Zamanın kıyısında
akşam iner usulca şehrin omzuna...
Bir eski şarkı dolaşır dudaklarımda.
Ne tam hüzün ne de sevinç bu içimdeki,
adını koyamadığım bir eksiklik aslında.
Bir fotoğraf sarar geçmişin tozunu,
bir bakışta yıllar çöker gözlerime.
Kim bilir hangi sokakta unuttum kendimi,
hangi vedada sustum söyleyemediklerime.
Amasya düşer aklıma, Yeşilırmak gibi,
sessiz ama derin akar içimde hasret.
Ahşap evlerin gölgesinde çocukluğum bekler,
çağırsam döner mi, yoksa çok mu geç?
İstanbul kalabalık, ben biraz eksik,
her yüz bir yabancı, her ses uzak bana.
Oysa bir çınar altı yeterdi eskiden,
bir dost, bir çay, bir de içten “merhaba”.
Zaman dedikleri bir hırsızmış,
ne varsa almış, fark ettirmeden.
Geriye birkaç hatıra bırakmış sadece,
bir de kalbimde dinmeyen o eski neden…
Ve ben hâlâ bir akşamın eşiğinde,
geçmişle gelecek arasında asılı.
Ne tam gitmişim bu şehirden,
Ne de kalabilmişim olduğu gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder