04 Mart 2026

YAŞ KEMÂLE ERİNCE...

Yaş kemâle erince
insan kendine doğru yürür,
kalabalıktan sıyrılıp
aynaya değil,
içine bakar.

Bir koridor uzar zihninde;
duvarları anılarla kaplı.
Her kapının ardında
başka bir mevsim.

Birinde çocukluk
tozlu sokaklar,
diz kapaklarında kabuk 
bağlamış yaralar,
annemin sesine karışan 
akşam ezgileri olmadan,
sadece bir çağrı,
eve dön çağrısı.

Bir kapı daha;
gençlik.
Ateşli, aceleci,
dünyayı omzunda 
taşıyabileceğini sanan
o mağrur delikanlı.

Cebinde hayaller,
yüreğinde isyan.
Adalet kelimesini
ilk kez yüksek sesle telaffuz 
ettiği günleri hatırlar.

Geçmiş zaman…
Ne tuhaf,
insan en çok onu sever.
Çünkü artık incitmez,
sadece hatırlatır.

Hayat dediğimiz şey
yaşanmışlıkların uzun bir cetveli;
sevinçler artı hanesinde,
kayıplar eksi tarafta.

Topladığında ortaya çıkan
sen olursun.
Eksilerek çoğalıyoruz.
Her veda
içimizden bir parçayı alıp götürüyor.
Yine de sabah oluyor.
Dünya dönüyor.
Bizim hüzünlerimize aldırmadan
gökyüzü mavi kalmayı sürdürüyor.

Samanyolu’na bakıyorum bazen.
Bir isim ancak bu kadar şiir olabilir.
Uçsuz bucaksız bir akış,
karanlıkta parlayan beyaz 
bir iz.
Biz o izde
küçücük bir noktayız.
Güneş ısıtır,
Ay geceleri omzumuza serinlik bırakır.

Dünya döner,
biz de onunla döneriz.
Yeriz, içeriz,
barınacak bir çatı ararız.
Uyuruz, uyanırız,
çalışır, yoruluruz.

Adımıza “insanoğlu” denmiş.
Doğar, büyür,
zamanla ağırlaşırız.
Saçlara ak düşer,
ellerde damarlar belirginleşir.

Ve bir gün
sessizce çekiliriz kenara.
Ama aradaki yol
kolay değildir.
Sevda için dağları deleriz,
bir çift göz uğruna
şehir değiştiririz.
İnandığımız fikirler için
sesimizi yükseltir,
bazen yalnız kalırız.

Belimizde cesaret,
yakamızda bir çiçek taşırız.
Hem sertizdir
hem narin.
Şarkı severiz,
türkü severiz.
Bir melodide
koca bir ömrü saklayabiliriz.

Yanık bir ezgi
birdenbire
çocukluğa götürür bizi.
Toprak…
İnsan hangi şehirde yaşarsa yaşasın
içinde bir memleket taşır.
Bir dağ silueti,
bir dere kenarı,
bir rüzgâr kokusu.

Memleket dediğin
sevgilinin bakışı gibidir;
uzaktan bile içini ısıtır.
Bakmaya doyamazsın.
Ama yine de
içimde bir yangın var.
Bunca zenginliğe,
bunca göğe,
bunca denize rağmen
aydınlık yarınları özlüyorum.
Eşitliğin gölgesinde yürümeyi,
özgürlüğün rüzgârını hissetmeyi,
adaletin terazisinin şaşmadığı günleri.

Çünkü insan
sadece yaşamakla yetinmez;
daha iyi bir yarın düşler.
Çocuğunun gözünde
korku değil umut görmek ister.
Sokakların güvenli,
sözlerin dürüst,
emeğin karşılığının tam olduğu bir ülke hayal eder.

Yaş kemâle erince
şunu anlıyor insan:
Kâinat büyük,
ömür kısa.
Ama yürek
ikisine de meydan okuyacak kadar derin.

Bir yanım yıldızlara bakar,
bir yanım çocukluğun dar sokağında dolaşır.
Bir yanım susar,
bir yanım hâlâ konuşur.
İşte ben buyum
geçmişiyle barışmaya çalışan,
geleceği özleyen,
memleket kokusunu içine çeken,
eşitlik ve özgürlük kelimelerini
yüreğinde taşıyan
bir insan.

Ve içimdeki ses hâlâ diyor ki:
Dünya dönüyorsa
umut da döner.
Gece uzunsa
elbet sabah da vardır.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...