29 Ağustos 2026

ANILARDA GEZİNTİ

Gençliğimden kalma bir heves vardı içimde,
bir kitapçı dükkânı açmak…
Kapısında zamanın eskittiği bir tabela,
içeride sararmış sayfaların kokusu,
raf raf dizilmiş ömürler…

Eski olsun, yeni olsun,
yeter ki kitap olsun.
Ben köşe dönmek istemedim hiçbir zaman,
bir dükkân kirası çıksın,
bir tas çorba kaynasın yeterdi.

Hele akşam üstü
küçük bir çilingir sofrası kurulabiliyorsa
dostlarla iki çift laf edilecekse…
Of ki of!
Değmeyin keyfime…

Ama hayat,
insanın kurduğu cümleleri dinlemiyor bazen.
Bir başka yerden yazıyor hikâyeyi,
bir başka yola sürüyor insanı.

Biz de kitapçı olamadık.
Ne yapalım,
sağlık olsun…
Sonra siyasete bulaştık,
eskilerin diliyle “iştigâl” ettik siyasetle.
Oysa siyaset
öyle herkesin tadına bakacağı
masum bir nane değilmiş.

Hele bizim memlekette…
Ensen kalın olacak,
sırtın pek,
düştüğünde elinden tutacak
birileri bulunacak arkanda.
Yoksa
cep delik, cepken delik,
elde yok, avuçta yoksa
siyasetin ortasında kalırsın öylece;
hem boyunun ölçüsünü alır,
hem de çırak çıkarsın.

Biz yine de çıktık yola.
Boyumuzdan büyük işlere soyunduk,
şan olsun diye değil belki,
biraz memleket,
biraz adalet,
biraz da gençliğin
insana verdiği o büyük cesaret yüzünden…

Altmışlı yıllardı.
Devrim dedik.
Karşımızdaki rakip sağlamdı.
Yedi bizi,
ezdi geçti.
Ama uslanmadık.
İnat ettik.
Çünkü gençlik,
yenilgiyi kabul etmeyen
inatçı bir mevsimdir.

Sonra soluklandık,
ilk fırsatta demokrasinin peşine düştük.
“İleri demokrasi” dediler…
Cuntanın kallavî yumruğu
yine tepemizde patladı.
Öyle bir indi ki ense kökümüze,
yıllar geçti
acısı çıkmadı içimizden.
“Nedir lan çektiğimiz?” dedik.
“Yetti artık…”

Sonra CHP dedik,
Altı Ok’un gölgesine sığındık.
Sandıkta bir umut aradık,
sandıkta bir gelecek…
Ama bizim talihimiz
sandıkta da gülemedi yüzümüze.
Müebbet bir bekleyiş başladı sanki,
ve biz
o günden bugüne
Kerbelâ yollarında yürür olduk.

Şimdi dönüp bakıyorum da
nereden nereye gelmişiz…
Bir kitapçı dükkânının
hayalini kurarken başlamıştı söz.
Birkaç raf,
birkaç kitap,
birkaç dost,
bir çilingir sofrası…
Sonra birden
siyaset çıktı karşıma,
devrim çıktı,
darbe çıktı,
mahkeme çıktı,
hapis çıktı,
yenilgiler çıktı karşıma.

Çilehane mi dersin,
CHP mi?
Bazen ikisi de aynı kapıya açıldı.
Ve ben hâlâ
eski bir kitabın sayfasını çevirir gibi
geçmişime bakıyorum.

Asırlık partiler,
eski hesaplar,
İttihat Terakki’nin gölgesi,
değişmeyen genler…
Ne yerse yesin
iyileşmeyen bir memleket hastalığı
gibi geliyor bazen siyaset.

Ama yine de…
İnsanın umudu
en son terk ediyor onu.
Kitapçı olamadım belki,
ama kitaplardan öğrendim
insanın yenilse bile
yenilmeye mecbur olmadığını.

Dükkân açamadım,
ama hayatın kapılarını
sonuna kadar zorladım.
Köşe dönemedim,
ama hayatın kıyısında
birkaç güzel insan biriktirdim.
Çorba parası kazanamadım belki
hayallerimden…
Ama soframa
dostluk koydum,
hatıra koydum,
biraz sevda,
biraz kavga,
biraz memleket koydum.

Şimdi
sıradan bir Cumartesi sabahında,
yine anılar arasında dolaşıyorum.
Bir rafın önünde duruyorum.
Elime eski bir kitap alıyorum.
Sayfalarını açıyorum…
Bir fotoğraf düşüyor arasından:
1978…
Ankara…
Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu…

Genç bir adam kürsüde.
Sesi uzaklardan geliyor.
Gözlerinde hâlâ
değişeceğine inanılan bir dünyanın
ışıltısı var.
Bakıyorum o adama…
Meğer yıllar
onu hiç susturamamış.
Sadece saçlarını ağartmış,
adımlarını yavaşlatmış,
sesine biraz hüzün katmış.
Ama içindeki çocuk
hâlâ kitapçı dükkânını arıyor.
Bir gün
belki gerçekten açar diye…
Kapısına da şöyle yazar:
“Burada kitap satılmaz yalnızca;
hatıralar, umutlar ve biraz da hayat okunur.”

İşte böyle…
Bir kitapçı dükkânı hayâliyle başlayan
sıradan bir Cumartesi sohbeti
geldi, dolaştı,
ömrümün bütün yollarından geçti.

Ben yine de
hayata küsmüyorum.
Çünkü insan
kaybettikleri kadar
hatırladıklarıyla da yaşar.
Ve biz hâlâ buradaysak,
demek ki
umut denen o eski kitap
henüz kapanmadı.
İyi hafta sonları dostlar…
Sevgiyle, saygıyla,
ve inadına umutla…

Çünkü
bazı yenilgiler vardır;
insanı küçültmez.
Bazı hayatlar vardır;
kazanmakla değil,
vazgeçmemekle anlam kazanır.

Macit CÜNÜNOĞLU

Fotoğraf: 
DİSK Temsilciler Meclisi.
Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu-ANKARA
1978

Hiç yorum yok:

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...