05 Mart 2026

İLKBAHARA SELÂM

Mart,
ilkbaharın güneşi omzuma yeni dokunmuş gibi.
Penceremden bakıyorum,
tomurcuklar usul usul açılıyor.
Yeşil, taze, umutlu.

Sanki her biri
yeni bir hatıranın kanadı.
Uzakta Yeşilırmak akıyor
benden habersiz değil,
benimle birlikte tazeleniyor sanki.

Bilgisayarımın başında
davudi bir ses yankılanıyor:
Orson Welles konuşuyor.
“I know what it is to be young…”
Sonra içime işleyen o cümle:
“Ben genç olmanın ne demek olduğunu biliyorum,
ama sen yaşlı olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsun…
Bir gün sen de anlayacaksın;
zaman uçar gider
ve geriye hikâyeler kalır.”

Ben de hikâyelerimin içine dönüyorum.
Üç çeyrek asırlık bir yolun
tozunu siler gibi
geçmişe uzanıyorum.
Çocukluk…
Gençlik…
Bir avuç gürültülü sokak.

Mahallemin taşları hâlâ aklımda.
Şimdi çoğu yok.
Ama camimiz duruyor,
mütevazı şadırvanı hâlâ serin.
Varsın başka ne kaybolursa kaybolsun
Yeşilırmak akıyor.

Kale yerinde.
Ve İçerişehir
baharın ışığında
sessiz bir tarih gibi yükseliyor.
Sofular Sokağı
eski bir bulut gibi
şehrin kalbine düşüyor.
Gidenlere rahmet okuyorum,
kalanları bağrıma basıyorum.

Dalından misket koparamasam da
yarım kilo elma alıp
İmaret’in bahçesine oturuyorum.
Belki tanıdık bir yüz çıkar diye.

Ama çoğu göçmüş…
Sokaklar değişmiş…
Yüzler başka…
Kimse
kütüphanenin tahta sıralarında
Binbir Gece Masalları okumamış.
Şehrazat’ın adını duyan yok.
Ve hiçbirinin yanağında
İbrahim Hafız’ın dillere destan
tokadının izi yok.

Oysa Amasyalı olmak
sadece doğmak değildi burada.
Önce ırmakta yüzmeyi öğrenecektin.
Sonra balık tutmayı.
Dağları dolaşacaktın.
Bir gün mutlaka
Cilanbolu’ya inecektin.
Ve o kuyudan
hayatın en soğuk suyunu içecektin.

Ziyere…
Yenice…
Bahçeler, havuzlar…
Bizim çocukluğumuzun
en büyük cennetiydi.
Atıf’ın meyhanesinde
bir iki maşrapa şarap içmişliğin olacak.
Fayton durağından geçerken
Tımarhane’nin avlusunda kurulan
ipek böceği pazarına uğrayacaksın.
Beş on koza çalacaksın belki.
Sonra eve götürüp
dut yapraklarıyla büyüteceksin onları,
ve bir gün
küçücük bir kozadan
bambaşka bir hayatın çıktığını
gözlerinle göreceksin.

İşte o zaman
hayatın dönüşümünü
kitaplardan değil
çocukluğundan öğreneceksin.
Bir de Çakallar’da
can arkadaşlarınla
fotoğraf çektireceksin.
Fonda
eşsiz Yeşilırmak vadisi,
minareler,
eski evlerin gölgeleri.

Pirlerde semaver kaynayacak.
Bakla dolması güveçi yer örtüsüne konacak.
Ahmet ile Hakkı ustaların çöreği
dumanı üstünde bölüşülecek.

Ve biz
dünyanın en zengin çocukları gibi
kahkahalar atacağız.
Şimdi…
Bahar yeniden geliyor.
O günlerin çoğu
rüzgâr gibi geçti.
Ama hatıralar
bir şehrin gerçek haritasıdır.
Ben o haritaya bakıyorum.
Kulağımda hâlâ
Orson Welles’in sesi:
“I know what it is to be young…”

Dizimin dibinde
iki evlat…
dört torun…
Kalbim doluyor.
Ve anlıyorum:
Bir insan yaşlanırken
aslında bir şehri de içinde taşır.
Benim içimde
Amasya akıyor.
Tıpkı
baharla birlikte
yeniden canlanan
Yeşilırmak gibi. 

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...