguyla harmanlanmış yüreğimiz var.

Macit CÜNÜNOĞLU

.
Not: Muammer Ülker'i yakın tarihte yitirdik.
Nurlar içinde yatsın.

08 Ekim 2017

Dedikodu


Kim söylemiş beni
Süheyla'ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni'yi öptüğümü,
Yüksek kaldrımda, güpegündüz?
Melahat'i almışım da sonra
Alemdar'a gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galata'ya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla'yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?

Orhan Veli

Nerden aklıma geldi bu şiir?
Belki de insanlık onuru...
Yok sayılan, yerlerde sürünen.
Çok yaşa Veli'nin oğlu Orhan...
Asla yalnız değilsin.

m.C.

07 Ekim 2017

Can dosta...


Mehmet Ali'yi de yitirdik.
Yiğit dostum benim.
Önce Yüksel, şimdi de O.
İnşaat Yüksek Teknikeri ve
sendikacıydı.
Fakat ömrünü işçi sınıfı davasına
adamıştı.
Nice işkenceler görüp yıllarca
hapis yattı.
Ailecek büyük mücadele verdiler.
Hele eşi Uğur'un fedakârlıkları,
yazılsa roman olur.
İki tane pırlanta gibi evlât yetiştirdiler.
Kızları Evrim Kanada'da yaşıyor, çocukluğu gibi şeker mi şeker.
Arada sırada yazışıyoruz, hâlâ duygulu ve heyecanlı.

Mehmet Ali de öyleydi, Tuncelili Kürt dostum...
Alevi de, ancak insanlığı bir tarafa, mezhep ve ulusalcılık diğer tarafa.
Hümanist özelliğini hiç yitirmedi.
Hayâl dünyası da fevkâlâde zengindi, CHE bile yanında çırak kalırdı.
Devrime inanır, sık sık âşık olurdu.
Çocuksu bir masumiyeti vardı.
Ne kadar yanlış yaparsa yapsın, kızılmazdı...
Hatta günâhlarını öyle bir anlatırdı ki...
Sanırsınız Nazım!

Ancak kanser belâsı bu güzel insanı da buldu.
Ve acı sonuç.
Dostları birer birer yitirmek yorgun gönlümüzü sarsıyor.
İster istemez bir soru düşüyor yüreğimize;
"Sıra hangimizde?"
Nurlar içinde yat sevgili Mehmet Ali, seni çok özleyeceğiz...
Ve maceralarını asla unutmayacağız.
Devrimci kardeşim benim, bu arada diğer tarafta bari rahat dur...
Hurileri örgütlemeye kalkma.
Kevser ırmağından bol bol şarap içip sitem gönder tanrıya...
Seni aramızdan erken aldığı için.

Değerli dostum, aziz hatıran önünde saygıyla eğilir...
Daima gülen gözlerinden öperim.
Güle güle canım benim.

Macit CÜNÜNOĞLU

06 Ekim 2017

Mehmet Ali



Mehmet Ali Polat'ı da yitirdik.
Yiğit bir yoldaşımızdı.
Saygıyla, sevgiyle hep anacağız.
Nurlar içinde yatsın.

Lerzan Alp Allah rahmet eylesin.
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla9 saat
Yönet
Saliha Sert Nur içinde uyusun 😑
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla8 saat
Yönet
Ali Rıza Gözüyılmaz Allah rahmet etsin geride kalanlara sabır diliyorum iyi adamları tek tek kaybediyoruz
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla7 saat
Yönet
Sadan Dedeoglu Işıklarda uyusun.
Bir değeri daha yitirdik.
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla6 saat
Yönet
A Metin Oruç Allah rahmet eylesin...
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla4 saat
Yönet
TC Lemanser Sükan Işıklar içinde olsun, sevenlerine sabırlar dilerim.
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla4 saat
Yönet
Saadet Altınörs Basiniz sag olsun nurlar icinde uyusun
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla3 saat
Yönet
TC Annecim Ozturk Işıklarda uyusun!! Sevenlerine sabır diliyorum!!
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla2 saat
Yönet
Cafer Dastan Basımız sagolsun Topragı bol olsun Cok uzuldum
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla2 saat
Yönet
Muharrem Ulukaya Allah rahmet etsin.Nur içerisinde yatsın.
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla1 saat
Yönet
Orhan Gevrek Sıradayız...Sevgimizde yaşayacak..
BeğenDaha fazla ifade göster
Yanıtla1 saat
Yönet
Günay Diren ışıklarda uyusun







01 Ekim 2017

Ah bir fark edebilsek!

Macit CÜNÜNOĞLU

Katalanlar da ayrılıyormuş...

İskoçlar şimdilik ertelemiş...
Kürtler de hemen hemen...
Yaşasın "Ulus devletleri!"

Enteresan bir yüzyılda yaşıyoruz.
En son Karadağ'a tanık olduk...
600 bin nüfusla tarihteki yerini aldı.
Ya insan, köpeğin sırtındaki bit kadar değeri olan...
Ne kadar mutlu?

Bayrak, vatan, millet safsataları...
Karnın doyuyor mu kardeşim....
Yarınlara olan endişenlerin...
Hiç mi umurunda değil?

Artık enternasyonal düşüncenin anlamı yok...
Hele hele de dünya vatandaşlığının.
Aslında insan denen varlık o kadar yalnız ve çaresiz ki...
İllâki bayrak ve din olacak...
Bir de sırtını dayayacağın devlet.

Biliyorsunuz, en azından benim yaş gurubum için
emekli maaşı önemli.
Muhannete muhtaç olmama kaygıları...
Sanatmış, felsefeymiş, aşkmış...
Kimin umurunda?
Mehmetçiği görüp ağlar, bayrağı görüp ayağa kalkarız.
Aslında yitip giden insanlıktır...
Kapitalizmin öğüttüğü...
Ulus devletlerin harcadığı...
Ah bir fark edebilsek!

28 Eylül 2017

Ayasofya'dan...

Ayasofya'dan-M.C.



İstanbul'un işi artık zor...
Bir badem bıyıklı gidecek, diğeri gelecek.
Zihniyet talan üzerine kurulu.
Başkan değişikliğini eşeleyin bakalım; arkasında hangi
imar plânları var?
İşte Ayasofya...
Bin beş yüz yıllık mabedin minarelerine hoparlör bağlayıp
ezan okutuyorlar...
Bu da yetmezmiş gibi cami yapmaya hazırlanıyorlar.
İnsanlığın ortak mirasıymış; kimin umurunda?

Aslında Kadir Topbaş bir figür...
Emir büyük yerden, Ak Saray'ın kölesi.
İhanet, bağlılık safsataları asla inandırıcı değil.
Babalarının çiftliği gibi altını üstüne getirdikleri İstanbul var,
tepe tepe kullanılan.
Binali Dolmabahçe'de, Büyük Reis Beylerbeyi'nde...
Saltanat tüm haşmetiyle sürüyor.

Gidişata henüz dur diyen yok.
Belki 2019'da...
Bu arada CHP ne yapıyor?
Hazırlığı var mı, adayı kim?
Örneğin Şafak Pavey düşünülmez mi?
Tabii aklıma gelen ilk isim.
Ne de yakışır metropolimize.
Ya sizin düşünceniz; CHP kulisleri izin verir mi?
Yoksa popülist politikacı Muharrem İnce'yi mi seçer.

Ancak İstanbul ülke siyasetinin bel kemiği...
Kim alırsa iktidar olur.
Dile kolay, nüfusu on beş milyon.
Ülkemizin hemen hemen beşte biri.
Özetle millî iradenin yolu Boğaz'dan geçiyor.
Ya rakı&balık keyfine varanlar kazanacak, ya da kıllar...
Adresleri önemli değil, onlarda bize ait...
Haydi hayırlısı canım Türkiyem diyelim de...
Lâfı uzatmadan güneşli sabahları bekleyelim.


27 Eylül 2017

Aydınlıkla, karanlığın kavgası

Macit CÜNÜNOĞLU









Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı prof.
Haber Türk'te Altaylı'nın konuğu...
Yaşadıklarını anlatıyor: "Bazı erkek öğrenciler kızların
arka sıralarda oturmalarını istiyormuş"
...
Ki kızların tamamı tesettürlüymüş, hatta içlerinde çarşaf
giyen, peçe takan bile varmış!
Yakışır canım Türkiyeme!
Pembe Otobüs icat olmuşken aynı sıralarda ders
yapmak olacak iş mi?
Kız öğrenciler arkaya, marş marş!

İşte 21. yüzyıldaki hâlimiz...
Üstelik şikâyet eden dekan, dini bütün hoca...
Ve İslâmiyetin düştüğü durumlar.
Ancak kara çarşaflıyı, peçeliyi anlamakta güçlük çekiyorum.
M. Kemal cumhuriyetinde çağlar öncesine özlem duymak...
Simsiyah kapanmak...
Hoş geldin Suudi Arabistan...
Ki orada bile özgürlükler bağlamında kadın hareketi
yükselmeye başladı.

Yakın tarihte Büyük Reis memleketinde halka sesleniyordu
ve muhalifleri "komünistlikle" suçluyordu.
Komünizm tedavülden kalkalı bilmem kaç yıl olmuş...
Olumsuz propaganda devam ediyor, tabii yerseniz!
Dolayısıyla umutsuz olmak için çok neden var.
İlk başlarda "ülkenin ekseni kayıyor" diye serzenişte
bulunanları onaylamaz, sert bir dille eleştirirdim.
Galiba haklı çıktılar.
Irkçılıkla harmanlanmış Neo-Osmancılık artık yükselen değer...
Almanya'nın Nazileri gibi.

Evet, 2019 kırılma yılı olacak.
Belediyeler, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri var
Halkımız için tarihsel sınav.
Bir anlamda varlık yokluk meselesi.
Aydınlıkla, karanlığın kavgası.
Ya kara çarşaf kazanacak, ya 19 Mayıs ruhu...
Sonra bir umutla "hodri meydan" diyerek yarınları bekleyelim...
Özgürlük bayrağımız elimizde, Tarih Baba'ya olan sonsuz inancımızla.
 

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...