05 Temmuz 2026

AMASYA’YA SELÂM

Bir şehir düşünürüm bazen,
adı dudaklarıma değince
çocukluğum usulca doğrulur yerinden.
Bir rüzgâr eser içimde,
ne tam hüzündür
ne bütünüyle sevinç.
İnsan hangi yaşa gelirse gelsin,
bir yerlerde eksik kalan çocukluğudur memleket.

Ah Amasya…
Bir sabah serinliğinde açmış gözlerim sana.
İlk yağmuru sende duydum ben,
ilk yalnızlığı,
ilk sevinci,
ilk düş kırıklığını da.
İnsan büyüyor belki ama
bazı şehirler büyütmüyor insanı;
hep içine saklıyor.

Yeşilırmak ağır ağır geçerdi önümüzden,
sanki acele etmeyen bir zaman gibi.
Suya eğilip yüzümü seyrettiğim günler olurdu.
Bir çocuk,
bir genç,
bir telaşlı adam…
Hepsi aynı suda birbirine karışırdı.
Akşam olunca başka güzeldi şehir.
Serçeler telaşla yuvalarına döner,
güneş Harşena’nın ardında yorulurdu.
Bir ezan sesi yayılırdı taş sokaklara,
eski duvarlar bile hatıra anlatırdı insana.
Yalıboyu evleri…
Sessiz bir zarafet gibi dururdunuz kıyıda.

Sanki her pencerenizde bir hikâye,
her ahşabınızda bir ömür saklıydı.
Bir zamanlar gülüşler vardı belki içinde,
belki gizli sevdalar,
belki gurbet korkusu.
Kral mezarlarına bakardım uzun uzun.
Kayalara oyulmuş bir sabırdı onlar.
Tarih dediğin biraz da budur derdim içimden:
ölüp gitmeyen izler bırakmak dünyaya.
Bir dağın yamacına kazınmış sessizlik,
bin yılların inadıdır bazen.
Kaleye çıkan yolları bilirim ben.
Taşlarına sinmiş ayak seslerini,
eski zamanların gölgesini…
Her şehir bir kitapsa
Amasya ağır okunur bir kitaptır;
sayfalarını acele çevirene kendini açmaz.

Bir yağmur yağardı bazen.
Ağaçlar yıkanır,
toprak derin bir nefes alırdı.
Yeşilin bin tonu inerdi ovaya.
İşte o zaman anlardım:
memleket yalnızca doğulan yer değildir,
insanın içine işleyen havadır biraz da.
Ve tarih…
Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan kubbeler,
medreseler, türbeler, eski çeşmeler…
Taş susar sanırlar;
oysa taşın da hafızası vardır.
Bir mabedin gölgesinde dinlenirken
geçmiş omzuna dokunur insanın.

Şehzadeler yürüdü bu sokaklarda,
bilgeler konuştu,
şairler sustu bazen.
Çünkü bazı şehirleri anlatmaya kelime yetmez.
Amasya biraz da anlatılamayanın adıdır.
Ben seni yalnız güzelliğinle sevmedim şehir.
Hüznünle de sevdim.
Eksilen yanlarınla,
unutulmuş sokaklarınla,
eskiyen taşlarınla…

Çünkü insan memleketini kusursuz olduğu için değil,
kendinden bir parça bulduğu için sever.
Şimdi uzakta olsam bile
bir akşam üstü içime düşüyorsun ansızın.
Bir serçe sesi,
yağmur sonrası toprak kokusu,
bir türkü,
bir eski fotoğraf…
Ve ben dönüp dolaşıp sana varıyorum.
Bilirim, zaman değişir.
Evler eskir, insanlar göçer,
çocuklar büyür,
ırmaklar bile başka akar bazen.

Ama bazı şehirler insanın içinde yer değişmez.
Bir yara gibi değil,
bir sığınak gibi yaşar.
Ey çocukluğumun gölgesi,
ey ilk sevincim, ilk yalnızlığım,
ey tarih kokan sokakların şehri…
Seni düşünürken anlıyorum:
İnsan bazen bir şehri değil,
kendinde kalan tarafını özlermiş.
Ve adı Amasya olur bunun.
Bir nehrin kıyısında,
akşamın morluğunda,
serçelerin yorgun sesleri arasında
yavaşça eve dönen bir kalbin adı…
Amasya.

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

YEŞİL GÖZLÜM

Bir bahar daha geldi Amasya’nın üstüne, çağlalar uyandı dallarında, erikler beyaza kesti. Güneş, Harşena’nın taşlarına yavaş yavaş sıcaklığı...