10 Mart 2026

SAVAŞ

Savaş hakkında konuşmak zor iştir,
hele de bilmiş bilmiş ahkâm kesmek
daha da zor.

Efendim,
bu defa sahnede İran ile Amerika var.
Birinin elinde füze,
ötekinin elinde dünya haritası.
Yirmi birinci yüzyılda
yine televizyonlardan canlı yayın
yine duman, yine siren sesleri.

Demek ki kader böyleymiş;
insanlık ilerledikçe
savaşlar da teknoloji öğrenmiş.
Oysa biz bunları görmedik mi?
Vietnam’da napalm yağdı gökyüzünden,
Irak’ta şehirler küle döndü,
Afganistan’da dağlar bile yoruldu.

Şimdi sıra
İran çöllerine mi geldi?
Fakat asıl tuhaf olan
bizim memleketin hali.
Bir kısmımız Amerika’nın yanında,
bir kısmımız İran’ın.
Sanki mahalle maçı oynanıyor da
tribünde tezahürat yapıyoruz.

Ben ise oturmuş
olan biteni şaşkınlıkla izliyorum
ve bir gerçeği unutmuyorum:
Savaşta kazanan yoktur,
sadece ölenler vardır.

Ama bizim yönetenler
her zamanki gibi mahir:
Bir yandan Washington’a selam,
öte yandan Tahran’a gülümseme.
Diplomasinin adı konmuş hali:
iki ucu boklu değnek.

Peki bütün bunların faturası
kime kesiliyor?
Elbette bize.
Benzin yine zamlı,
pazar yine yangın yeri.
Hanım, al şu parayı,
pazardan biraz soğan al, biraz patates.
Ayçiçek yağı mı?
Onu da artık
internetten taksitle alırız.
Et mi dedin?
Sahi…
o neydi?
Çocuklar ışıkları kapatın,
tasarruf devrindeyiz.

Zaten şu Edison denen adam
ampulü icat ederek
başımıza iş açtı.
Ne güzel yaşıyorduk
Ortaçağ’da…
Din vardı, bayrak vardı,
fetih ruhu vardı.

Şimdi televizyon var,
savaş var,
bir de bizim bitmeyen nutuklarımız.
Velhasıl dostlar,
Amerika ile İran kapışırken
biz yine ekran başında
dünya kurtarıyoruz.
Ama bir gerçek değişmiyor:
Savaş büyür,
haritalar değişir,
liderler nutuk atar…
ve en sonunda
toprağa düşen yine
gariban insanların gölgesi olur.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...