10 Temmuz 2023

YOLCULUKLAR

 Bu akşamda böyle olsun…

Şarkıların içine gömülmüşüm.
Nihavent hüzzam derken
gönül yolculuğuna çıkmışım.
Her zamanki gibi yüreğim dalgalı...
Notalarla dost olmuşum.
Elbette yolculuk hâlindeyim…
Menzilim bulutlar ve ay…
Aydınlık peşindeyim…
Ama güneşin dünyasındayım.
Hayâllerim sonsuz, düşlerim hülyalı…
Aşk var sevda var…
Ve de hakikat peşinde koşmak var.
Dünden geliyorum…
Yarınlara koşuyorum.
Arkamda onca mutluluk ve acı…
Anılarımda heyecan kavga ve de korkunç yenilgi.
Kahrolası işkenceler, mahpus damları.
Derken torun torba…
Şimdi gül bahçelerinde koşuyorum.
Fakat ne geçmişi unuttum…
Ne de geleceğimden vazgeçtim.
İnat bu ya…
İster iyimserlik deyin, ister hüsnükuruntu…
Çocuklar babalarına çeker…
Ben de yetmişinden sonra kızıma çektim.
Hayata ışıldayan gözlerle bakan…
Pire için yorgan yakan…
Ama dostluğun kardeşliğin kıymetli olduğu
dünyalar kuran…
Ve geldik gidiyoruz bu gezegenden diyen.
Kalp kırmadan, sadakatin vefanın anlamını bilerek…
Mangal gibi yüreğimizle yarınlara selâm çakarak…
Engin denizlere açılıyorum.
Macit CÜNÜNOĞLU

07 Temmuz 2023

SON FASIL

 Küçük kentlerde yaşamanın ciddi avantajları da vardır.

Başta ulaşım, genellikle gidilecek menziller ürkütücü
mesafede değil.
Bu da ciddi anlamda zaman kaybını önlüyor.
Ayrıca günlük programlar rahatlıkla yapılabiliyor.
Örneğin Hasbahçe’de kahvaltı, öğle yemeği
Anadolu Mutfağı’nda…
Akşam için ise seçenek çok, eğer hafta sonuysa
Emin Efendi Konağı’nda canlı müzik kafayı dağıtmak
için fena olmaz.
Tabii tüm bu keyfin bir bedeli var.
Asgari ücret eksenli bir vatandaş için hayâl dahi
edilemeyecek  projeler.
Yine de yazalım dedik, en azından yolumuz bir gün
Amasya’ya düşerse elimizi cüzdanımıza atar mevcut
birikimimize göre hareket ederiz.
Tabii benim yaptığım her zaman olduğu gibi
gönül gezdirmek.
Üstelik bedava, ayrıca kişinin düşler dünyasının zengin
olması ufkunu da açıyor.
Serseri mayın gibi kâh orada kâh burada dolaşıyorsunuz.
Bir de çevreye zarar vermeden, kimseye askıntı olmadan.

Geçenlerde Kadıköy’de eski bir dostumla buluştum.
Sokak kafelerinden birine oturup birer çay ve kahve içtik.
İnanmayacaksınız ama 150 TL. hesap ödedim.
Sakın lüks havalı bir ortam sanmayın, Diyarbakır usulü
taburelerin üzerinde sokak sohbeti yaptık.
İşte ülkenin geldiği nokta.
Bu arada çarşıda dolaşırken bir şey dikkatimi çekti.
Bilenler bilir, Çiçek Pasajı’nın, Nevizade’nin eski
popülerliği yok.
Oralar tamamen başta Suriyeliler olmak üzere yabancıların
egemenliğine geçmiş durumda.
Bu bağlamda Kadıköy kısmen de olsa kurtarılmış bölge.
Dolayısıyla İstanbul ölçeğinde çekim merkezi.
Meyhanelerin çoğu da camlarına “İçki sizden mezeler bizden”
yazısını asmışlar.
Olacak iş değil ama oluyor işte.
İşletmeciler müşteri çekebilmek için içki kârından vazgeçip
mezelere yüklenmişler.
Tabii evlerde yapılan rakılar masalardaki yerini almış.
Dolayısıyla alan razı satan razı, herkes memnun.

İşte böyle dostlar, dar bütçeli bir emekli olarak yine de
hayatın güzelliklerini ıskalamamaya çalışıyorum.
Şikâyet etme özelliğim yok, iyimserliğimi de hiç kaybetmedim…
Daima umutlu oldum…
Üstelik halk düşmanı iktidara rağmen.
Tek sığınağım da kitaplarım ile müziğim oldu.
Ne yapalım, ülkemiz Ortaçağ karanlığını yaşıyor.
Siyaset baştan aşağı çürümüş durumda,
hele ana muhalefet partisinin hâlleri…
Rezilliğin dibini bulmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Ben de muhayyer makamından “Çile bülbülüm çile…”
şarkısını dinliyorum.
İyi geliyor yorgun yüreğime…
Peşinden de Münir Nurettin’in son faslı geliyor…
“Ey ömrüm, nasıl geçersen geç…”

Macit CÜNÜNOĞLU

05 Temmuz 2023

GÜN İÇİNDEN

 Bu sabah avare takıldım.

Yorgun gönlüme hafif müzikler iyi geldi.
Radyo Soft’u da tek geçerim.
Öncelikle reklâm spotları yok, dünya müziği yapıyorlar.
Kâh Latin, kâh Afrika folklorik ezgileri.
Âdeta ülkeler arası yolculuk yapıyorum.
Bu arada Amasya’yı unutmadan.
Hatta biraz önce değerli Yılmaz abim ile (Seven)
telefonda görüştüm.
Bir asra yaklaşan ömür, pırıl pırıl beyin…
Gerçek Amasya sevdalılarından.
Yalnız köşesine çekilip oturanlardan değil…
Yine düşünüyor, yine memleket için projeler üretiyor.
Ne güzel, böylesi köklü çınarların hayranıyım.
Bu kez DSİ icraatlarından konuşmadık, sohbete
Lokman hekimden girip Bimarhane’den çıktık.
Ve tıbbi bitkilerin bizim topraklarda yetiştirilmesi
üzerinde durduk.
Bir anlamda alternatif tıp diyelim.
Özellikle son yıllarda ülkemizde çok yaygınlaştı.
Kentler aktardan geçilmiyor, doğal bitkilerle şifa dağıtıyorlar.
Hatta sattıkları ürünler arasında “keçi boynuzu” ilk sırada
yer alıyor.
Çocukluğumuzda yüzüne bakmadığımız kara kuru meyve
çağımızda afrodizyak olarak ün saldı.
Demek ki stres yüklü toplumlarda ihtiyaç had safhada.
Slogan da hazır: “Boynuz ye, antidepresandan kurtul.”
Ohhh, mis!
Ancak pahalı, mübarek kuyumcu terazisi ile satılıyor.
Fiyatı çiçek bamya ile yarışıyor.
Ben de gramla alıyorum, kıymayı aldığım gibi.
Ama mutfağımdan eti de boynuzu da eksik etmiyorum!
Neyse, ikinci telefon görüşmemi sevgili Galip ile (Yazgan) yaptım.
Onu da Flingir’deki bağında yakaladım.
Tam da ağaç tepesinde, reçel için vişne topluyormuş.
Bir de severim ki, reçelini de rakının yanında da.
Vallahi ağzım sulandı, ama vakit erken.
Oysa Galip yoldaşımla yıllar içinde epeyce “güneş” topladık…
Motorları maviliklere sürdük…
Yelkovan kuşları gibi vurulduk, mahpus damlarına tıkıldık…
Asla yılgınlığa düşmedik…
Şiirler yazdık, şarkılar söyledik, acımızı içimize akıttık.
Ve tek başına yaşadık bir ağaç gibi…
O Amasya’da, ben İstanbul’da…
Nihayetinde ormanda buluştuk kardeşçesine.
İşte böyle dostlar, leyleğin ömrü tak takla geçermiş,
benimki de lak lakla.
İç dünyamı yazıya döküp paylaşmak da işin keyifli tarafı.
Araya birkaç fotoğraf da serpiştirdin mi…
Hayat yıldızlar geçidi, Amasya da hülyalı kent…
Artık masal dünyasındayım.
Hayâllerim zengin, düşlerim azgın ve saldırgan…
Akşamdan kalmayım, ayıptır söylemesi boynuzu
fazla kaçırmışım da…
Ne yazdığımı bilmez hâldeyim!
Macit CÜNÜNOĞLU

04 Temmuz 2023

AYŞECİK

 Netflix’de film izliyordum, yarıda bıraktım.

Daha doğrusu sarmadı.
Hava sıcak, nem oranı yüksek.
Klimanın esiriyim, Boğaz’da yalım da yok…
Suni serinliğe muhtacım.
Oysa Ar sinemasında filmi terk etme lüksüne sahip değildim.
Gençlik yılları, film kötü de olsa “SON” yazısını görene
kadar koltuğumdaydım.
Ayrıca bilet parası da kolay kazanılmıyordu.
Elbette zengin çocukları için değil.
Ama yoksulluk sınırları içinde olanların ödediği
bedeller vardı.
Ya çıraktılar, ya da sabahın beşinde kalkıp
Hâl’de domates kasası diziyorlardı.
Sakın yanlış anlamayın, derdim şikâyetname yazmak değil.
Birebir yaşanmışlıkları dile getirmek.
Ve geldik bu yaşlara.
Geçmişte kaldı koskoca bir mazi.
Bolca hüzün, az porsiyon sevinç…
Yine de dillerimizde bir şarkı:
“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…”
Evet, geçmişe ışınladılar diyelim…
Üstelik ruhum da çingene…
Reenkarnasyona, nirvanaya da inanıyorum.
Zaten bu tür inançlar manzumesi ruhuma iyi geliyor.
Koşa koşa giderdim Ar sinemasının önüne.
Gişede komşum Mustafa amca, biletçi Muzaffer abi…
Film kapalı gişe oynuyor.
Yüksek huzurlarınızda “AYŞECİK”…
Başrolde Zeynep Değirmencioğlu, Sadri alışık,
Cahide Sonku ve Ahmet Tarık Tekçe…
Müthiş dramlar, bulvar sinemasının saltanat yılları.
Halkın tek eğlencesi.
Ama evde ahenk, mahallede komşuluk, sokakta arkadaşlık…
Camide ibadet, meyhanede dostluk var.
Şehir Kulübü zirve, akşamcılar Süer kardeşlerde, eşraf balkonda.
Ve zaman aheste akar Amasya’da.
Yeşilırmak boylarında her zamanki gibi güneş doğar
Lokman dağında, mesaisi biter…
Saklanır Kale arkasına.
Artık gece başlamıştır, Ferah sinemasının önü doludur.
Bu kez yabancı film, John Wayne amca sahnededir.
Şerif veya garnizon komutanı, elbette Kızılderili avında.
Apaçiler, Mohikanlar okla savaşır, Beyaz Adam’ın ateş suyu,
altı patları vardır.
Senaryo sağlamdır, seyircinin kalbini fetheder.
O kadarki halk finalde kahramanın zaferini alkışlar!
Evet, yıllar yıllar…
Aşk dolu, samimiyetin dürüstlüğün itibar gördüğü devirler.
Bölünüp parçalanma yok, siyasi kamplaşma ise hiç yok.
Elbette çıkar ilişkileri yine var, ama bugünkü gibi ipliği
pazara çıkmamış…
Kirli tezgâhlar el altından yürütülüyor…
Amasya küçük kent, kimi afyon kaçakçısı olup fabrika dikiyor…
Kimi de tatil beldelerinde oteller zinciri sahibi oluyor.
Ama AYŞECİK her zamanki gibi Ar sinemasında…
Kapalı gişe oynuyor.
Macit CÜNÜNOĞLU
Bir siyah beyaz 3 kişi ve yazı görseli olabilir
Tüm ifadeler:
TC K Cahit Vurkan, Nurettin Naci Karademir ve 28 diğer kişi

03 Temmuz 2023

 



Vefatının beşinci yılında sevgili ağabeyim
Adnan Cününoğlu'nu hasretle anıyorum.
Nurlar içinde yatsın, ruhu şad olsun.

Macit CÜNÜNOĞLU


"TİRİDİNE BANDIM..."

 “Geldik gidiyoruz” diyemeyeceğim…

Daha yapacak çok işim var.
Ayrıca topu topu üç çeyrek yüzyıl yaşadım.
Hiç de acelem yok.
Önce torunlarımın evlendiğini göreceğim.
Sonra Tayyip efendinin sandığa gömülüşüne şahit olacağım…
Diyeceksiniz ki “hayâl görme”…
Haklısınız hayâl görmek de parayla değil ya!
Ayrıca müsaade edin de düşler dünyasında yaşayayım.
Zaten gerçeğinden bi şey anlamadım.
Ömrüm boyunca basit hayatların zora sokulduğunu gördüm.
Mutsuz evlilikler, çocuklar hatırına yitip giden ömürler.
Aşk yok, sevda yok, tutku yok…
Rutin çalışan makinenin dişlisi gibi dönen çarklar.
Bu ne la?
Hâlbuki dışarıda kocaman bir dünya var…
Rengarenk çiçeklerle donanmış.
Pamuk eller, yeşil gözler, cilveli bakışlar, şuh kahkahalar…
Bir de mihrap yerindeyse, yemede yanında yat.
Ayrıca sanat var, insanı insan yapan sihirli mecra.
Tuval ol, gönlün gökkuşağıyla dolsun…
Piyano ol, tuşlarında kediler dolaşsa konçertolara ilham olsun…
Hamlet ol, sahneye çık, herkes hayran kalsın.
Hiçbir şey olamıyorsan da futbolcu ol…
İnsanlık alemi seni ayakta alkışlasın!
Gördünüz mü, bu kadar kolay ve basit.
Bir de siyaset gibi kötü alışkanlıkların tutkunu iseniz…
Benim gözüm de hastasınız, ne yerseniz yiyin ruhen ölmüşsünüzdür.
Lütfen üst perdeden konuşmamı bağışlayınız…
Tecrübeyle sabittir, yıllardır parlamentoyu izlerim…
Kürsüde ne bir şiir okunduğuna, ne de bağlama çalındığına şahit oldum.
Varsa yoksa Meclis TV kameralarının objektifine bakarak:
“Tiridine tiridine bandım,
bedava mı sandın,
para verip aldım…”
türküsünü seslendirmek!
Belki de haklılar, hele de milletvekili olmak kolay iş değil.
Marifetli olmak da yetmez.
Milliyetin, dinin, mezhebin sıkı olacak…
En azından liderinle dirsek temasın hissedilecek…
Kafa kol ilişkilerini söylememe gerek yok sanırım…
Gerisi zaten kolay…
Tiridine de banarsın, yarınların dibine de koyarsın.
Ve ondan sonra da çıkıp meydanlarda…
“Yandan Halimem yandan…
Severim seni candan…” türküsünü söylersin.
Eğer İbo’yu da örgütlediysen…
Patlatırsın “Yalan yalanı”
Halk coşar, sen de coşarsın…
Yalanın bini bir para…
Sandıkta yüzde 52 oyu toplarsın.
Son söz olarak da:
Çek bir SİHA, alçaktan uçsun…
Çek bir TOGG, fakirin sofrasına konsun diye dünyaya haykırırsın!
Macit CÜNÜNOĞLU

01 Temmuz 2023

AMEN!



Sayılı günler çabuk geçer derler.
Bugün de bayramın son günündeyiz.
Fena geçmedi, sen ben bizim oğlan derken
Pazartesi günü yeni bir haftaya başlayacağız.
Ve hoş geldin Temmuz ayı.
Tam ortasında da İstanbul’u terk ediyorum.
Temelli değil canım, sevgili kızım Yalova’da bir
yazlık tutmuş.
1 Eylül’e kadar cümbür cemaat oradayız.
Yorgun ruhuma iyi geleceğini düşünüyorum.
İki evlat, dört torun muhabbeti, daha ne isterim.
Zaten yaşım gereği tek arzum sevgi denizine dalış yapmak.
Hem de balıklama.
Dolayısıyla bu tür ara gazının yenilenmenin, tazelenmenin
aracı olacağına inanıyorum.
Bedensel olmasa da beyinsel devrimler fena olmaz.
Bakarsınız aşka gelip şiir bile yazarım.
Gitarımı da götüreceğim, bir iki romantik şarkı eşliğinde
kelimelere dans ettirmeyi becerebilirsem ürettiklerimi
sizlerle paylaşırım.
Alkış, övgü için değil, samimi duyguların dışa vurumu
olarak kabul edersiniz.
Tabii lütfederseniz.
Yoksa ne şairim ne de yazar…
Sadece gönlümden geçenleri katma değersiz, en yalın hâliyle
ummana döküyorum.
Dertlerimin, sevinçlerimin ortağı çıkınca da mutlu oluyorum.

Neyse, gelelim “n’olacak memleketin bu hâli” muhabbetine.
Ülkenin gidişatı kötü, vaziyet içler acısı.
Tanrı yoksul halkın yardımcısı olsun diyeceğim ama
O da o kadar meşgul ki böyle bir türü yarattığına bin pişman.
Geçenlerde huzurundaydım; epeyce sohbet ettik.
Diyor ki Adem dahil insan soyuna önce akıl verdim.
Ama nafile!
Fakat şimdi anlıyorum ki doğru yapmamışım.
Özellikle 250 yıldır zıvanadan çıktılar.
Endüstri devrimi dediler, eyvallah.
Peşine de kapitalizm adını verdikleri bir düzen kurdular.
O ne?
Anında sınıflara ayrılıp kast sistemini kurdular.
Zengin servetine servet kattı, dar gelirlinin yoksulluğu
daha da fazlalaştı.
Ya devlet?
Merak etme, o işi de baştan örgütlediler.
18. Yüzyılda bir devrim yapıp modern otorite adı altında
yeni bir yapı icat ettiler.
Güya “3 Y” imiş, yasama yürütme yargı bağımsızmış.
Anlayacağınız dostlar alışverişte görsün ayağı!
Tarafı baştan belli olan mekanizmalar.
Neticede Dünya adlı gezegenin çivisi çıktı.
Bir de özene bezene yarattığım Ozon tabakasını delmezler mi?
Aptallar, oksijensiz kalacaklar haberleri yok!
Lâf aramızda ben de bıktım bu mahlûklardan.
Karınca bile olamadılar…
Sevgiyi, aşkı, duyguyu kalplerinden tümden atıp…
Güzeller güzeli ceylanı yok ettiler, leylekleri dahi öldürdüler.
Öyleyse karar verme zamanı…
Orhan babaya bir şarkı daha sipariş etmeliyim…
“Batsın bu dünya” mesajını tam algılayamadım…
Yenisinde ise;
“Ey insanoğlu, madem  insan olmayı beceremedin…
Gezegenimin de kıymetini bilemedin, önce sen yok ol” diyeceğim.
Amen!

Macit CÜNÜNOĞLU

30 Haziran 2023

PEMBE DÜŞLER

 Bayramın üçüncü günündeyiz, şükürler olsun ilk

heyecanlar bitti.
Herkes kendi gerçeğine döndü, yani günlük hayata.
Bu arada olan da kurban edilen koçlara danalara oldu.
İşte dinsel kültürün dayattığı ince çizgi.
Neyse, benim sorunum değil…
Sahi nerde kalmıştık?
Elbette Amasya’da, medeniyetlerin başkentinde.
Bakmayın Medine’nin kutsallığına, adının etimolojik
kökleri uygarlığı çağrıştırsa da…
Amasya binlerce yıllık geçmişiyle on basar.
Sakın abarttığımı sanmayın, sadece tarihsel belgelere bakın
ne demek istediğimi anlarsınız.
Yeter ki gerçeklere açılan pencerenizin perdeleri kapalı olmasın.
Evet, geldik mi günümüze…
Samimi söylüyorum, bu bayram Amasya’da olmayı
çok arzu ettim.
Uzun süredir de gidemedim, beş on gün doya doya hasret
gideririm dedim.
Ve başladım ulaşım yollarını araştırmaya…
Otobüs fiyatları altı yüzden başlıyor, uçak ise binden…
Ya konaklama…
Ruhumda nostalji var ya, eh Sarı Konaklar da yaşlılığıma
yakışır diye düşündüm…
Ne de olsa Yeşilırmak İlkokulu anıları, Kumacık hamamı bitişiği…
Roma mirası Kuş köprü manzarası…
O ne?
Geceliği 4.149 TL.
Sıpasını sevdiğim mekânın adı da havalı:
“Sarı Konak Boutigue Hotel&Spa Amasya.”
Vay yavrum vay, emekli maaşım tamı tamına 7.744 TL…
Yemede yanında yat!
Tabii çabuk çark ettim, ziyaretimi de anında bir başka
bahara erteledim.
Belki sayın Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olur da, banka hesabıma
15 bin lira yatar (eğer unutmazsa) o zaman memleketimin
yolunu tutarım.
Aslında ne hazin değil mi?
Yurt dışına gitmiyorum, sadece bayram süresince
Amasya’da olmak…
Yeşilırmak boylarında dolaşmak, fırsat olursa
kaleye tırmanmak…
Pirler’de çay içmek, hayâl ama Yenice havuz başında iki
duble rakı…
Punduna getirirsem Emin Efendi konaklarında ud çalmak…
Eşliğimde “Minik kuş”…
Hicazdan girip hisarbuselik makamından çıkmak:
“Dök zûlfünü meydâne gel
Sür atını ferzâna gel
Al daireni hengâma gel…”
Ve nihayetinde de buseler konduruyoruz kaybolan Amasya
lalelerinin taçlarına…
Gün sonlanıyor Ali Kaya’nın meyhanesinde.
Çakallar’dayım, aşağıda memleketim ışıl ışıl…
En çok fark edilen Sultan Beyazıt’ın minareleri…
Bahçesinde ıspanağın Osman’ın atlıkarıncası, dönme dolabı…
Bayram çocuklarının neşesi karışıyor akşamın alaca karanlığına…
Camlardan annelerin sesi duyuluyor:
“Hınzır nerde kaldın, eve gelsene!”
Macit CÜNÜNOĞLU

29 Haziran 2023

İÇSEL YOLCULUKLAR

 Bayramın ikinci günündeyiz, dün çoluk çocuk

ve torunlarla güzel bir gün yaşadım.
Ve klasik ant içme törenini gerçekleştirip dağıldık.
Torunların ikisini Antep’e, kızları da Bodrum’a uğurladım.
Buna da şükür, Allah’tan aynı kentte yaşıyoruz,
yoksa WhatsApp’a mahkûm olup görüntülü
birliktelik sağlayacağız.
Tabii el öpme falan olmayacak, yakın temas ise ne mümkün…
Ekrandan gördüğümüz kadarıyla mutlu olmaya çalışacağız.
Oysa küçük kentlerde, bilhassa Amasya’da bayram bir başka
güzellikte yaşanırdı.
Öncelikle kaleden top atışıyla kutsal gün başlar ve
dinsel ritüeller eksiksiz yerine getirilirdi.
Bu arada mezarlıklar unutulmaz, arifeden başlayan ziyaretler
toprak altındakileri sevindirirdi.
Hele İmaret’in bahçesine kurulan bayram yeri çocukların
dünyasında yepyeni heyecanların başlamasına sebep olurdu.

Düşünüyorum da, o devirler masal dünyasıymış gibi hafızamda
yer etmiş…
Bir daha asla yaşanmayacak güzellikler…
Her aklıma geldiğinde duygulanırım, aynı zamanda da hüzünlenirim.
Bir de deprem gerçeğimiz var, elli binin üzerinde yitirdiğimiz canlar…
Yakın tarih, beş altı ay öncesi…
Evin içinde bayram münasebetiyle Kandıralı’nın klarnet
sesi yayılıyor…
“Kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi…”
İstanbul türkülerinin en kıvrak olanı, insanı yerinde durdurmaz.
Ama ruhsal dünyamda şizofrenik bunalımlar yaşıyorum.
Âdeta kişilik bölünmesi…
Bir tarafım hayat devam ediyor deyip oyun havalarıyla coşuyor…
Diğer tarafım da kan ağlıyor, yüreğim daralıyor.
Hatay, Maraş, Adıyaman gözlerimin önüne geliyor…
Yaşanan derin acılar, kayıplar…
Silkinip kendime geliyorum, utanıyorum…
İnsanlığımdan, savunduğum değerlerden…
Ve müziğin rotasını anında Andrei  Boçelli’ye çeviriyorum…
O kör, benim duygularım kör.
Vicdanım sarsılmış…
Ve çağımızın insani duyguları nasıl da tahrip ettiğini
sorgulamaya başlıyorum…
Nereye kadar, yol uzun, yolcu çaresiz ve paramparça.
Netice, yine hüsran yine hasret çıkıyor karşıma…
Kaybolmak istiyorum sonsuzlukta…
Oysa daha dün sevdiklerimle birlikteydim.
Bayramlaştık, gülüştük eğlendik…
Ama yüreğimdeki isyan fırtınalarının sesini duyuyorum…
Antakya’dayım, Asi nehrinin sularında kulaç atıyorum…
Az ilerde çocuk mezarları…
Ve anında düşlerimden uyanıp doğduğum topraklara sığınıyorum.
Yine Amasya’dayım…
Ellili yıllar, babamın elinden tutmuş Gümüşlü camisinden çıkıyorum.
Mahalleyi kavurma kokusu sarmış.
Birazdan kahvaltıya oturacağız.
Masada Hakkı ustanın çöreği ve köy peyniri…
Ve kurban edilen koçun budundan elde edilen kuşbaşı et…
Ortam misss!
Yaşım yedi sekiz…
Ya şimdi, neredeyim?
Yetmiş üçündeki sevda adayı olarak serseri gönlümü gezdirmekteyim…
Bir o tarafa bir bu tarafa…
Bayramın ikinci gününden selâmlar değerli dostlar.
Yine de ve her şeye rağmen sevgiyle aşkla kalın, hoşça kalın.

Macit CÜNÜNOĞLU

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...