Daraldıkça dünya,
evin duvarları üstüme yürüdükçe,
gönlüm alır başını gider
çocukluğumun şehrine;
Amasya’ya…
Çünkü bilirim,
insan bazen memleketine sığınır
bir türkü gibi,
bir çocukluk hatırası gibi.
Burada beton göğü kapatırken,
güneş yüksek duvarların arasında yorulurken,
sen gelirsin aklıma Amasya;
dağlarına yaslanmış eski zaman sabrı,
ırmağında usul usul akan ömür gibi.
Bir yanım İstanbul’un yorgun sokaklarında,
bir yanım Yeşilırmak kıyısında kalmış hâlâ.
Akşam serinliği inerdi ya eskiden,
serçeler telaşla yuvasına döner,
bir çayın buğusunda memleket kokardı insan.
Şimdi diyorum ki:
Ne çok eksilmişiz meğer…
Göğe bakmayı unutturmuş şehirler,
bahçeleri susturmuş betonlar.
İnsan kendi yaşadığı yere yabancı olur mu?
Oluyormuş…
Oysa sende başka akardı zaman Amasya.
Kale uzaktan sessizce göz kırpar,
kaya mezarları akşamı beklerdi sabırla.
Eski konakların pencerelerinde
geçmiş otururdu ince bir hüzün gibi.
Belki de bundandır
her sıkıldığımda sana dönmem içimden.
Bir sığınak gibi,
bir anne sesi gibi,
yarama iyi gelen eski bir türkü gibi…
Ve bugün yine uzaktan sesleniyorum sana:
Ey çocukluğumun şehri,
ey içimde hâlâ serin akan memleket…
Bir gün gelir de yorulursam bu hengâmeden,
bil ki dönüşüm sanadır.
Çünkü insan
en çok doğduğu toprağı özler;
ve bazı şehirler
yalnız şehir değildir,
ömrün kalbidir.
Amasya…
Sen hâlâ içimde
bozulmamış bir gökyüzüsün.
Bu gerçeği böyle bil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder