Bir akşamüstüydü,
gökyüzü yorgun bir mektup gibi
kapanıyordu şehrin üzerine.
Ben, içimde yıllardır susturduğum
bir cümlenin başında bekliyordum.
Ne dönmeye cesaretim vardı
ne de gitmeye...
Bir şarkı geçti içimden,
eski bir plakta unutulmuş
çatlak bir ses gibi.
Bir zamanlar sevdiğim her şey
yeniden dokundu omzuma;
ama hiçbiri
beni eskisi kadar sevindirmedi.
Fotoğraflar vardı masanın üzerinde,
sararmış kenarlarında
ömrümün ayak izleri...
Bir yüz, bir ev, bir sokak,
bir çocuk bakışı
ansızın açıyordu geçmişin kapısını.
Ve ben,
kendimi yıllar önce bıraktığım
o kapının eşiğinde buluyordum.
Amasya...
Birden Yeşilırmak akıyordu içimde.
Kıyısında çocukluğum,
elma kokuları arasında gençliğim,
ahşap evlerin pencerelerinde
annemin sesi...
Harşena’nın gölgesinde
küçücük bir çocuk kalmış sanki;
elini uzatsam tutacak,
“Geç kaldın,” diyecek bana.
Geç kaldım mı gerçekten?
Yoksa insan
kendi geçmişine hiçbir zaman
vaktinde varamıyor mu?
İstanbul başka bir dünya şimdi;
ışıkları çok,
sesleri çok,
insanı çok...
Ama kalabalığın ortasında
bazen kendi adımı bile
yabancı birinden duyar gibi oluyorum.
Eskiden bir çınarın altında
bir dostun yanına oturmak yeterdi.
Bir bardak çay,
iki kelime,
bir içten gülüş...
Dünya küçüktü o zaman,
insanlar birbirine yakındı.
Şimdi şehirler büyüdü,
mesafeler çoğaldı,
insanlar birbirine
aynı sokakta bile uzak.
Meğer zaman
duvardaki saat değilmiş;
insanın içinden eksilenmiş.
Bir gün bakıyorsun,
sevdiğin yüzler azalmış,
sesler seyrelmiş,
kapılar birer birer kapanmış.
Ve sen
elinde kalan birkaç hatırayla
koca bir ömrü
yeniden kurmaya çalışıyorsun.
Ben hâlâ buradayım...
Bir yanım
çocukluğumun avlusunda,
bir yanım
İstanbul’un akşamında.
Bir yanım gitmek istiyor
çok uzaklara;
öteki yanım
eski bir evin kapısını çalıp
“Ben geldim,” demek.
Ne bütünüyle geçmişteyim,
ne geleceğe aitim.
Bir eşiğin üzerinde
ömür tüketiyorum.
Belki de insanın en uzun yolu
iki şehir arasında değil,
kendi kalbiyle geçmişi arasındadır.
Şimdi akşam...
Şehir ağır ağır susuyor.
Ben pencerede,
elimde soğumuş bir çay,
içimde henüz bitmemiş bir şarkıyla
kendime bakıyorum.
Ve anlıyorum:
Bazı insanlar bir yere gitmez.
Bazı insanlar
bir ömür boyunca
kendi hayatlarının
arasında kalır.
Ben de...
Ne tamamen gittim,
ne dönebildim.
Sözün kısası araftayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder