09 Ekim 2011

İstanbul'u geziyorum...





Temmuz Ağustos sıcaklarında İstanbul çekilmiyor…
Özellikle gezme sevdalısı yürüyüş tutkunlarınca.

Ama bahar ayları öyle mi, bir de mevsim sonbaharsa.
Kavurmayan bir güneş, okşayan rüzgârlar…
Hani derler ya; limonata gibi havalar!

Gez dolaş, nefesine kuvvet, gücün yettiği kadar.
Kora manastırından (Kariye) başla, Beyazıt’ta soluklan…
Geç Piyer Loti’yi, Ayasofya’yı unutma…
Meserret’i hatırla, giriş yap Gülhane parkına.

Bulursan bir ceviz ağacı…
Yaslan, derin derin soluklan…
Nazım’a selâmlar gönder martıların kanadında.

Sirkeci’yi geçip geldin mi Eminönü’ne…
Paran varsa, iki tek parlat kebapçı Hamdi’de.

Köprü altında cilâ için yer ayır…
Bekliyor seni bol köpüklü Arjantinli bira!

Yürü git Galata köprüsü üzerinde…
İster Altın Boynuz’u ister Boğaz’ı...
İster Yelkovan kuşlarını ister Martı’ları
İstersen olta uçlarında çırpınan Kıraça’ları seyret.

Yeter ki bak, dön arkana Yangın kulesine...
Süleymaniye’ye Topkapı’ya bak, el salla.

Galata kulesini gör, Hezarfen Ahmet Çelebi gelsin aklına…
Taaa on yedinci yüzyılda uçmuş, konmuş Üsküdar’a!

Yirmi birinci yüzyılda olduğumuzu düşün…
Cep telefonu yapamadık, yapacağız otomobil…
Emir büyük yerden!

Bugün Başbakanımız Recebime dokunma…
Gözü yaşlı, daha dün gömdük anasını mezara…
Bir başka severmiş Tenzile anneyi…

Sanki bizim anamızı leylekler getirdi…
Bizde başka severdik ama…
Ah, ahhh!..
Dilimiz varmıyor, yüreğimiz el vermiyor söylemeye…

Hadi eteğimizdeki taşları birazcık olsun dökelim...
Bizimki özel, 12 Eylül koşullarının cenaze töreniydi, ağlayan dört kişiydi…
Üç kardeş bir damat, bir de zoraki imam…

Ağladık sessizce…
Anamız, garip çilekeş anamız diye haykırdık yüreğimizden…
Sessizce…
Yüreğimize gömdük acıyı…
Kızılcık şurubu içtik edasıyla gülümsedik…

Ve mezar taşına yazdırdık;
“Usturumcalı Anamız Hava C.”
“Doğum 1912-Ölüm 1982”
“Saygıyla”…

Nerde kalmıştık?
Kaldığımız yerden başlayalım mı İstanbul’u dolaşmaya?..
Ne de olsa aylardan Ekim, mevsim Sonbahar.




08 Ekim 2011

Fatma Hanım'ın Mirası!..




7 Ekim 2011
I.Meşrutiyet 1876 yılında ilân edilir.
Arnavutluk’u Mebuslar Meclisi’nde
Esat Toptani Paşa temsil eder.

Paşa’nın eşi Fatma Şadiye hanımdır.
Bugün Kızıltoprak istasyonu yanında bulunan
ve öğretmen evi olarak kullanılan köşkü
satın alarak başlarlar yaşamaya.

Fakat Paşa’mız sevmez II.Abdülhamid’i…
Tahtan indirilme kararını ileten ekiptendir.
Arnavutluk’ta da yaygındır ünü Osmanlı generalinin.

Lâkin yenilir Arnavutluk kralı olmak isteyen Ahmet Zogo’ya…
Kapağı atar Paris’e ve ecel orada yakalar.
Milliyetçi bir Arnavut tarafından Paris sokaklarında öldürülür.

Çoluk çocuk olmadığı için köşk kalır sevgili zevcesine.
Bu arada öğretmenleri çok seven Fatma Hanım taşınır başka malikaneye…
Ve 1845 yılında yapılan köşkü müştemilatlarıyla birlikte öğretmenlere
dinlenme evi olarak hediye eder. Sene bin dokuz yüz kırk dokuz.

II.derece tarihi özelliğe sahip bina o tarihten bir süre sonra
Emekli Öğretmenler Genel Merkezi olarak kullanılır…
Ta ki araya 12 Eylül girene kadar!
Cuntanın hukuku canım köşkü Öğretmen Evi statüsüne dönüştürür…
Başına tarihten, sanattan, mimariden anlamayan müdürler atar!

Evet, yürekleri yakan asıl hikâyemizde bundan sonra başlar.
Her gelen yeni müdür kafasına göre düzenlemeler yapar!

Kimi güzelim bahçeyi betonla kaplatır, bazısı asfaltla…
En sonuncusu daha estetik çıkmış, döşemiş fayansla!

Ocak başına heveslenen de olmuş, birahaneye dönüştürmek isteyende!
Yalnız ana bina her geçen gün lime lime dökülmekte, çürümeye yüz tutmuş.

En son olarak bahçeye yaptırılmış devasa bir çay ocağı…
Sanırsınız eski Topkapı garındaki bir işletme, kabalık-hoyratlık anında görülmekte…
Pislik gırla gidiyor, hizmetliler hizmetkâr değil hepsi birer efe!

Kime çekmişler dersiniz?
Sakın iki numara demeyin, yani Kasımpaşalıyı adres göstermeyin!

Sonuçta efendim;
Bir dokun bin işit hesabı, tarihsel mirasların da değerini bilmeyen bir milletiz.
İşte somut örnek, karşınızda duruyor ulvî meslek sahibi öğretmenlerin yuvası…

“Aslan yattığı yerden belli olur" dermiş atalarımız…
Buyrun size öğretmenlerimizin eğlendiği, taş oynadığı, lak lak yaptığı mekân…
Ne bir kütüphanesi, ne bir okuma odası, ne bir kültürel faaliyet…

Ne demiş M.Kemal; “Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacak”…
Duyda inan, gör de inanma! 

Nurlar içinde yat Fatma Şadiye Toptani Hanımefendi...
Çok sevdiğin öğretmenlerimizin kusuruna bakma!

m.C.





07 Ekim 2011

"İleri Demokrasi"nin Acı Cilveleri!..



"Parasız Eğitim"
     Kapsama Alanı Dışı!..
"Parasız eğitim istiyoruz. Alacağız." yazılı
pankart açan  Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz
tahliye edildi.

Mahkeme "Dosya kapsamı, delil durumu,
yargılamanın geldiği aşamayı dikkate alarak"
sanıkların tahliyelerine karar verdi.

Gençler ne zaman tutuklanmıştı?
On dokuz ay önce, RTE’nin “Roman açılımı”nda!
Ya şimdi; dün serbest bırakıldılar...
Okullarından atılmış olarak sevinç içinde katıldılar aramıza…
ALTI YÜZ BİR gün sonra.

“Adaletin bu mu dünya?” diye sorsak…
El’an cevap hazır; “Evet bu, işine gelirse, işte kapı işte sapı”…
Gençlerimize görülen reva mı?
On dokuz ay az bile, ömür boyu sürünmeliler içerde!

Mademki Başbakan hazretlerimizin ayağına dolanıp…
Görüntü ve ses kirliliği oluşturmuşlar…
Hak ettikleri cezayı almışlar!

“Neymiş dertleri?”
Akılları sıra “Parasız eğitim” istiyorlarmış haspalarım…
Ulen dünyanın neresinde görülmüş beleş okul…
Sosyalist sistemi özlüyorlar diyeceğim ama…
Onu da hatırlamazlar,  yaşları müsait değil!

Ayrıca bir hususun altını önemle çizmekte fayda var…
Neymiş o?
Halkımız, aydınımız, öğrenci gençliğimiz fazla havaya girdi…
Kaptırdı kendilerini demokrasinin ilerisine!

Evet, söylem olarak kulağa hoş geliyor “açılım”, “demokrasi”…
Ancak bir şartla…
Asla yan gözle bakılmayacak Re-ce-be!
İki; İktidara lâf söylenmeyecek, mutlak biat edilecek bundan böyle!
Bilmem anlatabildim mi?

Bağrımıza basacağız evlatlarımızı, kulaklarını çekeceğiz…
Ve diyeceğiz ki;
Bir daha kimseden bir şey istemeyin, isterse iktidarda babanız olsa!
Tayyipgiller kime yardım edileceğini, kimin ihtiyaç sahibi olduğunu iyi bilir…

Temel felsefeleri köşe dönmeciliktir…
Minareyi çalıp tummana sokarlar, deveyi hamuduyla götürürler…
Kendinden olmayanlara zırnık koklatmadıkları gibi…
Şekilde görüldüğü üzere bir güzel zindana tıkarlar…
Yeri geldiğinde de senden benden önce salya sümük ağlarlar!

O nedenle AMAN DİKKAT!
RTE patentli demokrasi formüllerinden asla çıkmaz selâmet...
Çünkü niyetlerinde yoktur ciddiyet ve samimiyet!..  


06 Ekim 2011

Umudumuz Tezkere!



Meclisimiz tezkereye bilmem kaçıncı kez yol verdi…
Vatana millete hayırlı olsun…
PKK korksun, kuyruğu sıkışıp silah bıraksın…
Hatta ve hatta teslim olsun…
Bahçeli’de Türk bayrağını Kandil’e diksin!

Oldum olası hamaseti severiz ama bu kadarı da fazla.
AKP, CHP, MHP’li milletvekilleri EVET’e el kaldırdılar…
Hemen hemen meclisin tamamı tezkereden yana oldular.
Çözün o zaman Kürt meselesini, fethedin Kandil’i!

Birlikse birlik, beraberlikse beraberlik, elinizin altında güçlü ordu…
Mit’iniz, polisiniz, predatorler, akrepler, kirpiler, kalkanlar, palamutlar devrede…
Kuzeyden girin Bağdat’tan çıkın…
Taş taş, baş baş üstünde bırakmayın…
Bayık ile Karayılan’ın kellesini tez getirin Kızılay’a!

Fırsat bu fırsat, hazır mutabakat sağlamışken…
Çek bir idam yasası, postala meclise, oyla peşinden...
Necip halkımız öğrensin işin esasını, kim dost kim düşman!

Tezkerenin gazıyla “Evet” çıkacağı nasıl olsa kesin…
PKK’yı teslim almaya, bayrakları dikmeye hazırlanırken…
Sallandırın Apo’yu Sultanahmet meydanında…
Yedi düvele korku salın, hatırlatın şanlı ahfadımızı dünyaya!

Bizimki dünya turunda hız kesmemiş…
Somali, Mısır, Kuzey Amerika derken soluğu almış Güney Afrika’da.
İster misiniz liderlik heyecanıyla bir solukta uğrasın Antarktika’ya?

Oralardan esip kükrüyor…
İsrail’in atom bombalarını ifşa ediyor…
Köşeye sıkışmış Esad ile kedi-fare misâli oynayıp dalgasını geçiyor…
Posta koyuyor BM Güvenlik Konseyi’ne…
“Dünyayı yalnızca siz idare edemezsiniz, Afrika kıtası da olmalıdır”
diyerek zencilerin gönlünde taht kuruyor bir kez daha!

Sanıyor ki Erdoğan, Konsey’i oluşturan beş ülke tombaladan çıktı!
Ah iki gözüm, civanmerdim;
Konsey, Dünya Futbol Federasyonu'nun alt komitesi mi?
Kıtalardan temsilci mi seçiyorsun oraya?

Hiç mi okumadın tarih, ulemadan başka kuş tanımaz mısın?
Üstelik sana mı düştü Afrika’nın derdi tasası…
Dönüp gelsene ülkene, meclisten geçti tezkerenin en alâsı!

Yakında çıkartma harekâtı var, hem karadan hem havadan hem sudan…
Bilumum izinler alındı efendi hazretleri Obama’dan…
Dostumuz Barzani yeşil ışık yaktı ve dedi ki;
“Her zaman bekleriz, başımız üzerinde yeriniz var”...

Tek eksik kaldı, o da Başkumandan Recep Tayyip Erdoğan!
Çal Mehteran çal, hamaset rüzgârlarından, damardan çal...
Vatan sağ olsun! Sen de sağol vatandaşım garip Osman...
Tezkere çıktı, yakında gidersin askere...
"Şehitler ölmez, vatan bölünmez" nidaları eşliğinde!.. 



05 Ekim 2011

Yeniden "68" Ruhu!..



Amerikalıyla çuvala girilmez veya ipiyle
kuyuya inilmez derler! Ne kadar da doğru…

Halbuki Hollywood filmlerinde öyle miydi?
Özgürlük-Adalet-Hukuk demek, ABD demek!
Fakat kazın ayağı öyle değilmiş, foyaları çıktı ortaya!

Tahmin edileceği gibi konu; Wall Street eylemi…
Uzağa gitmeye gerek yok, Arap baharını çok seven,
özgürlük savaşlarını destekleyen ABD;
700 göstericiyi tumba tekir gözaltına almış!..

Hoppala!

Ulan sen değil miydin dünyaya akıl fikir veren…
Afganistan’ı, Irak’ı işgâl eden…
Taliban’ı Saddam’ı deviren…
Devirmek ne kelime, naklen asan, kurşuna dizen…
Bin Ali’sinden Mübârek’e, Kaddafi’den Esad’a…
Dünyaları zindan eden?..

Oldu mu ya şimdi?
 
Wall Street’de –sıfır noktasında- toplanmış gençler;
“Yetti gari” diye haykırıyorlar…
Ve sesleniyorlar; “Nedir lan bu kapitalistlerden çektiğimiz”…
“Para sizde, saltanat sizde, açgözlülük-hırs-zalimlik sizde”…
“Dünya nizamının içine ettiniz, dar ettiniz hayatı bize”.

Evet, aynen böyle…
Protestocu gençler malî krizlerin baş sorumlusu olarak
Dünya Ticaret Merkezi’ni görüyorlar.
Eylemler dalga dalga yayılıyor, kararlılar, çadırlar kuruluyor…
“Gitmeye niyetimiz yok” kışında buradayız diyorlar.

Gördünüz mü Amerika’nın başına gelenleri?
Daha da işin başındalar, şimdiden ötmeye başladı dötleri!
Alelacele 700 genci derdest edip sarmalamışlar, tıkmışlar içeri.

“Vay be?” dedirten cinsten olaylar…
“Helâl olsun” Amerikan gençliğine, nihayet gerçeği görüp hidayete ermişler.
“68 ruhu” diye ben buna derim, “Savaşma seviş” sloganını hayata geçirmişler…
Ancak bir şartla; zamane çocukları finansın değerini, parasız aşkın olmayacağını anlamışlar!

Ya bu eylemler bizde olsaydı, meselâ Kızılay’da veyahut Taksim’de…
Haydi kullanın eşsiz hayal gücünüzü, zorlayın hafızalarınızın sınırlarını…

700 gencin gözaltına alınmasıyla kapanır mıydı olaylar?
Yoksa –Tanrım aklımı koru, düşüncesi bile ürkütüyor insanı- verilir miydi kurbanlar?
Toprağa düşer miydi biber gazını yutan, copu yiyen gencecik fidanlar?..

Yok canım olmazdı -lütfen münâfıklık yapmayın-  bizde “İleri demokrasi”nin hası…
Başımızdakiler özgürlük sevdalısı, yola çıkmış anayasaların en kralı…
Bir de asla esirgenmeyen bol miktarda gözyaşı…

Eeee, daha ne olsun?

Boynuz kulağı geçermiş, cennet vatanımız şimdi oldu –küçük değil- büyük Amerika!
Üstelik Pan-İslâmik versiyonlu, Ortadoğulu, demokrasi ve özgürlük şampiyonu(!)


Not:
Pankart açtığı için on sekiz aydır tutuklu bulunan iki gencimizden mektup var…
Şimdilik yerel işlere girmeyelim, karıştırmayalım o mevzuyu!

II.Not:
İşbu yazı, çok değerli dostum banka emekçisi N.E.’nin uyarısı üzerine kaleme alınmıştır.
Huzurlarınızda en derin saygılarımı sunar, yürekten teşekkür ederim. M.C.   




04 Ekim 2011

Tanpınar'ı anarken Zaman!..



7 Ekim 2011
Mezarı başındaydım Tanpınar'ın...
Aşiyan'da, saygıyla... M.C.
“Huzur” ve “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ölümsüz romanları…

Mezar taşına kazınmış dizeleriyle de sesleniyor;
“Ne zamanın içindeyim / Ne de büsbütün dışında”

Yanı başında dostu ve hocası Yahya Kemal…
Gönüldaşlıkları sürüyor toprakta, Rumeli Hisar’ında İstanbul’da.

Öğretmen (Prof.), milletvekili, yazar, şair, bir yalnız adam, huzursuz Tanpınar…
Ahmet Haşim ustası, Paul Valéry ile Marcel Proust idolü.

Bugünlerde “İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali” etkinlikleri var…
III. kez düzenleniyor değişik programlarla.

Edebiyatsever, meraklısı elbet izleyecektir festivalin sunumlarını…
Ancak günümüzde sanatın geniş kitleler üzerinde etkisi kaldı mı?

Karar almış iktidar, ülkeyi yöneten efendiler;
“Terörist”i ihbar edene çeşitli imkânlarla birlikte para ödülü verilecekmiş!..
Göreve çağırıyorlar halkımızı; “Herkes işbaşına, terörist avına” marş marş!

Ne oldu “İleri demokrasi”nize, “Açılım” pencerenize, profesyonel güçlerinize?
Ne varsa vatandaşımızda var deyip sine-î millete mi döndünüz…
Üstelik jurnalciliği teşvik ederek ve yaygınlaştırarak?

50’li yıllardan McCarty dönemi takılıyor aklımıza;
Anti-komünist  rüzgârlar esmişti ABD’de, sanırsınız insanın hedefte olduğu sürek avı!
Rosenbergler bilineni, elektrik sandalyesinde kavrulanı…
Bir de adı tarihe geçmemiş binlerce masum insan yok mu?

Halkımız yoksul, yıllardır umut tüketiyor iktidarın şemsiyesi altında…
Lotaryadan lotaryaya koşuyor çaresizlikler içinde…
Atı, topalı, sayısalı, iddiası, millîsi,  gayrı-millîsi alayı birden umudun kapısı..
Şimdi de ilâve edin ihbariyeden gelecek cukkayı!

Öf ulen öf!
Kurtuldu yarınlar, yaşasın jurnalistan!
Ne tatlı işmiş müzevircilik, üst aşaması gammazcılık…
Bir de üste veriliyorsa paracıklar, gel keyfim gel…
Mezardaki babamı-atamı bile ihbar ederim vatan (pardon, para) uğruna!

Bu arada böylesi ciddî mevzular konuşulurken,
Alla’sen ne işi var Tanpınar Amcamın?

Ayrıca tanıyor muyuz bu şahsiyeti, kimdir, neyin nesidir, kimin fesidir?
Edebiyat mı, şiir mi, roman mı, sanat mı, festival mi?

Boş ver böylesi martavalları, işin ucunda para var mı?
Halkımız düşmüş kendi derdine, elinde olta, terörist avlıyor boğazda!

Kiloya göre mi ödeme yapıyorlar cinsine mi, orasını tam bilmiyorum amma…
Günümüzün en geçerli mesleği ihbarcılıktır, muhbirliktir…
Yakında okulları açılırsa şaşırma! Rektörüde hazır, şifreci Ali!

Kulakların çınlasın kaynakçı Mahir Usta… Meslekte ayağa düştü ya!..
Her ne kadar tanışmasakta, sende nur içinde yat değerli Tanpınar Amca.

. 

03 Ekim 2011

Radikal İsyanlar!..



Radikal yazarı Yıldırım Türker yayın politikası üzerine
gazetesine sıkı bir eleştiri getirmiş…
Komşularından girmiş, emekli kaptan Özkök’e uzanmış
son darbeyi de Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can’a indirmiş!

Ne diyelim?.. Eline sağlık birader, geç bile kaldın…
Yoksa yeni mi uyandın?
Ayrıca bugüne kadar hiç tanımadın mı aydın doğanları?

Yaaa, bu işler böyledir Türker…
Yorum anlamında bizler yazdı mı köşelerinizin altına…
Anında sansür yer, duyulmazdı sesimiz!

Boş ver Radikal’in estirdiği özgürlük rüzgârlarını…
H.Şahin ile T.Alkan hocalarımızı daha dün harcamadınız mı?

Kolay iş mi Müslüman mahallesinde salyangoz satmak…
Radikal markalı koridorlarda solcu olmak?
Ya Çandar’ın izinden yürüyeceksin, ya da Can’ın…
Oral Ç.’de olur diyeceğim ama aile boyu TRT’ye geçmeyi düşünüyorsan!

Siz de iyi bilirsiniz, hatta bizden iyi…
Aydın Doğan usta biridir, zamanın ruhunu yakalar anında…
Yüksek düzeyde uyum sağlar iktidarlara!
“Gelen ağam giden paşam” temel ilkesi…
Kıvrak kalemlerle çalışmak en temel özelliği...
Zevahiri kurtarmak adına bir-iki muhalif barındırmak öne çıkan felsefesidir!

Radikal’in başına boşa mı geçti Eyüp Usta?
Bak, patronun milyarlık vergi cezalarından söz eden var mı?
Farkındaysanız ortalık uzun süredir süt liman…
Demek ki gereği yapılmış, alan razı veren razı herkes memnun durumdan!

Geçenlerde bir istatistik yayımlandı Yıldırım kardeş,
Ülkemizde iktidar destekçisi medyanın oranı %82.75’e çıkmış…
Az şey mi, nerdeyse tek ses, alayına yakını sahibini sesi olmuş!

Siz gıcıklık yapıp koroyu bozduğunuz için aklımıza gelmedi bu mevzular…
İnanın uzun zamandır kanımıza dokunuyordu yazılanlar…
Ne zamanki yaradana sığınıp döşendiniz, oldunuz hislerimize tercüman!

Yaşayın varolun, iyi ki varsınız…
Özdemir abimiz inceden inceye vaziyeti idare ediyor Hürriyet’te…
Radikal’de de nefes oluyorsunuz sizler ve sizin gibi düşünenler…
Malûmunuz Milliyet ile Vatan konjonktür kurbanılar…
Transfer oldular emin ellere, onlarda teslim ettiler gazetelerini kayyuma, devlete!

Geriye de ne kaldı diyorsanız, Kelaynak misâli sağda solda üç-beş kalem…
Yılmadan onurla direniyorlar, doğru bildiklerini yazıyorlar…
Ne yönetmenden çekiniyorlar ne patrondan…
Tek sorumluluk duydukları makam; okurları ile vatan!


02 Ekim 2011

Tarafsızlığın hazin sonu!..



Soğuk savaş yıllarının en belirgin özelliklerinden
biride tarafsız kalmanın zorluğuydu.
İllâ ki sağcı ya da solcu olunacaktı…
Hatta solculuk öyle bir noktaya gelmişti ki;
CHP’li olmak bile kesmiyor muhakkak radikal
sol gurupların içinde yer almak gerekiyordu.

Bu arada iddialı sol dergiler ha bire başlık atıyordu;
“Kapitalizm ile sosyalizm arasında orta yol yoktur!”
Şimdi breh breh diyelim ama o devirler hakikâten yazdığımız gibiydi.

Solu kim temsil eder, sağın mutlak efendisi kimdir…
“Kapitalizm nedir?”, solun sınırları nerde biter?
Her önüne gelenin teorisyen geçindiği, üç kitap fazla okuyanın
siyasal önder olduğu, onlarca fraksiyona dayalı örgütlenmenin
piyasada kol gezdiği… Velhasılıkelâm zor ve karışık yıllardı.

Ancak o zamanda bugün olduğu gibi Demirel vardı…
Üstelik gencecik başbakandı.
Atatürkçü, Amerikancı, demokrat, liberal, özel sektörcü,
devletçi, sağcı, sola düşman... Full aksesuvar!

Efsanevî “Barajlar Kralı”, İsdemir'in, Seydişehir Alüminyum’un,  
Erdemir’in, Tüpraş’ın, Aliağa Rafinesi’nin mimarı.
Tümüyle devletçi projelere imza atmış halk kahramanı, millî BABA!

Kapitalizmin üretim araçları dalga dalga yayılıyordu yurt sathında…
Montaj filân, sanayi gelişiyor sermaye palazlanıyor…
İdeolojiler alt yapıların izdüşümü olarak yeniden şekilleniyordu.

Gençlik örgütleri karanlık güçlerin maşası olmuş, sokaklar kan gölüne çevrilmişti.
Anarşi ülkenin hakimi, siyaset “sen ben” kavgası, davetiye çıkarılıyordu cuntaya!

Ve beklenen sonuç 12 Eylül'de gelip çattı …
Solun bütün renkleri ezildi, ülkücülerin üstün hizmetlerinden devlet yararlanmaya devam etti!
Dokunulmadı siyasal dinciye, tarikatçıya, şeriatçıya…
Çünkü hedefte imanı bütün Türk-İslâm sentezine uygun halk yaratmak vardı!

Evet, geldik mi günümüze…
İşte o günlerin artığıdır bugünkü iktidar.
Adına ister “Ilıman” deyin ister “Muhafazakâr”…
Sonuçta kapitalist dünyanın haza temsilcisidir  Recep Tayyip Erdoğan…

“Ahrette iman dünyada mekân” ilkesinden hareketle…
Bir de Allah “Yürü kulum” dediyse…
Servet sahibi de olursun, armatörde!

Yeter ki kalbini bozmayacaksın,
sisteme hizmette kusur etmeyeceksin…
Pazarlarsan din-iman, halkın oyu seninledir zaten!

Geriye de pek bir şey kalmıyor…
“Komşun açken tok yatma” derler...
Takma kafana... Hepsi hikâye...
Aynen aktardıklarım gibi, atı alan köprüyü geçti...
Sırada cennetin pazarlanması var, ağaoğlu marifetiyle!






01 Ekim 2011

Açıl Susam Açıl!



Doksan bir yıllık parlamento deneyimimiz var.
Altmış yıllıkta demokrasi.
Dünyaya şöyle bir baktığımızda fena bir süre değil.
Eksiğiyle gediğiyle kör-topal sistem işlemiş.

Her ne kadar darbeler, müdahalecikler olsa da,
halkımızın önüne sandık konulmuş.
Ne diyelim; buna da şükür, beterin beteri var!

Bir de “Arap Baharı”nı gördükten sonra,
RTE’nin bulunmaz nimet olduğunu bir kez daha anladık.
Yukarıda Allah, neme lâzım…
Adam otoriteyi de seviyor, demokrasiyi de!
Tamam, kendine Müslüman olsa da,
Doğulu liderlerin ortak özelliği padişahçılık oynamak değil mi?

Ayrıca parlamentomuz artık vesayetsiz, korkusuz ve de özgür.
İnanıyoruz ki vatan/millet için ne gerekiyorsa yapacaklar!
Birazcık liderlerden korkulsa da, ne önemi var…
O kadar kusur kadı kızında da bulunur, yine de iyidir parlamentomuz.

Üstelik bu dönem çok renkli olacak, şimdiden hissediyoruz.
Meclisin mizah yükünü asırlardır tek başına çeken sevgili
Kamer Genç ağabeyimiz artık yalnız kalmayacak…
Filmci kardeşimiz S.S.Önder ona eşlik edecek, gülümsetecek necip milletimizi.

Sabahat Akkiraz’lı, Tolga Çandar’lı yurttan sesler korosunu da düşünürseniz…
Meclisin lokantasında iki duble atmayı kim istemez?

Şamil’den gazetecilik tecrübelerini, Hakan’dan futbolun inceliklerini…
Kürkçü’den sosyalizmin nüanslarını, Aygün’den Ergenekon masallarını
dinlemekte ayrı bir keyif olsa gerek.

Ya Metiner? Ne de olsa edebiyatçı, üstelik kıvrak mı kıvrak…
Bir iki derste öğretir hacıyatmaz olmanın formüllerini!

Ekşi dedemizi zaten tanıyoruz, bin yıldır okuyoruz…
Uzak durulmasında fayda var, atarsa kafasının tası
hiç kimsenin gözünün yaşına bakmaz, anında çeker kulağınızı.

Evet, aklımıza ilk takılanlar bunlar.
Eskiler malûmunuz, tam kadro parlamentoda, başta Baykal amcamız.
En yüksekte oturacak akîl şahsiyet Çiçek abimiz…

Nostalji rüzgârları esecek koridorlarda, Elçi’yle, Zana’yla, Keskin’le…
Geriye bıraktıklarımız kusura bakmasın, onları da ele alacağız sırayla.

Bugün 1 Ekim 2011, meclisimiz açılıyor güllerle…
Halkımız yerinde duramıyor, sevinç içinde…
%50’lik Tayyip Usta  %10 geçirmiş elektriğe…
Peşinden de –gözü kalmasın diyerek- tam gaz köklemiş doğalgaza…

Farkında mısınız? Ne tatlı bir ülkede yaşıyoruz…
TBMM açılıyor, gülüyor, eğleniyoruz…
Görün bakın; memlekette ne dert kalacak, ne de gam…
AKP cennet yapacak vatanı, demokrasinin en kralına çılgın projelere hazırlan(!)    





  

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...