Yeşilırmak akşamın eşiğinde
ağır bir makam tutturur.
Su, eski bir tambur gibi titrer
köprülerin altında.
Şehir susar.
Dağlar iki yana çekilmiş
bir sahnenin perdeleri gibi,
ve Amasya
yüzyıllardır aynı şarkının içinde
yavaşça nefes alır.
Derler ki
her şehrin bir makamı vardır.
İstanbul hicazdır biraz,
Bursa’da segâh dolaşır akşamları.
Ama Amasya’nın kalbinde
ince bir "Lale Gül" makamı saklıdır.
Biraz hüzün,
biraz zarafet,
biraz da kaybolmuş bir baharın sesi.
Bir zamanlar dağlarda,
konakların avlularında
laleler açarmış.
Ne saray görmüşler
ne de şöhret.
Sadece sabah güneşini,
bir de Yeşilırmak’ın serinliğini.
Sonra zaman geçmiş,
her şehir gibi
Amasya da biraz eksilmiş.
Bir lale kaybolmuş o günlerden.
Kimse tam hatırlamaz nerede.
Belki bir avluda unutuldu,
belki bir bahar rüzgârı
tohumunu başka diyarlara savurdu.
Ama şehir bilir:
Her bahar
toprağın içinde
o eski lalenin kalbi atar.
Akşam olur.
Yeşilırmak’ın sesi
derinleşir.
Sanki görünmeyen bir fasıl başlar
dağların gölgesinde.
Rüzgâr usulca dolaşır
yokuş sokaklarda,
eski taşlar
unutulmuş bir güfteyi fısıldar.
Ve o an
kimse görmese de
bir yerde
kırmızı bir lale açar.
Sessiz…
vakur…
yitik ama hatırlı.
Amasya’nın kaybolmayan
hatırası gibi.
Çünkü bazı şehirlerde
çiçekler bile
bir makamla açar.
Ve bazı laleler
yüzyıllar geçse de
şehrin kalbinden
eksilmez...
Anlaştık mı değerli dostlar?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder