13 Mart 2026

DAİMA AMASYA

Bunalımlı zamanlardan geçiyoruz,
söz ağır, hayat yorucu,
insanın içi dar bir sokak gibi…
Siyasetin çamuruna bulaşmış günler olur,
ne yana dönsen karanlık.

İşte o vakitlerde
insan bir pencere arar kendine.
Benim pencerem sanattır,
bir cümle, bir türkü, bir şiir…
Yorulmuş ruha serin bir su gibi.

Kimseye akıl verecek değilim,
ne bir bilgeyim ne de ustasıyım kelimelerin.
Yazdıklarım sadece
dost meclisinde söylenmiş
sade bir sohbet gibidir.

Bir dostum geçenlerde 
dedi ki,
“Amasya’yı ne çok yazıyorsun,
galiba hâlâ orada yaşıyorsun.”

Oysa doğduğum şehirde
topu topu on beş yıl kaldım.
Sonra yollar açıldı önüme;
Tokat Öğretmen Okulu’na düştü yolum,
sonra İstanbul…
Yarım asırdır bu koca şehrin kalabalığında
bir köşe tuttum kendime.

Ama insanın kalbinde
bazı şehirler hiç küçülmez.
Benim içimde
Amasya hâlâ çocukluk boyundadır.
Yeşilırmak’ın kıyısında başlar hatıralar,
suyun sesinde büyür.
Orada öğrendim yüzmeyi,
bahçelerinden meyve çalmayı,
yaz akşamlarında tozlu sahalarda
futbol oynamayı.
Çolağın bağında topun peşinden koşarken
dünya bize ait sanırdık.
Güneş batınca
akşamın serinliği inerdi mahalleye.

Sekiz yıl okullarına gittim o şehrin,
sekiz yıl boyunca
arkadaşlık dediğin şeyin
en saf halini öğrendim.
Daha dün gibi…
Savadiyeli Bülent ile konuştuk telefonda;
şimdi Ankara’da mimar.

Ama sesinde hâlâ
Amasya sokaklarının yankısı var.
Küçük şehirler
insana büyük dostluklar bırakır.
Yangın yeri derler ya eskiler,
işte öyle günlerdi bazen.
Rahmetli abimle birlikte
ekmek parası peşinde
pazar tezgâhlarında dolaştık.
Sekiz yaşındaydım
Ali-Doğan Temizer kardeşlerin yanında
çıraklığa başladığımda.
Sonra Talip abinin dükkânı…
Jet gazozlarının serin şişeleri arasında
hayatı öğrendim biraz.

Derken Yeşilırmak Eczanesi…
Kalfalığa yükseldiğim gün
patronum Coşkun abi
bir saat hediye etmişti bana.
Yıl 1961.
O saatin tik takları
sanki büyümemin sesiydi.

Babasız büyümek
insana erken öğretir bazı şeyleri.
Ben o yıllarda
özgürlüğün kıymetini öğrendim.
Kimsenin söylemediği bir gerçeği:
İnsan kendi ayaklarıyla yürümeyi
erken öğrenirse
hayata daha sıkı tutunur.

Bugün geriye dönüp bakınca
Amasya’da geçirdiğim yıllar
zaman olarak kısa
ama hatıra olarak
ömür boyu sürecek kadar uzun.

Bazen yazıyorum işte…
Memleketimi, sokaklarını, çocukluğumu.
Çünkü insan geçmişe dokununca
yorgun ruhu biraz dinleniyor.
Bir zaman tünelinden geçer gibi
geri gidiyorum o günlere.

Kimlerle karşılaşmıyorum ki…
Mahalle arkadaşları,
eski öğretmenler,
yaramaz çocukluk günleri.
Ve elbette
ilk platonik aşklar…
Kalbin çarpıntısını
ilk kez öğreten o masum yüzler.

Sonra mahallem belirir gözümde,
doğduğum ev,
Gümüşlü Camii’nin avlusu,
yaz akşamlarında taş duvarlarına yaslanan
çocuk sesleri.
Kuran kursunun telaşı,
dar sokakların serin gölgeleri,
dağlara tırmanan çocuk nefesleri…

Yeşilırmak akıp gider
bütün bu hatıraların içinden.
Bazen bir nehir
bir ömür kadar uzun olur.
Şimdi Mart dokuzu yaklaşıyor.
Bir eski geleneğin kapısı aralanıyor içimde.
Kırk taş toplayacağım yine
Kırklar evliyasını ziyaret etmek için.
Belki çocukluk duası gibi
temizdir hâlâ içimdeki dilekler.
Belki de insan
ne kadar uzaklaşsa uzaklaşsın
doğduğu şehre
hep biraz çocuk olarak döner.

Ve ben biliyorum…
Yıllar geçse de
kalbimin bir köşesinde
Amasya hep yeşil bir 
hatıra olarak kalacak.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...