Akşam yine usulca çöktü omuzlarıma,
bir şarkı dolanıyor odanın içinde,
sesinde biraz hüzün,
biraz memleket yorgunluğu.
Kadehe eğiliyorum bazen,
dertleri küçültmek için değil,
yalnızlığın sesini bastırmak için belki.
Çünkü insan,
bazı geceler kendi içine fazla sığmıyor.
Bir ömür geçti göz açıp kapayıncaya dek.
Sevdiklerimiz eksildi sofralardan,
dostluklar azaldı,
hatıralar çoğaldı.
Ve insan anlıyor sonunda;
zaman en büyük öğretmenmiş meğer.
Memleket desen…
Bir yanı hâlâ çocukların gülüşü kadar güzel,
bir yanı haber bültenleri kadar karanlık.
Emek pahalı, umut ucuz,
adalet çoğu zaman gecikmeli bir tren gibi.
Gençler bavullarını hayâlleriyle topluyor,
emekliler market raflarında
eskiden kalan hayatı arıyor.
Bir yanda ekranlardan yükselen büyük sözler,
öte yanda mutfakta eksilen ekmek.
Kimse yüksek sesle söylemese de
herkesin içinde aynı soru:
“Bu kadar yükü daha ne kadar taşır insan?”
Ama yine de…
bir simit paylaşan iki arkadaşta,
sokak kedisine su koyan yaşlı bir elde,
sessizce birbirine omuz verenlerde
bir memleketin hâlâ yaşadığını görüyorum.
Belki de mesele budur;
karanlığa baka baka
ışığı unutmamak.
Öyleyse gel de içme…
Ama kedere teslim olmak için değil;
bir gün gerçekten
güzel günler göreceğiz diye,
yarım kalan umutların şerefine…
Kadehler biraz da yarınlara kalksın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder