28 Ağustos 2026

RÜYALAR

Eskişehir’i ilk gördüğümde
yıl bin dokuz yüz altmış altıydı;
bozkırın ortasında mahzun bir kent,
ortasından incecik bir su geçerdi,
adı Porsuk’tu,
varlığıyla yokluğu arasında
utangaç bir çizgi…

Yıllar geçti.
Bir adam çıktı,
bir kentin rüyasına inandı.
Suyun yatağını değiştirdi önce,
sonra insanların bakışını…
Porsuk yeniden aktı,
kent yeşile uyandı,
bozkırın ortasında
Venedik’i kıskandıran
bir düş kuruldu.

Meğer şehir dediğin
yalnız taş, beton, asfalt değilmiş;
biraz akıl,
biraz cesaret,
biraz da memleket sevdasıymış.

Sonra Münih…
Bin dokuz yüz doksan dokuz.
Kıştı, Aralık’tı.
Yetmiş iki Olimpiyatları’nın
izini sürerken
bir başka şehircilik masalının
içine düştüm.

Stadyumu çukura indirmişler,
toprağı söküp
tepelere, göllere dönüştürmüşler.
İnsan aklı
toprağı bile güzelliğe çevirmiş.
Çocuklar yüzüyor,
gençler kano yapıyor,
spor hayatın içinde
hayat sporun içinde…
Mevsim kış,
ama kent yaz gibi canlı.
Şampiyonlar
gökyüzünden inmiyor demek ki;
önce göller yapılıyor,
havuzlar kuruluyor,
yeşil alanlar çoğalıyor,
sonra çocukların düşlerine
madalya sığıyor.
Önce akıl,
sonra emek,
sonra zaman…
Ve sonunda
başarı.

Şimdi Amasya…
Ah benim güzel memleketim!
Sanki doğa
yeryüzünün bütün nimetlerini
bir avuç toprağa toplamış.
Dağ vermiş,
taş vermiş,
bağ vermiş,
bahçe vermiş,
ova vermiş…
Yetmemiş;
Yeşilırmak’ı bırakmış
kentin tam ortasına.

Tarih desen
taşların hafızasında,
medeniyet desen
her sokağın gölgesinde.
Kral mezarları yukarıda,
ırmak aşağıda,
arada
binlerce yıllık bir hayat…
Ama nedense
talihin eli
Amasya’ya hep titrek değmiş.

Bazen yanlış insanlar
doğru koltuklara oturmuş,
bazen şehir
şehirden anlamayan ellere bırakılmış.
Ve bir zamanlar
Şerafettin Dağıstanlı…
Seçilmişliğin değil,
12 Eylül karanlığının
gölgesinden gelen bir isim.
Kibir,
kin,
azamet,
nobranlık…
Geçti gitti.
Ama ardında
yalnız bir yönetim biçimi değil,
bir şehrin hafızasında
derin yaralar bıraktı.

Sonra imar geldi
kültürün önüne.
Kültür dairesi
sinek avlarken
imar masaları hiç boş kalmadı.
Yedi kat yetmedi,
on dört kat çıktı göğe.
Eski evler küçüldü,
betonlar büyüdü.
Sokaklar sustu,
silüetler bozuldu.
Ve adına
“modernleşme” dediler.

Oysa ben başka bir Amasya düşledim.
İstasyon’da havuzlar…
Helvacı’da göller…
Taşova’da, Suluova’da
suya açılan yeşil alanlar…
Yeşilırmak’ın bereketiyle
yeni nefes koridorları…
Çocuklar koşsun,
anneler babalar piknik yapsın,
yaşlılar bir ağacın altında
gençliklerini hatırlasın.
Bir kent
insanına yalnız ev vermesin;
nefes de versin.
Bir gölün kıyısında
çocukluğunu yeniden bulsun insan.
Bir ağacın gölgesinde
“İyi ki bu şehirde doğmuşum.”
diyebilsin.

Benim rüyam bu.
Belki fazla romantik,
belki fazla hayâlperestim.
Ama şehirleri
sadece mühendisler değil,
şairler de kurar bazen.
Çünkü bir şehri yaşanır yapan
yalnız yolları değildir;
insanın içinde bıraktığı
hatıralardır.

Ben eski Amasya’yı özlüyorum.
Arnavut kaldırımlarını,
ahşap evlerini,
kapı önlerinde oturan kadınları,
sokaktan geçen komşuya
“Buyur, bir çay iç.” diyen
o sıcak insanları…
Çolağın bağını özlüyorum.
Çilehane top sahasını…
Hacılar Meydanı’nı…
Çocukluğum oralarda kaldı
ve gençliğim
bir akşamüstü
Yeşilırmak kıyısında
sessizce el salladı bana.

Şimdi yıllar geçti.
Kent değişti,
ben değiştim,
sokaklar değişti,
insanlar değişti.
Ama bazı şeyler
değişmiyor.
Bir şehrin
insanın yüreğinde açtığı yara
kapanmıyor.

Ben hâlâ yaşıyorum.
Memleket hasretiyle,
eski sevdalarımla,
yitirdiklerimin hüznüyle…
Ve en çok da
rüyalarımla.
Çünkü insan
rüya kurmayı bıraktığında
şehirler ölmez yalnızca;
insanın kendisi de
içinden biraz eksilir.

Ben Amasya için
hâlâ rüya görüyorum.
Belki gerçekleşmez.
Olsun.
Çünkü ben biliyorum:
Bir kenti önce
hayal edenler kurtarır;
sonra ona inananlar
gerçeğe dönüştürür.

Ve ben,
bütün yitirdiklerime rağmen,
Amasya’yı hâlâ
ilk günkü gibi seviyorum.
Belki de bu yüzden
hâlâ rüya görüyorum.
Amasya için…
Yeşilırmak için…
Çocuklarımız için…
Ve biraz da
kaybettiğimiz kendimiz için.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

4-G’NİN GENÇLERİ

1965…  Tokat Öğretmen Okulu. 4-G şubesi; öğretmenliğe ilk adım, ilk heyecan, ilk düşler… Bir fotoğrafa sığmış koca bir gençlik. Omuz omuza v...