04 Temmuz 2023

AYŞECİK

 Netflix’de film izliyordum, yarıda bıraktım.

Daha doğrusu sarmadı.
Hava sıcak, nem oranı yüksek.
Klimanın esiriyim, Boğaz’da yalım da yok…
Suni serinliğe muhtacım.
Oysa Ar sinemasında filmi terk etme lüksüne sahip değildim.
Gençlik yılları, film kötü de olsa “SON” yazısını görene
kadar koltuğumdaydım.
Ayrıca bilet parası da kolay kazanılmıyordu.
Elbette zengin çocukları için değil.
Ama yoksulluk sınırları içinde olanların ödediği
bedeller vardı.
Ya çıraktılar, ya da sabahın beşinde kalkıp
Hâl’de domates kasası diziyorlardı.
Sakın yanlış anlamayın, derdim şikâyetname yazmak değil.
Birebir yaşanmışlıkları dile getirmek.
Ve geldik bu yaşlara.
Geçmişte kaldı koskoca bir mazi.
Bolca hüzün, az porsiyon sevinç…
Yine de dillerimizde bir şarkı:
“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler…”
Evet, geçmişe ışınladılar diyelim…
Üstelik ruhum da çingene…
Reenkarnasyona, nirvanaya da inanıyorum.
Zaten bu tür inançlar manzumesi ruhuma iyi geliyor.
Koşa koşa giderdim Ar sinemasının önüne.
Gişede komşum Mustafa amca, biletçi Muzaffer abi…
Film kapalı gişe oynuyor.
Yüksek huzurlarınızda “AYŞECİK”…
Başrolde Zeynep Değirmencioğlu, Sadri alışık,
Cahide Sonku ve Ahmet Tarık Tekçe…
Müthiş dramlar, bulvar sinemasının saltanat yılları.
Halkın tek eğlencesi.
Ama evde ahenk, mahallede komşuluk, sokakta arkadaşlık…
Camide ibadet, meyhanede dostluk var.
Şehir Kulübü zirve, akşamcılar Süer kardeşlerde, eşraf balkonda.
Ve zaman aheste akar Amasya’da.
Yeşilırmak boylarında her zamanki gibi güneş doğar
Lokman dağında, mesaisi biter…
Saklanır Kale arkasına.
Artık gece başlamıştır, Ferah sinemasının önü doludur.
Bu kez yabancı film, John Wayne amca sahnededir.
Şerif veya garnizon komutanı, elbette Kızılderili avında.
Apaçiler, Mohikanlar okla savaşır, Beyaz Adam’ın ateş suyu,
altı patları vardır.
Senaryo sağlamdır, seyircinin kalbini fetheder.
O kadarki halk finalde kahramanın zaferini alkışlar!
Evet, yıllar yıllar…
Aşk dolu, samimiyetin dürüstlüğün itibar gördüğü devirler.
Bölünüp parçalanma yok, siyasi kamplaşma ise hiç yok.
Elbette çıkar ilişkileri yine var, ama bugünkü gibi ipliği
pazara çıkmamış…
Kirli tezgâhlar el altından yürütülüyor…
Amasya küçük kent, kimi afyon kaçakçısı olup fabrika dikiyor…
Kimi de tatil beldelerinde oteller zinciri sahibi oluyor.
Ama AYŞECİK her zamanki gibi Ar sinemasında…
Kapalı gişe oynuyor.
Macit CÜNÜNOĞLU
Bir siyah beyaz 3 kişi ve yazı görseli olabilir
Tüm ifadeler:
TC K Cahit Vurkan, Nurettin Naci Karademir ve 28 diğer kişi

03 Temmuz 2023

 



Vefatının beşinci yılında sevgili ağabeyim
Adnan Cününoğlu'nu hasretle anıyorum.
Nurlar içinde yatsın, ruhu şad olsun.

Macit CÜNÜNOĞLU


"TİRİDİNE BANDIM..."

 “Geldik gidiyoruz” diyemeyeceğim…

Daha yapacak çok işim var.
Ayrıca topu topu üç çeyrek yüzyıl yaşadım.
Hiç de acelem yok.
Önce torunlarımın evlendiğini göreceğim.
Sonra Tayyip efendinin sandığa gömülüşüne şahit olacağım…
Diyeceksiniz ki “hayâl görme”…
Haklısınız hayâl görmek de parayla değil ya!
Ayrıca müsaade edin de düşler dünyasında yaşayayım.
Zaten gerçeğinden bi şey anlamadım.
Ömrüm boyunca basit hayatların zora sokulduğunu gördüm.
Mutsuz evlilikler, çocuklar hatırına yitip giden ömürler.
Aşk yok, sevda yok, tutku yok…
Rutin çalışan makinenin dişlisi gibi dönen çarklar.
Bu ne la?
Hâlbuki dışarıda kocaman bir dünya var…
Rengarenk çiçeklerle donanmış.
Pamuk eller, yeşil gözler, cilveli bakışlar, şuh kahkahalar…
Bir de mihrap yerindeyse, yemede yanında yat.
Ayrıca sanat var, insanı insan yapan sihirli mecra.
Tuval ol, gönlün gökkuşağıyla dolsun…
Piyano ol, tuşlarında kediler dolaşsa konçertolara ilham olsun…
Hamlet ol, sahneye çık, herkes hayran kalsın.
Hiçbir şey olamıyorsan da futbolcu ol…
İnsanlık alemi seni ayakta alkışlasın!
Gördünüz mü, bu kadar kolay ve basit.
Bir de siyaset gibi kötü alışkanlıkların tutkunu iseniz…
Benim gözüm de hastasınız, ne yerseniz yiyin ruhen ölmüşsünüzdür.
Lütfen üst perdeden konuşmamı bağışlayınız…
Tecrübeyle sabittir, yıllardır parlamentoyu izlerim…
Kürsüde ne bir şiir okunduğuna, ne de bağlama çalındığına şahit oldum.
Varsa yoksa Meclis TV kameralarının objektifine bakarak:
“Tiridine tiridine bandım,
bedava mı sandın,
para verip aldım…”
türküsünü seslendirmek!
Belki de haklılar, hele de milletvekili olmak kolay iş değil.
Marifetli olmak da yetmez.
Milliyetin, dinin, mezhebin sıkı olacak…
En azından liderinle dirsek temasın hissedilecek…
Kafa kol ilişkilerini söylememe gerek yok sanırım…
Gerisi zaten kolay…
Tiridine de banarsın, yarınların dibine de koyarsın.
Ve ondan sonra da çıkıp meydanlarda…
“Yandan Halimem yandan…
Severim seni candan…” türküsünü söylersin.
Eğer İbo’yu da örgütlediysen…
Patlatırsın “Yalan yalanı”
Halk coşar, sen de coşarsın…
Yalanın bini bir para…
Sandıkta yüzde 52 oyu toplarsın.
Son söz olarak da:
Çek bir SİHA, alçaktan uçsun…
Çek bir TOGG, fakirin sofrasına konsun diye dünyaya haykırırsın!
Macit CÜNÜNOĞLU

01 Temmuz 2023

AMEN!



Sayılı günler çabuk geçer derler.
Bugün de bayramın son günündeyiz.
Fena geçmedi, sen ben bizim oğlan derken
Pazartesi günü yeni bir haftaya başlayacağız.
Ve hoş geldin Temmuz ayı.
Tam ortasında da İstanbul’u terk ediyorum.
Temelli değil canım, sevgili kızım Yalova’da bir
yazlık tutmuş.
1 Eylül’e kadar cümbür cemaat oradayız.
Yorgun ruhuma iyi geleceğini düşünüyorum.
İki evlat, dört torun muhabbeti, daha ne isterim.
Zaten yaşım gereği tek arzum sevgi denizine dalış yapmak.
Hem de balıklama.
Dolayısıyla bu tür ara gazının yenilenmenin, tazelenmenin
aracı olacağına inanıyorum.
Bedensel olmasa da beyinsel devrimler fena olmaz.
Bakarsınız aşka gelip şiir bile yazarım.
Gitarımı da götüreceğim, bir iki romantik şarkı eşliğinde
kelimelere dans ettirmeyi becerebilirsem ürettiklerimi
sizlerle paylaşırım.
Alkış, övgü için değil, samimi duyguların dışa vurumu
olarak kabul edersiniz.
Tabii lütfederseniz.
Yoksa ne şairim ne de yazar…
Sadece gönlümden geçenleri katma değersiz, en yalın hâliyle
ummana döküyorum.
Dertlerimin, sevinçlerimin ortağı çıkınca da mutlu oluyorum.

Neyse, gelelim “n’olacak memleketin bu hâli” muhabbetine.
Ülkenin gidişatı kötü, vaziyet içler acısı.
Tanrı yoksul halkın yardımcısı olsun diyeceğim ama
O da o kadar meşgul ki böyle bir türü yarattığına bin pişman.
Geçenlerde huzurundaydım; epeyce sohbet ettik.
Diyor ki Adem dahil insan soyuna önce akıl verdim.
Ama nafile!
Fakat şimdi anlıyorum ki doğru yapmamışım.
Özellikle 250 yıldır zıvanadan çıktılar.
Endüstri devrimi dediler, eyvallah.
Peşine de kapitalizm adını verdikleri bir düzen kurdular.
O ne?
Anında sınıflara ayrılıp kast sistemini kurdular.
Zengin servetine servet kattı, dar gelirlinin yoksulluğu
daha da fazlalaştı.
Ya devlet?
Merak etme, o işi de baştan örgütlediler.
18. Yüzyılda bir devrim yapıp modern otorite adı altında
yeni bir yapı icat ettiler.
Güya “3 Y” imiş, yasama yürütme yargı bağımsızmış.
Anlayacağınız dostlar alışverişte görsün ayağı!
Tarafı baştan belli olan mekanizmalar.
Neticede Dünya adlı gezegenin çivisi çıktı.
Bir de özene bezene yarattığım Ozon tabakasını delmezler mi?
Aptallar, oksijensiz kalacaklar haberleri yok!
Lâf aramızda ben de bıktım bu mahlûklardan.
Karınca bile olamadılar…
Sevgiyi, aşkı, duyguyu kalplerinden tümden atıp…
Güzeller güzeli ceylanı yok ettiler, leylekleri dahi öldürdüler.
Öyleyse karar verme zamanı…
Orhan babaya bir şarkı daha sipariş etmeliyim…
“Batsın bu dünya” mesajını tam algılayamadım…
Yenisinde ise;
“Ey insanoğlu, madem  insan olmayı beceremedin…
Gezegenimin de kıymetini bilemedin, önce sen yok ol” diyeceğim.
Amen!

Macit CÜNÜNOĞLU

30 Haziran 2023

PEMBE DÜŞLER

 Bayramın üçüncü günündeyiz, şükürler olsun ilk

heyecanlar bitti.
Herkes kendi gerçeğine döndü, yani günlük hayata.
Bu arada olan da kurban edilen koçlara danalara oldu.
İşte dinsel kültürün dayattığı ince çizgi.
Neyse, benim sorunum değil…
Sahi nerde kalmıştık?
Elbette Amasya’da, medeniyetlerin başkentinde.
Bakmayın Medine’nin kutsallığına, adının etimolojik
kökleri uygarlığı çağrıştırsa da…
Amasya binlerce yıllık geçmişiyle on basar.
Sakın abarttığımı sanmayın, sadece tarihsel belgelere bakın
ne demek istediğimi anlarsınız.
Yeter ki gerçeklere açılan pencerenizin perdeleri kapalı olmasın.
Evet, geldik mi günümüze…
Samimi söylüyorum, bu bayram Amasya’da olmayı
çok arzu ettim.
Uzun süredir de gidemedim, beş on gün doya doya hasret
gideririm dedim.
Ve başladım ulaşım yollarını araştırmaya…
Otobüs fiyatları altı yüzden başlıyor, uçak ise binden…
Ya konaklama…
Ruhumda nostalji var ya, eh Sarı Konaklar da yaşlılığıma
yakışır diye düşündüm…
Ne de olsa Yeşilırmak İlkokulu anıları, Kumacık hamamı bitişiği…
Roma mirası Kuş köprü manzarası…
O ne?
Geceliği 4.149 TL.
Sıpasını sevdiğim mekânın adı da havalı:
“Sarı Konak Boutigue Hotel&Spa Amasya.”
Vay yavrum vay, emekli maaşım tamı tamına 7.744 TL…
Yemede yanında yat!
Tabii çabuk çark ettim, ziyaretimi de anında bir başka
bahara erteledim.
Belki sayın Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olur da, banka hesabıma
15 bin lira yatar (eğer unutmazsa) o zaman memleketimin
yolunu tutarım.
Aslında ne hazin değil mi?
Yurt dışına gitmiyorum, sadece bayram süresince
Amasya’da olmak…
Yeşilırmak boylarında dolaşmak, fırsat olursa
kaleye tırmanmak…
Pirler’de çay içmek, hayâl ama Yenice havuz başında iki
duble rakı…
Punduna getirirsem Emin Efendi konaklarında ud çalmak…
Eşliğimde “Minik kuş”…
Hicazdan girip hisarbuselik makamından çıkmak:
“Dök zûlfünü meydâne gel
Sür atını ferzâna gel
Al daireni hengâma gel…”
Ve nihayetinde de buseler konduruyoruz kaybolan Amasya
lalelerinin taçlarına…
Gün sonlanıyor Ali Kaya’nın meyhanesinde.
Çakallar’dayım, aşağıda memleketim ışıl ışıl…
En çok fark edilen Sultan Beyazıt’ın minareleri…
Bahçesinde ıspanağın Osman’ın atlıkarıncası, dönme dolabı…
Bayram çocuklarının neşesi karışıyor akşamın alaca karanlığına…
Camlardan annelerin sesi duyuluyor:
“Hınzır nerde kaldın, eve gelsene!”
Macit CÜNÜNOĞLU

29 Haziran 2023

İÇSEL YOLCULUKLAR

 Bayramın ikinci günündeyiz, dün çoluk çocuk

ve torunlarla güzel bir gün yaşadım.
Ve klasik ant içme törenini gerçekleştirip dağıldık.
Torunların ikisini Antep’e, kızları da Bodrum’a uğurladım.
Buna da şükür, Allah’tan aynı kentte yaşıyoruz,
yoksa WhatsApp’a mahkûm olup görüntülü
birliktelik sağlayacağız.
Tabii el öpme falan olmayacak, yakın temas ise ne mümkün…
Ekrandan gördüğümüz kadarıyla mutlu olmaya çalışacağız.
Oysa küçük kentlerde, bilhassa Amasya’da bayram bir başka
güzellikte yaşanırdı.
Öncelikle kaleden top atışıyla kutsal gün başlar ve
dinsel ritüeller eksiksiz yerine getirilirdi.
Bu arada mezarlıklar unutulmaz, arifeden başlayan ziyaretler
toprak altındakileri sevindirirdi.
Hele İmaret’in bahçesine kurulan bayram yeri çocukların
dünyasında yepyeni heyecanların başlamasına sebep olurdu.

Düşünüyorum da, o devirler masal dünyasıymış gibi hafızamda
yer etmiş…
Bir daha asla yaşanmayacak güzellikler…
Her aklıma geldiğinde duygulanırım, aynı zamanda da hüzünlenirim.
Bir de deprem gerçeğimiz var, elli binin üzerinde yitirdiğimiz canlar…
Yakın tarih, beş altı ay öncesi…
Evin içinde bayram münasebetiyle Kandıralı’nın klarnet
sesi yayılıyor…
“Kadifeden kesesi, kahveden gelir sesi…”
İstanbul türkülerinin en kıvrak olanı, insanı yerinde durdurmaz.
Ama ruhsal dünyamda şizofrenik bunalımlar yaşıyorum.
Âdeta kişilik bölünmesi…
Bir tarafım hayat devam ediyor deyip oyun havalarıyla coşuyor…
Diğer tarafım da kan ağlıyor, yüreğim daralıyor.
Hatay, Maraş, Adıyaman gözlerimin önüne geliyor…
Yaşanan derin acılar, kayıplar…
Silkinip kendime geliyorum, utanıyorum…
İnsanlığımdan, savunduğum değerlerden…
Ve müziğin rotasını anında Andrei  Boçelli’ye çeviriyorum…
O kör, benim duygularım kör.
Vicdanım sarsılmış…
Ve çağımızın insani duyguları nasıl da tahrip ettiğini
sorgulamaya başlıyorum…
Nereye kadar, yol uzun, yolcu çaresiz ve paramparça.
Netice, yine hüsran yine hasret çıkıyor karşıma…
Kaybolmak istiyorum sonsuzlukta…
Oysa daha dün sevdiklerimle birlikteydim.
Bayramlaştık, gülüştük eğlendik…
Ama yüreğimdeki isyan fırtınalarının sesini duyuyorum…
Antakya’dayım, Asi nehrinin sularında kulaç atıyorum…
Az ilerde çocuk mezarları…
Ve anında düşlerimden uyanıp doğduğum topraklara sığınıyorum.
Yine Amasya’dayım…
Ellili yıllar, babamın elinden tutmuş Gümüşlü camisinden çıkıyorum.
Mahalleyi kavurma kokusu sarmış.
Birazdan kahvaltıya oturacağız.
Masada Hakkı ustanın çöreği ve köy peyniri…
Ve kurban edilen koçun budundan elde edilen kuşbaşı et…
Ortam misss!
Yaşım yedi sekiz…
Ya şimdi, neredeyim?
Yetmiş üçündeki sevda adayı olarak serseri gönlümü gezdirmekteyim…
Bir o tarafa bir bu tarafa…
Bayramın ikinci gününden selâmlar değerli dostlar.
Yine de ve her şeye rağmen sevgiyle aşkla kalın, hoşça kalın.

Macit CÜNÜNOĞLU

26 Haziran 2023

"GAMZEDEYİM DEVA BULMAM..."

 


Dün gece keyfim yerindeydi, güzel bir Pazar
günü geçirdim.
Sahnede yine Müzeyyen abla (Senar)…
“Gamzedeyim deva bulmam…” şarkısıyla damar yapıyor.
Kemani Tatyos’un en sevdiğim eserlerinden.
Zaten üstadın mezarını senede birkaç kez ziyaret ederim.
Acıbadem’de, evime yakın…
Sohbetin dibine vururuz, yakın dostu Ahmet Rasim’i
yad ederiz…
Ve onca güçlü mirasına rağmen sonsuzluğa nasıl da
yoksul göçtüğünü sorgularız…
O anlatır, gözlerim nemli ben dinlerim.
Hey gidi Tatyos efendi, senin gibi bu dünyadan geçip gitmek
her kula nasip olmaz…
Onlarca beste, hepsi birbirinden şaheser…
Musikişinasların gönlünde taht kuran büyük usta.
Nurlar içinde yat, toprağın bol olsun.
Bu arada Facebook üzerinden bizim Arman gözüme takıldı.
Samatyalı dostum, yıllardır İsviçre’de yaşıyor.
Hatta o kadar eski ki yakın zamanda emekli oldu.
Ama kutsal suyla olan sarsılmaz bağı devam ediyor.
Ne güzel, açmış yetmişlik Efe’yi…
Tam bir çilingir sofrası, telefondan da Müzeyyen abla…
Patlatıyor şarkıyı: “Gamzedeyim deva bulmam…”
Gözünü sevdiğim teknolojisi, uzakları yakın eden,
kardeşi kardeşle buluşturan olağanüstü güzellikler.
Anında massenger üzerinden buluştuk…
İletişim sağlıklı, ortam samimi…
Pasaport peşinde koşuyormuş.
En kısa sürede memleketine gelecekmiş, İstanbul’a…
Samatya’sına kavuşacakmış.
Peki dedim Arman; “İsviçre vatandaşı değil misin?”
Verdiği cevap beni hayretlere düşürdü.
Dedi ki “Abi ben T.C. vatandaşı bir Ermeni’yim”…
“Asla vatanımdan kopamam…”
Şaşırdım, empati yapıp O’nun yerine kendimi koydum.
Anında İsviçre vatandaşlığına zıplardım…
Ve sahip olduğum itibarlı pasaportla tüm dünyayı dolaşırdım.
Sakın yanlış anlaşılmasın, elbette ülkemi seviyorum ve
bu topraklarda doğduğum için kendimi şanslı addediyorum…
Lâkin başımızdaki şahsın yönetim anlayışına tahammül edemiyorum.
Dünyam kararıyor, afakanlar basıyor…
Ve iyimserliğim, umudum gittikçe dumura uğruyor…
Dolayısıyla fena hâlde bıkmış durumdayım…
Neyse diyelim gelelim Amasya’ya.
Biliyorsunuz son seçimlerde CHP sidik zoruyla bir milletvekili çıkardı.
O da Kurban bayramı vesilesiyle köyüne gelip kurbanını kesti.
Arık dana mı deve mi kesti, orasını bilemem ama bana
“Allah kabul etsin” demek düşer.
Fakat kurban kesimi netice itibariyle dinsel bir ritüeldir.
Aile içinde sessiz sedasız halledilir.
Oysa paylaşılan fotoğrafa baktım, tören mekânı panayır
yerine dönüşmüş.
İlin CHP’lileri tam kadro orada.
Üzüldüm, yaratılan ortamı popülizmin doğal sonucu olarak
gördüğümü ifade ettim.
Ki hâlâ aynı görüşteyim…
Bu arada dostlarımdan ağır eleştireler de aldım…
Derdim değil, varsın konuşsunlar…
Ne de olsa özgürlük sevdalısıyım, hakaret olmadığı sürece
her muhalif görüşe saygı duyarım…
Yeter ki dostluğa kardeşliğe halel gelmesin.
Evet başlıkta ne demiştim…
Gam-zedeyim…
Lütfen ayrı ayrı okuyun, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız…
Deva bulmam bu dünyada…
Çünkü doğuştan muhalifim, Mandıra Filozofu gibi!
Sağlıkla kalın can dostlarım.
Bugünlük bu kadar.
Macit CÜNÜNOĞLU

25 Haziran 2023

ALLI TURNAM

 


Madem günlerden Pazar.
Dün gece Mahzen’deydim, bugün de Selağzı’nda.
Nasıl olsa arabalı piknikçiler sağa sola kaçmışlardır.
Kent de trafik açısından biraz nefes almıştır.
Bu arada Amasya denilince aklıma ilk gelen şey “huzur”.
Uzun yıllardır İstanbul’da yaşasam da doğduğum toprakları
ziyaret etmekten fevkalade mesut bahtiyar oluyorum.
İçsel dünyam âdeta huzura kavuşuyor.
Belki hasret duygusu belki de vefa hissiyatı.
Ne de olsa Gümüşlü camisinin iki sokak ötesinde doğdum.
Evimiz Vakıf Han’ın tam bitişiğiydi.
Sokağımızın adı da Gümüş’dü.
Dolayısıyla memleketime olan aidiyet duygum daima
ağır basıyor.
Hani derler ya: “Toprak çeker.”
Aynen öyle, beni de yalnız toprak değil Yeşilırmak da çekiyor.
Kenarındaki kaldırım boyunca yürümek ömre bedel…
İmaret’in şadırvanında nefeslenmek, Atlantik Orhan’ın
mekânında bir bardak çay içmek…
Tam karşısındaki köprüde balıkçı heykeliyle sohbet etmek…
Anında hatıralarıma geri dönüyorum…
Ve sevincim, heyecanım tüm benliğimi kaplıyor.
İşte Amasya sevdam bu derece yüksek.
Bir de geçmişle uğraşmayı bıraktım.
Nasıl olsa yitip giden değerleri geri getiremiyoruz…
Ayrıca can sıkıntısından başka bir işe yaramıyor.
Sadece sebep olanlar utansın diyorum.
Dolayısıyla mevcutla yetinip kalan güzellikleri
yudumlamaya çalışıyorum.
Tabii yüreğimde çocukluğum, gençliğim; yine ırmakta yüzüp
dağlara tırmanıyorum.
Elbette ruhen, yoksa yetmiş yaşından sonra iddialı arzular olur ki,
insanın haddini bilmesi lâzım.
Ama Amasya hayâllerimin zenginliği, rüyalarımın cenneti…
Ve müthiş arayışlarımın sebebi.
O nedenle gönülsel gezilerimi ihmal etmeyip yazıya döküyorum.
Fena da olmuyor hani, ciddi anlamda içsel ferahlık hissediyorum.
Bu arada şehir turu atarken Alçak köprü üzerinde okçu
gençlere rastladım.
Orta Asya giysileriyle oklarının ucunda alev topları
ırmağa atış yapıyorlar.
Belli ki Bilal oğlanın tayfasından, canları sıkılmış…
Bir de Amasya’yı fethedelim demişler.
Elbette necip hemşerilerim heyecanlanıp başlarına toplanmış…
İlgi doruk noktada, hamaset dalga dalga ortamı kaplamış…
Fatihan torunları olarak ardı arkası kesilmeyen alkışlar…
Herkes dikkatli, saltanat kayıkları kazaya kurban
gitmemek için zulaya gizlenmiş…
Ama kent o gece farklı bir atmosferde…
Okçu gençlik milli duyguları harekete geçirmiş…
Ahali hep bir ağızdan haykırıyor:
“Bayraklar inmez, ezanlar susmaz!”…
Ben de bir türkü mırıldanıyorum:
“Allı turnam bizim ele varırsan,
şeker söyle bal söyle kaymak söyle…”
Sen çok yaşa AMASYA.
Macit CÜNÜNOĞLU

24 Haziran 2023

MEYHANEDEN...

 


Güneşin battığı vakitteyim.
Udum elimde, kadehim yanımda.
Zamanın içinde yolculuğa başladım.
Hüzzamdayım, Selahattin Pınar besteleri arasında dolaşıyorum.
Hepsi birer başyapıt, çaldıkça mutlu oluyorum.
Müthiş eserler, öylesi güçlü besteleri yapmak için illâki
âşık olmak lâzım.
Zaten Usta âşk için yaratılmış gönül insanı.
Belki de bestekârımızı bu nedenle çok seviyorum.
Şarklıları yorgun ruhuma iyi geliyor.
Bir de O’nun bestelerini yorumladıkça hayâl dünyamın
sınırları genişliyor…
Ve hatıralar gözlerimin önüne seriliyor.
Tahmin edeceğiniz gibi uzanıyorum doğduğum topraklara…
Amasya’ya, soluğu Mahzen restoranda alıyorum.
Muhacirlerden Selim amcanın çocukları işletiyorlar.
Hâlâ ordalar mı, bilmiyorum…
Ancak çakır gözlerinin enerjisi meyhaneye kesinlikle sinmiştir.
Gidenler bilir, bu tür mekânlar tek tekçi yeridir.
Mezeler sınırlı, hesaplar namuslu…
Birkaç duble içerek epeyce güzelleşirsiniz.
Bir de aşina bir yüze veya bir dostunuza denk gelirseniz…
Değmeyin keyfinize, masa sohbetle zenginleşip duygular
neşeden bulutlar arasında dolaşır.
Gençlik yıllarımda, rahmetli ağabeyimle Mahzen’de
az eğlenmemiştik.
Meyhane bodrum katında ama müşterilerin profili renkliydi.
Yoksuldan varsıla kadar her gelir grubundan vatandaş
kadim kadrodaydı.
Zaman zaman âdeta yoklama yapılır, uzun süredir gelmeyenlerin
akıbeti merak edilirdi.
Ve derhal GBT’si alınır, sağlığından emin olduktan sonra
kadehler O’nun şerefine kaldırılırdı.
Gördünüz mü bir devrin samimiyetini?
Günümüzde esamesi okunmayan dostluklar…
Hele hele de meyhane yoldaşlığı…
O denli kıymetliydi ki, şairin dediği gibi herkes rakı şişesinde
balık olmuştu.
Düşünceler okyanus kadar derin, hülyalar ırmağın suyu gibi yeşil…
Sohbetin sonlarına doğru dumanlı dünyalara Yeşilırmak seslenirdi…
“Çabuk gelin, mehtap yerini aldı, şavkı yüreğimde”…
Çakır keyif bedenler, aynalı kavak gibi sallanarak meşklerine
devam ederken meyhanenin menfezlerinden uğultulu bir şarkı
gecenin sessizliğine karışırdı…
Yine Selahattin Pınar’dan, yine hüzzam makamından:
“Ağla Çeşmim Eski Lezzet Kalmamış Peymanede
Nerde Saki Ehl-i Dil Yok Meclisi Meyhanede
Ey Gönül Alem Değişmiş Gayrı Feryad Eyleme
Dinlemez Devran Sağırdır Neş’e Vü Efganede
Nerde Saki Ehl-i Dil Yok Meclisi Meyhanede.”
Macit CÜNÜNOĞLU

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...