25 Mayıs 2026

HOŞ BİR SEDA

Sel gider, kum kalır…
Bir kaos daha geçer ömrümüzden,
meydanların gürültüsü diner,
duvarlara asılan sözler solar.
Geriye, ağır bir sessizlik kalır,
bir de içimize çöken
adı konulmamış keder.

Sabah olur, güneş doğar güya,
ama eksik bir şey vardır havada.
Çayın demi kaçar,
ekmek küçülür sofralarda,
insan, cebindeki yalnızlığı yoklar gibi
bakakalır vitrindeki hayata.

Bir memleket düşünürüm sonra;
yorgun, kırgın, biraz küskün…
Adalet uzak bir istasyon sanki,
tren çoktan geçmiş de
biz peronda unutulmuşuz gibi.
Her itiraz bir gölgeye çarpıyor,
her umut biraz daha
içine kapanıyor gecenin.
Ne garip…
Aynı göğe bakıyoruz hep birlikte,
ama başka başka karanlıklar taşıyoruz içimizde.
Kimi kabullenmiş susmayı,
kimi hâlâ kırgın bir inadın kıyısında.

Ben ise bir eski zaman yolcusu gibi
dalgın ve yorgunum.
Soruyorum kendime bazen:
Bir ülke ne zaman yorulur?
İnsan ne vakit vazgeçer umut etmekten?
Ve neden bazı akşamlar
gökyüzü bile kederli görünür insana?

Sonra müziğe sığınıyorum…
Mahler ağır ağır geçiyor içimden,
Dadaloğlu uzak bir dağdan sesleniyor,
Tatyos, eski bir yaranın yerini yokluyor sanki.
Bir rembetiko düşüyor geceye,
kederin dili oluyor usulca.
En sonunda bir ses geliyor derinden,
eski bir dost gibi,
yaraya dokunmadan kanatan.

Hayat yine de sürüyor işte.
Bir pencereye vuran akşam ışığında,
ansızın esen bir rüzgârda,
uzaktan gelen çocuk seslerinde.

İnsan kırılıyor ama
tam kopamıyor hayattan.
Dertler gelir geçer belki,
zaman da alır öfkesini herkesin.
Ama bazı geceler kalır insanın içinde;
bir şarkı gibi, yarım bir hatıra gibi.
Ve gök kubbede yankılanır yalnızca
kederli bir insan sesinin izi
hoş bir seda misali.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

BORABOY YOLUNDA

Haziran omzuma elini koydu sessizce. Bir çağrı düştü içime eski dostların sesi gibi: “Haydi Boraboy’a…” Çünkü insan bazen şehirlerden değil,...