Sistemler çürür bazen,
kelimeler susar…
Siyasetin gürültüsü içinde
insan kendi sesini arar.
Bilimden, çağdaşlıktan söz ederken
karanlık düşünceler dolaşır sokaklarda.
Geleceğe dair umutlar azalır,
ama bir yerlerde hâlâ
ışık yakmaya çalışan yürekler vardır.
İşte o yüzden
bir zaferin sevincine tutunurum bazen.
Bir takımın mücadelesinde,
bir gencin başarısında
yeniden yeşeren bir umut görürüm.
Çünkü hayat kısa…
Ve ömrümden koparılan yıllar var.
Geriye kalan zamanımı
boş gürültülere değil,
güzelliklere vermek isterim.
Kitapların sessizliğine sığınırım,
müziğin derin sularında kaybolurum.
Bazen bir ezginin peşinden giderim,
bazen imkânsız bir sevdanın izinde yürürüm.
Sonra yollar çağırır beni…
İstanbul’un ışıkları düşer gönlüme.
Boğaz’ın mavisinden
eski sokakların hüznüne kadar
nice hatıra saklar bu şehir.
Ama bir başka yol vardır içimde…
Her zaman beni kendine çeken,
çocukluğumun kokusunu taşıyan:
Amasya…
Orada bir ev vardır hâlâ,
bir sokak, bir mahalle…
Belki taşları değişmiştir,
belki eski sesler kaybolmuştur;
ama hafızamda yaşamaya devam eder.
Yeşilırmak yine akar düşlerimde.
Kıyısında eski zamanlar yürür.
Yörgüç Paşa’nın gölgesinde
çocuk kahkahaları yankılanır.
Ziyere’nin serin suları seslenir:
“Beni unutma…
Ben hâlâ eski günleri beklerim.”
Bağlar suskun biraz,
ağaçlar mahzun…
Kirazlar, şeftaliler
eski neşeyi arar.
Bir zamanlar dallara uzanan eller,
şimdi uzak ekranlarda kaybolur.
Sokakların sesi azalır,
oysa hayat hâlâ
bir gülüş bekler.
Akşam iner Amasya’ya…
Aynalı Mağara’nın karşısında
eski bir bağın sessizliğinde
bir şarkı yükselir.
Rast makamında bir hüzün,
bir hasret, bir sevda…
Ve gönlümden geçer:
“Sensiz kalan gönlümde,
bil ki hayat virâne…”
Kim bilir kaç insan geçmiştir hayatımızdan,
kaç şehir uzak düşmüştür bize…
Ama bazı sesler vardır,
yıllar geçse de susmaz.
Bazı aşklar vardır,
yaşanmasa bile tükenmez.
Çünkü insanın en uzun yolculuğu
kendi gönlüne yaptığıdır.
Ve benim gönlümde Amasya hâlâ yaşar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder