21 Mayıs 2026

ANILARIN RÜZGÂRI



İstanbul…
Seni düşününce bir martı çığlığı düşer içime,
bir vapur düdüğü bölüverir suskunluğumu.

Bu şehir var ya,
hem kucaklar insanı
hem de tek başına bırakır kalabalığın ortasında.

Bir yanım eski zamanlardan gelir,
taş kaldırımlı sokaklardan,
çay buğusuna karışmış memleket özleminden.

Bir yanım bugün,
bir yanım yarın,
bir yanım inadına umut…
Sabah olur,
güneş usulca süzülür
Boğaziçi üstüne.
Martılar açlığını değil yalnızlığını bağırır sanki,
insan kalabalığı akar gider;
kimi aşka yetişir,
kimi ekmeğe,
kimi de kendi içine düşer sessizce.

Derler ki:
Bu şehir yorar adamı.
Doğrudur.
Bir bakarsın omuzlarında yüzyılların yükü,
bir bakarsın bir çocuk gibi gülümser sana
bir akşam vakti
Kız Kulesi kıyısından.

Ben İstanbul’u biraz da hatıralarımda severim.
Kaybettiklerim yürür sokaklarında,
sesleri karışır rüzgâra.
Bir dost kahkahası geçer içimden,
bir eski şarkı dokunur omzuma,
ve insan anlar
anı dediğin şey
bazen bir semt kadar eski,
bazen bir bakış kadar yakın.

Ey İstanbul!
Sen biraz kavga,
biraz sevda,
biraz yorgun işçi elleri,
biraz gençliğin cebindeki son umut…
Ama ne olursa olsun
yaşamak senden geçiyor sanki;
acıyla, özlemle, dirençle.

Ve bilinsin:
Bir insan geçmişini 
sırtında taşır da
yenilmez yine.
Bir şehir insanın içine 
işler de
kolay kolay çıkmaz.

İstanbul…
Sen şimdi gecenin koynunda
ışıklarını yakarken,
ben yine hayata dair
küçük bir umut bırakıyorum
yarınların yüreğine.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

BORABOY YOLUNDA

Haziran omzuma elini koydu sessizce. Bir çağrı düştü içime eski dostların sesi gibi: “Haydi Boraboy’a…” Çünkü insan bazen şehirlerden değil,...