Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
08 Ağustos 2012
06 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
05 Ağustos 2012
Macit CÜNÜNOĞLU
| ||||||||||
| ||||||||||
03 Ağustos 2012
| Londra'dan İstanbul'a! | ||
“12 Dev Adam” hikâyesi Avrupa 32. Basketbol Şampiyonası’yla başladı.
Athena gurubunun hafızalarımızdan silinmeyen bestesi, takımımız ikinci olmuştu. O gün bu gündür basketbolcularımız her zaman “12 Dev Adam”. Onca başarısızlığa hatta olimpiyatlarda yer almamasına rağmen. Ve rüzgâr devam etti, marşları olmasa da “Sultanlar”, “Periler”… Padişahlık öykünmelerinden metafizik varlıklara! Belki Amerika’ya özendik… 92 Barcelona olimpiyatlarının “Rüya Takım”ına! Futbol kulüplerimiz de öyle değil mi? Hepsinin adı var; Horozlar, Akrepler, Timsahlar vs… Belki en tevazuu sahibi; “Kanarya”yla “Hamsi”ler! Ancak bir talihsizliktir gidiyor… Millî sporumuz halterde tık yok. Yüzmede boğulacağımız kesin… Jimnastik zaten uzak… Teferruat branşları da es geçelim… En iyisi mi umudumuz devşirme atletlerle pehlivanlar! Farkındasınız, şu an’a kadar Londra hüsrânla geçiyor… Kimbilir, belki Esad’ın ahı tutmuştur! Zaten ah etmeyen kaldı mı? Sağolsun Recep’le Davut’a, yedi düveli düşman etti… Biri hariç… O da Amerikalı Obama! İnanın insanın içi acıyor… Yetmiş beş milyonluk ülke, yüz kûsur sporcu… Nasıl olur sondan birinci? Başlarında gelmiş geçmiş en lâfazan bakan… Arkalarında aile boyu başbakan… Eee, olmayınca olmuyor işte… “Van minut”la akan sular durmuyor… Emek disiplin istiyor olimpiyatlar. Yine de çıkmayan candan umut kesilmez… Mazimiz parlak, atalarımızla ne kadar övünsek az. Halis “Türk Malı”; Naimler, Haliller, Elvanlar… Bu toprakların yetiştirdiği öz evlâtlar! Boşa mı gidecek onca emekler? Allahtan mahcup etmedi sultanlarla periler… Kore’ye atladık, Çin’i katladık… Bak şu işe? Kim demiş Asya Kaplanları? Dayanır mı güneşin doğduğu ülkeye… Adımız: Anadolu Hünkârımızın diyarı… “İleri demokrasi” sayesinde yeneceğiz düşmanları! Bir de rezervimiz; 100 milyar dolarla Cüppeli… Kim oluyor dünyanın yalınayak ülkeleri? Bastırdık mı duayla parayı… Satın alamayacağımız madalya yok! Çünkü gelecek biziz, yarınlarız… Çılgın projelerimiz var, ustalık dönemindeyiz. Gülü de indirelim Çankaya’dan… “Dağılın lan, geliyor sultan!” Not: Değerli izleyiciler, 2020 Olimpiyatları garanti… Hatta 2020’den 2120’ye… Damgamızı vuracağız yeni yüzyıla… İmza: Ortadoğu Fatihi! www.gazetemen.com | |||
01 Ağustos 2012
Gazetemen'den...
| 01/08/2012 09:06 | |||
| Tanrının lûtufları! | ||
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki yıl var, şimdiden başladık tartışmaya.
Kimbilir, belki sistem değişir “Başkan” seçeriz! Fakat asıl üzerinde durmak istediğim Erdoğan’a rakip olabilecek şahsiyetler… Tahammül yok, adı konmadan bir kaşık su da boğmak istiyorlar. İster gül olsun ister ayva çiçeği! Ayrıca Erdoğan’a rağmen Gül’ün aday olacağını hiç sanmam… Nedenine gelince; öncelikle bu iki zat-ı muhterem dava arkadaşı, ideolojik birliktelikleri var… Ki bu kardeşlik sağcının solcunun yoldaşlığına benzemez… İdealleri kutsal, İslâm referanslı! İkisi de rahle-i tedrisattan yetişme, rahmetli Erbakan’ın öğrencisi. Damardan almışlar düşünceyi, üç kuruşluk makam uğruna birbirlerine düşmezler. Bilirler ki ademoğlu fani, bugün var yarın yok. Ancak siyaset öyle mi, özellikle dindar muhafazakârlık? Hedefte ülkeyi değiştirmek dönüştürmek var. Bir de boşuna mı değişti eğitim sistemi? “4+4+4”lerin meyveleri toplanıp dindar nesiller yarınlarımız olacak! Yurdun dört bir tarafına yayılacak ilim irfan yuvası İmam Hatipler, nurlar saçacak! İşte bundan dolayıdır ki Gül ile Erdoğan’ın yolları ayrılmaz. Bakmayın siz nifak düşkünlerine, AKP’yi bölüp parçalamak isteyenlere… Necip halkımız gayet iyi biliyor ki; yüz yıl daha hünkârımız iktidarda! Üstelik var mı alternatifi? Muhalefette iki milliyetçi, bir sosyal demokrat görünümlü parti… Hayatta üçü bir araya gelmez… Yıllarca yüzde 50 oy’u paylaşırlar… Ondan sonra çıkıp meydanlara zafer narası atarlar! Evet, Erdoğan önderliğinde AKP’nin büyük projesi hayata geçiyor… Dile kolay, doksan yıllık mücadele. Cumhuriyetle beraber terk edilen mevziler tek tek geri alınıyor… Emperyal gücün bayrağı dalgalanıyor Ortadoğu’da! Daha dün izledim Türkmenleri… Türkiye-Suriye sınırı, Kilis yakınlarında… Aralarında para toplamışlar, silah alıp özgürlük orduları kurmuşlar… Birinin adı: Fatih Sultan Mehmet diğeri: Sultan Abdülhamit… NTV muhabiri ballandıra ballandıra anlatıyor! Yıkılıyor Esad, bırakın bölünmeyi sınırlarımız genişliyor! Oradan geçiyoruz Irak’a… Yine NTV, mikrofonu dayamış Barzani’nin sağ koluna… Sanırsınız Ankara’nın valisi… “Emrinize amadeyiz” ayaklarında! İnanırsanız bu manzaraya… Ki ben inanıyor göğsüm kabarıyor, çok yakında Musul-Kerkük vatan topraklarında! Daha ne olsun? Böylesi başarılara imza atmış iktidar yıkılır mı? Dönersek başa, asla ve asla Gül ile Erdoğan rakip olmazlar… Belki Putin-Medvedev modelini benimserler… “İkimiz bir fidanın gülüyüz” dizesindeki gibi… Sağlıkları elverdiği sürece Çankaya’ya çıkıp inerler… Yine de halkımızı başsız bırakmazlar… Çünkü tanrının lûtfudurlar! www.gazetemen.com | |||
31 Temmuz 2012
Âminli Demokrasi!
Ne çok kaşınacak yaramız varmış…
Anlaşılıyor ki; huzur saadet bu topluma haram. Farkındasınız, üç günümüz üst üste olaysız geçmiyor. Kürt sorunu yılların birikimi, Alevîlik derseniz ondan aşağı değil… Sağolsun idarecilerimiz, çözüm üretmek yerine yangına körükle gitmeyi marifet sayıyorlar! Bir de laiklik meselesi var ki; evlere şenlik, nasıl tartışacağınızı da bilemiyorsunuz. Çünkü iki tarafta burnundan kıl aldırmıyor… Laisizm yanlısı katı mı katı, laikliği hedef alan ondan sert! Biri görüşlerinin kaynağına batılı değerleri yerleştirmiş... Diğeri dinsel dogmaları. Biliyorsunuz kavram Fransız patentli… 1789 devriminden sonra piyasaya çıkmış ve o tarihten beri modernitenin vazgeçilmezi. İyi de; uğraştığı, kiliseye hapsettiği din: Hristiyanlık. Ayrıca İncil, Tevrat’a Kuran’a benzemez. Seküler hayata müdahele etmez, oruç tutturmaz, günde beş kez tapınağa çağırmaz… İçkiyle giyim kuşamla derdi yoktur… Kısaca uhrevîdir. Peki, Ortaçağ? Kilise destekli feodalitenin bin yıllık saltanatı… Ta ki rönesansa, yani aydınlanmaya, keşiflere icatlara Luther’e sanayi devrimine kadar. İnsanlığın hâllerindendir… Ruhban sınıfı bağnazca iktidarını ilân ederse olur… Ayrıca 21’inci yüzyılda yok mu? Olmaz mı, nitekim örnekleri çoktur! Dolayısıyla esas olan: Demokrasi… Dinsel temaların kullanılmadığı sömürülmediği düzen… Adaletin, hukukun üstünlüğüne dayalı eşitlikçi, sosyal devlet anlayışı… Irkçılığın yasaklandığı, mezhepçiliğin prim yapmadığı kurallar rejimi… Tıkır tıkır işleyen mekanizmalar. Vatandaşın hizmetkârı devlet… Hesap sorulan, yanlışında bedel ödeyen özür dileyen devlet. Diyeceksiniz ki; nerdeee? Haklısınız, ülkemizde böyle bir devlet anlayışı yalnız son on yılda değil uzun yıllardır yok… Üstelik nasıl olsun ki? Çok beylik olacak ama “hak verilmez alınır”… Demokraside öyle, rahmetli İsmet Paşa’mız düşünmüş taşınmış… Bakmış kuzey rüzgârları sert esiyor, Batı kucağını açmış bekliyor… O günkü konjonktür de cevaz vermiyor… Bir gecede demokrasiyi ilân etmiş! Sonrası, n’olacak; üç buçuk askeri darbe… Sebep; ülke elden gidiyor diyen mi, özgürlükleri bol bulan mı, balans ayarı çeken mi? Kısaca hepsinin dayanağı; “Vatan-Millet-Sakarya”. Hâl böyle olunca demokrasi dönmüş deveye… Sağı solu eğri-büğrü arabesk varlığa! Yalnız haklarını yemeyelim… Sandığı unutmamışlar, özgür iradeli vatandaş daima oy vermiş… Makarnaya bulgura palavraya tav olsa da her türlü partiyi denemiş. Ne yapalım, buna da şükür! Lâkin yine de gidişat hakkında söz söylemek lâzım… Madem ki memleketin iç işleri şahine… Dış işleri davuta teslim edilmiş… Varın gerisini siz düşünün! İşimiz kaldı Allah’a… İnşallah bugünleri aramayız… Âmin! www.gazetemen.com | |||
30 Temmuz 2012
Kılavuzu karga olanın...
Arap Baharı’nı düşünüyorum da, ne baharmış mübârek.
Üzerinden yaz geçti kış geçti yine de durmak bilmiyor! Demir attı Suriye’ye, Esad inat mı inat… Teslim olmak bir yana, kan gölüne döndü ülke! Bastırıyor ABD, niyet kötü… Kıvamına gelmiş bölge, taşeronu herkesten hevesli. Ne de olsa tecrübe sahibi… Libya’da maşa olmanın tadına vardı! Gözümle gördüm, İstanbul’un lüks hastaneleri ev sahibiydi… Anti-Kaddafici gûruhlar sıram sıram ağırlandılar. Hizmette sınır yok, hesabı ödeyen Türkiye… Garip ama yoksul halkımıza kapalı mekânların kapıları ardına kadar açıktı! Şimdi de Güney illerimiz… Elli bine yaklaşmış Suriyeli misafirler… Yerleşkeleri depremzede Vanlılar da yok… Faturayı ödeyen yine Türkiye! Ohhh! Suyundan da koy! Fakir fukaraya makarna-bulgur-tahin helvası… Arap isyankâra sevdanın yolları! Sormazlar mı adama; “bu nasıl adalet?”… Kendi vatandaşına sırtını dön… İhvancılara, El-Kaidecilere, Hizbullahcılara, Hamascılara kankardeş muamelesi! Peki Arkadaş, Kürdün günâhı ne? Mahabat’tan sonra kuramadı bir devlet… Onun da ömrü on bir aydı! Neyse ki imdada yetişti Amerika… Önce Saddam’ın kellesini aldı… Peşinden Irak Kürdistanı’nı ilân etti… Var mı itirazınız? Hatırlarsınız, bir zamanlar can düşmanımızdı Barzani… Ya şimdi? Unuttuk ağzımızdan çıkan lafları, yedi cihana dostluğumuzu sergileyip… Kırmızı halılar döşedik Çankaya’nın yollarına, o biçim hasbıhâller ettik! Gelelim “Büyük Devlet”, “Oyun Kurucu” martavalına… Irak’la 400 Suriye ile 800 kilometre sınırımız varmış… Varsa var, n’olmuş? Kurulacak Büyük Kürdistan’a izin vermezmişiz! Yahu kırk kere söyledik, dilimizde tüy bitti ama.. Bir kez daha tekrar edelim; senin aslî görevin taşeronluk… Bu kafayla da bir adım öteye gidemezsin… Madem ki biat etmişsin Büyük Patron’a, daha açık ifadeyle Oval Ofis’e… O ne derse o olur… Kurulacaksa Suriye’nin kuzeyinde devlet… Irak’ta olduğu gibi… Senin görevin paşa paşa itaat etmek. (Nokta) Ayrıca büyük devlet olmanın yolu halkına hizmet… Eşitlikçi, özgürlükçü, adaletli anlayışla… İktidarda olduğu on yılı… Tarikatçılığın, cemaatçiliğin yükselişini… Yaptığı karşı devrimleri gördük. O nedenledir ki Usta, sakın korkma... Alt üstü 1200 km’lik sınır… Alır ABD’den icazeti… Salar güneye… Nasıl olsa full-aksesuvar diplomat Davut emrine amade! Bak o zaman ülkemizin yarınlarına… Hani derler ya; kılavuzu karga olanın… ( Bu kez üç nokta) Devamı gelecek yazıya! www.gazetemen.com | |||
29 Temmuz 2012
Tuna'ya Çağrı!
.
Basının armadası Tuna’yı da harcadı.
Hürriyet'le yazar Kiremitçi’den söz ediyorum.
Yalnız Tuna Kiremitçi’nin kırmızı kart görmesi ilginç…
Daha doğrusu teamüllere uymuyor…
Yargısız infaz, bir gecede defterini dürmüşler!
O da bu duruma itiraz ediyor…
Mahkemeye gitmiş, onurunun zedelendiği iddiasıyla “1 TL”lik dava açmış.
Aslında iyi yapmış, ne yani, Armada gemisi dediysek çalışanlar safra mı?
Sorgusuz suâlsiz denizlere at!
Farkında mısınız, son yıllarda Hürriyet’e bir hâller oldu…
Devr-î Zaman’ı geçelim, Posta birinci Hürriyet ikinci…
Tiraj açısından en istikrarlı gazete!
Buna rağmen Emin’i postaladılar…
Ki zaten gazetenin adıyla müsemma değildi, yaptığı “Bekçi Murtaza”lıktı.
Peşinden göbeğini kaşıyan Bekir şutlandı, kimseyi şaşırtmadı.
Bilâhare amigo Tufan, Dr.Cüneyt…
Keskin sosyalist İnce’yle soldan çarklı Hadi’nin gidişi son perde derken…
Şimdi de aşkın kalemi Tuna!
Üstelik genç arkadaş ana gazetede de yazmıyor…
Çıtır çerez magazin ilâvesinde, Kelebek’te yazıyor.
İyi de yazıyor; kadından yardan evlilikten çocuktan sanattan motordan seyahatten…
Bulgaristan dahil (son sevgilisinin memleketi) daha neler neler!
Ha bir de -sık olmasa da- siyasetten söz ediyor.
Sıkı bir Atatürkçü sapına kadar ulusalcı…
Dolayısıyla iktidardan hoşnut olduğu söylenemez.
Ûslubu naif edebî şiirsel, Emin-Bekir-Yılmaz üçlüsüne benzemez.
Ne yalan söyleyeyim onların dilini rahmetli Ahmet Vardar’a benzetirim…
“Bana bak lan, gelirsem oraya, ona göre, ayağını denk al!” gibisinden!
Tuna öyle mi?
Sağlam samimî bir yurtsever…
Keşke Kemalist ve Ulusalcılar o’nu örnek alsa…
Yumuşasalar -layt olmasınlar canım- empati melekelerini geliştirseler…
Statükoculuktan kurtulup devrimci ruhla çağı kavrayabilseler…
Devletin şemsiyesinden, militarizmin gölgesinden bir sıyrılabilseler…
Görün o zaman oy oranını…
Yüzde 40’ın altına düşerse kalemimi kırar klavyenin başına geçerim!
Neyse, aşkın çocuğu kelebek misâli uçtu gitti…
Yanılmıyorsam bir ara Pravda’da -pardon- Cumhuriyet’te şansını denemişti…
Demek kan uyuşmazlığı, kimyalar tutmadı!
Nasıl tutsun, Mozart aşkıyla yanıp tutuşan rahmetli Nadir Nadi’nin gazetesi…
Çakıldı kaldı 50 bin tiraja, ne uzar ne kısalır, Beyaz Türklerin basmakalıp günlük dergisi!
Kendi adıma çok özleyeceğim Tuna’yı…
Biliyorum, her şeyin başı aydın doğanlar…
Ne olduysa 3,5 milyar dolarlık vergi cezasından sonra oldu…
Önce uzlaşma, sonra tırpan, Trump Towers’ın açılışı final…
Hünkâr “yürü kulum” dedi…
Kim tutar seni, ihâleler eşliğinde merkez medya son sürat yola devam!
Sevgili Tunacığım, takma kafanı…
Gel bizim gazeteye, en azından iş bulana kadar…
Gerçek özgürlük burada, boş ver basın ahlâkını…
Olmayan şeyden söz etmek kimin işine yarar?
O nedenle uğra sitemize, çayımızı kahvemizi iç…
Arzularsan Kıbrıs’ın “Ergenekon” şarabını ikram ederiz…
Yeter ki gönüller bir olsun…
Aşktan da anlarız meşkten de…
Şimdilik geçmiş olsun…
Fazla uzatma, tez zamanda görüşelim Tuna.
Önemli Not: Mahkemede tanığa ihtiyacın olursa...
Sakın çekinme, bir alo’n yeter, sevgiyle muhabbetle!
www.gazetemen.com
Basının armadası Tuna’yı da harcadı.
Hürriyet'le yazar Kiremitçi’den söz ediyorum.
Yalnız Tuna Kiremitçi’nin kırmızı kart görmesi ilginç…
Daha doğrusu teamüllere uymuyor…
Yargısız infaz, bir gecede defterini dürmüşler!
O da bu duruma itiraz ediyor…
Mahkemeye gitmiş, onurunun zedelendiği iddiasıyla “1 TL”lik dava açmış.
Aslında iyi yapmış, ne yani, Armada gemisi dediysek çalışanlar safra mı?
Sorgusuz suâlsiz denizlere at!
Farkında mısınız, son yıllarda Hürriyet’e bir hâller oldu…
Devr-î Zaman’ı geçelim, Posta birinci Hürriyet ikinci…
Tiraj açısından en istikrarlı gazete!
Buna rağmen Emin’i postaladılar…
Ki zaten gazetenin adıyla müsemma değildi, yaptığı “Bekçi Murtaza”lıktı.
Peşinden göbeğini kaşıyan Bekir şutlandı, kimseyi şaşırtmadı.
Bilâhare amigo Tufan, Dr.Cüneyt…
Keskin sosyalist İnce’yle soldan çarklı Hadi’nin gidişi son perde derken…
Şimdi de aşkın kalemi Tuna!
Üstelik genç arkadaş ana gazetede de yazmıyor…
Çıtır çerez magazin ilâvesinde, Kelebek’te yazıyor.
İyi de yazıyor; kadından yardan evlilikten çocuktan sanattan motordan seyahatten…
Bulgaristan dahil (son sevgilisinin memleketi) daha neler neler!
Ha bir de -sık olmasa da- siyasetten söz ediyor.
Sıkı bir Atatürkçü sapına kadar ulusalcı…
Dolayısıyla iktidardan hoşnut olduğu söylenemez.
Ûslubu naif edebî şiirsel, Emin-Bekir-Yılmaz üçlüsüne benzemez.
Ne yalan söyleyeyim onların dilini rahmetli Ahmet Vardar’a benzetirim…
“Bana bak lan, gelirsem oraya, ona göre, ayağını denk al!” gibisinden!
Tuna öyle mi?
Sağlam samimî bir yurtsever…
Keşke Kemalist ve Ulusalcılar o’nu örnek alsa…
Yumuşasalar -layt olmasınlar canım- empati melekelerini geliştirseler…
Statükoculuktan kurtulup devrimci ruhla çağı kavrayabilseler…
Devletin şemsiyesinden, militarizmin gölgesinden bir sıyrılabilseler…
Görün o zaman oy oranını…
Yüzde 40’ın altına düşerse kalemimi kırar klavyenin başına geçerim!
Neyse, aşkın çocuğu kelebek misâli uçtu gitti…
Yanılmıyorsam bir ara Pravda’da -pardon- Cumhuriyet’te şansını denemişti…
Demek kan uyuşmazlığı, kimyalar tutmadı!
Nasıl tutsun, Mozart aşkıyla yanıp tutuşan rahmetli Nadir Nadi’nin gazetesi…
Çakıldı kaldı 50 bin tiraja, ne uzar ne kısalır, Beyaz Türklerin basmakalıp günlük dergisi!
Kendi adıma çok özleyeceğim Tuna’yı…
Biliyorum, her şeyin başı aydın doğanlar…
Ne olduysa 3,5 milyar dolarlık vergi cezasından sonra oldu…
Önce uzlaşma, sonra tırpan, Trump Towers’ın açılışı final…
Hünkâr “yürü kulum” dedi…
Kim tutar seni, ihâleler eşliğinde merkez medya son sürat yola devam!
Sevgili Tunacığım, takma kafanı…
Gel bizim gazeteye, en azından iş bulana kadar…
Gerçek özgürlük burada, boş ver basın ahlâkını…
Olmayan şeyden söz etmek kimin işine yarar?
O nedenle uğra sitemize, çayımızı kahvemizi iç…
Arzularsan Kıbrıs’ın “Ergenekon” şarabını ikram ederiz…
Yeter ki gönüller bir olsun…
Aşktan da anlarız meşkten de…
Şimdilik geçmiş olsun…
Fazla uzatma, tez zamanda görüşelim Tuna.
Önemli Not: Mahkemede tanığa ihtiyacın olursa...
Sakın çekinme, bir alo’n yeter, sevgiyle muhabbetle!
www.gazetemen.com
28 Temmuz 2012
Olimpiyat ve Biz!
.
Londra XXX. Olimpiyat Oyunları’nın açılış törenini izliyorum…
Müthiş bir gösteri, doksan yaşına yaklaşmış Elizabeth teyzeyi paraşütle atlatıyorlar.
Koruması James Bond-007!
İngilizler dünya kamuoyuna sağlam bir senaryoyla çıkmışlar.
Müzik/orkestrasyon etkili, görsellik uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek.
Ya hikâye?
Üzerinde güneş batmayan imparatorluktan tarihsel manzaralar…
Basit bir köy evinden sanayi devrimine uzanan show…
Müzikten edebiyata, sanatın her dalı ve iletişim-bilgi çağı.
Çağımızda tamamen profesyonelleşse de iyi ki spor…
İyi ki olimpiyatlar var.
Çünkü insanlığın ilgisini çeken bu tur organizasyonlar; barışı-kardeşliği-dostluğu hatırlatıyor.
Gezegende yalnız olmadığımızı; iki yüzü aşkın devlet, yedi milyar nüfus…
Bunun bilincine varmak az şey mi?
Biz de istiyoruz…
İktidarımız asılıyor, 2020 illâ İstanbul’da olacak.
Haydi oldu diyelim, körün taşı rast gitti…
Çinliler, İngilizler gibi insanlığa aktaracak ne tür öykümüz olacak?
Merak bu ya, son iki olimpiyatın açılış törenlerinden etkilendim.
Biliyorsunuz haşmetmeapımız Osmanlı hayranı…
Varsayalım ki kurgu şanlı tarihimiz!
1453’le başladık, kahpe Bizans’ı yerle bir ettik…
Beyazıd’ı pas geçelim, Yavuz’la Ortadoğu’nun fethi…
Üç yüz bin Alevî’yi kılıçtan geçirmiş ama…
Ne önemi var, mühim olan devletin bekası(!)
Ve Muhteşem Süleymanlı devirler…
Hürrem yengemiz etrafında dönen saray entrikaları…
Peşinden geri vites…
Çöküşe geçen imparatorluk!
Sonrası?
Bence şık değil, mağlûbiyetler, kaybedilen milyonlarca kilometre kare toprak…
Ve kurulan ulus devlet.
O bölüm de sancılı.
Kanla bastırılan isyanlar, darbeler, işkenceler, hapishaneler, yakılan insanlar!
Evet, durum anlaşılıyor…
İnsanlığa anlatacak sağlam bir senaryomuz yok.
Zaten son bin yıla bakmak yeterli…
Teoremi tescilli matematikçi Cahit Arf ile bulduğu hastalığa adını veren Behçet Uz…
Var mı üçüncüsü?
Ha, inkâr etmeyelim…
Bir de Nobel ödüllü Orhan Pamuk’umuz var ama…
Gurur duyanımız az, kızanımız çok!
O nedenledir ki Nazım’ın izinden gitti, attı kapağı yurtdışına!
Geriye ne kaldı?
Tarikatlar, cemaatler, İmam Hatipler, Kuran kursları, İlâhiyat fakülteleri…
Dindar ulusun sağlam kaleleri…
Çamlıca’ya da kondurdun mu altı minareliyi…
Çek bir film Sinan Çetin…
Olimpiyat ruhunu yansıtmasa da sultanımızı anlatsın…
Ki maksat muhabbet olsun!
Not: Sevgili Sinan, attan düşmeyi unutma…
Ne de olsa sporcudur hünkârımız!
.
Londra XXX. Olimpiyat Oyunları’nın açılış törenini izliyorum…
Müthiş bir gösteri, doksan yaşına yaklaşmış Elizabeth teyzeyi paraşütle atlatıyorlar.
Koruması James Bond-007!
İngilizler dünya kamuoyuna sağlam bir senaryoyla çıkmışlar.
Müzik/orkestrasyon etkili, görsellik uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek.
Ya hikâye?
Üzerinde güneş batmayan imparatorluktan tarihsel manzaralar…
Basit bir köy evinden sanayi devrimine uzanan show…
Müzikten edebiyata, sanatın her dalı ve iletişim-bilgi çağı.
Çağımızda tamamen profesyonelleşse de iyi ki spor…
İyi ki olimpiyatlar var.
Çünkü insanlığın ilgisini çeken bu tur organizasyonlar; barışı-kardeşliği-dostluğu hatırlatıyor.
Gezegende yalnız olmadığımızı; iki yüzü aşkın devlet, yedi milyar nüfus…
Bunun bilincine varmak az şey mi?
Biz de istiyoruz…
İktidarımız asılıyor, 2020 illâ İstanbul’da olacak.
Haydi oldu diyelim, körün taşı rast gitti…
Çinliler, İngilizler gibi insanlığa aktaracak ne tür öykümüz olacak?
Merak bu ya, son iki olimpiyatın açılış törenlerinden etkilendim.
Biliyorsunuz haşmetmeapımız Osmanlı hayranı…
Varsayalım ki kurgu şanlı tarihimiz!
1453’le başladık, kahpe Bizans’ı yerle bir ettik…
Beyazıd’ı pas geçelim, Yavuz’la Ortadoğu’nun fethi…
Üç yüz bin Alevî’yi kılıçtan geçirmiş ama…
Ne önemi var, mühim olan devletin bekası(!)
Ve Muhteşem Süleymanlı devirler…
Hürrem yengemiz etrafında dönen saray entrikaları…
Peşinden geri vites…
Çöküşe geçen imparatorluk!
Sonrası?
Bence şık değil, mağlûbiyetler, kaybedilen milyonlarca kilometre kare toprak…
Ve kurulan ulus devlet.
O bölüm de sancılı.
Kanla bastırılan isyanlar, darbeler, işkenceler, hapishaneler, yakılan insanlar!
Evet, durum anlaşılıyor…
İnsanlığa anlatacak sağlam bir senaryomuz yok.
Zaten son bin yıla bakmak yeterli…
Teoremi tescilli matematikçi Cahit Arf ile bulduğu hastalığa adını veren Behçet Uz…
Var mı üçüncüsü?
Ha, inkâr etmeyelim…
Bir de Nobel ödüllü Orhan Pamuk’umuz var ama…
Gurur duyanımız az, kızanımız çok!
O nedenledir ki Nazım’ın izinden gitti, attı kapağı yurtdışına!
Geriye ne kaldı?
Tarikatlar, cemaatler, İmam Hatipler, Kuran kursları, İlâhiyat fakülteleri…
Dindar ulusun sağlam kaleleri…
Çamlıca’ya da kondurdun mu altı minareliyi…
Çek bir film Sinan Çetin…
Olimpiyat ruhunu yansıtmasa da sultanımızı anlatsın…
Ki maksat muhabbet olsun!
Not: Sevgili Sinan, attan düşmeyi unutma…
Ne de olsa sporcudur hünkârımız!
.
27 Temmuz 2012
Utanmaz Siyaset!
“Can kaybından endişeliyiz”…“Libya gibi Suriye’de istekli olmayacağız"...
Kim söylüyor?
ABD!
İnanır mısınız?
Veya mızrak çuvala sığar mı?
Çünkü taşeronu Türkiye…
Maşa varken el yakmaya değer mi?
Ancak utanma olmayınca…
Ne yazsanız boş!
Daha dün Irak’ta…
Hatırlarsınız, demokrasi gelecekti…
N’oldu?
Arife tarif gerekmez…
Üç’e bölündü de facto…
Kuzey Kürdistan…
Güney iki parça…
Ortası Sünni…
Aşağısı Şii…
Hoş geldin çok parçalı Mezopotamya!
Sırada Suriye…
Boş verin Beşer’i…
Huyu kurusun, babasının oğlu.
Baas’çı, Mısırlı Nasır’ın soyundan…
Laik-Milliyetçi-Diktatör…
Üstelik Müslüman-Nusayri!
Gelir mi bu topraklara demokrasi?
Peki, ABD’nin telaşı?
Muhalefeti örgütleyen, dolarları saçan, Esad’ı gözüne kestiren…
Bunlar yetmezmiş gibi Ortadoğu’nun gelmiş geçmiş yegâne fatihini şamar oğlanı yapan…
Demez mi; “insan hakları demokrasi!”.
Arsız, rezil…
Bir buçuk milyon cana kıydın…
Biz de sevmeyiz Saddam’ı!
Senin derdin barış mı…
Yoksa aşağılık çıkarlarını örgütlemek mi?
Ah bu gerçekleri anlasa halkımız…
Maskesi düşecek “One minute”ın.
Yalnız maskesi mi…
Tüm kirli çamaşırları sergilenecek…
Villalar, gemicikler özel dostluklar!
Keşke mabet yapmakla tarihe geçilseydi…
Ölümsüzleşirdi diktatörler.
Kaç kere gördüm Arap liderlerini…
Fakirin iftar sofrasında!
Bir ellerinde hurma, kıçları altın taharet musluğunda!
Tövbe tövbe…
Mübârek Ramazan-ı şerifte günâha mı giriyorum acaba?
.
26 Temmuz 2012
Aydınlık Yarınlar
.

12 Eylül…
Sıkıntı çok, kaçaklık günleri…
Bir taraftan ekmek kavgası, diğer taraftan yakalanma korkusu.
Daha Özalizm ilân edilmemiş…
Oturduğum apartmanın bahçesinde araba sayısı tek…
Röno…
Sahibi: Emekli Başçavuş…
Sanırsınız cuntanın Özel Kalem Müdürü!
Omzu değil kolu pırpırlı asker eskisi…
Arabasına aşkından olsa, binanın ortak kullanım alanını özel garajı yaptı.
Aslında kocaman bahçe, alayı otopark.
Lâkin henüz ufuklar dar, öncelikle ehliyetimiz yok…
Beyinsel kalibremiz yetmiyor almaya…
Yalnız o’nun var!
Komşularım öğretmen, emekli, memur, küçük esnaf…
Fakat gediklimiz imparator…
Bir afra tafra…
Arkasına almış faşizmin gazını…
Sanırsınınız Hitler’in yeni versiyonu!
Neyse, kışlasında yaptığı işgâl kanımıza dokundu…
Acil bir toplantı…
Yıkım kararı çıktı.
Başta hâkir kulunuz, elinde balta…
Bir gece vakti yıktık garajı cümbür cemaat.
Tepkisiz kalır mı kumandan?
Anında dava…
Gerekçesi: “Özel mülkiyete tecavüz!”.
Çıktık mahkemeye…
Kaç kişi?
İki…
Çoğu komşum sinmiş, özür dilemiş!
Yalnız Hakim konuya hakim…
“Söyle şikayetini?” demesiyle…
Bizim dıngıl: “Arabamı kıskanıyorlar” demez mi?
Sonuç malûm…
Bir fırça, hakkımızda beraat!
Bütün bunlar aklıma nerden geldi?
Tahmin edin bakalım…
İpucuna gerek var mı?
Bizimki canım…
ABD’ye arkasını verip komşularına efelenen!
Hani “oyun kurucu” diyorlar ya…
Kırk yıllık dostuna ihânet eden.
Ne hak bilir ne adalet ne vefa…
Arkadan hançerleme ustası…
Bir de Arap kavmine lâf ederler!
Elbet tarih yazacaktır…
Mazlumdan yana gözüken siyaset bezirgânlarıyla…
Kapitalizme uşaklık eden din tüccarlarını.
Tanrıya şükürler olsun…
Bizim ülkemizde yok…
Var gözükse de kesin gidiciler…
Sağlamdır temeller…
Endişeniz olmasın, aydınlıktır yarınlar.
.

12 Eylül…
Sıkıntı çok, kaçaklık günleri…
Bir taraftan ekmek kavgası, diğer taraftan yakalanma korkusu.
Daha Özalizm ilân edilmemiş…
Oturduğum apartmanın bahçesinde araba sayısı tek…
Röno…
Sahibi: Emekli Başçavuş…
Sanırsınız cuntanın Özel Kalem Müdürü!
Omzu değil kolu pırpırlı asker eskisi…
Arabasına aşkından olsa, binanın ortak kullanım alanını özel garajı yaptı.
Aslında kocaman bahçe, alayı otopark.
Lâkin henüz ufuklar dar, öncelikle ehliyetimiz yok…
Beyinsel kalibremiz yetmiyor almaya…
Yalnız o’nun var!
Komşularım öğretmen, emekli, memur, küçük esnaf…
Fakat gediklimiz imparator…
Bir afra tafra…
Arkasına almış faşizmin gazını…
Sanırsınınız Hitler’in yeni versiyonu!
Neyse, kışlasında yaptığı işgâl kanımıza dokundu…
Acil bir toplantı…
Yıkım kararı çıktı.
Başta hâkir kulunuz, elinde balta…
Bir gece vakti yıktık garajı cümbür cemaat.
Tepkisiz kalır mı kumandan?
Anında dava…
Gerekçesi: “Özel mülkiyete tecavüz!”.
Çıktık mahkemeye…
Kaç kişi?
İki…
Çoğu komşum sinmiş, özür dilemiş!
Yalnız Hakim konuya hakim…
“Söyle şikayetini?” demesiyle…
Bizim dıngıl: “Arabamı kıskanıyorlar” demez mi?
Sonuç malûm…
Bir fırça, hakkımızda beraat!
Bütün bunlar aklıma nerden geldi?
Tahmin edin bakalım…
İpucuna gerek var mı?
Bizimki canım…
ABD’ye arkasını verip komşularına efelenen!
Hani “oyun kurucu” diyorlar ya…
Kırk yıllık dostuna ihânet eden.
Kargadan başka kuş, Kâbe’den başka kıble
tanımayan…
Ki aslî görevi taşeronluk…
Sahibinin sesi…
Utanmasa Amerikan bayrağıyla dolaşacak.
Saldırır sağa sola…Ki aslî görevi taşeronluk…
Sahibinin sesi…
Utanmasa Amerikan bayrağıyla dolaşacak.
Ne hak bilir ne adalet ne vefa…
Arkadan hançerleme ustası…
Bir de Arap kavmine lâf ederler!
Elbet tarih yazacaktır…
Mazlumdan yana gözüken siyaset bezirgânlarıyla…
Kapitalizme uşaklık eden din tüccarlarını.
Tanrıya şükürler olsun…
Bizim ülkemizde yok…
Var gözükse de kesin gidiciler…
Sağlamdır temeller…
Endişeniz olmasın, aydınlıktır yarınlar.
.
25 Temmuz 2012
Medyanın Ahlâkı!
.
Aklıma 1989 yerel seçimleri geldi
Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere silmiş süpürmüştü SHP.
İl Genel Meclisi bazında aldığı oy: %28.71
Toplamda 39 il, Kayseri’de bile sosyal demokratlar.
Hayatın garip cilvesi…
Şimdi adını vermeyeyim, yıl 92…
İstanbul’un yeni kurulan belediyelerinden birindeyim…
Ayıptır söylemesi, üstün yeteneklerimden istifade edilmek üzere atanmıştım…
Unvanım: Genel Koordinatör(!)
Vatan sevgisi yüreğimizde, cüzdan boş…
Sapına kadar sosyalistiz, her zamanki gibi!
Başladık kutsal göreve, maksadım halka hizmet.
Lâkin başkan iki de bir demez mi; “Proje üretsene arkadaş”…
Ve ilâve ediyor yüzü kızarmadan: “Sen de kazan ben de!”.
Zaten yeni iş başı yapmışım, tanımam dönen çarkı…
Ne zaman ki idrâk ettim, bastım istifayı.
Toplam kıdemim 4 ay 3 gün…
Utanmaz reziller, SSK primimi “30+1” gün yatırmışlar!
Evet, girizgâhı uzattım, farkındayım…
Derdim o günlerden bir anıyı paylaşmak…
Aslında çok da, bir örnek arka plân için yeter de artar.
Sabah akşam basın mensupları belediyede…
Akşam yemeği garanti (içkili), öğlen tabldot...
İftira atmayayım, kahvaltıdan haberim yok.
Çenem düşüktür, haydi ekstrayı da aktarayım…
Gazetecilerin cebinde İGS fişi!
Ya karşılığı…
Başkan basında, sürmanşette…
Sanırsınız belediye Büyük Şehir…
Sarıgül’ün erken versiyonu!
Şimdi gelelim sadede…
Ahmet Altan ûstâd, nam-ı diğer Taraf Genel Yayın Yönetmeni…
Dokunmuş basının ahlâkına, şalterine.
Yazdıkları yenilir yutulur türden değil.
Şahsen medya mensubu olsam…
Tabii ki temizsem…
Yedi ceddinden başlarım da…
Neyse ki üzerime alınmadım, sonuçta kendi hâlinde emekliyim.
Olsun, yine de söyledikleri üzerinde durmak lâzım...
Ayrıca ülkemizde kime sorarsanız sorun…
Gazetecinin haklı bir şöhreti var.
Önce güvenilmez, yazdığına inanılmaz, iktidar kayığını sever!
Ee, daha ne olsun?
O nedenledir ki sevgili Ahmet okurlarına ders verme…
Ne demiştin “İsyan Günlerinde Aşk ” adlı eşsiz eserinde:
“Kimseyi kendi ölçülerinle yargılama, herkesi kendi ölçüleriyle yargıla”…
“Ahlâksızlık benim ahlâkıma uymayan değil, kendi ahlâkına uymayandır”…
Ne dersin yüksek ahlâk sahibi Ahmet Usta?
Meraklısı için not: Bizim başkanın parlak siyasî hayatı devam etti.
İş adamı kimliğiyle çiftliklerinin yanı sıra yurtiçi ve yurtdışı şirketleri aldı yürüdü.
Önce kız kardeşi bilâhare kendileri milletvekili sıfatıyla parlamentoyu şereflendirdi!
Ya şimdi?
Nerden bileyim değerli okurlar…
Köprüde sürtündük diye akraba olacak değiliz ya!
.
Aklıma 1989 yerel seçimleri geldi Başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere silmiş süpürmüştü SHP.
İl Genel Meclisi bazında aldığı oy: %28.71
Toplamda 39 il, Kayseri’de bile sosyal demokratlar.
Hayatın garip cilvesi…
Şimdi adını vermeyeyim, yıl 92…
İstanbul’un yeni kurulan belediyelerinden birindeyim…
Ayıptır söylemesi, üstün yeteneklerimden istifade edilmek üzere atanmıştım…
Unvanım: Genel Koordinatör(!)
Vatan sevgisi yüreğimizde, cüzdan boş…
Sapına kadar sosyalistiz, her zamanki gibi!
Başladık kutsal göreve, maksadım halka hizmet.
Lâkin başkan iki de bir demez mi; “Proje üretsene arkadaş”…
Ve ilâve ediyor yüzü kızarmadan: “Sen de kazan ben de!”.
Zaten yeni iş başı yapmışım, tanımam dönen çarkı…
Ne zaman ki idrâk ettim, bastım istifayı.
Toplam kıdemim 4 ay 3 gün…
Utanmaz reziller, SSK primimi “30+1” gün yatırmışlar!
Evet, girizgâhı uzattım, farkındayım…
Derdim o günlerden bir anıyı paylaşmak…
Aslında çok da, bir örnek arka plân için yeter de artar.
Sabah akşam basın mensupları belediyede…
Akşam yemeği garanti (içkili), öğlen tabldot...
İftira atmayayım, kahvaltıdan haberim yok.
Çenem düşüktür, haydi ekstrayı da aktarayım…
Gazetecilerin cebinde İGS fişi!
Ya karşılığı…
Başkan basında, sürmanşette…
Sanırsınız belediye Büyük Şehir…
Sarıgül’ün erken versiyonu!
Şimdi gelelim sadede…
Ahmet Altan ûstâd, nam-ı diğer Taraf Genel Yayın Yönetmeni…
Dokunmuş basının ahlâkına, şalterine.
Yazdıkları yenilir yutulur türden değil.
Şahsen medya mensubu olsam…
Tabii ki temizsem…
Yedi ceddinden başlarım da…
Neyse ki üzerime alınmadım, sonuçta kendi hâlinde emekliyim.
Olsun, yine de söyledikleri üzerinde durmak lâzım...
Ayrıca ülkemizde kime sorarsanız sorun…
Gazetecinin haklı bir şöhreti var.
Önce güvenilmez, yazdığına inanılmaz, iktidar kayığını sever!
Ee, daha ne olsun?
O nedenledir ki sevgili Ahmet okurlarına ders verme…
Ne demiştin “İsyan Günlerinde Aşk ” adlı eşsiz eserinde:
“Kimseyi kendi ölçülerinle yargılama, herkesi kendi ölçüleriyle yargıla”…
“Ahlâksızlık benim ahlâkıma uymayan değil, kendi ahlâkına uymayandır”…
Ne dersin yüksek ahlâk sahibi Ahmet Usta?
Meraklısı için not: Bizim başkanın parlak siyasî hayatı devam etti.
İş adamı kimliğiyle çiftliklerinin yanı sıra yurtiçi ve yurtdışı şirketleri aldı yürüdü.
Önce kız kardeşi bilâhare kendileri milletvekili sıfatıyla parlamentoyu şereflendirdi!
Ya şimdi?
Nerden bileyim değerli okurlar…
Köprüde sürtündük diye akraba olacak değiliz ya!
.
21 Haziran 2012
Ağlayan Laleler!
Cilo…
Yüksekliğiyle ikinci sırada… Diğer bir adı Buzul Dağı. Hakkari/Irak sınırında. Tepelerine yakın yerde Dağlıca. Deyin ki kartal yuvası. Kuş uçmaz kervan geçmez… Gitmeyi denedim bir kez… Dedi komutan: “Aklını peynir ekmekle mi yedin?”. İşte öyle bir yer. Cevizi balı ünlü… Bir de lalesi. Lalesi yalnız bildiğimiz türden değil. Osmanlıyla ilgisi yok! Bilinen adı: Ters Lale. Asuriler diyor ki: Ağlayan Lale. Her sabah göbüşünden su yayılır! Halkımız “Ağlayan gelin”, “Kerbelâ Lalesi” de der… Baharın müjdecisidir. Karlar eriyince yüzünü gösterir… Toprak altından çıkmanın sevinciyle gülümser… Uzar gider ışığa doğru… Narin dursa da dayanıklıdır soğancıkları… Yeter ki okşansın… Sanırsınız insan yüreği! Çok askerde gördüm… Ellerinde laleler… Gözlerinde hasretle karışık tedirginlik… Tersliğine inat laleler umut mu umut… Ya objektife bakanlar? Ben de var… Odamda durur… Kartpostal boyutunda… İçinde canım! Hâlâ yüreğim çarpar… Gözlerim nemlenir… Aklıma düşer 21 Ekim sabahı yaşadıklarım. Tanrım, nasıl bir acı… Ölüm yağıyor gökyüzünden… Gözyaşı, ağlamak, öfkelenmek çare mi? Dipsiz kuyularda çırpınmak, çaresizlik, bilinmezlik… Ve sesini duymak… “Yaşıyor” diye sessizce haykırmak! Biliyorum bencilce… Ya gidenler? Kulaklarımda anaların babaların çığlıkları… Heyhat! Televizyon ekranlarından izliyorum… Anlamsız bakışlar… Çırpınırken insanlar… Çok uzaklardan bir ses geliyor… Belki koro, belki on binler… Sonsuzluğa sesleniyorlar: “Vatan sağolsun!”. Ne zaman lale görsem… Ters olanını düşünürüm. Toprağa düşen fidanlar… Kınalı kuzular… Davul zurnayla uğurlanışlar… Ve geride kalanlar… Hiç dinmeyecek… Mezara kadar taşınacak acılar! Sonra gökyüzüne bakarım… Yarattığı gölgeyi paylaşamadığımız güneşe… Kardeşçe yaşamak… Barışı solumak bu kadar zor mu? www.gazetemen.com | |||
19 Haziran 2012
Dağlıca!
07 Mayıs 2012
Değerli Erol Çevikçe'nin penceresinden...
7 Mayıs 2012-VATAN İnternet Gazetesi
Biraz da biz övünelim
Erol Çevikçe - cevikce@ttmail.com
Her zaman söylerim, “ben kökümden
şanslıyım” diye. Aydınlanma ve çağdaşlaşmada Anadolu’nun beşiği, müze kent
Amasyalı olmak ayrıcalığın daniskasıdır. 1950’lerde Kabataş Erkek Lisesi'nde
yatılı öğrenci olabilmek, eşsiz bir fırsattır. Mühendis olmak isterken, İTÜ’nün
sınavını kazanamadığım için İÜ İktisat Fakültesi'nden diploma almam,
rastlantının en âlâsıdır. Hele ki, iş yaşamına Devlet Planlama Teşkilatı'nda
başlamak, nadir bir kısmettir. Üstüne üstlük, daha kırkına gelmeden, Halkçı
Ecevit’in milletvekili ve bakanı olmak ise onurların en yücesidir. Şimdi ben,
dayıoğlum Macit’le övünmekte haksız mıyım? Buyurun son bir
yazısı:
"Macit CÜNÜNOĞLU
30. 04. 2012 - 07.11 GAZETEMEN İnt. Gazetesi
"Macit CÜNÜNOĞLU
30. 04. 2012 - 07.11 GAZETEMEN İnt. Gazetesi
Macit CÜNÜNOĞLU
30.04.2012 - 07:11

İmparatorluğun Ayak Sesleri!
Başyazarımız kadar olmasa da bu adamı seviyorum…
Özelleştirme meftunu, sanat uzmanı!
Özelleştirme meftunu, sanat uzmanı!
“Sen kimsin?”…
“Mürebbiye parmağı”…
“Mürebbiye parmağı”…
İnanmayacaksınız…
Böyle lâflar sarf eden başbakanı bir özlemişim!
Böyle lâflar sarf eden başbakanı bir özlemişim!
Müthiş…
Bir o kadar etkili.
Sağlamcı, meydan okuyor cepheden.
Helâl olsun…
Toprağım, adamım benim!
Bir o kadar etkili.
Sağlamcı, meydan okuyor cepheden.
Helâl olsun…
Toprağım, adamım benim!
Boş yere mi üç sezon nambır van…
Şimdi yüzde elli…
Yarın yüzde altmış!
Şimdi yüzde elli…
Yarın yüzde altmış!
Ayrıca kime kafa tutuyorsunuz…
Sanatmış, hukukmuş, oturma eylemiymiş…
Dalga mı geçiyorsunuz…
Sizi gidi dalgacılar!
Sanatmış, hukukmuş, oturma eylemiymiş…
Dalga mı geçiyorsunuz…
Sizi gidi dalgacılar!
Kahvaltılar, “Beraber yürüdük” numaraları…
Az şey mi…
Çoğunuz sıraya girmedi mi?
“Yetmez ama EVET” ayaklarına yatmadı mı?
Unutur mu tarih…
Aptal mı halkımız?
Az şey mi…
Çoğunuz sıraya girmedi mi?
“Yetmez ama EVET” ayaklarına yatmadı mı?
Unutur mu tarih…
Aptal mı halkımız?
İşte böyle…
“Karamanın koyunu…” demiş atalarımız…
Bu adam özelleştirme şampiyonu.
Ayrıca Opera-Bale-Tiyatro-Senfoni'de devletin parmağı olur mu?
“Karamanın koyunu…” demiş atalarımız…
Bu adam özelleştirme şampiyonu.
Ayrıca Opera-Bale-Tiyatro-Senfoni'de devletin parmağı olur mu?
Devlet dediğin inanç, din, mezhep, cemaat, tarikat, cennet, PTT'yle ilgilenir…
O nedenledir ki ülkenin göz bebeği diyanet ile telekulak...
İmam hatipler kışla…
Gerisi hikâye!
O nedenledir ki ülkenin göz bebeği diyanet ile telekulak...
İmam hatipler kışla…
Gerisi hikâye!
Evet, dünyevî olan her şey özelleşecektir.
Tanrıyla olan ilişkiler haricinde.
Tanrıyla olan ilişkiler haricinde.
Var mı itirazı olan?
Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır…
Ve adı-soyadı-göbek adı demokrasidir…
İleri vitese takılmış olanından!
Yaptıkları yapacaklarının teminatıdır…
Ve adı-soyadı-göbek adı demokrasidir…
İleri vitese takılmış olanından!
Yürü git aslanım benim…
Kim tutar seni?
NATO’yu hizaya sokmuşsun ki (öyle diyor C.K.)…
Yirmi birinci yüzyılın gerçek padişahısın!
Kim tutar seni?
NATO’yu hizaya sokmuşsun ki (öyle diyor C.K.)…
Yirmi birinci yüzyılın gerçek padişahısın!
Takma kafanı oyunculara, hukukçulara…
Zaten ülke döndü tiyatroya!
Ankara dersen; Hisseli Harikalar Kumpanyası…
En kralından çek bir anayasa…
Özelleştir orduyu, emniyeti…
Çok değil az kaldı…
İlân edilecek RTE imparatorluğu!
Zaten ülke döndü tiyatroya!
Ankara dersen; Hisseli Harikalar Kumpanyası…
En kralından çek bir anayasa…
Özelleştir orduyu, emniyeti…
Çok değil az kaldı…
İlân edilecek RTE imparatorluğu!
06 Nisan 2012
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
4-G’NİN GENÇLERİ
1965… Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...
-
Mehmet Ali'yi de yitirdik. Yiğit dostum benim. Önce Yüksel, şimdi de O. İnşaat Yüksek Teknikeri ve sendikacıydı. Fakat ömrünü işçi s...
-
Şeref Gülsün Büyük sanatçılar vardır, çevreleri dışında tanınmazlar. Emekçilerdir, vitrin malzemesi olmazlar. N...
-
Üç Silahşör ve bir Melek Çok uzaklardan Evrim'in sesi geliyor. Uğur ile Mehmet Ali'nin kızı. Kanada'da yaşıyor. Ve kanlı 12 ...




