07 Nisan 2026

HASRET

Benim çocukluğumda
Amasya’da çiçekçi yoktu
ama her ev bir bahçeydi,
her bahçe bir kalp.

Güller susarak açardı,
yasemin geceyi koklardı,
gülbahar sabaha
usulca düşerdi.
Suyu konuşan havuzlar vardı,
taş duvarlarda yankılanan
eski zaman sesleri.

Bir şehir düşün
şehzadelerin gölgesinde büyüyen,
tarihin omzuna yüklediği
ağır bir hatıra gibi.

Ama tarih başka bir yangın,
ben kendi külümdeyim.
Dost var, düşman var,
bir de karanlığı görev bilenler…
Söz, rüzgâr sanılır
ama gider, duvara çarpar.

Bir hayâl kuruyorum:
Irmağın kıyısında uzanmışım,
elimde bir şişe akşam,
yanında buruk yalnızlık…
Bir yudum alıyorum
hüküm veriliyor.
“Vurun!” diyorlar,
“Bu keyif fazla bu şehre…”

Oysa ben
sadece eski Amasya’yı özlüyorum.
Selim Salim amcaları,
Çağlayan’ın serinliğini,
Kristal’de kalan sesleri,
Cahit abinin masasında
yarım kalmış sohbetleri…
Şimdi her dönüşümde
bir mahzene sığınıyor içim.

Hayâlimde bir balkon:
rüzgârı dost,
gökyüzü açık…
Bir teras:
insanların birbirine yabancı olmadığı.
Ama ellerimde güller var
koyacak vazo yok.
Hepsi kırılmış…
Bir zamanlar su tutan o camlar,
şimdi kalbimizin içinden geçiyor.

Ve ben
her seferinde biraz daha anlıyorum:
Kırılan sadece vazolar değil,
bir şehrin inceliği,
bir hayatın zarafeti…
Haksız mıyım dostlar,
söyleyin,
hangi bahçe kaldı
içimizde?

Macit CÜNÜNOĞLU

Hiç yorum yok:

ARTIK SIKILMADIK MI?

Bugün kızım Sıla sayfamızın konuğu; Hıdırellez esintilerini paylaşmış, umarım ilginizi çeker. Bugün Hıdırellez.  Ritüellerin arasında bırakm...