06 Şubat 2015

İrini'nin gözyaşları!

Yaşlar ilerleyince hastalık sohbetleri çoğalıyor...
Kanseri saymıyorum, o bambaşka bir illet.
Gelmeye görsün, çeken çekiyor...
Bir de yakınları; çaresizlik içinde kıvranmak kahrediyor insanı.
Gene de kuşağımın elinde konuşacak epeyce malzeme var...
Başta kalp ve tansiyon...
Peşinden şeker...
Ne kadar hoşlanmasanız da zoraki dinliyorsun...
Ne de olsa yıllara dayalı dostluklar, arkadaşlıklar, yarenlikler...
Arkanı dönüp “yetti be kardeşim” diyemezsiniz ya...
Velhasılıkelam hastayla hasta olup muhabbete katılıyorsunuz...
Ayrılıktan sonra da başınız mı ağrır, beliniz mi tutulur...
Orasını bilemem...
Dinleyen, katlanan düşünsün!

En iyisi mi dünkü mevzumuza devam edelim...
Güzeller güzeli İstanbul’a, çok kocadan kalan dul kadına...
İlk durağım Yerebatan Sarayı...
Aslında batan çıkan yok da...
Türkler işte, Bizans sarnıcına öyle ad takmış...
Tabii etkili, hele de görkemli sütunlar...
Kaideleri Medusa başı...
Gerçek Roma şaheserleri...
Yalnız yayınlanan müzik kötü...
Ağır bir tasavvuf nağmeleri, enstrüman ney...
Zaten ortam nemli ve loş...
Şeytan diyor ki aç Marmara şarabını...
Çök bir köşeye...
Şiir yaz!
Hâlbuki klasik müziğin seçkin eserleri ne yakışırdı...
Bilhassa Vivaldi...
Ancak hangi mollaya derdini anlatacaksınız...
Koyverin gitsin!

İkinci adres Ayasofya...
Yaklaşık bin beş yüz yaşında...
İçinde yine iskele, sancak, alabanda...
Ne inşaatmış yahu...
Sanırım bin yıl sürecek restorasyon...
Sanki Bitmeyen Kilise...
Ki o bitti, Barselona’daydı...
Ve insanlığın hizmetine açıldı...
Lâkin bizimki...
Tahminimce o da bitecek ama kılık değiştirerek çıkacak karşımıza...
Ve açılış...
Kutsal davanın ideali...
Ayasofya bu süreçte camiye dönüşmeli...
Kırmızı kurdeleyi de Padişahımız ile Valide Sultan kesmeli...
Bekleyin görün; çok yakında!

Üçüncü uğrak noktam Aya İrini...
Garip mabedim benim...
Kanserli, âdeta çürümeye terkedilmiş...
Her hâlinden belli; solgun, süzgün ve de yorgun...
İçim sızladı...
Duvarların dili yok ki konuşsun, ikonların gözü yok ki ağlasın...
Oturdum bir köşeye...
Derin düşüncelere daldım...
Yapıldığı devirlere, IV. Yüzyılın başlarına gittim...
İktidarda I. Constantinus...
Neye niyet neye kısmet...
Ve dedim ki, “ağla İrini ağla”...
Artık gidicisin...
Ne İstanbul farkında ne insanlık...
Güya sen Dünya mirasısın...
Vedalaştım hüzünle, gözlerimde nem...
Baktım arkamdan el sallıyordu İrini...
“Ölmeden önce yine gel, beklerim, unutma!”

Macit CÜNÜNOĞLU

05 Şubat 2015

Bırakma beni!











Güneşli bir İstanbul sabahı...
Fırsat bu fırsat...
Yağmurlu ve soğuk kış günlerinden sonra yollara düşmeli.
Ama nereye?
İstanbul denilen sihirli şehirde gezilmedik mekân, görülmedik köşe mi kaldı?
Olsun, hele bir niyet edelim, gerisi kolay...
Ki burası kadın gibidir...
Yeter ki arzula, daha keşfedilecek çok duygu var.

Ne de olsa vakti zamanında felsefe okuduk...
Yarım yamalak Heraklit öğrencisi sayılırız.
Özellikle aynı suda iki kez yıkanılmayacağını bilenlerdeniz...
Ayrıca çağımızın yükselen değerlerinden Osho ile beyinsel akrabalığımız...
Buda ile dostluğumuz, Brahma ile kardeşliğimiz...
Tao ile muhabbetimizi, Konfüçyüs ile selâmımız var...
Bu kadar zenginlik arif olana yetmez mi?

Bir de volkmenimizde Beethoven...
V. Senfoni...
Avrupa’da Napolyon rüzgârı esiyor...
Viyana işgal edilmiş, bestecimiz hasta, sağırlık belasıyla uğraşıyor...
On dokuzuncu yüzyılın başları...
Ve bir şaheser çıkıyor ortaya...
Yıl: 1808...
Dört bölüm...
Her biri insanın derinliklerine işliyor...
Belki de İstanbul’a yakışıyor...
İnişler, çıkışlar...
Yumuşacık dokunuşlar...
Ve öfkeye dayalı haykırışlar...
Az ötede Doğu Roma (Bizans)...
Yorgun kalbi Ayasofya...
Karşısında Ceneviz dukalığı...
Galata kulesi insan yükü...
El sallıyor martılara...
Pera her zamanki gibi alımlı, işveli, davetkâr...
Belki de cennetin pasaportu...
Bekle beni canım İstanbul...
Birazdan koynundayım...
Sar, sarmala...
Kucakla, bırakma beni!

Macit CÜNÜNOĞLU
.

04 Şubat 2015

Hâl ve Gidiş!

Macit CÜNÜNOĞLU
04/02/2015 10:34

 

A+
A-
Adım adım “Başkanlık Sistemi”ne yaklaşıyoruz...
Ön şartı Anayasa değişikliği...
Bunun için asgari 330 milletvekili lâzım...
Hele 376 yakalanırsa, gelsin mutlak otoriter düzen...
Artık adına “monarşi” mi dersiniz, “diktatörlük” mü?
Hastalıklı rejimin ruhuna Fatiha okuyacağımız kesin!

Ve o günlere kavuşmadan yüksek huzurlarınızda “Polis Devleti”...
Teşkilatın başında “ÂL” kişi...
Örneğin mitinge gidiyorsunuz...
Diyelim ki Haydarpaşa’yı savunup koruyacaksınız...
Nasıl olsa muhterem Balyozcu, Ergenekoncu değil...
Alt üstü İstanbul’un asırlık süsü, tarihi bina...
Polis çeviriyor, sıkı bir arama...
O ne?
Cebinizde düşürdüğünüz böbrek taşı...
Yandınız...
O andan itibaren potansiyel suçlusunuz, hatta cinayet aleti...
Makul şüpheliden öte...
Gel bakalım içeri...
Sorgusuz sualsiz kırk sekiz saat misafirimizsiniz...
“Avukatım, ailem” çabalarınız nafile...
Artık çağdaş Gestapo’nun elindesiniz...
Yukarıda Allah, karşınızda demir parmaklık...
Duvarda tabela:
“HER CANLI BİR GÜN ZİNDANIN TADINA VARACAKTIR” yazıyor...
Altında not:
“Elbet döt kılları, kefenliler sürüsü, palalı kahramanlar hariç”.

İşte ati, işte Yeni Türkiye...
Kusura kalmayın, lâfı daha fazla uzatmadan birazdan çıkacağım...
Derdim alışveriş...
Malumunuz kız torunlarım var...
Devlet okuluna gidiyorlar...
Anaları çalıştığı için ben ilgileniyorum...
Müdür Bey türban takmalarını istemiş...
Armalı...
Anlaşmalı mağaza Sultanhamam’daymış...
Çileli başım, bir soluk oraya uzanacağım...
Dönüşte bu hoş sohbete kaldığımız yerden devam ederiz...
Söz!
Canım memleketim...
Seni her şeyden çok seviyorum...
Tabii padişahımı da...
Ne de olsa yerin kulağı var; duyan olur, gören olur...
Puştlar dünyası...
Bir tanesi üst katımda!

03 Şubat 2015

Cemaat!

Öncelikle “cemaat” deyip geçmeyin...
“Hizmet Hareketi”nden söz ediyorum, yani Fethullah Efendi’nin
sevk ve idare ettiği örgütten...
Nam-ı diğer Paralelci güruhtan...
Büyükler; devasa...
Para; deve kervanı yüküyle...
Kadro derseniz; gani...
Başta devlet, hayatın her alanında varlar.
Dolayısıyla temasta olmayan yok yok!
Hatta CHP’liler bile...
Hatırlarsınız, en son Genel Sekreter Gürsel Tekin televizyon ekranlarına
çıkıp Hoca Efendi ile muhabbetini böbürlenerek söylemişti.
Ne diyelim, yakışır aslan sosyal demokratlara...
Nasıl olsa iktidarın yolu Pensilvanya’dan geçiyor...
Ha ABD, ha Feto...
Ne fark eder!

Fakat cemaat sinsi ve de kurnaz; rahat durmuyor...
Hele Aralık operasyonlarından sonra...
Tayyip ustayı köşeye sıkıştırmak için her çareye başvuruyor.
En son Cumhuriyet gazetesine sarkmışlar...
Ben söylemiyorum, medyanın yalancısıyım...
Diyorlar ki işlem tamam...
Zaman’a kardeş geliyor soldan!

Evet, Türkiye garip bir ülke...
Muhalefetin en büyük partisi cemaatle sarmaş dolaş...
Ve asırlık çınar Cumhuriyet de gitti gidecek.
İşin tuhaf tarafı her iki kuruluşta yaşıt ve M. Kemal’in izinde...
O ki ne kadar çok severdi tarikatları, zaviyeleri(!)
Ancak çivisi çıkmış toplumda kime neyi nasıl anlatacaksınız?
Oportünizm sarmış dört bir yanı...
Her köşe başı Makyavel bozuntusu...
Siyasette, basında...
Vicdan sahibi vatandaş sandıkta umut tazeler...
Bekler ki kurtuluş yakında!

O nedenledir ki zor dostum zor...
Doğruyu bulmak, huzura kavuşmak, aydınlığı umut etmek...
Çünkü cemaat aşağı cemaat yukarı...
Okulda, hastanede, belediyede, partide, gastede, tv’de, karakolda, askerde...
Âdeta arsız sarmaşık...
Çiçek açmayan, kokmayan...
Sadece ve sadece din sömürüsü yapıp kaleyi içten fetheden kanser...
Ah bir fark edebilsek!

Macit C
ÜNÜNOĞLU

.

02 Şubat 2015

Karar sizin

Yağmurlu bir İstanbul sabahı...
Bir gün önce lodos beş can aldı, yıktı geçti...
Gündemde seçimler ve akıp giden hayat.
Televizyonda Başbakan Davutoğlu...
Gülümseyen adam; sefalete, işsizliğe ve de itibarsızlığa!
Halis Selçuklu torunu, yiğit Osmanlı evlâdı, arızalı Cumhuriyet çocuğu...
Müthiş sentez...
Ülkenin başına gelmiş en büyük nimet...
Komşumuz Yunanistan ise 350 milyar borç için alt üst oluyor...
Ülkemizde tatlı hayat...
Sahi, bizim ne kadar borcumuz var?

Yoksa umurumuzda değil mi?
Osmanlı’dan kalan miras Dolmabahçe sarayında işler iç güveyisinden hallice mi...
Ki o saray İngiliz altınıyla yapıldı...
On dokuzuncu yüzyılın yarısı...
Padişah Abdülmecid...
Borç Osmanlı’nın kamçısı...
Yirmi dört karılı sultan zevk-i sefa içinde yaşarken...
Son taksit bin dokuz yüz elli dört yılında ödendi...
Haberin var mı?

Evet, bu ülkede duyarlı yaşamak sıkıntılı...
Başta gidişata, kan kaybeden Cumhuriyet’e, yaralı demokrasiye...
Ve can çekişen laikliğe...
Üzülmemek, vur patlasın çal oynasın gününü gün etmek bize göre değil...
Yüreğimizde memleket sevdası...
Derdimiz eşitlik, özgürlük, adalet...
Madem solcuyuz, entelektüele çıkmış adımız...
Okuyacağız, öğreneceğiz, çalışacağız, paylaşacağız...
Bir mum yakma misali aydınlatacağız.

Yoksa yarınlar bugünden de karanlık...
Ne demiş sevgili Şafak Pavey...
“IŞİD’den hallice bir toplum istiyorlar”...
Vay benim geleceğim, umudum, hayâllerim...
Bir tarafta şeriatın çağdışılığı...
Diğer tarafta evrensellik...
Dünyayı kavrayıp enternasyonal ruha sahip olabilmek...
Hangisi?
Mehter mi, Mozart mı?
Nazım’ı, Neruda’yı, bizim Hümeyra’yı hissedip yaşamak da var...
Bir de sürüye karışıp biat etmek...
Karar sizin.

Macit CÜNÜNOĞLU.

01 Şubat 2015

Yaşasın CHP!

Ülkemiz seçim havasına girdi...
Ve anketçi esnaf kehanetlerini piyasaya saçmaya başladı.
Tabii AKP birinci, CHP ikinci, MHP üçüncü...
Ya HDP?
O’nun derdi başka...
Barajı geçecek mi geçemeyecek mi?
Ne derseniz, yüzde 10’nun üzerinde alıp parlamentoya zıplar mı?
Yoksa tökezleyip Bağımsız Kürdistan meclisini mi kurar?
Her neyse...
Yaşayıp göreceğiz...
Şunun şurasında 7 Haziran’a az bir zaman kaldı...
Belki de Türkiye’nin makûs kaderini etkileyecek en önemli seçim...
Hodri meydan...
Bütün mesele olmak veya olmamak...
Ya Cumhuriyet, ya Padişahlık...
Kolay gelsin halkım...
Sen işini bilirsin...
Göster kurnazlığını...
Kap makarna bulguru...
Bas oyunu muhalefete!
En azından Yunan’ı örnek al...
Salla iktidarı...
17-25 Aralık’ı unutma...
Hırsızlığın tescil edildiği günleri...
Boş ver Yüce Divan numaralarını...
Onların tamamı makara...
Asl’olan senin asil ruhun...
Damarlarında dolaşan Hz. Ömer adaleti...
Ve inanılmaz manevra kabiliyetin...
Ki yalnız sende mevcut...
Vur kafasına kafasına hırsızın uğursuzun...
Tarih yaz...
Milat olsun 7 Haziran...
O kadar!

Gelelim CHP’ye...
Parti sudan çıkmış balık gibi şaşkın...
Ve de kaynıyor.
Ne ilke ne program...
Herkes milletvekili olma sevdasında...
Ulusalcı kanat, sol kanat, İslâmcı kanat...
Parti dönmüş aşureye...
Kılçdaroğlu’un heybesinde mavi boncuklar...
Gelen ağam giden paşam...
Kurultay korkusu sarmış bacayı...
Paraşütle oturduğu koltuk tatlı...
Sana da kolay gelsin CHP...
Ben de biliyorum; “senden ne köy olur, ne kasaba!”...
Bizimkisi dostlar alışverişte görsün hesabı çene yormak...
En iyi yaptığımız iş...
Birazdan ilçeye gideceğim...
Sandık görevlisi yazılmak için...
Huy işte; can çıkar huy çıkmaz...
Yedisinde neysek, oyuz...
Yaşasın CHP!

Macit CÜNÜNOĞLU
.

29 Ocak 2015

Liberalizmin sefilleri!

“Liberalizm”...
Kapitalist sistemin beslendiği ideolojik kaynak...
Kökleri Antik Çağ...
Sözcük anlamı: Özgürlükleri koruyup geliştirmek...
Tabii sermayenin...
Gerisi de hikâye...
İllâki rekabet olacak, yani “Serbest Piyasa Ekonomisi”...
Kıran kırana; altta kalanın canı çıksın...
Ya “devlet”...
Tek bir hedefi var...
Kapitalizme hizmet edecek...
Yoksa, hımmm...
Kim karşısına çıkarsa ezip geçecek!

Tüm bunları Mehmet Altan’dan öğrendik...
Önce Özal’ın, sonra Erdoğan’ın destekçisi...
II. Cumhuriyet’in mucidi ve yılmaz savunucusu...
Al sana Cumhuriyet, adını da sen koy!

İnsandır, şaşar beşer...
Ancak bu derece..
Hele yaptıklarını, fetvalarını izledikçe...
Bir ülkeye bu kadar da kötülük yapılmaz ki...
Şimdi konuşuyor...
İktidarı, Erdoğan’ı yerden yere vuruyor...
Ben inanmıyorum...
Ya siz?

Elbette, insan değişen gelişen varlıktır...
Ancak bir yere kadar...
Herkesin düşünce dünyasının bağlı olduğu değerler silsilesi vardır...
Hem de palamarla...
Açılırsın, macera peşinde koşarsın...
Sonra dönüp dolaşıp ait olduğun iskeleye sığınırsın.
Burda önemli olan ilke...
Ve rezil rüsva olmamak...
Yani bayrak değiştirmemek...
Marksizmden yola çıkıp liberalizmin borusunu öttürmemek.
Yoksa kim ne kadar dönerse dönsün...
Bizi ilgilendirmez...
Yalnız halkına yalan söylemek yok mu...
Tayyip’in uçağına binip saltanat yaşamak...
Asla ve tasla bağışlanamaz...
Haydi Mehmet Altan, başka kapıya...
Meşgulüz...
İşimiz; eski meski ama M. Kemal’den kalan Cumhuriyet’i kurtarmak...
Kimden mi?
Kimden olacak canımmm...
Daha düne kadar kıçını yaladığın reisten...
Memleket idare etmeyi taka kullanmak zanneden dinci bezirgândan...
Şimdilik bu kadar!

Macit CÜNÜNOĞLU
.

28 Ocak 2015

Tarihin panceresinden...

Madem komşuda olağanüstü güzellikler yaşanıyor...
Kalbimiz onlarla birlikte atsın ve yakın tarih bir kez daha canlansın.
Yıl: 1967
Yunanistan’da monarşi, krallık var...
Oranın Demirel ile Ecevit’i Karamanlis ile Papandreu...
Bugünküler değil tabii, babalar...
Geçimsizlik, didişme aynen bizde olduğu gibi...
Birinin karası, diğerinin akı...
Durum vahim, ortam kaos...
Sıyrılıyor aradan albaylar...
Faşist darbe...
Günlerden 21 Nisan...
Yedi yıl baskı, zulüm...
Ta Kıbrıs çıkartmasına kadar...
Nihayetinde yıkılıyor askeri yönetim...
Peşinden krallık...
Cumhuriyet ilân ediliyor...
Yıl: Bin dokuz yüz yetmiş dört...
Bizden yarım yüzyıl sonra...
Büyüksün M. Kemal...
Seni sevmeyen Arap olsun...
Hem de Tayyip türünden!

Derken efendim...
Faşist albaylar ömür boyu içeri...
Aynen bizdeki(!)...
Evren’in önünde merkez sağın, solun liderleri diz çöktü...
Bir el öpmedikleri kaldı...
Onu da medyanın sultanı Burhan Usta yaptı ki...
Adamın soyadı Felek!
Ah kahpe dünya...
Komşuya kavun yedirirsin, bize kelek!

Fakat komşunun demokrasisi bizimkine benzemez...
Temelleri sağlamdır...
Mayasında Heraklit’in, Aristotales’in ruhu vardır.
Bizim düzenimiz de ise...
Ne acıdır ki...
Üstelik yirmi birinci yüzyılda...
Barajlar, lider sultası...
Kısaca diktatörlük ruhu, tek adamlık hâkimdir.
Offf, of ki of...
Bir komşuya bakıyorum, bir memleketime...
Üzerinde güneş doğan topraklara...
Aksaray’da bir şey parlıyor ama...
Bence güneş değil karanlık!
Dolayısıyla komşudan alacağımız çok ders var...
Tabii arif olan siyasilere sahip olabilirsek!

Macit CÜNÜNOĞLU.

27 Ocak 2015

Komşudan...

Haydi bakalım Yunanistan, kolay gelsin...
Bizden iş geçti, sen bari...
Çünkü benim memleketimde solculuk oldum olası sevilmez...
Zaten solcu da solcuyu sevmez...
Âdeta can düşmanı gibidirler...
Her şefe bir fraksiyon...
Didiş didiş dur, hem de asırlar boyu...
Öl ki bir araya gelsinler!
O da mümkün değil ya...
Bizimkisi lâf olsun torba dolsun misali çeneyi yormak...
Neyse...
Gelelim sadede...

Efendim, Pazar günü komşuda gerçekleşen seçimlerin bence
en kayda değer yanı...
Birincisi; “Sol ittifak”...
Ki 2004 yılında kurulmuş, yani çok yeni...
İkincisi; lideri 40 (yazıyla da kırk) yaşında...
Müthiş...
Gençlerin buluşması...
Bağlaşıklığın çiçeği burnunda, önderi genç beyin...
Ortaya çıkan sinerji olağanüstü...
Başarı üstüne başarı...
Bizim hasret kaldığımız...
Bir 73, bir 77 seçimleri...
Hepsi o kadar...
Görüp göreceğimiz en ciddi zafer...
Onu da bugünün gençleri bilmez...
Yaşı altmış ekseninde olanların yaşadığı heyecan...
Şaka maka üzerinden kırk yıl geçti...
Artık tarih...
Selâm olsun milattan önceye...
O efsane devirlere...
Gençliğimize, ideallerimize...
Bir de sağlam yüreklerimize!

Fakat Yunanistan’ın da işi zor...
Onca borç yükü...
Alışılmış konformist hayat...
Tamam, nüfus derdi no problem, Tayyipsiz...
Ayrıca ayrılık gayrılık hiç yok, homojen toplum...
On binlerce Türk var...
Mübarekler kuzu, sisteme entegre olup paşa paşa yaşıyorlar.
Asıl sorun Avrupa Birliği...
Ve “Küresel Kapitalizm”...
Hadi bakalım rahmetli Çavez gibi diren...
El de yok avuçta yok, üretim dersen nanay...
Bir tek turizm ve deniz ticareti...
O da nereye kadar?

Neyse, daha iki günlük iktidar...
Bu tür olumsuzlukları öteleyelim...
Vakit bol, ilerde yazar çizeriz...
Yalnız bir konuya açıklık getirelim...
Pek çok sevinçliyiz...
Akdeniz’de rüzgâr soldan esmeye başladığı için...
Uyan Türkiye...
Olacak iş değil ama bir de sen nasiplensen!

Macit CÜNÜNOĞLU

.

25 Ocak 2015

CHP nereye?

CHP’nin Beyoğlu İlçe Başkan Yardımcısı Barış Tınay Hırant’ın
arkadaşlarından “Neye, kime ve kimlere hizmet ettiği bilinmeyen bir güruh”
olarak söz ediyor...
Ve anma gününe katılan üç milletvekili Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu,
Umut Oran’ın Yüksek Disiplin Kurulu’na sevki için şikâyet dilekçesi döşüyor!
Vay benim memleketim...
Vay benim anlı şanlı sosyal demokrat partim...
Ki sana yıllarca oy verdim, sandıklarında bekçilik yaptım...
Yeri geldi faşist saldırılar karşısında teşkilat binalarında yattım...
Helâli hoş olsun...
Yalnız gelinen noktada bir dakika...
Şikâyetçi muhteremin adı güzel... Ki barıştan söz ediyor...
Beyoğlu gibi bir ilçenin de başkan yardımcısı...
Yalnız İstanbul’un değil, Türkiye’nin vitrini...
Enternasyonal atmosfer, tarihsel doku...
Çok uluslu, tabiri caizse yetmiş iki milletin yaşadığı mekân...
Kısaca orası bir Sultanbeyli, bir Tozkoparan değil...
Pera...
Tabii idrak edene!

Gel gör ki adam yoz, çürümüş kafa, çağdışı zihniyet...
Ve bu akıllar CHP gibi partilerde söz ve karar sahibi olurlarsa...
Yalnız keten helva yanmaz...
Bu toplumun umudu da söner...
Ayrıca beklentilerimiz çıkmaz ayın son çarşambasına kalır ki...
Artık Kemal Abi kına mı yakar...
Yoksa muhalefetteki rehavetiyle oynar mı?
Bilemem...
Lâkin uzağa gitmeye gerek yok...
Tüm bu soruların cevabı 7 Haziran’da, sandıkta...
Oldu mu güzelim...
Beni duyuyor musun Barış Efendi...
Sosyal demokrat hareketin müstesna gülü...
Hırant dostlarına utanmadan, sıkılmadan, hayasızca “güruh” de bakalım...
Şikâyet dilekçesi ver...
Elbet hesap sorulur bir gün, hem de çok yakında!

Şimdi anlaşıldı mı CHP niye seçim kazanamıyor?
Hem de Beyoğlu gibi bir ilçede...
İşte eldeki malzeme, üstelik etkili yetkili makamda...
Milliyetçilikle sarmaş dolaş düşünce tarzı...
Zaten bu zihniyet iktidarda...
Ah tarihi fotoğraflar...
Bir zamanlar Alpaslan Türkeş vardı...
Vakti zamanında tek doğruyu söyledi...
Devir 12 Eylül faşizmi...
Beyefendi sıkıyönetim mahkemesinde yargılanıyor...
İçine sindirememiş olacak ki...
Mahkeme heyetine:
“Ne işimiz var burda, düşüncelerimiz iktidarda” deyivermişti...
Ve gerçeği ifade etmişti!

Yıllar sonra aynı kafa tekrar karşımızda...
Bu kez CHP içinde boy gösteriyor...
Karar sizin...
Canım ülkemizde “Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

Macit CÜNÜNOĞLU

24 Ocak 2015

Gelecek arap!

Türkiye yasta...
Suud kralı öldü...
V
ahhabi...
Bayraklar yarıda...
Üzgünüz, acımız büyük...
“Her ölüm erken ölümdür” der şairimiz...
Doksan yaşındaydı mevta...
Pek de iyi bilmezdik hani...
Tanrı taksiratını ister affeder ister af etmez...
Yalnız bu dünyada yaptıkları yenir yutulur türden değil.

Zenginmiş, hem de çoook...
Bize ne...
Halkı düşünsün.
Petrolün üzerine kurulan saltanat...
Hem de nasıl...
Altından saraylar, pırlantadan hamamlar...
Ye pompacım ye...
Arkanda Yedi Kız Kardeş...
Aralarında Mobil, Shell, BP...
Sömür dibine kadar...
Nasıl olsa insanlık utanmıyor...
Mevzubahis milyarlarca dolar...
Bu arada yalnız rengin değil...
Yüreğin de arap!

Ah şu petrol denilen sıvı yok mu?
Doğanın insanlığa hediyesi...
Kan oldu aktı Ortadoğu’ya...
Zülüm oldu, baskı oldu, diktatörlük oldu...
Tanrının dinine bulaşıp lekeledi...
Sanki “kara delik”...
Kör kuyu...
Zifir karanlık...
Aydınlığı sevmeyen, ışığa izin vermeyen zihniyet...
Dün öldü...
Benim ülkem yasta...
M. Kemal’in ülkesi...
“Olacak iş mi?” demeyin...
Daha bunlar başlangıç.

Millî görüş Arabistan’a evrildi...
Kıbleden esiyor rüzgâr...
Batı tu kaka...
Hayaller Mescid-i Aksa...
Sultanımız perperişan...
Kral öldü...
Yaşasın şeriat...
Bekle geliyoruz çok yakında...
İnancımız ulu, mezhebimiz kutsal...
Anayasamız fıkıh...
Yeşil bayrak çekeceğiz göndere...
Vicdanlar çürümüş...
Gelecek arap ve de kapkara!

Macit CÜNÜNOĞLU.

23 Ocak 2015

Taziye

Macit CÜNÜNOĞLU
23/01/2015 22:00

 

A+
A-
KARA-BİGA
Uzanan eski iskele, Karabiga kasabasında
Kara, karadan da kara alın yazılılar
Sırtında kömür dolu küfeler,
Solgun yüzler
Gider gelir yırtık pantolonlu çıplak ayaklar
Motor bile yorgun taşıdığı yükten
Dalgalara direnmez sallanır da sallanır
Ama o!
Bu gün işe çıktığından üstelik mutlu…
Bir yirmi beşlik bile verecek Ahmedine
Dilediğini alsın oğlan, simit, şeker ya da iğde
Kara kara titrer yürekte, Ahmedi akıllı oğlan;
“Onu bir yol okutsam, eminim Ali gibi aha şöyle bir muallim”
Ahmedi taşıyamaz küfeyi, Ahmedi akıllı oğlan
“Bizim karı yaman seneye doğurur gene, kız olsa bari sonraki”
Karısı gelir önüne, örgü örgü saçları
Kaçırdığı gün, dün gibi
İki çocuk toprağa verdi hâlbuki.


Perihan Abla öldü...
Karabigalı...
Kocası Erol Çevikçe...
Halamın oğlu, her daim gurur duyduğum.
İlk yazısında yukarıdaki şiir vardı...
“Bigazete”de yer aldı...
Hayatın içinden süzülerek gelen satırlar...
Bir an, bir tarih...
Belki de yürek...
Sustu artık...
Biga’da başlayan nefes...
Son adres; Amasya...
Halamın yanı...
Erol Ağabeyimin anası...
Eminim Hoca Kazım...
Ki -eniştem-...
Kadından iyi anlar...
Dilerim her ikisine de sonsuzluğa kadar (Hurilere kapılmadan) sevgiyle bakar...
Üçünün de huzuru bol olsun...
Nurlar içinde yatsınlar.

22 Ocak 2015

Her şeye rağmen...

Macit CÜNÜNOĞLU
22/01/2015 17:03

 

A+
A-


Dört fatura üst üste geldi...
Tabii herkes gibi...
- Elektrik
- Doğalgaz
- Su
- Telefon...

İlk üçü temel ihtiyaç...
Olmazsa olmaz...
Topladım, çıkarttım...
Emekli maaşımın yarısı...
Yaşasın canım Türkiyem!

İktidara baktım...
Devleti idare edenlere...
Bakanın kolunda yedi yüz bin liralık saat...
Zamanı gösteren araç...
Hâlbuki benim için “zaman” ödenecek fatura...
Kahretsin...
Yaşamaya mecburum.

Meclis ise bir başka âlem...
Onlar diyor ki hırsızlık masal...
Ölür müsün, öldürür müsün?
Başka gidilecek memleket de yok.
Ortalık lağım...
Taşmış...
Her taraf pislik...
Paralelci aşağı, paralelci yukarı...
Sonrası dipsiz kuyu, bezirgân pazarlığı!

Zor iştir bu ülkede yaşamak...
Namusunla, şerefinle.
El koymuş iktidara çete...
Dinci, milliyetçi...
Sen çırpın dur...
Ay sonunu zor getir...
Kimin umurunda...
İki fotoğraf çektir...
Elinde rakı bardağı...
Dilinde nihavent...
“Bir ihtimal daha var...” diye mırıldan...
Hayat akıp gider...
Her şeye rağmen!

Aliler...

Macit CÜNÜNOĞLU
22/01/2015 10:52

 

A+
A-
"Daha 19 yaşında, düşlerinde özgür dünya
Öptüğü çubuklu forma, yaşayacak anısında
Ali İsmail Korkmaz, Fenerbahçe yıkılmaz"


Ev Fenerbahçe stadına yakın, duyarım...
Binlerce seyirci haykırır...
“Daha 19 yaşında...”
Gözlerim nemlenir...
Gezi günleri gelir aklıma.

Nasıl da kıydık onca gence...
Tamam, emir büyük yerden, padişahtan...
Tankla, topla, tüfekle insan öldürülür...
Anlarım...
Ne de olsa halka savaş açılmıştır...
“Darbe” zamanı...
Ağaçlara sarılan gençler iktidarı alaşağı etmek istiyor...
Ellerinde karanfil, gül...
Milyonlar omuz omuza...
Yüzler gülümsüyor, halay çekiyor eller...
Yürekler inançlı, kararlı...
Taksim’in tam da orta yerindeki Park illâki kurtulacak...
Hükümet siperde...
Ve onun başı...
Ordularını sevk ediyor Dolmabahçe’de...
AVM düşkünü, beton hayranı...
Özcümle yeşil karşıtı...
Kin, öfke, nefret yaşam biçimi...
Sözde ülke yönetiyor...
Görünüşte insan!

Yaprak gibi toprağa düşüyor gençler...
Daha solmamış...
Berkin henüz on altısında...
Ekmek almaya çıkmış...
Paramparça kafatası...
Ah, kör olası kurşunlar...
Titremeden tetiğe basan eller...
Giden fidan...
Tomurcuk...
Baharında sonlanan hayatlar.

Ali İsmail Korkmaz...
Sopalarla katledilen can...
Yaş: On dokuz...
Bir başka gülümseyiş...
Üniversite öğrencisi...
Fenerbahçe tribünlerinde yaşıyor...
“Düşlerinde özgür dünya...”  
Ve bizler duyuyoruz acıyla...
Çok uzaklardan el sallıyor Sabahattin Ali...
Mezarı yok...
Yıl bin dokuz yüz kırk sekiz...
Istrancalar...
Parçalanan beden...
Ve seyrediyoruz çaresizce...
Yıllar geçse de...
Yüreğimiz yaralı, gelecek karanlık...
En fenası da umutsuzluk...
İnsanı kahreden!

21 Ocak 2015

Son durum!

Dört bakan aklandı...
Yakışır...
Partinin adı durduk yere mi AK...
Kara yaşamaz bünyede...
Sütte, kaymakta leke bulunur...
Orda asla...
Tertemiz vatan evlâtlarından oluşur...
Kâbe’de, camide hile yolsuzluk ara...
Ama AK çıkarsa karşına...
Dur, düşün ve emin olsun yüreğin...
Hırsızın, uğursuzun olmadığı mekândasın!

Canım ülkem, sen nelere kadirsin...
Bilirim, hep ilklere imza atarsın...
İş kazalarında, siyasî cinayetlerde bayrak sende...
Yalanda, dolanda, rüşvette ha keza...
Ancak Arap dostusun...
Yalelli sever mehterle göbek atarsın...
Bir de peygamber sevgin...
Evlere şenlik, düşman çatlatan türden!
Kitap çalma der; milletin gözünün içine baka baka çalarsın...
Öldürme der; al sana bomba...
Dünya âlem şahit...
Uludere’de otuz dört genci paramparça edersin!

İyisin, hoşsun da...
Ah bir de pişkinliğin olmasa!
İki de bir ortaya çıkar ahlâktan, faziletten söz edersin...
Yetmez...
Demokrasi, özgürlük, insan hakları, ötekileştirme dersin...
Ve mazlum, mağdur edebiyatı yaparsın...
Üstüne de cennet sosu eklersin...
Dinle harmanlanan milliyetçi duygular hoş gelir kulağa...
“Tek Bayrak, Tek Millet”...
Kusura bakma ama hepsi palavra!

Ancak işe yarar, oya dönüşür, bazen de yüzde elli ikiye dayanır...
Dedim ya, gariptir memleketim...
Tescilli hırsızı baş tacı, iktidar yapar!
Olsun, zaten Jet Fadıl geçmişimiz...
Muammer asaletimiz, Zafer zamanımız, Egemen Batılılığımız...
Erdoğan asil ruhumuzdur!
Sen çok yaşa Türkiye...
İlelebet...
Yarınımız, umudumuzsun...
Birazdan randevum var sosyal demokrat arkadaşlarla...
Hepsi belediyeci...
Bizim çocuklardan yirmi beş bin lira rüşvet istemişler...
Ruhsat işi...
Bakacağız, ne kadar düşürebilirsek...
Bu arada aman ha, aklınıza mukayyet olun...
Yoksa fıttırırsınız...
Ayrıca düşkünlük bizim gibi kalbi bütün Müslüman evlâdına yakışmaz...
Şimdilik hoşça kalın!

Macit CÜNÜNOĞLU

20 Ocak 2015

Ya siz?

Macit CÜNÜNOĞLU
20/01/2015 09:49

 

A+
A-
“Çok yaşa Hırant”...
İyi ki varsın, iyi ki varlığını yüreğimizde hissediyoruz...
En azından her yılın Ocak ayında...
Toplanıyoruz on dokuzunda...
Senin haince katledildiğin gün...
On binler oluyoruz Taksim’de, Osmanbey’de...
Haykırıyoruz sonsuzluğa;
“Katil devlet er ya da geç hesap verecek”.

En önde sevgili eşin Rakel...
Hemen kolunda Şafak...
Artık hüzün mü desem, coşku mu...
“Sarı gelin” türküsü çalıyor...
Yaşlı genç el eleyiz...
Bazılarının gözlerinde nem...
Çoğunlukta öfke ve hınç...
Ortak payda UMUT...
Heyecanlanıyoruz...
Ve yarınlara daha sevdayla bakıyoruz...
İçinde barış...
Dirlik düzen olan!

Merdivene asker dizmeyle adam olunmuyor...
Geçmişle hiç barışılmıyor...
Bizim derdimiz 1915...
“N’oldu?”
Komşuma; Mari’ye, Agop’a, Kevork’a...
Güzeller güzeli Paris’e...
Mardiros Amca ustamdı...
Gülizar Ablam fanila don örerdi...
Ermeni’ydi, sahi niye Gülizar...
Yoksa baskıdan mı?
Kuyumcu Dikran Abi...
Nurlar içinde yatsın...
Geçenlerde ölüm ilânını gördüm...
Adından önce “Amasyalı” yazmış...
Toprak işte, vatan...
Anlayana, hissedene.

Agos’un önünde kocaman bir afiş...
Sesleniyor kalabalığa;
“YÜZLEŞ”...
Ben varım...
Ya siz?

18 Ocak 2015

Önce İnsan

Macit CÜNÜNOĞLU
18/01/2015 09:18

 

A+
A-
Uzun yıllar gurbette kalanlar dönüşte vatan toprağını öperler...
Güzel bir sahnedir, duyguludur, yaşayanlar için çok şey ifade eder.
Osmanlı özlemi de öyledir...
Altı yüz küsur yıllık imparatorluk...
Tesadüfen yıkılıp kepenkleri kapatmış...
Ardından da REKLÂM konulmuştur.
Rejisör: M. Kemal...
Adı: Cumhuriyet...
Doksan iki yıldır oynuyor...
Ve THE END!

Bakalım Osmanlı hasretiyle yanıp tutuşanlar kimin kıçını öpecekler...
Örneğin Abülhamid...
Ulu Hakan, iktidarı uzun, neden olmasın?
Veya sonuncusu, “36” numaralı Vahdettin...
Firari...
Mezarı Şam’da...
Yakında eyaletimiz...
O da mümkün!

Ah canım ülkem...
Üzerinden kimler gelip geçti...
Hattiler, Hurriler, Etiler, Bizans, Selçuklu derken geldik geldik bu sapkınlara...
Dinden beslenen yeryüzünün en harami çetesi...
Osmanlı diyorlar başka bir şey demiyorlar...
Bizce mahsuru yok...
Alsınlar Osmanlıyı, tepe tepe kullansınlar...
Zaten yaptıkları o...
Bir padişahımız var, mutlak gücü elinde bulunduran...
Bir de sadrazam; davul boynunda tokmak sarayda...
Sanırsınız Hayali Küçük Ali’nin ibişi!

Ve hep beraber yolculuk yapıyoruz Osmanlı’nın erişilmez saltanatına...
Altta kalanın canı çıksın!
Ey dostlar, saflarınızı belirleyin...
Önümüzde iki seçenek var...
Ya kulluğa ricat...
Ya da onurlu vatandaşlığa devam...
Yetmedi...
Tekrar iki seçenek var...
Ya Cumhuriyet, demokrasi, laiklik...
Ya da şeriat...
Arık Acem işi mi olur, Arap mı?
Karar sizin...
Varsanız onurlu insanlık mücadelesinde; beri gelin...
Ki sesimiz gür çıksın...
Biliyorsunuz Haziran’da seçim var...
Ve sandık...
Oyumuz tek değeri yüksek...
İşte kurtuluş reçetesi...
Haydi, şimdiden görev başına...
Daha fazla gecikmeden...
Bu kavga haysiyet kavgasıdır...
Iskalamaya gelmez...
Söz konusu önce insan...
Sonra vatandır.

15 Ocak 2015

İbretlik düşünceler!

Yetmişli yılların gündem maddelerinden biri de Adalet Bakanı
Şevket Kazan’ın “Gırgır” dergisiyle mücadele etmesiydi...
Mübarek mizaha karşı âdeta savaş açmıştı...
Her sayısına bir dava...
Sonuç itibariyle kazanan hep “Gırgır” olurdu ama gene de Ş. Kazan
hır çıkartmaktan geri durmazdı.
Fıtrat işte; sanattan nasiplenmeyen ideolojinin esiri oldu mu ortaya bu tür
manzaralar çıkıyor.
Aslında şaşırmamak lâzım, hatta böylelerinin gülümsemesi bile günâh...
Ne de olsa ümmetçi...
Ataları akıncı, önderleri mücahit...
Ocakları Erbakan dergâhı...
Millici, mukaddesatçı...
Yüzler Ortadoğu’ya dönük...
Akıllar Arap’a teslim...
Griniç Kabe...
Kılavuz Gazali...
Karikatür mü, mizah mı?
O ne ki?
Hedefleri şeriatçı düzen!

Ne diyor soyadıyla müsemma Diyanet İşleri Başkanımız Görmez:
"İslam coğrafyasında 12 milyon insan katledildiğinde ses çıkarmayan
insanlığın 12 kişiye düzenlenen cinayet için ayağa kalkmasını ibretle izledik.
"
Din adamı için müthiş tespit; zekice, kurnazca, pragmatik...
Galiba Stalin haklı...
O da vakti zamanında;
“Bir kişinin ölümü trajedi, milyonların ölümü istatistiktir!” demişti.
Bunların hepsi aynı, nato kafa nato mermer...
Hırant bir kişi...
Sivas şehitleri otuz üç...
Katille fotoğraf çektiriyor polis...
Elinde benzin bidonu, diri diri insan yakanların ziyaretçisi oluyor bakan...
Adı da Şevket Kazan, “Gırgır” düşmanı...
İster istatistik deyin, ister cinayet...
Geçti gitti onca can!

O kadar uzağa gitmeye de gerek yok...
En son Uludere...
Parçalanan otuz dört genç beden...
Eyyy din simsarları nerdesiniz?
Milyonlar sel olup aktı Paris’te...

Sayın Diyanet İşleri Başkanı Görmez...
Utançla izliyoruz zat-ı âlinizi...
Sözün bittiği, insanlığın ayaklandığı yerdesin...
Ne hazindir ki sen farkında değilsin...
Ve ibretlik düşüncelerinle sunni İslâm'ı temsil etmektesin!

Macit CÜNÜNOĞLU

.

14 Ocak 2015

Aman DİKKAT!

Nüfusun büyük bölümü Müslüman, ya da resmî dini İslâm olan ülke sayısı 63’tür...
1,5 milyar civarında insan yaşar, Dünya nüfusuna oranı ise yüzde 23^tür...
Bu bilgiler ışığında gelelim ülkemize, Türkiye’ye...
Farklıyız, ama hepsinden...
Kimin sayesinde?
Elbette M. Kemal’in...
O’nun üstün çabaları sonucu yurttaş olduk, birey olduk...
İyi kötü laiklikle desteklenen bir Cumhuriyet kurduk...
Demokrasisi yok ama...
Olsun, gerekçesini merak eden yirmilerin otuzların Avrupa’sına baksın!

Gel gör ki aydınlanma çağımız sona erdi...
Özellikle son on iki yıldır.
Ayıptır söylemesi, heves ettik Ortaçağa...
Hem de nasıl...
On iki yaşındaki kızlarımızı türbanladık, doymadık...
Eğitim sistemimiz alt üst oldu...
İmam esnafımız devletin kutsal kararları sonucu ayrıcalıklı sınıfa terfii etti...
O da yetmedi...
Hastaneler, üniversiteler...
Hatta tiyatrolar bile hacı hoca tarafından yönetilir oldu!
Kısaca başka bir çağa yelken açtık...
Belki kıyamet günü yakın...
Lâkin iktidar destekçileri çoğaldıkça çoğalıp dayandı yüzde elliye...
Ve gelelim en önemli meseleye...
Bu cennet vatanımız radikal dincilerin bereketli topraklarına dönüştü...
Terör düşkünü eli kanlı evrensel çeteler...
Öyleyse adlarını sıralayıp hatırlayalım...

- Hamas
- El-Kaide
- İhvan
- Hizbullah
- IŞİD vd. ve türevleri...

Alayı aydınlık düşmanı, yoldan çıkmış sapkın düşünceler...
Fakat Türkiye...
Takım kurdukları, antrenman yaptıkları ülke...
Gazeteleri, dergileri, radyoları, televizyonları var...
Örneğin en son olaylar...
Fransa’daki katliam ve bu bağlamda yapılan sessiz yürüyüş...
Biliyorsunuz, sevgili başbakanımız Ahmet Davutoğlu da katıldı...
Aferin O’na, ne de olsa enternasyonal monşer...
Fakat kızdılar, eleştirip yerden yere vurdular.
Bazıları sıra numarası ve öpülmediği nedeniyle...
Bazıları da külliyen reddettiler...
Çünkü müstahakmış, az bile yapılmış...
Malatya’daki gibi ölenlerin niçin hayaları kesilmemiş?
Ayrıca ne işi varmış Paris’te, yürüyüşte?

Aman dikkat!
Artık sözün bittiği yerdeyiz...
Ve iktidar tarafından beslenen yaratık sürüsüyle yaşıyoruz!
Her an karşımıza çıkabilir...
Ellerinde pala, ruhlarında peygamber sevgisi...
Kesmeye hazır, Sultanımız tarafından madalyalılar...
Bir kez daha...
Aman DİKKAT!

M. CÜNÜNOĞLU

.

12 Ocak 2015

"Amca beni unutma!"

 

Macit CÜNÜNOĞLU
macitcununoglu@gmail.com
12 Ocak 2015, 11:52
                           
 
Fransa’daki olaylar insanlık için trajik, iktidarımız için şans...
Nedenine gelince; hırsızlıklar, yolsuzluklar davulcu yellenmesine karıştı...
Hem de nasıl...
Dört bakanımız pürü pak, suçlamalar kumpas...
Ah o Paralelci vatan hainleri yok mu?
Boyları devrilesice...
Lale devrine çomak soktular...
Memlekette ne dirlik kaldı ne saltanat!

Fakat dünyanın hâlleri de iyi değil...
Bilhassa gidişat.
Batı bize kötü bakıyor, biz de onlara...
Öncelikle potansiyel cinayet aletiyiz...
Hepimiz IŞİD, hepimiz El-Kaide’yiz...
Ya onlar...
Ortaçağ kafalı Hristiyanlar...
Sanırsınız cadı avına çıkmışlar.
Bundan böyle Müslüman pasaportunun değeri yok...
Hoş geldin mesajı da değişti...
“Geç lan sıraya, donuna kadar arayacağız!”

Vay be, ne günlerden geçiyoruz...
Hâlbuki çağ atlamıştık...
Modern yüzümüzle Batılıydık...
Ulu önderimiz hedef koymuştu...
Ne yapıp ne edip muasır medeniyetler seviyesine ulaşacaktık...
Olmadı işte...
Aslında oldu da...
Yemediler...
Kılık kıyafetimizi beğenseler de inanç sistemimizle göçtük.
Öyle ikmale falan da değil...
Resmen sınıfta kaldık!

Belki de haklılar...
Ta yıllar önce Salman Abi’yi (Rüşdü) koruyamadık...
Ölüm fermanı çıktı hakkında, adamcağıza zindan ettiler dünyayı...
Ya Turan Dursun hocamız...
Bir kitap yazdı...
Bedel ödedi canıyla, kanıyla...
Delik deşik ettiler İstanbul’un orta yerinde...
Sen misin peygambere yan gözle bakan...
İndirdiler özgür düşünceyi...
İnsanlığın gözleri önünde!
Uğur Mumcu, Bahriye Üçok paramparça...
Kışlalı yok artık...
Daha niceleri...
Katiller soyundan bir Palalı çıktı...
Gezi olaylarıydı...
Saldırdı genç kızlarımızın üzerine...
Bir madalya takmadığımız kaldı...
Mühim olan maneviyat!

Evet, herkes evinin önünü temizlesin...
Bizim evin önü korkunç...
Binlerce şehidin üzerine basarak çıkıyorum sokağa...
Kanı yerde kalanların cesetleri...
Demokrasi kahramanları, güzel insanlar...
Benim toprağım, benim vatanım...
Bir köşeden el sallıyor Berkin...
“Amca beni unutma!”

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...