23 Mart 2026

ŞARKILAR DA AĞLAR

Türk müziği…
Bir milletin kalbinden kopmuş
ince bir sızı gibidir,
Ne zaman dokunsan
bir yerin kanar fark etmeden.

Hele eski şarkılar yok mu?
Bir ud başlar usulca,
bir kanun titrer ardından,
derken ses girer...
İnsan kendini değil,
kaybettiklerini dinler aslında.

Gündüz dinlemek dedim ya,
tehlikelidir…
Çünkü güneş bile dayanamaz
o kadar içli bir sese.
Işık çekilir usul usul odadan,
sen fark etmezsin,
ama gölge çöker içine.
Bir masa kurulur sonra,
kimse çağırmadan,
bir kadeh gelir,
ardından bir tane daha…

Ve sen,
şairin dediği o yerde
çoktan yüzmeye başlamışsındır.
Ne balıksın,
ne de kendin...
Sadece hatıraların arasında
nefes almaya çalışan bir gölge.

Hüzzamdan girersin…
İlk sızı oradadır çünkü.
Karcığardan çıkarsın belki,
ama çıktığın yer
girdiğin yerden daha karanlıktır.
Makamlar peş peşe dizilir,
sanki kader gibi…
Hiçbiri tesadüf değildir,
hepsi seni alır bir yere götürür:
Geçmişe.

Hatıralar…
Ah o hatıralar…
Ne çok biriktirmişsin meğer,
ne çok şeyi “unutmuşum” sanmışsın.
Bir çocuk geçer içinden,
belki sen,
belki olamadığın biri…
Bir kadın gülümser uzaktan,
adı diline gelmez,
ama kalbin tanır.

Bir masa daha,
bir gece daha,
bir dost kahkahası
Hepsi şimdi
bir şarkının içinde hapsolmuş.
Gözlerin kayar bir yere,
ama bakmazsın aslında,
çünkü gördüğün şey
karşında değil artık.

Yine de…
Sönmez bir şey kalır içinde.
Adına umut dersin belki,
belki alışkanlık,
belki de sadece inat…
“İnsan yaşamak ister,” dersin,
“Ne olursa olsun.”

Sonra dünya gelir aklına…
Sözler, nutuklar,
büyük büyük laflar…
Ama hayat,
o sözlerin hiçbirine benzemez.
Bir zamanlar…
Işıklar vardı sahnelerde,
insanlar daha gülüyordu sanki,
bir kadın elinde kadehiyle 
dünyayı umursamadan bakabiliyordu.
Bir ses yükselirdi geceden:
biraz kırık, biraz cesur,
ama en çok da özgür…
O günler geçti şimdi.
Yerine başka şeyler geldi:
daha çok korku,
daha çok suskunluk,
daha çok “mış gibi” hayatlar.
Ahlâk dediler,
ama kalpler daraldı,
özgürlük dediler,
ama nefesler azaldı.

İnsan kendi kendine soruyor:
Ne değişti gerçekten?
Biz mi büyüdük,
yoksa dünya mı küçüldü?
Ve bütün bu soruların ortasında
bir şarkı çalar yine...
Hiçbir cevap vermez,
ama her şeyi anlatır.
İşte o an anlarsın:
Bazen bir makam,
bir kitaptan daha doğrudur,
bir şarkı,
bir nutuktan daha samimi.

Başını eğersin hafifçe,
kadehini kaldırırsın yavaşça,
ve kimse duymadan söylersin:
“Bir kaset koy…”
Çünkü bazı geceler,
insan konuşamaz.
Ama bir şarkı
onun yerine ağlar.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YAŞASIN SANAT

Ülke ağır bir sisin içinde, sokaklar yorgun, kelimeler küskün. Gelecek denilen şey takvim yapraklarına sıkışmış gibi. Sandık kurulur, umut k...