14 Eylül 2013

Büyük Yalan!

Macit CÜNÜNOĞLU
14/09/2013 09:11

 

 
 
Basından okuyoruz: “Uluslararası Af Örgütü; Brezilya, Hindistan, Güney Kore,
ve ABD’ye Türkiye’ye biber gazı ile zırhlı sevkiyatını durdur çağrısı yaptı.”

Vay benim köse sakalım dedirtecek türden bir haber.
Zavallı ülkem, ne hâllere düştün sen?
Üstelik bu utanç yetmezmiş gibi bir de elektroşok cihazı devreye giriyormuş…
Onun da imâl yeri ABD, 10 metre menzilli…
Kolluk kuvvetlerimiz kullanacakmış!

İnsana yönelik bu tür çağdışı silahları üreten ülkeler bir tarafa…
Çünkü onlar işin ticaretine, paraya bakar…
Ya bize ne oluyor, “ileri demokrasi” yaratıcılarına?

Evet, başta İstanbul olmak üzere bir takım kentlerde Gezi direnişinin artçıları var…
İktidar destekçisi medyaya göre bunlar üç-beş çapulcu…
Ciddiye alınacak sayıda değil.
Durum bu merkezde ise bu telaş bu kontrolsüzlük bu saldırganlık niye?

Bildiğim kadarıyla “Uluslararası Af Örgütü” dünyanın en saygın kuruluşlarından biri…”
Önemsenen, sözü dinlenen, barışçı ve de insanî değerleri ön plânda tutan…
Yakışıyor mu bu örgütün diline düşmek, gündemine girmek?

Aslında “büyük yalan” 12 Eylül referandum sürecinde başladı…
“Ülkeyi askerî vesayetten kurtaracağız.”
 Kurtardılar da, ancak yerine konan ne?
Boşluk yok, bir vesayetten çıkıp sultanın egemenliği altına girmek…
İşte, topluma dayatılan gerçek!

Güçlü bir polis ordusu ve uyguladığı şiddet, yaydığı korku…
Hep birlikte ilerliyoruz kıyamete doğru!

Ne diyelim, tanrı sonumuzu aydınlık eylesin...
Anketçilere de akıl-fikir ihsan etsin…
Ki ikide bir iktidarın oyunu yüzde 50’lerin üzerinde göstermesinler.
Yoksa şüpheye düşeceğim, halkımız biber gazı manyağı oldu mu diye!
Bir de alışırlarsa elektroşok aletine…
Bu ülkede ağız tadıyla kalpten gitmek mümkün değil!

12 Eylül 2013

Cemevi

Macit CÜNÜNOĞLU
12/09/2013 09:39

 

 
 
Proje Atlantik ötesinden geliyor, Pensilvanyalıdan…
“Camiyle cemevi aynı bahçede buluşsun.”
Emir büyük yerden, İzzettin efendi balıklama atlıyor; “derhal!”…
Ve proje start alıyor, Mamak’ta…
Bir bakan önderliğinde cümbür cemaat temel atılıyor…
Ne diyelim, hayırlara vesile olsun!

Fakat kazın ayağı öyle mi?
Başta aleviler itiraz ediyor; “ne saçma iç bu”…
Derin düşündüğünüzde hakikaten saçma, hatta abesle iştigal.
Başta namaz ile semah yan yana olur mu?
Bir de ekleyin sazı, sözü…
Sunnî huşu içinde rükuya varırken, yan taraftan yükseliyor Pir Sultan deyişleri!
Evet, olacak iş değil ama biz yaptık oldu türden!

Ayrıca madem niyet hoşgörü; kucaklaşmak, sevişmek ise…
Şart mıdır aynı bahçe içinde meşk yapmak?
Üstelik insanın ibadet anlayışına dayatarak karışmak reva mıdır?
Alışkanlık işte, başkalarının hayatına müdahaleyi iktidarımız huy edindi…
Hem de nasıl, hızını alamayıp rotayı Mısır’a, Suriye’ye çevirdi!

Lâkin aleviyle sunnîyi aynı potada eritmek hassas mevzuu.
Tarihsel kökler, gelenekler görenekler apayrı dünya.
Sayılar bir şey ifade etmez, deyin ki on milyon, on beş milyon alevî…
Ya yüzyıllardır çektikleri, bastırılmaları, ezilmeleri…
Tüm bu gerçekleri ne yapacağız, çuvala mı sokacağız?

Anlaşılıyor ki proje başka…
Cemevi bahanesiyle milyonlarca alevîyi resmî ideolojinin,
diyanetin şemsiyesi altına almak.
Nasıl olsa bu işin taşeronları hazır, sayları da epeyce fazla...
İktidarın dümen suyuna girip nemalanacak, ranttan nasiplenecek
inanç sömürücüleri, milletvekilliği hayâliye yanıp tutuşan tufeyliler ordusu!

Peki, bunca olan biteni laikliğin emniyet supabı alevîler yer mi?
Elbette tuzağa düşen de çıkar, düşmeyen de.
Ancak bu çağda hâlâ sultandan medet umanlar varsa onların aklına şaşmam,
toplumun geleceğini ipotek altına aldığı için bağışlamam…
Kişisel ikbâl uğruna çamuroğullarının, doğanların izinden yürüdüğü için de
kınarım, ilaveten de eski solcu Ertuğrul Günay’ın düştüğü ibretlik hâllerine bakmalarını
şiddetle tavsiye ederim.

10 Eylül 2013

Olimpiyat Ruhu

Macit CÜNÜNOĞLU
10/09/2013 09:44

 

 
 
Olimpiyatların omurgasını oluşturan spor dalı atletizmdir.
Yıllar önceydi, seksenler ortası.
Balkan atletizm şampiyonası ülkemizde, İstanbul’da yapılıyor.
Yer Burhan Felek stadyumu.
Stadyum deyince dört dörtlük bir spor tesisi olarak algılamayın,
derme çatma tribünü ve koşu pisti olan minik bir antrenman sahası.
Pist de tartan cinsinden miydi, inanın o kadarını da hatırlamıyorum.

Her neyse, Balkan ülkelerinden epeyce atlet gelmiş.
Ben de spora meraklıyım, ayrıca ilk defa uluslararası yarışma izleyeceğim.
Fakat, o da ne?
Sahadaki sporcular seyircilerden kalabalık, hem de az buz değil.
Biz ise toplam elli-altmış civarındayız…
Geçmiş tarih, tam arkamda da Mehmet Ali Aybar oturuyor.
1928-1935 arası atletizm millî takımımızın rekortmen sporcusu…
Bilâhare Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanı ve “güler yüzlü sosyalizm”in
mucidi ve yılmaz savunucusu…
Ne şahsiyetti, tam bir demokrasi aşığı…
Sovyetlerin Çekoslovakya işgaline karşı çıkan halis bir solcu…
Ne yazık ki döneminde yeterince anlaşılamamış İstanbul beyefendisi profesör.
Nurlar içinde yatsın, keşke yaşarken ideolojik olarak yakın olabilseydik.

Dönersek Burhan Felek’e, ta o zamanlar düşünmüştüm;
olimpiyatlar bize ne kadar uzak?
Aradan otuz yıl geçti, işte geldiğimiz nokta…
Şikeli, dopingli bir yapılanma, üstelik millî takım düzeyinde…
Bir gün süper başarılar, ertesi gün yerlerde sürünen takım sporları…
Kısaca, memleketimizde tuhaftır bu işler!

Gelelim çok taze kaybettiğimiz olimpiyat ruhuna…
Hani şu spor bakanının deyimiyle kınaya endeksli olan!
O ruha sahip olmak o kadar zor ki…
Birincisi ülken sorunsuz, ızdırapsız olacak.
Vatandaşın sırtı pek karnı tok olacak.
Her şeyden önemlisi ülkende barış ve demokrasi olacak.
Ötekiler ve ötekileştirme olmayacak.
Ezilen, sömürülen olmayacak.
Hukukun egemen olduğu toplumda A’dan Z’ye her çalışan örgütlü olacak…
Derken bu liste daha çok uzayıp gider…

Veya Dünya Futbol Şampiyonası’nda olduğu gibi ev sahipliği yapan
Güney Afrika Cumhuriyeti’ne dönersin ki…
Halk yalnız tencere-tava değil, vuvuzela çalar!

O nedenle 2020 Olimpiyat Oyunları’nın Japonya’ya gitmesi iyi olmuştur…
Bakarsınız sultanımız insanlık onurunun değerini öğrenir!

08 Eylül 2013

Yalnız Ülkem!

Macit CÜNÜNOĞLU
08/09/2013 10:49

 

 
 
96 oy’un yaklaşık üçte birini almak…
Üstelik Madrid’i eleyerek…
Fena sayılmaz, belki 2032’ye olur bu iş…
AKP iktidarının otuzuncu yılında!
Şimdi izleyin curcunayı, derin analizleri…
Epeydir süren antisemitizmden sonra Hristiyan lobilerine veryansın etmek…
Bir de Budizm, Taoizm, Brahmanizm, Şintoizm’e (Japonların dinidir) giydirmek…
Aman da aman, iç politikada öylesine iş yapar ki!
Yerel seçimlere beş ay kalmış…
Seyreyleyin sultanı, seyreyleyin avenesini…

Çünkü dünyanın merkezi biziz, güneşin doğduğu memleketiz.
Üstelik Türk ve Müslümanız.
Sultanımız yeryüzünün yegâne efendisi, demokrasisiz de ülke yönetiriz.
Düşünceyi suç sayar, eli kalem tutanı hapse atarız.
Tek bir özgürlük vardır diyarımızda, hayatı dinsel olarak algılayıp yorumlamak…
Gerisi de zaten hikâye!

Evet, bir Olimpiyat maceramız daha hüsranla sonuçlandı…
Şaşırdım mı?
Asla, çünkü göz var nizam var…
Topraklarımızda yarım milyon Suriyeli var.
Savaşa gidiyoruz savaşa, farkında mısınız?

Sultanımızın savaş çığlıkları Olimpiyat ile taçlansaydı tadından yenmeyecekti…
Ancak yanlış hesap Bağdat’tan döndü…
Hem de öyle bir dönüş ki, tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde…
Altmış oy’la gitti Tokya’ya…
İkinci kez, Asya’nın en uç köşesine…
Bir bakmak lâzım, Japonya’da insan hakları ne âlemde?

Ayrıca G-20 zirvesinde de golü yedi sultan…
Bir ABD, o da yarım porsiyon…
Suriye’ye müdahalede yalnız kaldı Türkiye…
Ancak ne gam ne kasavet…
Belediye seçimleri yok mu, peşinden Anayasal değişiklik ve başkanlık…
Bastır Usta bastır…
Gerçeği tersyüz ederek…
Yalanla dolanla gemini yüzdür…
Ta ki karaya vurana kadar!..

Son söz: Tanrım 2032’ye kadar bu topluma sabır…
Ve birazcık da muhalefete akıl ihsan et!

Âmin!

06 Eylül 2013

Barış Denizi

Macit CÜNÜNOĞLU
06/09/2013 21:17

 

 
 
Alın size üç gündem…
Birincisinin mazisi otuz yıllık, PKK meselesi.
Lideri diyor ki, “çekilmiyoruz!”
İkincisi iki yıllık, sultanımızın Suriye seferi…
Birleşmiş Milletler’e rağmen kararlı…
Obama ve O…
Saldıracaklar komşuya!
Üçüncüsü Olimpiyatlar…
Rakibimiz Tokyo ile Madrid…
Ne dersiniz, verirler mi İstanbul’a?

Evet, hayati dertlerimiz sayılacak üç konu…
Meselâ Olimpiyatlar, baldırı çıplak vatandaşın umurunda mı?
Diğer taraftan Suriye ile Esad, işsiz takımını ırgalar mı?
Ya Cemil Bayık’ın kararı…
İşte burada rölans!

Çünkü terör kurbanı otuz yıldır fakir-fukara…
Toprağa düşen kınalı kuzular…
Ağlayan analar, babalar, kardeşler, sevgililer.

Peki, bu ülkenin efendileri olan bitenin farkında mı?
Yoksa yakın tarihte yapılacak yerel seçimler daha mı önemli?..
Veya bu seçim ardılı cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri etkiler mi?
Aslında cevabı belirsiz o kadar çok soru var ki…
Yine de merak etmek lâzım.

Sonuç itibariyle gelirsek sadede…
Barış, insan hakları sultanımıza uzak.
Aynen -dolar hariç- yeşil sevdası gibi…
Ayrıca derdi de değil…
Ve bilinen tek bir hedefi var…
Sahip olduğu yüzde elliyi tekrar avlamak…
Ama din uğruna, ama milliyetçilik aşkına!

Dolayısıyla bunca rezillikten halkımızı kurtarmak istiyorsa muhalefet…
Kırk değil, yüzlerce kez düşünmesi lâzım…
Ki bu ülke lâyık olduğu itibara, huzura kavuşsun…
Kürdüyle, Türkiyle, Arabıyla ve tüm komşularıyla…
Barış denizinde buluşsun.

Aman Dikkat!

“Gezi direnişine” rezillik diyen kafa ile nasıl baş edersiniz?
Üstelik bu kadarla kalsa, “baskın basanındır” zihniyetinden hareketle
makarnacı-kömürcü kitleyi eyleme davet ediyorlar…
Ki savaş çığırtkanlığı sürecinde ülke iyice karışsın ve yüzde ellilik
seçmen dağılmasın, safları sıklaştırsın!

Evet, Eylül ayı geldi çattı ve “Dünya Barış Günü”nden giriş yaptı.
Birileri diyor ki, “tüm hazırlıklar tamam, devrim günleri yakın”…
Gülüp geçilecek tespitler de değil, antidemokratik eylemlerden
sonuç alınacağını uman ciddi odaklar var…
Ve bunların çoğunluğu sol görünümlü tekkeler!
Biraz Atatürk, biraz Bayrak, biraz antiemperyalist söyleme dayalı milliyetçilik…
Müthiş harman, itinayla hazırlanıp servise hazır!

Diğer taraftan da yitip giden canlar, kör olan gözler…
“Feda olsun” diyen kaşarlar memnun, katledenler memnun…
Dolayısıyla bir başkadır benim memleketim.

Ancak camilere çağrı yapan o alçaklar yok mu?
Maraş artıkları, Çorum özlemcileri, Sivas zebanileri…
Utanmadan “ey cemaat-i müslimin” diye haykırıp
“Gezici” gençleri hedef gösteren provokatörler…
İşte o reziller boş durmuyorlar.

İşleri güçleri ayaklanma iddialarıyla sessiz çoğunluğu kışkırtmak.
Daha açıkçası atalarından mirâs kalan cepheciliği yeniden örgütlemek…
Ki karşıdevrimci ateş daha gür yansın, yakıp kül etsin aydınlığı!

Tutar mı?
Elbette tutar, insanlık tarihinde örnekleri yok mu?
Ve Goebbelslerin türü tükenir mi?
Yalandan beslenen kara politikacılar, hükümet uşağı satılık kalemler…
Yeter ki iktidarları sürsün, sürsün nemalar kesilmesin rantlar!

Dönersek başa, Eylül ay’ı ile birlikte zor günler bekliyor memleketi.
Savaş bulutları tepemizde, gemi azıya almış sultanın iradesi…
Esad/Suriye bahane…
Kontrolsüz gelişiyor siyaset…
Yerel seçimler, Anayasa, başkanlık sistemi…
Haydi hayırlısı…
“Bindik alâmete, gidiyoruz kıyamete” derken…
Aman DİKKAT!

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...