Gece ağır inerdi eskiden,
Şimdi daha da ağır…
Sanki bir Hisarbuselik makamı
çöküyor omuzlarıma,
usul usul, itirazsız.
Bir yerlerde
“Rüzgâr Kırdı Dalımı” çalıyor,
ben kırılanın dal mı yoksa ömür mü olduğunu
ayırt edemiyorum artık.
Çünkü bilirim…
“Geçti Bahar Hazan Erdi Bu Yerde”,
ve hiçbir bahar geri dönmedi
adıyla çağırdıklarımızdan.
Gözlerimde bir sızı:
“Gözümde Özleyiş Gönlümde Acı”
diyor içimdeki eski bir ses,
senin adını söylemeden.
Oysa ne çok istemiştim,
bir akşam vakti,
yorgun kalbimi avutup
“Aman Cânâ Beni Şad Et” diyecek kadar
basit bir mutluluğu…
Ama hayat,
lalenin açtığı yerden vuruyor insanı:
“Laleler Her Yıl Açar” diyorlar,
doğru…
ama her yıl aynı kalp açmıyor.
Şimdi içimde
uzun bir gölge dolaşıyor:
“Boş Kalbimi Bir Hatıranın Gölgesi Bekler”
ve ben o gölgenin altında
kendi geçmişime misafirim.
Hatırlar mısın?
Gençtik…
“Ömrümün Güzel Çağı” dediğimiz zamanlar vardı,
ne kadar cömerttik yarınlara karşı,
ne kadar hoyrat…
Şimdi ise bir masal bile lüks geliyor:
“Bana Bir Aşk Masalından Şarkılar Söyle” desem,
kim inanır bu yaşanmışlığa
bir daha başlanabileceğine?
Dün gece…
Evet, yine o eski hâl:
“Dün Gece Bir Bezm-i Meyde”
yalnızlığın kadehine eğildim,
ne şarap teselli etti
ne de suskunluk.
Çünkü bazı sorular vardır,
cevabını insan bile veremez:
“Güle Sor Bülbüle Sor” deseler,
ikisi de susar benim yerime.
Ve gece…
yine aynı makamda kapanır;
ne tam umut
ne tam hüzün…
Sadece
biraz eksilmiş bir hayat,
biraz çoğalmış hatıra,
ve içten içe söylenen bir şarkı:
Kırılmış dalların altında
hala yeşermeye çalışan
bir kalp var…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder