01 Mart 2026

SAVAŞ!

Bu nasıl bir çağdır,
takvimler ilerliyor ama
vicdan yerinde sayıyor.
Adı konmuş: savaş.
Oysa savaş bile utanır
bu kadar çocuk öldürmeye.

Gökyüzü eskiden maviydi,
şimdi koordinat.
Bulutlar bereket taşırdı,
şimdi duman.
Bir okulun çatısı
ne zamandan beri askerî hedef
sayılmaya başlandı?

Sıralar hâlâ sıcaktı,
tebeşir tozu havadaydı,
bir kız çocuğu
defterinin kenarına
adını kalp içine almıştı.
Bir diğeri büyüyünce öğretmen olacaktı,
biri doktor,
biri sadece yaşamak istiyordu.

Seksen beş dünya,
tek bir tuşla susturuldu.
Kim bastı o tuşa?
Bir üniforma mı,
bir kravat mı,
yoksa geceleri rahat uyuyan
bir karar mekanizması mı?

Füzenin suçu yok diyorlar,
metal masumdur diyorlar.
Peki ya onu akıllı yapan akıl?
O akıl neden kalpsiz?
Bir yanda gücünü Tanrı sananlar,
öte yanda zulmü kader diye pazarlayanlar.

Bayraklar farklı,
diller farklı,
ama çocuk cesetleri
her yerde aynı sessizlikte.
Dünya büyük bir ekran artık;
akan haberler,
akan kanın üzerini örtüyor.
Rakamlar geçiyor alt yazıda:
“Seksen beş.”
Kimse durdurup
bir çocuğun yüzüne bakmıyor.
Kimse sormuyor:
Bu sayı kaç masum eder?

Analistler konuşuyor,
stratejiler çiziliyor,
füzelerin menzili tartışılıyor.
Ama bir annenin
boş kalan yatağa bakışı
hangi raporda yer alıyor?
Bir babanın
kızının saç tokasını
avuçlayıp ağlaması
hangi istatistiğe sığıyor?

Ey dünya,
hangi dinden,
hangi milletten,
hangi cepheden olursan ol,
çocuk ölünce
haklılık çöker.
Bunu ne zaman anlayacaksın?
Merhamet eskiden
insanın ortak diliydi,
şimdi tercüme edilmiyor.
Utanç bir zamanlar
yüz kızartırdı,
şimdi hiç kimsenin yüzü kızarmıyor.
Ve biz hâlâ
“ama” ile başlayan cümleler kuruyoruz.
Ama güvenlik…
Ama çıkarlar…
Ama denge…

Bir çocuğun mezarı
hangi dengeyi sağlar?
Batsın böyle teknoloji,
ki nişan alırken
kalbi devre dışı bırakıyor.
Batsın böyle ilerleme,
ki insanı geride bırakıyor.
Batsın böyle insanlık,
ki öldürmeyi öğrenip
yaşamayı unutuyor.

Bu bir savaş değil,
bu bir çöküştür.
İnsanın içinden
insanın çekilip alınışıdır.
Ve biz,
sessiz kaldıkça
bir sonraki füzenin
adresini onaylıyoruz.
Bir gün,
tarihin utanç sayfaları
yeniden açıldığında
soracaklar bize:
“Bunca çocuk ölürken
siz ne yaptınız?”
Cevabımız yoksa,
suskunluğumuz suç ortağıdır.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...