Akşam ağır aksak yürür
bu şehrin eski sokaklarında…
Gökyüzü solgun bir ud sesi gibi titrer,
rüzgâr usulca karıştırır eski hatıraları.
İşte o saatlerde kalbim
derin bir nihâvend makamı gibi yanar.
Bir masa seçerim yine
gecenin en yalnız köşesinden.
Çünkü bazı duygular vardır
kalabalıkta dile gelmez;
bazı aşklar vardır
ancak bir şarkının içinde nefes alır.
Sokağın ucunda bir lamba titrer,
ışığı yorgun, gölgesi uzun.
Sanki yıllardır içimde bekleyen
bir ismin hatırası gibi.
Derken gecenin içinden
ince bir nağme süzülür:
Şarkılar seni söyler…
ve ben anlarım ki
bazı isimler zamana teslim olmaz.
Her mısrada sen varsın,
her susuşta biraz ben…
Bir zamanlar aynı akşamı paylaşan
iki yorgun kalp gibi.
Hatırlar mısın bilmem
o uzun yaz gecelerini…
Sözlerimizin arasına karışan
sessiz bir sevdayı.
Sonra gecenin içinden
uzak bir meydan sesi gelir…
Amasya’da bir akşamdır sanki,
Yeşilırmak kıyısında ağır bir rüzgâr,
ırmak boyu evlerinin gölgesinde
bir bando çalar usul usul.
Bakır nefeslilerde dolaşan
hüzünlü bir nihâvend nağmesi…
Sanki bütün şehir
aynı hatırayı dinler.
Şimdi ise
her şey eski bir plak gibi döner içimde:
bir kahkaha,
bir bakış,
bir de yarım kalmış cümle.
Ve bazen içimden
usulca dökülür o kadim sitem:
Kimseye etmem şikâyet,
ağlarım ben hâlime…
Çünkü insan en çok
susarak yenilir sevdiklerine.
Gece ilerler,
sokaklar uykuya dalar,
ay göğün en tenha yerine çekilir.
Ben ise hâlâ düşünürüm:
Acaba bir gün
yılların arasından bir kapı
aralanır mı?
Belki bir akşam
eski bir şarkının tam ortasında
sen çıkarsın karşıma.
İşte o yüzden
kalbimin içinde hâlâ dolaşır
o ince umut:
Bir ihtimal daha var…
Ama bilirim
bazı aşklar
kavuşmak için değil,
bir ömür nihâvend kalmak için yazılmıştır.
Ve akşam iner yine:
biraz kül,
biraz duman,
biraz hatıra…
Ben susarım.
Ama içimde
kırık bir udun tellerinde dolaşan
o eski şarkı sürer:
Biraz sen,
biraz ben,
biraz da bitmeyen bir akşam…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder